Cehennem Benim

Şair: A. Vahap Kaya

11 Ocak 2013

Her insanın yaşayabileceği sıradan bir ayrılık yaşamıyordu. Onun gözünde bu ayrılık, toprağın sudan ayrılması gibi bir şeydi. Nasıl ki toprak sudan ayrılınca çoraklaşıyorsa; ırmaklardan, derelerden ayrı kalan sular sararıp kokar, bulanır ve kapkara oluyorsa; ateş, ocağından ayrıldığında sönüp kül hâline geliyorsa, ruhunun da dostundan ayrı kalması heyecanını yitirmiş, aklı, yayı kırılmış okçu gibi şaşkınlık içinde kıvranıp durmuştu.

Ayrılık acısını öylesine iyi biliyordu ki, henüz böyle bir durumu yaşamadan önce, hayranlık duyduğu insana:

“Dünyada ayrılıktan daha acı bir şey yoktur. Bana ne yaparsan yap, razıyım, şikâyet etmem; fakat beni ayrılığa düşürme.”

diye korku içinde seslenmişti. Aradan geçen sürede korktuğu başına gelmiş, ayrılığın acı veren yüzü ile karşı karşıya kalmıştı.

Ayrılığın yaşattığı hüzünle yöneldiği varlığın gücü karşısında dökülen gözyaşlarını teninde hissederken, kulluğunu ve Yaratan’ın yüceliği önündeki kulun çaresizliğini tüm benliğiyle hissediyordu. Sıkıntılı günlerinde önünde diz çökenlere, ruhlarını okşayan bir ses tonuyla verdiği vaazları hatırladı:

“Allah buyurdu ki: Ey insan! Ben kâfiyim, yeterim. Bir başkasının yardımını vasıta kılmaksızın sana bütün haberleri, hem de sebepsiz olarak veririm. Ben kâfiyim, yeterim; ben sana ekmeksiz tokluk, baharsız nergis ve nesrin veririm. Kitapsız, üstatsız sana bilgi veririm, sanat öğretirim. Sana ilaçsız sağlık veririm. Mezarı, kuyuyu, meydan hâline getiririm.”

Yaşanan onca kederin ardından, verdiği vaazlara kendisinin ihtiyacı olduğunu itiraf etmeliydi. Yine de ayrılık acısının öyle kolay kolay bitebileceğine pek ihtimal vermedi.

Yükselmeye başlayan güneşin kapı aralığından içeri süzülen ışığına doğru yürüdü. Kapıyı açar açmaz, aydınlık dünyanın içinde seçilebilen bir varlık hâline geldi.

Cehennem Benim — A. Vahap Kaya, s. 35