HERKESİN HİKÂYESİ

Saraybosna, Ocak 1993
Arkadaşım eşini ve çocuklarını otobüse bindirdi
Allah bilir nereye,
ve buz tutmuş pencereye yazdı, “seninleyim”

Bundan sonra hiçbir şey yazmadı.
Sevk kağıdını ben imzaladım;
isteğini yazdım Allah bilir nereye gidebilmesi için;
İlk başvurusunu yazdım, ikincisini
Karısına aşk mektuplarını yazdım
ve öptüm yüzlerce defa çocukların her blrini.

Bu mektupları imzalamak isterdim: ‘Sözcükleri
kanalizasyona akıtan birinden
çöpleri ve otobüsün karlarını temizleyen her kimse!

Onu hastaneye getirdiklerinde, vücudunun
yarısı yoktu.
Koştum ona kansından gelen mektubu okumak için –
gönderdiği ilk mektuptu- Aşk mektubu
yazabildiğim kadar hızlı yazmıştım.
Beni duymadı.

Soluk alamıyordu. Almaya çalışıyordu
söyleyebilmek için duyulur sesle
sözcükleri kanalizasyona onun akıttığını
çöpleri ve otobüsün karlarını temizleyen her kimse.

Goran Simic
Çeviren: Kemal Özüdoğru

sarajevo19938430322609482947981-300x225 HERKESİN HİKÂYESİ

Herkesin Hikâyesi – Goran Simic

Bosna Savaşı’nın en karanlık günlerinde yazılmış olan bu şiir, savaşın yalnızca bedenleri değil, dili, sevgiyi ve gündelik hayatı da nasıl parçaladığını gösterir. Şiirin gücü, büyük kahramanlık anlatılarından değil, sıradan insanların yaşadığı küçük ama yıkıcı anlardan beslenmesidir.

Şiirin Hikâyesi

Şiir, Ocak 1993’te kuşatma altındaki Saraybosna’da başlar. Anlatıcının arkadaşı, eşi ve çocuklarını güvenli bir yere göndermek zorunda kalır. Gidecekleri yer bile belirsizdir; şair bunu iki kez tekrarlanan “Allah bilir nereye” sözüyle vurgular. Bu tekrar, savaşın en temel gerçeğini ortaya koyar: belirsizlik.

Otobüsün buzlu camına yazılan “seninleyim” cümlesi, şiirin en dokunaklı sahnelerinden biridir. Buz eriyecek, yazı silinecek ama sevgi kalacaktır. Savaşın ortasında insanın geriye bırakabildiği en değerli şey budur.


Yazmak ile Yaşamak Arasındaki Çatışma

Şiirin anlatıcısı adeta başkalarının sesi olur.

  • sevk belgelerini yazar,
  • başvuruları doldurur,
  • aşk mektuplarını kaleme alır.

Başkalarının söylemek istediği her şeyi yazmaktadır. Kendi sesi ise neredeyse hiç duyulmaz.

Bu durum savaşta bireyselliğin kaybını simgeler. İnsanlar kendi hayatlarının yazarı olmaktan çıkar; hayatta kalabilmek için başkalarının ellerine, kalemlerine ve kurumlara muhtaç hale gelir.


Mektupların Sembolizmi

Şiirde mektuplar yalnızca haberleşme aracı değildir.

Mektup;

  • ayrılığı,
  • umudu,
  • sevginin devam ettiğini,
  • yaşam isteğini temsil eder.

Anlatıcının arkadaşının karısına yazdığı aşk mektupları aslında kendi duyguları değildir. O, başkasının sevgisini kelimelere dökmektedir.

Bu nedenle şiirde büyük bir ironi oluşur.

Sevgi gerçektir.

Ama onu yazan kişi sevgili değildir.


Savaşın En Acı Sahnesi

Şiirin kırılma noktası şudur:

“Onu hastaneye getirdiklerinde, vücudunun yarısı yoktu.”

Şair bunu olağanüstü sade söyler.

Ne kan vardır, ne çığlık, ne uzun tasvirler.

Tam da bu yalınlık, okur üzerinde daha güçlü bir etki bırakır. Çünkü savaşın dehşeti gösterilmez; yalnızca sonucu söylenir.

Anlatıcı, arkadaşına eşinden gelen ilk mektubu okumaya yetişir.

Ama arkadaşı artık duyamaz.

Burada şiirin en trajik ironisi ortaya çıkar.

Aylarca başkalarının yerine yazılan aşk mektupları vardır.

Gerçek mektup geldiğinde ise onu okuyacak kişi ölmek üzeredir.


Finaldeki Gizemli İfade

Şiir şu sözlerle biter:

“sözcükleri kanalizasyona onun akıttığını çöpleri ve otobüsün karlarını temizleyen her kimse.”

Bu dizeler ilk bakışta anlaşılması güç görünür.

Burada şair, savaş sırasında görünmeyen emekçileri; temizlik işçilerini, kanalizasyon çalışanlarını, sıradan insanları anmaktadır.

Bir yandan da güçlü bir metafor kurar.

Savaşta sözcükler değerini kaybeder.

Sevgi, umut, şiir, mektuplar…

Hepsi sonunda kanalizasyona akan kelimelere dönüşür.

İnsanların kurduğu hayat da tıpkı otobüsün üzerindeki kar gibi sürekli silinmektedir.


Dil ve Üslup

Simic son derece sade bir dil kullanır.

Şiirde gösterişli benzetmeler yoktur.

Resmî belgeler, sevk kâğıtları, otobüs camı, hastane, mektup gibi gündelik nesneler şiirin ana malzemesidir.

Tam da bu nedenle şiir belgesel gerçekliği hissi verir.

Sanki bir savaş günlüğü okunmaktadır.


Temalar

  • Savaşın siviller üzerindeki yıkımı
  • Ayrılık
  • Sevgi ve sadakat
  • Bellek
  • Dilin yetersizliği
  • Ölüm
  • Umudun son ana kadar sürmesi
  • Sıradan insanların görünmeyen kahramanlığı

Sonuç

“Herkesin Hikâyesi”, savaşın cephede değil, insanların gündelik hayatında yaşandığını anlatan güçlü bir şiirdir. Goran Simic, büyük sloganlara başvurmadan; bir otobüs camına yazılan “seninleyim” sözü, başkası adına yazılan aşk mektupları ve hastaneye yetişmeyen bir mektupla savaşın insan ruhunda açtığı yaraları görünür kılar.

Şiirin sonunda okur şunu fark eder: Bu yalnızca anlatıcının ya da arkadaşının hikâyesi değildir. Başlıkta söylendiği gibi, savaş yaşayan herkesin hikâyesidir.