Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir.
Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür. Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir.
Ölüm, insanoğlunun er veya geç karşılaşacağı bir gerçek olarak karşısında durur. Ölüm sonrası bilinmezlik ve ölümün içinde barındırmış olduğu hüzün, ayrılık, acı gibi duygu ve düşünceler her zaman insanların zihinlerini meşgul etmiştir. İnsanoğlunun kabullenmekte zorlandığı, karşılaşmak istemediği bu kaçınılmaz gerçek etrafında toplumlarda birtakım âdet ve geleneklerin oluştuğu görülür. Bu âdet ve gelenekler, zamanla toplumsal kültürün bir öğesi hâline dönüşerek yüzyıllar boyu nesilden nesile aktarılmıştır. Bu öğe, toplum tarafından benimsenen inanç ve düşünce sistemlerinde de kendini güçlü bir şekilde hissettirir.
Ölüm düşüncesi ve onun etrafında oluşan çeşitli âdet ve uygulamalar, genellikle toplumun mensup olduğu dinin emirleri çerçevesinde şekillenmiştir. İslam dinine mensup olan Osmanlı toplumu ve bu toplumun birer ferdi olan divan şairlerinin ölüm üzerine düşüncelerinin de İslâmî akideler içerisinde şekillendiğini söylemek mümkündür. Bu düşünce ve uygulamalarda zaman zaman eski Türk inançlarının etkisi görülse de temel düşüncenin, mensup olunan İslâmî inancın bir gereği olarak bu dünyanın geçiciliği ve ölüm sonrası hayatın sürekliliği üzerine şekillendiği görülür. İnanç temelli şekillenen bu düşüncenin, ölünün toprağa defnedilmesi ve ölünün gömülmesinden sonraki mezar hayatına ilişkin insanların takınacağı tutum ve davranışlara da doğrudan etkisi bulunmaktadır.
Ölüm ve ölümle ilgili düşünceler, sadece dinî inançların ve düşünce sistemlerinin değil, edebiyat ve sanat eserlerinin de temel konularından biri olmuştur. Evrensel bir gerçek olması nedeniyle gerek dünya edebiyatında gerekse bizim edebiyatımızda ölüm temasını değişik şekilleriyle ele alıp değerlendiren, çeşitli edebî türlerde yazılmış çok sayıda eser bulunmaktadır.
Edebiyatımızda, özellikle de divan şiirinde ölümün ele alınışı ve ölümle ilgili kavramların işlenişi, nazım şekillerine göre çeşitlilik arz eder. Mersiyelerde gerçekleşen bir ölüm olayı sonrasındaki duygular ve düşünceler dile getirilirken, gazellerde gerçekleşmemiş, tasavvur hâlindeki ölüm olayı ile ilgili duygu ve düşüncelere yer verilir. Ölüden ya da gerçekleşmiş bir ölümden söz edilmez. Divan şiirinde gazellerde yer verilen ölüm teması ölüm sonrası düşüncelerin, acıların, duyguların anlatılmasına yönelik olmayıp daha çok aşk acılarıyla kıvranan âşığın durumunu belirtmek, sevgilinin zulmünün âşığı ölecek duruma getirdiğini anlatmak için kullanılır.
Divan şairlerinin ölüm konusuna bakışları, İslâm kültürü ve tasavvufî düşüncenin etkisindedir. Divan şairleri açısından ölüm, kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Bu sebeple beyitlerde bu konuyla ilgili ifade edilen düşünceler, ölümü sorgulamaktan çok şairlerin içinde bulundukları kültür çerçevesinde bu konuyla ilgili şahsî fikirleridir. Ölüm kavramı tasavvufî açıdan yorumlandığında ise bir kavuşma, büyük bir bayram (Şeb-i arûs) olarak değerlendirilir.
Divan şiirinde kendisinden kaçışın olmadığı, katlanılabilir bir gerçek olarak görülen ölüm, dünyanın sıkıntılarından kurtuluş ve ebedî saadetin yakalandığı hayatın ilk basamağı olarak düşünülür. Bu yüzden divan şairi için ölüm, korkulacak bir mefhum olmanın ötesinde sabırsızlıkla beklenen bir gerçek kimliğe bürünmedir.
Divan şiiri geleneğinin temel şahıslarından biri olan âşık, ölümle her zaman iç içe bir ruh hâlinde olduğu için canını teslim etme karşılığında ölmeden önce veya sonra çevresindekilerden birtakım isteklerde bulunur. Bu isteklerin ana muhatabı genellikle, hayattayken kendisinden bir türlü ilgi göremediği sevgilidir. Âşığın sevgiliyi muhatap almasının temelinde, onun ölmesine sebep olarak sevgilinin yaptığı eziyetler ve âşığın sevgiliden ilgi görme amacıyla son bir umut olarak ondan kendisini öldürmesini istemesi yatar. Âşıkların ölmeden önce veya sonra gerek sevgililerinden gerekse de çevresindekilerden yapılmasını arzuladığı istekler, farklılıklar gösterir.
Sürekli acı çeken, içinde bulunduğu şartlar itibariyle ölümle burun buruna yaşayan âşığın ölüm karşısında takındığı tavır ve ölüm karşısındaki istekleri, şairler tarafından çeşitli mazmun ve sanatlarla birlikte şiirlerde ilham kaynağı olarak sık sık kullanılır.
A. Ölmeden Önce Yapılması İstenen İstekler:
Divan şiiri geleneğinde âşık için ölüm, sevgiliye kavuşmanın bir aracı, teninde emanet olarak duran canın gerçek sahibine teslim edilmesidir. Onun için sevgili bir sultan, âşıksa onun kölesidir. Sevgili, öldürmek de dâhil, âşığın üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahiptir:
Boynı baπlu bendesidür bend-i zülfiñüñ göñülü
Dile âzâd it efendi dile öldür dile sat
(Hicrî)
Yoluña cânum fedâ’derin ne eglersin beni
Öldürüseñ gel sen öldür bende-i fermânınam
(Nedîm)
Genellikle sevgilinin eziyetlerinden kurtulmak için ölümü arzulayan âşığın gözünde ölüm, korkulacak bir olay değildir. Çünkü ölünmediği müddetçe sevgiliye kavuşmanın imkânı yoktur:
Can virmedükçe vuslat-ı cânân olur mı hiç
¡Ankâ-şikâr dâne-i imkân olur mı hiç
(Hâkim)
Sevgilinin en büyük özelliği vefasız olmasıdır. Kendisini seven hakikî âşıklarına daima işkence ve eziyette bulunur. Onun yaptığı bu işkence ve eziyetlere karşı dayanacak tahammülü kalmayan âşık, sevgilisinden bir an önce canını alarak çekmiş olduğu dertlerden kendisini kurtarmasını ister:
Sinemi tığ ile yarup beni öldürse hemân
Ya¡ni kurtarsa gamumdan beni yârân olsa
(Ziyâî)
Gel beni öldür hey âfet hançer-i bürrân-ile
Kurtulayın günde biñ kez ölmeden hicrân-ile
(Selîkî)
Dir imişsin yarın öldürsem gerekdür anı ben
Gel bu gün öldür öñinde öldügüm ferdâyı ko
(Hayretî)
Nev-cüvânum beni öldür πam ile pîr itme
Kerem it begcegüzüm hayr işi tehir tme
(İshâk Çelebi)
Sevgilinin kendisini öldürmesi karşılığında canını ve kanını onun yoluna harcamaya hazır olan âşık, kendisini dertlerinden kurtarması hâlinde ona duacı olacağını söyler:
Seni öldürmek istese cânân
Eyle şükrâne cânuñı kurbân
(Âşık Çelebi)
Kanuma teşne imiş hayli melek hâtuñ içün
Beni öldür ideyin kanumı yoluñda sebil
(G. Âlî)
Gel öldür Hicrî kurtar belâdan
Du¡âlar eylesün saña ölince
(Hicrî)
Ancak sevgili, daha çok acı ve ıstırap çekmesi için bir türlü âşığı öldürmeye yanaşmaz. Bu da âşığı canından bezdirir:
Şimdiye dek yüz kez öldürmek mukarrerdi beni
Günde biñ kez öldügi yegdür diyü öldürmedi
(İshâk Çelebi)
Ey Mesîhî bizi öldürmeye âr ideli yâr
Hak bilür dünyeden usandug u cândan bezdük
(Mesîhî)
Sevdiğinin yaptığı eziyetler karşısında âşık sağ kalırsa, son bir umut olarak çevresindekilerden kendisini öldürmelerini ister:
Bu cevr ü bu cefâ ile bu zecr-i hicr ile
Öldürmez ise yâr beni öldürüñ beni
(Ziyâî)
Mesîhî, ölmeden önceki son nefesinde vefasız, puta benzeyen sevgili için bağırıp inlemek için ecele seslenerek ondan dilini bağlamamasını ister:
Dem-i âhirde dilüm bağlama ey dest-i ecel
K’ol vefâsuz sanem içün biraz efgân kılam
(Mesîhî)
B. Ölüm Sonrası Vasiyet Niteliğindeki İstekler
Vasiyet, bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği işlerdir. Vasiyette yapılması talep edilen istekler, kişinin ruh yapısına, içinde bulunduğu şartlara, sahip olduğu kültürel ve toplumsal yapıya göre çeşitlilik gösterir. Kişilere göre değişen bu isteklerin temelini, hayattayken yapılamayan işler veya arzulanıp da bir türlü sahip olunamayan değerler teşkil eder. Bazen şartların elvermemesi, bazen maddi imkânsızlıkların yetersizliği, bazen de ömrün fırsat vermemesi sebebiyle kişi, öldükten sonra bu isteklerinin yapılmasını en yakınlarından başlayarak çevresinden ister.
Mal Varlığının Taksimi ile ilgili İstekler
Gerçek anlamda aşk derdine yakalanan âşıkların öldükten sonra kendinden sonrakilere bırakabilecekleri bir şeyleri yoktur. Çünkü onların bu dünyadaki servetleri dert ve gamdan ibarettir.
Aşağıdaki beyitte Süheylî, bu gerçeğe temas etmektedir:
Benüm yok derd ü gamdan ayru nesnem
Ölürsem derd ile gam yiye vâris
(Süheylî)
Kendisi öldükten sonra hiçbir şeyinin kalmadığını söyleyen Mesîhî, mirasçılarının vücudundan arta kalan kemiklerini paylaşmasını ister:
Mesîhî kaldı uş bir dost bir post
Ölicek üstünhânuñ ala vâris
(Mesîhî)
2- Salâ Okunmasıyla ile ilgili İstekler
İslâmî usullere göre ölen bir kişiden çevredekilerin haberdar olması için minarelerden salâ okumak âdettendir.
Enverî, ayrılık derdiyle ölmesi hâlinde; iniltilerinin minareye benzeyen âhına çıkarak salâ okumasını ister:
Bir cum’a kûşesinde ölürsem firâk ile
Nâlem menâr-ı âha segirdüp salâ vire
(Enverî)
3- Cenazenin Yıkanması ile İlgili İstekler
Cenazelerin yıkanması, İslâmî inanç değerleriyle şekillenen Osmanlı kültür hayatının önemli uygulamalarından biridir. Ölen kişilerin bedenlerinin öteki dünyaya temiz gitmesi amaçlanan bu uygulama, çeşitli usullerle gerçekleştirilir.
Ölicek lutf idüñ âb-ı yah ile yuñ bedenüm
Sînemüñ sûzi ile ýutuşa şâyed kefenüm (Zâtî)
Hayretî, öldüğü zaman bedeninin sevgililerin kendisi için dökecekleri kanlı gözyaşlarıyla yıkanmasını ister:
Yumag içün ben perîşân-rûzgârı ölicek
Cem olup kan aglasun bir nice yârân üstüme
(Hayretî)
Hayâlî ise sevgilinin yanağını öpmeden ölmesi hâlinde, cenazesinin yıkanacağı suyun şeftali dallarıyla ısıtılmasını ister:
Almadan bûse-i yârı ger ölem ey hem-dem
Suyum ısıtmaga şeftali budagın yakasın
(Hayâlî)
4- Kefen ile İlgili İstekler
Kefen, ölülerin gömülmeden önce sarıldıkları beyaz bez parçasıdır. İslâmî gelenek içerisinde şehit olanların yıkanmadan kefenlenmesi âdettendir. Bu yüzden ölüler kefene sarıldıklarında, kefen kanlanır. Âşıklar da aşk yolunda şehit oldukları için kefenleri kanlar içinde kalır. Aşağıdaki beyitlerde bu düşünceye atıfta bulunulmuştur:
Ben şehîd-i tug-i işk oldıguma şâhid yeter
Lâleler kanlı kefenlerle mezârumda ‘ıyân
(Âşık Çelebi)
Dâg-ı mihnetle beni öldürse ol gül-purehen
Lâle-veş sarsın baña derd ehli bir anlı kefen
(Hayâlî)
Şehit olanlara karşı yapılan muamelelerden biri de onları kefenlemeden elbiseleriyle gömmektir. Aşağıdaki beyitlerde bu uygulamaya dikkat çeken İshâk Çelebi ve Hicrî, öldükleri zaman kefen istemezler:
Îşk serdârı olan merd-i garîbüñ olmaz
Sağ iken pireheni öldüği vaktin kefeni
(İshâk Çelebi)
Şevkle ten cübbesin çâk it degül kim purehen
Kim dimişlerdür şehid-i aşka yaraşmaz kefen
(Hicrî)
Fuzûlî, diriyken vücudunun yaralarına konarak kendisine elbise olan pamukların, ölünce de kefen olmasını ister:
Penbe-i merhem-i dâğ içre nihândur bedenüm
Diri oldukça libâsum budur ölsem kefenüm
(Fuzûlî)
Sevgilinin kendini öldürmesiyle bayram yapan Meâlî, bayramlık kefene sarılmak ister:
Yâr öldürdi beni bugün baña bayrâmdur
Dostlar bi’llâhi saruñ baña bayrâmî kefen
(Meâlî)
Sevgilinin yanağının hasretiyle ölen Ziyâî, gül yaprağından bir kefene sarılmak ister:
Hasret-i ârız-ı yâr ile ölürsem hayfâ
Berg-i gülden tenüme bir kefen eyleñ peydâ
(Ziyâî)
Hayalî ise cesedinin sarılacağı kefene seslenerek ondan öldüğü zaman sevgilinin hasretiyle oluşan yaraları gizlemesini ister:
Kimseye gösterme dâğ-ı hasretin cânânımın
Öldüğümde ey kefen eyle baña settârlık
(Hayâlî)
Sevgilisinden ayrı kalan Hayretî, ecelin kendisine yâr; kefenin de gömlek olmasını ister:
Ey ecel yâr ol baña yâr oldı çün benden cüdâ
Ey kefen ben haste-i uryâna gel purâhen ol
(Hayretî)
Necâtî, gümüş tenli sevgilisinin kendine sarılması hâlinde; ölerek vücuduna kefen sarılmış gibi olur:
Mümkin midür ki sarıla bir sîm-ten baña
Ölem gidem meger ki sarıla kefen baña
(Necâtî)
5- Tabut İle İlgili İstekler
Cenazelerin mezarlıklara götürülmesi için içine konuldukları tahtadan yapılmış sandıklara tabut denir. Şiirlerde genellikle şekli itibarıyla ele alınan tabuta konan kişi, âşıklardır.
Hamdullah Hamdi, sevgilinin yanağı ve beni sevdasıyla ölmesi hâlinde, tabutunun fildişi ile abanozdan yapılmasını ister:
O haste-dil ki ölür hadd ü hâl derdiyle
Gerek ki anuñ ola ýâbûtı âbnûs ile âc
(Ham. Hamdi)
Ahmet Paşa sevgilinin serviye benzeyen boyunun hasretiyle ölmesi hâlinde tabutunun şimşaddan (servi) yapılmasını vasiyet eder:
Serv-i kaddüñ hasretinden ölicek tâbûtumu
Eylerim şâhum vassıyet k’ideler şimşâddan
(A. Paşa)
Aynı şekilde Meâlî, sevgilinin kırmızı la’le benzeyen dudağının hasretiyle ölmesi hâlinde tabutunun mercandan yapılmasını ister:
Hasret-i la’li ile ölürsem
Baña mercândan eyleñüz tâbût
(Meâlî)
Sevgilinin yanağı ve boyunun arzusuyla can veren Hicrî, onun boyuna benzerliğinden dolayı tabutunun serviden, yanağına benzerliğinden dolayı da kefeninin gülden yapılmasını ister:
Ârızu kaddüñ hevâsıyla düşüp cânlar virür
Servden tâbût umar gülden kefen ister göñül
(Hicrî)
Necâtî, sevgilinin saçının derdiyle ölürse tabutuna kara Kabe örtüsünün örtülmesini ister:
Kara Kabe örtüsü ile örtesiz tâbûtumı
Ölicek zülf-i gamından dostlar kardaşlar
(Necâtî)
Enverî ise sevgilinin yanağını düşünerek öldüğünde, tabutunun yasemin çiçekleriyle süslenmesini ister:
Ölürse ruhlarun fikriyle iy meh Enveru hastañ
Donatsun ehl-i gam tâbûtını iy gül semenlerle
(Enverî)
6- Cenaze Namazı ile İlgili İstekler
Bâkî, öldükten sonra kıymetinin dostlar tarafından musalla taşında bilinip arkasında saf saf cenaze namazına durulmasını ister:
Gadrüñi seng-i musallâda bilüp ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşuña yârân sâf sâf
(Bâkî)
7- Cenazenin Taşınmasıyla ile İlgili İstekler
Ölen bir kişiye karşı yapılan son görevlerden birisi de hep beraber onun cenazesinin mezarlığa kadar götürülmesidir.
Cemâlî, öldüğü vakit cenazesinin cahiller tarafından taşınmasından utanç duyacağını söyleyerek sevdiği kişilerce taşınmayı tercih eder:
İy Cemâlî ölicek yârân götürsün meyyitüm
Câhilüñ boynında yük olmak hacâletdür baña
(Cemâlî)
Ümîdî, öldüğü zaman baş üstünde taşınan cenazesine, sevdiği kişilerin eşlik etmesini ister:
Ölicek halk cenâzem götürüp baş üzre
Ey Ümidî düşeler öñüme yârân sâf sâf
(Ümîdî)
Mesîhî ise sevgilinin kapısında ölmesi hâlinde, cenazesinin sevgilinin itleri tarafından taşınmasını arzular:
Ben ölicek kapuñda cenâzem götürmege
Cem¡ olup itlerüñ yapışa üstühˇânuma
(Mesîhî)
Ahmet Paşa da tabutunun arkasından gelirse sevgilisine hakkını helal edeceğini söyler:
Kanumı helâl eyleyeyin saña gelirseñ
Tâbûtumun ardınca bir iki kadem ey dost
(A. Paşa)
8- Mezar ile İlgili İstekler
a. Mezarın Yeri ile İlgili İstekler
Ömür boyu sevgiliden ayrı yaşamak zorunda kalan âşıklar, hiç olmazsa öldükten sonra ondan uzakta olmak istemezler. Bunun için mezarlarının sevgilinin yaşadığı yere yakın bir yerde olmasını isterler.
Servi boylu sevgilinin hasretiyle can veren Bâkî, öldükten sonra sevgilinin boyuna benzediği için bir servinin gölgesinin düştüğü yere defnedilmeyi ister:
Ger ölürsem hasret-i kaddiyle ol servüñ beni
Bir yire defn eyleñüz kim sâye-i ar ar düşer
(Bâkî)
Cenazesinin sevgilinin köyüne defnedilmesini uman Hüdâyî, bu durumda mezarının cennet bahçesine döneceğini söyler:
Ger ser-i kûyuñda defn eylerler ise meyyitüm
Ka’be hakkı ravzam ola cennetü’l-me’vâ gibi
(Hüdâyî)
Hafîd ise öldüğü zaman mezarının sevgilinin göğsü, kefenininse onun gömleği olacağını söyleyerek ölmekten gam yemez:
Gam degil aşk-ı mahabbetle ölürsem zîrâ
Makberim sineñ olupdur kefenüm pîrehenüñ
(Hafîd)
Sevgilinin yurdunu cennete eşdeğer gören Hayâlî, aşk derdinden ölmesi hâlinde sevgilinin köyüne gömülmeyi vasiyet eder:
Gam-ı aşkında ölürsem ser-i kûyuñda defn eyleñ
Şehid olanların çünkim yeri Firdevs-i a’lâdur
(Hayâlî)
Selîkî ise sevgilinin yurdunun arzusuyla öldüğü zaman, cennet bahçelerine benzeyen bir gül bahçesine gömülmenin hayalini kurar:
Ârzû-yı ser-i kûyıyla ölürsem yârüñ
Gülşen-i bâğ-ı cinân ola Selîkî vatanum
(Selîkî)
b. Mezarın Kazılmasıyla İlgili İstekler
Ziyâî, sevgilinin çene çukurunun hasretiyle ölmesi hâlinde mezar kazıcının kabrini hoşça kazmasını ister:
Hasret-i çâh-ı zena«dânuñla çâk olursa ten
Kabrümi lutf eylesün bir hoşça kazsun gûr-ken
(Ziyâî)
c. Mezarın Özelliği ile İlgili İstekler
Mezar yapımında genellikle mermer tercih edilir. Ayrıca ölen kişinin hatırasına saygı göstermek amacıyla mezarının şekil olarak güzel ve alımlı olmasına dikkat edilir.
Gümüş tenli bir güzelin sevdasıyla ölen Necâtî, mezarının mermerden yapılmasını ister:
Bir sîm-ten firâkına ölen Necâtînüñ
Bi’llâhi mermer ile yapasız mezârını
(Necâtî)
Gelibolulu Sun’î, öldüğü vakit keder ordusuna karşı siper olması için mezarının mermerden yapılmasını ister:
Ben ölicek mezârumı mermerle yapalar
K’ola sipâh-ı gussaya ey sîm-ten hisâr
(G. Sun’î)
İshâk Çelebi ise sevgilisinin öldükten sonra kendisini hatırlamasıyla mezarı mermerden yapılmış kadar mutlu olur:
Yine ölmiş ¡âşıkın ol seng-dil yâd eyledi
Hayra girdi kabrini mermerle bünyâd eyledi
(İshâk Çelebi)
Nedim ise öldüğü zaman mezarının tuğlasının çamurunu sakinin su testisinin toprağından yapılmasını arzular:
Söyleyin sâkîye öldükde Nedîm-i zânna
Eylesin tahmîr-i hışt-ı lahd hâk-i kûzeden
(Nedîm)
d. Mezar Taşı ile İlgili İstekler
Ölen kişinin gömüldüğü yerin baş ve ayakuçlarına birer taş dikilerek mezarın yerinin belli olması sağlanır. Ayrıca bu taşlar üzerine ölen kişiyle ilgili çeşitli bilgiler yazılarak mezarın sahibi hakkında çeşitli bilgiler verilir.
Ziyâî, gurbet acısıyla ölürse mezarına büyük bir taşın mezar taşı olarak dikilmesini ister:
Bir ulu taşı mezârumda nişân eyleyesiz
Dostlar bunda ölürsem elem-i gurbetden
(Ziyâî)
Mezar taşlarına “hüve’l-bâkî, hüve’l-hayy, ruhuna fatiha” gibi birtakım ifadeler yazılması âdettendir. Aşağıdaki beyitte bu âdete dikkat çeken Mesîhî, mezar taşına hüve’l-hayy yazılmasını ister:
Mesîhî derd-i cânândan ölürse
Yaza seng-i mezârında hüve’l-hayy
(Mesîhî)
Behiştî, haşre kadar dil gibi hâl ehline açıklanması için içindekilerin mezar taşına yazılmasını ister:
Haşre dek şerh itsün ehl-i hâle mânend-i zebân
Yazasuz der-i derûnumdan mezârum taşına
(Behiştî)
Hayâlî de ölse bile mezâr taşlarının hâl diliyle derdini anlatmaya devam edeceğini iddia eder:
Ölsek hayâlî derdimizi ¡âleme yine
Söyler zebân-ı hâl ile seng-i mezârımuz
(Hayâlî)
Sevgilinin yaşadığı evin eşiği, âşıkların kavuşup yüz sürmek için can attıkları bir yerdir. Âşıklar, orada daima kanlı gözyaşları dökerler. Hatta sevgilinin eşiğinin taşı, âşıklar için öldükten sonra bile vazgeçilemeyecek kadar kıymetlidir.
Bunun için âşıklar, öldükten sonra bile mezarlarına sevgilinin eşik taşının mezar taşı olarak dikilmesini isterler:
Mezârum ravza-i cennet civârı ola öldükde
Dikilse başum üstine nigâruñ işigi taşı
(İshâk Çelebi)
Yârüñ işigi taşını levh-i mezâr idüñ
Tâ kim ¡Atâyî söylene nâm u nişânumuz
(Nev’î-zâde Atâyî)
Sevgilinin en önemli özelliklerinden biri de gözleriyle âşığını öldürmesidir. Böyle bir durumla karşılaşacağını bilen Nev’î, mezarının sürme taşından yapılmasını vasiyet eder:
Nev’îyi çeşmi katl idicek vârisüm olan
Sürme taşından eyleye mîl-i mezârumı
(Nev’î)
Gelibolulu Âlî, sevgilisi tarafından öldürülmesi hâlinde mezar taşlarının bu olaya şahitlik edecek olmasıyla teselli bulur:
Cefâ ile beni ol seng-dil öldürse ey ¡Âlî
Şehâdet itmege bâri iki seng-i mezârum var
(G. Âlî)
Fuzûlî ise gam ateşinden bir alev olduğunu söylediği kabrinin taşına, kınama okunun atılmamasını ister:
Kabrim taşına kim gam odumdan zebânedir
Tan okın atma kim hatarı çok nişânedir
(Fuzûlî)
İshâk Çelebi mahşer günü bazen göğsünü bazen başını dövmek için Allah’tan, mezar taşından kendisini ayırmamasını ister:
Dögmek içün gâh sînem geh başum mahşer güni
İtmesün bâri Hudâ seng-i mezârumdan cüdâ
(İshâk Çelebi)
Fuzûlî, sevgilinin diyarında ölmesi hâlinde mezarına taş dikilmemesini servi boylu güzelin gölgesinin düşmesini ister:
Mezârum üzre koymañ mîl eger kûyuñda cân versem
Koyuñ bir sâye düşsün kabrüme ol serv-kâmetden
(Fuzûlî)
Süheylî de aşk yolunda ölenlerin hiçbir şöhrete ihtiyaçlarının olmadığını söyleyerek öldüğü zaman mezârına taş dikilmemesini ister:
Eyleme hengâm-ı mevtümde baña seng-i mezâr
Küşte-i ¡ışkuñ olan nâm ü nişânı n’eylesün
(Süheylî)
Bir başka beyitte ise sevgilinin işkenceleriyle ölen âşık, gömüldüğü yerin bilinmemesi için mezarına taş dikilmemesini ister:
Ölürsem cevr-i cânân ile taş dikmeñ mezârumda
Nişânum kalmasuñ kûyında ol bî-rahm cânânuñ
(Ziyâî)
9. Defin Sırasında Yapılması İstenen İstekler
İshâk Çelebi, öldüğü zaman sevgilisinin kendisine sövmesini ister. Çünkü kabre konulurken sevgilinin bu sövmeleri, onun için dua yerine geçecektir:
Dildâra diñ ki sµneme sövsün ben ölicek
Koñ kabrüme beni o mücerred duâ ile
(ishâk Çelebi)
Divan şiirinde sevgilinin üzerine bastığı topraklar, âşıklar için çok kıymetlidir. Bir türlü sevgilisine kavuşamayan âşık, onun bastığı topraklara yüz sürerek teselli bulmak ister.
Aşağıdaki beyitte Enverî, mezara konulunca üzerine atılan toprakları sevgilinin ayağının bastığı toprağa benzetir:
Hâk-i pây-i dil-beri zann eyledüm iy mâh kim
Yüzüm üstine mezârumdan döküldükçe türâb
(Enverî)
Şair, balka bir beyitte ise mezara gömülürken üzerine sevgilinin amber kokulu saçlarından saçılmasını ister:
Ölürsem üstüme saçılsa bu gîsû-yi anberden
Metâ¡-ı hüsn-i dil-berden mezâra armağan olsa
10. Defin Sonrası İstekler
a- Sevgiliden İstekler
Âşığın mezara defnedildikten sonraki en büyük isteği, mezarını sevgilinin ziyaret etmesidir. Sevgili, hiç olmazsa bu şekilde öldükten sonra kendisine ilgi göstermiş olacaktır. Çünkü hiçbir günahı olmadığı hâlde onun ölümüne sebep olan, sevgilidir:
Ey kamer-ruh nûr-veş in bâri geh geh kabrüme
Tığ-i hecr ile beni çün bî-günâh itdüñ şehid
(Mesîhî)
Nâz ile kabrüme gel ey büt-i şîrin-harekât
Görelüm rûh-ı revânuñ nicedür reftârı
(Helâkî)
Ey Selîkî gam-ı hecriyle biz öldük bâri
Kabrümüz üzre gelüp rûhumuzı şâd itsün
(Selîkî)
Sevgilinin âşığın mezarına gelip ona sövmesi bile dertli âşığa kabul olmuş dua gibi gelir:
Gelüp bir hayli sögmiş kabrüm üzre ol gözüm nûrı
Ziyâ’î derd-mende müstecâb olur du’âdur bu
(Ziyâî)
Âşık, bedeni coşup canlanacağı için sevgilinin kabrine ayak basmasını; toprağının da boyunun gölgesini kucaklayabilmesi için gölgesini mezarına düşürmesini ister:
Kabrüme bassañ kadem ten cân bulup cûş eyleye
Serv-i kaddüñ sâyesin hâküm der-âğûş eyleye
(Nev’î)
Hayattayken vuslata bir türlü fırsat vermeyen sevgiliden Fasîhî’nin de son isteği, mezarının toprağına boyunun gölgesini düşürmesidir:
Vasluña irgürmedüñ öldür de ey serv-i hırâm
Sâye-i kaddüñ düşür bâri mezârum hâkine
(Fasîhî)
Eğer sevgili, âşık öldükten sonra onun mezarını ziyaret edecek olursa mezar, onun parlaklığıyla nurlanacaktır. Bu yüzden âşığın sevgilisinden son bir isteği, mezarına ziyarete gelmesidir:
Müstagrak oldı nûra bugün kabr-i Enverî
Cânâ revân olursan ölicek mezârına
(Enverî)
Çün şehid eylersin ol gamzeyle hey kâfir beni
Bâri nûr insin mezârıma güzer kıl dâimâ
(A. Paşa)
Ölicek kabrümüze uğrar iseñ
Nûra müstahrak ola türbetümüz
(Mesîhî)
Ben ölicek kabrüme ger yâr ide bir kez güzer
Tâ kıyâmet nûr ine sakf-ı mezârumdan baña
(Celîlî)
Aslında âşık, sevgiliden hiçbir şey istemez. Sevgili tarafından âşığa söylenecek olan “kulum ölmüş ” sözü bile âşık için vefa olarak yeter:
Baña vefâ yeter bu ki ben ölicek nigâr
Bir kez diye Me’âlî kulum eylemiş vefât
(Meâlî)
Hatta âşık, sevgilisine kavuşmanın bayramında; sevgilisinden kendisini öldürüp vücudunu bin parçaya ayırarak itlerine kurban payı vermesini ister:
Îd-i vasluñda beni öldür tenüm sad-pâre kıl
Vir sevindür itlerüñ bezl eyle kurbân pâresi
(G. Âlî)
Ahmet Paşa ise ayrılık ateşiyle kendisini öldüren sevgiliden kan pahası olarak hiç olmazsa bir öpücük vermesini ister:
Şevkin vedâ içinde çün öldürdü Ahmedi
Bir bûse ile bâri buyur kan-bahâcığım
(A. Paşa)
Behiştî ise mezarda gözlerinden ayrılan kirpiklerin, mezarına basan sevgilinin ayaklarına zarar vermemesi için sevgilisinden mezarından çizmesiz geçmemesini ister:
Gözümden ayrılan kirpiklerüm kâr eyleye şâyed
Ölürsem mûzesiz geçme benüm hâk-i mezârumdan
(Behiştî)
b- Çevredekilerden İstekler
Aşk derdiyle ölen âşık, bu hâlini gören çevresindekilere seslenerek öldüğünü sevgilisine söylemelerini ister:
Öldükde benüm hâlümi bi’llâhi görenler
Cân virdügümi ¡ışk ile cânâna disünler (Revânî)
Figânî de gurbette ayrılık acısıyla öldüğü zaman, sevgilisinin haberdar edilmesini saba yelinden ister:
Ben bu gurbetde garîbem ger ölem fürkat ile
Ey sabâ hâlümi lutf it der-i cânâna ilet
(Figânî)
Nev’î ise bu arzusunu, mezarından bitecek olan otların yerine getirmesini bekler:
Ölicek hâk-i mezârumda biten her çemenüm
Dil olup söyleye ol serv-i dil-ârâ gamını
(Nev’î)
Âşığın hayattayken en büyük hedefi sevgiliye kavulmaktır. Ancak bir türlü bu hedefine kavuşamadan ölür. O, öldükten sonra bir nebze olsun teselli bulmak için sevgiliye benzerliğinden dolayı mezarına servi ağacının dikilmesini ister:
Hasret-i kaddüñ ile ger bu Mesîhî vire cân
Gabri üstinde bite serv-i hırâmân-şekil
(Mesîhî)
Öldüm ol servüñ ayagına yüzüm süremedüm
Serv diküñ başum ucında mezârumda benüm
(Âşık Çelebi)
Usûlî ise bu teselliyi, sevgilinin sembolü olan güllerin mezarında açılmasında bulur:
Bu şevk ile ölürsen umarım Usûlî kim
Kabrinde güller açıla tâze bahâr ola
(Usûlî)
Şekil olarak çıkarmış olduğu âhlara benzerliğinden dolayı Necâtî de mezarının üzerine nergis çiçeğinin dikilmesini ister:
Nergis diküñ ki hey’et-i sırf ü elif dürür
Tâ kim mezârum üsti kamu şekl-i âh ola
(Necâtî)
Sevgilinin yüzündeki ayva tüyleri, âşıkların düşkün olduğu güzellik unsurlarından biridir. Süheylî, sevgilinin ayva tüylerinin derdiyle toprak olursa, bu tüyleri çağrığtırması bakımından mezarına yeşil bir örtü örtülmesini vasiyet eder:
Gam-ı haýýıyla hâk olsam Süheylî ol gül-endâmuñ
Vasiyyet eyleyem örtsün mezâruma yaşıl hârâ
(Süheylî)
Revânî de mahşer gününe kadar mezarına çimenlerden yeşil örtüler örtülmesini ister:
Gam-ı haýýuñla ölürsem güzelüm haşre degin
Sebz cübb’örte benüm üstüme kabrüm çemeni
(Revânî)
Hayretî, mezarında biten ateşli otların kabrini ziyarete gelenleri yakmaması için ziyaretçilerinden ağlamalarını ister:
Kabrümüz üzre gelicek ağlaşuñ yoldaşlar
Yakmasun sizi bizüm oddur biten her kâhumuz
(Hayretî)
Âşığın gönlü daima sevgilinin saçlarında olmak ister. Ancak hayattayken buna bir türlü muvaffak olamaz. Bu yüzden hiç olmazsa öldükten sonra onun saçlarına kavuşmak ümidiyle kemiklerinden bir tarak yapılmasını vasiyet eder:
Ölürsem üstühˇânumdan vadiyyet kim kıluñ şâne
İrişem şâyed ol yüzden meger zülf-i perîşâne
(Hafîd)
Fuzûlî, meşhur Su Kasidesi’nde eğer sevgilinin elini öpmeden ölürse toprağından testi yapılmasını ve onunla sevgiliye su verilmesini ister:
Dest-bûsı ârzûsiyle ger ölsem dôstlar
Kûze eyleñ topragum sunuñ anuñla yâre su
(Fuzûlî)
Behiştî, sevgilinin aşk meclisinde ölmesi hâlinde çömlekçiden mezarının toprağından içki kâsesi yapmasını ister:
Bezm-i ¡ışkuñda ölürsem «âkümi cem¡ eyleyüp
Kâse-i mey nakşını resm eylesün hazzâf aña
(Behiştî)
Hayretî ise sevgilinin kırmızı dudağının fikriyle ölürse toprağından kadeh yapılmasını, kadeh yapımında da çamurun sevgililerin göz yaşlarıyla karılmasını ister:
Yâd-ı la¡liyle ölürsem sâğar eyleñ toprağum
Anı tahmîr itmege üstüme yârân ağlasun
(Hayretî)
Veli, tanınmış kimselerin mezarlarında mum yakmak âdettendir. Hayretî de aşk kılıcıyla şehit olduğuna delil olması için haşre dek can kandilinin yakılarak mezarına asılmasını ister:
Şehîd-i tıg-i ¡ışk olduguma rûşen delil olsun
Asılsun meşhedümde haşre dek kandil-i cân yansun
(Hayretî)
Hicrî, haydutlara karlı hazır olması için aşk yolunda öldüğü zaman, kabrine taş yığılmasını ister:
Ölicek râh-ı ¡aşkında yıhalar kabrüm üzre taş
Harâmîlük durur yollar k’ola ¡uşşâk hâzır taş
(Hicrî)
Rakip, âşık-maşuk ilişkisinde âşıkla yarışan kişidir. Onun için kötü, çirkin, zararlı ve zalimdir. Sevgiliyle olan münasebeti âşığı üzer. Sevgilinin çevresinden asla uzaklaşmadığı için âşığı da ona yaklaştırmaz. Bu bakımdan rakip, sevgilinin mahallesinin bekçileri veya köpekleridir. Âşık, sevgilisine ulaşmasını engellediği için daima rakibe kin ve nefret duyar. Buna rağmen sevgiliye hizmet etme amacıyla öldükten sonra kemiklerinin, mahallesindeki bu itlere yemek olmasını ister:
Üleşsünler ölicek üstühˇânum farż imiş zîrâ
İşigüñ itlerine bezl-i cândan bir nişân virmek
(G.Âlî)
İşiginde ölmege cân virdigüm Hicrî budur
İtlerine ýa¡me ola üstühˇânı sinemüñ
(Hicrî)
Ölicek tâze cân bulmak mukarrerdür yine cânâ
Seg-i kûyuñ nevâle idine gerüstühˇânumdan
(Hayretî)
Aynı hizmet düşüncesiyle Nihânî, Usûlî ve İshâk Çelebi, öldükleri zaman kafataslarının sevgilinin köpeklerine yemek çanağı olmasını isterler:
Ben ölicek Nihânî kâse-i ser
Seg-i dildâruma sifâl olsun
(Nihânî)
Ölicek eşiğinde başum olsa
Mahalleñ itinin bâri sifâli
(Usûlî)
İşiginde ölicek ola mı bir sâhib-i hayr
Ki ide kâse-i serden seg-i kûyına sifâl
(İshâk Çelebi)
Âşık, sevgilinin yolundaki en büyük düşman olan rakibin mahşer gününde dirilmeyeceğini bilse ölümü seve seve kabul etmeye hazırdır:
Agyâr ile dirilmez isem ölüme hâzıram
Şükr-i hüdâ ki her marazuñ bir devâsı var
(Necâtî)
Hayâlî, öldüğü zaman kemiklerini sevgiliye gönderilmek için hazırlanmış birer mektup olarak görür. Mahallesinin itlerinden bu
mektupları, sevgiliye ulaştırmasını ister:
Mahabbet-nâmelerdür kim saña irsâl eder cânum
Ben öldükte seg-i kûyuñ götürse üstühˇânumdan
(Hayâlî)
Ziyâî de mezarına rakibin uğramamasını ister. Uğrayacak olursa mezar taşlarıyla onu taşa tutacaktır:
Uğramasun kabrüme mecnûn rakib-i bed-nihâd
Makberüm taşından anı taşa tutmakdur murâd
(Ziyâî)
Sevgilinin mest gözleri tarafından öldürüldüğünde hiç kimse tarafından anılmayacağını bilen âşık, sevgilinin itlerinin kemiklerinden lâdes tutmasını bekler:
Kimse yâd eylemez öldürse beni ol gözi mest
Üstühˇânumla meger itleri duta yâ dest
(Nev’î-zâde Atâyî)
Yunus Kaplan









