Günün Birinde

İyice biliyordum ki günün birinde
Bu yoldan aşağı inmem gerekecek
Ama o günün birinin
Bugün olacağını
Hiç düşünmemiştim nedense.

NARİHÎRA
(825-880)

20260612_2337092611548520126124233-819x1024 Günün Birinde

Japon Şiirini Türkçeye Çevirirken


Yerli ve yabancı antolojilerde çeşitli şiir çevirme metotları yürütülüyor.

Şiir çevirenlerden bir kısmı, şiirin yazıldığı dile, şiirin iç ve dış yapısına çok titiz bir bağlılık gösteriyorlar. Bu davranış onları kendi dilleri ve şiir geleneklerine karşı kayıtsız bırakıyor. Ellerinden geldiği kadar cümle tiplerini, hatta cümlede kelime sayısını bile bozmamaya çabalıyorlar. Bu tutumla çevrilen şiirlerin şiir yönü çok yoksul kalıyor. Ayrıca tıpatıp çevirme merakı, dilde deyimlerle karşılaşıldıkça bu çeşit şiir çevirenleri şiirin anlamı dışına da çıkarıyor. Ama bunu belki de kontrol edemiyorlar.

İkinci bir grup, kendi dillerinde ve şiir geleneklerinde şiirin asıl yazıldığı dildeki özelliklerine benzer formu arayıp bulmaya çalışıyor. Burada başarı, çevirenin adapte yeteneğine bağlı kalıyor. Bu tutum da iki dil ve iki şiir geleneği arasındaki aykırılıkların çok büyük olduğu zamanlarda işlemeyen bir mekanizma durumun düşüyor ve çevirmenin yapıldığı dilde asıl şiirdeki kadro bulunamazsa, şiirin ana karakteristiğine yazık oluyor.

Üçüncü bir grup; şiir çevirmeyi biraz daha kolay yoldan yürütüyor. Şiirin aslı hangi formda olursa olsun, bunu serbest nazımla çevirme yolunu tutuyorlar. Şiirin yalnız anlamını, çok bağımsız bir söyleyişle aktaran bu metot, şiirin aslındaki iç ve dış özelliklerden sırasına göre hiçbir şey taşımasa da oluyor. Şiir yalnız anlamdan ibaret olmadığına göre de meydana getirilen çeviri, bir sözlük pehlivanlığını andırıyor.

Dördüncü bir grup, şiirde nazım yönünü hiçe sayarak şiirleri nesirle çeviriyor. Çevrilen şiir, nazım yönüyle ne kadar önemli olursa olsun, gene yalnız anlamıyla aktarılmış oluyor. Bu tutumla çevrilen şiirler mensur şiirleri andırıyorlar ve aslında ayrı ayrı olması gereken iki tür bu metotla bir tür durumuna düşüyor. Üstelik mensur şiiri şiir değil de artistik nesir sayarsak, bu son metotla çevrilenler—hele biraz da titizlikten uzak düzenlenmişlerse—ithal malı buzdolabı veya çamaşır makinesi tarifesine benziyorlar.

Günün birinde teknik, iki dil arasındaki çevirmeleri makineye yaptırabilir; ama iki dil arasındaki şiir çevirmelerini gene insanlar yapacaklar.

Japon şiirini Türkçeye çevirirken önce Türkçemize ve Türk şiir geleneğine bağlı kaldım. Matsuo Bashō, Japon değil de bir Türk şairi olsaydı bu şiiri acaba nasıl söylerdi diye düşündüm. Şiirleri çevirirken İngilizceden çok Türkçeden imtihan sorumluluğu duydum. Şiir çevirenin şiirden anlamasını, biraz da şairliği bulunmasını şart sayarım. Türk dili ve Türk şiiri için on beş–yirmi yıldan aşağı bir çıraklık ve kalfalık devrine aklım ermez.

Klasik Japon şiirini çevirirken şiirlerin nazım şekline bağlı kaldım. Çevirdiklerim tanka ise beş, haiku ise üç mısralı oldu. Beş–on haiku’yu, hece sayısı özelliğini de bir iki örnekle göstereyim diye asıl yapısı ile çevirmeye çalıştım. Bunun dışında bütün örneklerde Türkçemizin en rahat söyleniş yolunu aradım. Belki de aynı dil grubu içinde bulunmalarına rağmen, Japonca ile Türkçe arasındaki dil farkları, klasik Japon şiirinin hece sayısına uyarak dilimize çevrilemeyeceğini gösteriyor. Ama inat olsun diye kuşdilinde bir şeyler yapmak belki mümkün olurdu; onu da ben beğenmedim.

Japon şiirinde kafiye geleneği yok diye çevirdiklerimde hiç kafiye bulunmasın demedim. Her tanka ve haikuda birkaç kafiye bulundurmaya da özenmedim. Türk şiir geleneğinin öncülüğü ile kolayca gerçekleşiveren kafiyelerden de vazgeçmek istemedim doğrusu.

Alliterasyonlu oldukları çevirenlerin notlarından ve gösterdikleri asıl metinden belli olan şiirleri, güzel Türkçemizin bütün zenginliğinden faydalanarak tam özelliği ile çevirmeye çalıştım ve şunu bir daha anladım ki, Türkçemizle anlatılamayacak kavram, canlandırılamayacak durum yoktur. Yeter ki uğraşalım, didinelim.

Modern Japon şiirini çevirirken, şairin kullandığı formun belirli bir düzende olup olmadığına baktım. Serbest nazımla da olsa, birkaç şiirde şair mısraların uzunluk ve kısalığından, kelimelerin azlığından ve çokluğundan veya eşit sayıda bulunuşundan bir şeyler umuyor gibi geldi bana. Bunları olduğu gibi bırakmaya çalıştım. Tam serbest nazımla söylendikleri besbelli olanları da şairin veya çevirenin mısra sayısına göre değil, Türkçemizin huyuna suyuna göre çevirdim. Bunda dil müzikleri arasındaki farkı düşündüm ve serbest nazımda Türk kulağının yatkın olduğu düzeni kurmaya çabaladım. Gene serbest nazım gibi görünen birkaç şiirde, şair veya çevirenin cümleleri satırların orasında burasında kesip başlattıklarından doğan düzensizlik içinde bir düzen sezinledim. Çevirirken bu özelliklerden de vazgeçmek istemedim, tabii elimden geldiği kadar.

Kısaca şunu söylemeliyim ki, Japon şiirini bütün titizliğimle Türkçeye çevirirken başından sonuna kadar tam anlamda bağlı kaldığım tek bir metot olmadı. Her şiir için ayrı ayrı, beni özlediğim amaca hangi davranış daha sağlam yoldan götürecekse onu denedim. Ama kimbilir, belki bu da bir metot sayılır.

Lütfullah Sami Akalın

Japon Şiiri

japon-siiri5179212025625412928 Japon Şiirini Türkçeye Çevirirken

sen benden soğumamışken daha

Yooo, sözlerine inanmıyor değilim,
Ama şıp diye değiştiriveriyorlar da
Erkekler akıllarını-fikirlerini hani
İşte sen benden soğumamışken daha
Bugece ölüp gitmek istiyorum.

Korechika’nın ANNESİ
(X. Yüzyıl)

20260612_2015563223389514667879755-768x1024 sen benden soğumamışken daha

Üstelik bir sürü kuruntu içindesin

Hakkın yok değil, gece eni-konu uzun
Yatakta uyku da girmiyor gözüne
Ah etmeler, of çekmeler, gözyaşları
Üstelik bir sürü kuruntu içindesin
Bekle dur bakalım gün ağarsın diye…

Michitsuna’nın ANNESİ
(X. Yüzyıl)

20260612_1957161854552909525424786-819x1024 Üstelik bir sürü kuruntu içindesin

Ey aşk seni daha tanımadan

Ey aşk seni daha tanımadan
Yaşamak gözümde pek değerli değildi
Ama şimdi onu herşeyden
Üstün tutuyorum, iş değişti,
Dünyada upuzun bir ömür istiyorum.

Fujiwara no YOSHİTAKA
(X. Yüzyıl)

20260612_1945095808360699315573884-1024x686 Ey aşk seni daha tanımadan

Çok yazık, ondan ümit kesmeliyim

Çok yazık…, ondan ümit kesmeliyim
Dayan artık acının türlüsüne
Ama şu kader-kısmet kadehini
Kaldırıp içmeden önce
Ah onu bir kere daha görseydim.

Sakyo Dayu MİCHİMASA
(X. Yüzyıl)

20260613_030123983166478733306834-684x1024 Çok yazık, ondan ümit kesmeliyim

Gönlüm kırık, gönlüm paramparça

Gönlüm kırık, gönlüm paramparça
Gözyaşından sırılsıklam yenlerim
Çekemiyenlerin fis-kosları bir yana
Artık benim adımın-sanımın
Ağza alındığı yok ki gelsin kulağıma.

Bn. SAGAMÎ
(X. Yüzyıl)

20260613_0020552158950055669986072-683x1024 Gönlüm kırık, gönlüm paramparça

Nasıl güvenirim ben senin sözüne

Nasıl güvenirim ben senin sözüne
O sözler ki sabahtan sabaha
Çimenlerin üstündeki çiğler gibi
Sen hâlâ cevap göndereceksin bana
Sonbaharın gitmesine ne kaldı ki…

Fujiwara no MOTOTOSHÎ
(X. Yüzyıl)

20260612_20270018594453700194054-1024x768 Nasıl güvenirim ben senin sözüne

Dileğim şu ki

Tek o “geleceğim” dedi diye
“Pek yakında sana,”
Bekledim durdum onu
Uzun bir ay ve işte
Ay yükseliyor batıda.


Öbür dünyadaki
Ruhum için benim
Dualarım esirgeme de
Kiraz çiçekleri seriver
Buddha’nın önüne.


Göz açıp kapamalı dünyanın
Çatısı sazdan kulübesi bu
Bir yerde yaşayamıyacağıma
Aklım keserse ben de
Yaşamayıveririm olur biter.


En çok şu kocamış ağacın
Üstüne bakıyorum da hani
Çiçeklerde bile bir korku
Daha kaç kere acaba
Bahar karşılarız gibilerden.


Dileğim şu ki
Baharda, ikinci ayın
Onbeşinci gecesi
Kiraz çiçeklerinin altında
Kapatayım gözlerimi.

Rahip Saigyo HOSHİ
(1118-1190)

20260613_0002495541641594118316536 Dileğim şu ki

Beni hep sevecek mi acaba

Beni hep sevecek mi acaba
Ne desem bilmem ki,..
Sabaha kadar düşüncelerim
Karmakarışık oluyor
Kara saçlarım gibi.

Bayan HORİKAWA
(XIII. Yüzyıl)

20260612_202738416377124545318057-819x1024 Beni hep sevecek mi acaba