Romain Gary – Émile Ajar: İki Kimlikten Sonra Artık Söyleyecek Ne Kaldı?
1 Ekim 2026
Edebiyat tarihinin en büyük trolü Romain Gary, kendisini yeniden yaratmak için Émile Ajar'ı yarattı. Peki ikinci kimliği de tükendiğinde geriye ne kaldı?
Edebiyat tarihinde takma ad kullanan çok yazar vardır. Fakat Romain Gary'nin yaptığı şey, sıradan bir müstear isim kullanımının çok ötesindeydi. Gary yalnızca başka bir isimle yazmadı; kendisine ikinci bir yazar yarattı, ona farklı bir üslup ve kişilik verdi, hatta kamuoyunun karşısına çıkacak gerçek bir yüz buldu. Sonra da edebiyat dünyasının bu hayali yazarı keşfetmesini ve alkışlamasını sessizce izledi. Daha da şaşırtıcı olan, yarattığı bu ikinci yazarın, Gary'nin daha önce kendi adıyla kazandığı Fransa'nın en prestijli edebiyat ödülü Prix Goncourt'u yeniden kazanmasıydı. Émile Ajar, aslında Romain Gary'di.
Bir Yazarın İkinci Hayatı
Romain Gary, 1956'da Les Racines du ciel (Cennetin Kökleri) adlı romanıyla Prix Goncourt'u kazandı. Ödülün önemli kurallarından biri açıktı: Bir yazar bu ödülü hayatında yalnızca bir kez kazanabilirdi. Gary için mesele burada kapanabilirdi; ancak yıllar içinde edebiyat çevresinin ona bakışı değişti. Bir zamanların büyük yazarı artık bazı eleştirmenlerin gözünde yaşlanmış, eski gücünü kaybetmiş ve edebî olarak geride kalmış bir yazara dönüşüyordu.
Bir yazar için bu, birkaç kötü eleştiriden daha ağır bir şeydir. Çünkü edebiyat dünyasında bir kez “artık eskisi gibi değil” hükmü verildiğinde, bundan sonraki her kitap biraz da o hükmün gölgesinde okunur. Gary bu hükmü kabul etmedi. Fakat cevabını kendi adıyla vermek yerine çok daha büyük bir oyun kurdu ve Émile Ajar'ı yarattı.
Émile Ajar
1970'lerin başında ortaya çıkan Ajar, Gary'nin bilinen edebî kişiliğinden mümkün olduğunca farklıydı. Daha genç, daha hırçın, daha sokak diliyle konuşan, kuralları zorlayan bir Fransızcayla yazıyordu. Gary böylece yalnızca yeni bir isim değil, yeni bir yazar yaratmıştı. Fakat bir yazarın yalnızca adı yetmezdi; okur onun kim olduğunu merak eder, gazeteciler yüzünü görmek isterdi.
Bu noktada Gary'nin akrabası Paul Pavlowitch devreye girdi. Pavlowitch kamuoyunun karşısına Émile Ajar olarak çıktı; gazeteciler onunla röportaj yaptı, fotoğrafları yayımlandı. Ajar artık kitap kapaklarında duran bir isim olmaktan çıkıp edebiyat dünyasında yaşayan bir insana dönüşmüştü. Perdenin arkasında ise Romain Gary vardı. Böylece gerçek olmayan bir yazar, gerçek bir yazardan daha gerçek görünmeye başlamıştı.
Eleştirmenlerin Büyük Keşfi
1975'te Émile Ajar imzalı La Vie devant soi (Onca Yoksulluk Varken) yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Eleştirmenler yeni ve güçlü bir yetenek keşfettiklerine inanıyordu. Ajar'ın dili, gençliği ve farklılığı övgüyle karşılanıyordu. Sonra Prix Goncourt jürisi kararını verdi: Ödül Émile Ajar'a verilecekti.
Burada edebiyat tarihinin en büyük ironilerinden biri gerçekleşti. Romain Gary 1956'da Goncourt'u kazanmıştı; 1975'te aynı insan, başka bir kimlikle yeniden kazanıyordu. İki isim, aynı yazar, iki Goncourt. Ajar adına ödülün reddedildiği açıklandı; ancak Goncourt Akademisi, ödülün yazara değil esere verildiğini belirterek bu reddi kabul etmedi. Böylece Gary, ödülü ikinci kez almış oldu; yalnızca ödülün üzerindeki isim bu kez Romain Gary değildi.
Asıl Oyun Kime Yapılmıştı?
Hikâyeyi burada bırakıp “Gary herkesi kandırdı” demek kolaydır. Fakat asıl ilginç soru, Gary'nin neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduğudur. Çünkü yaptığı oyun son derece zahmetliydi. Yıllarca kimliğini saklaması, Pavlowitch'i kamuoyunun önüne çıkarması, gazetecilerin sorularını ve edebiyat çevresinin merakını yönetmesi gerekiyordu. Böylesine büyük bir oyunu yalnızca eğlenmek için sürdürmek, bütün bu çabayı açıklamaya yetmez.
Gary'nin daha derin bir hesabı vardı: Kendisi hakkında verilmiş hükümle hesaplaşmak. Kendi adıyla yazdığında artık yalnızca metni okunmuyordu. “Bu Romain Gary'nin kitabı” cümlesi, beraberinde bütün geçmişi getiriyordu: eski başarılar, eski kitaplar, yaş, şöhret ve “artık eskisi gibi değil” yargısı. Ajar'ın ise geçmişi yoktu. Kimse onun gençliğinde yazdığı kitaplarla kıyaslama yapamıyor, eski gücünü kaybettiğini söyleyemiyordu. Çünkü Ajar'ın eski gücü yoktu; Ajar yepyeni bir yazardı.
Gary böylece kendi geçmişinden kurtularak yeniden keşfedilmeyi başardı. Ve edebiyat dünyası onu gerçekten yeniden keşfetti. Belki de oyunun en acı tarafı buydu. Gary'nin adı altında artık yeterince heyecan verici bulunmayan yazı, Ajar'ın adı altında heyecan verici bir yenilik olarak karşılanıyordu.
Bu nedenle Ajar yalnızca bir maske değildi; aynı zamanda Gary'nin özgürlük alanıydı. Artık Romain Gary olmak zorunda değildi. Onun yaşına, geçmişine ve edebî mirasına göre yazmak zorunda değildi. Yeni bir dil kurabilir, başka türlü konuşabilir ve başka türlü algılanabilirdi. Paradoks şuydu: Gary, kendisi olabilmek için başka biri olmak zorundaydı.
Beni Değil, İsmimi Okudunuz
Belki Gary'nin asıl hedefi eleştirmenleri küçük düşürmek değildi; onlara bir ayna tutmaktı. Çünkü aynı insan, başka bir isim altında yazdığında başka türlü okunmuştu. Gary'nin oyunu şu soruyu teorik olmaktan çıkarıp gerçek bir deneye dönüştürdü: Aynı metni farklı bir isim altında okuduğunuzda neden başka türlü değerlendiriyorsunuz?
Aynı kalem, başka bir isim, başka bir yaş ve başka bir biyografi… Sonuç ise bambaşka bir hüküm. Gary, eleştirmenlerin yalnızca metni değil, metnin üzerindeki ismi ve o isim hakkında oluşturdukları imgeyi de okuduklarını gösterdi.
Artık Söyleyecek Ne Kaldı?
Romain Gary 2 Aralık 1980'de intihar etti. Geride bıraktığı veda mektubu, ölümünün tek ve kesin nedenini açıklamıyor. Gary mektubunda depresyon ihtimalinden söz ediyor, fakat bunun tek başına açıklama olmadığını da belirtiyordu. Mektubun sonunda ise şu cümle bulunuyordu:
“Je me suis enfin exprimé entièrement.”
“Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.”
Bu cümleyi doğrudan “intiharının sebebi buydu” diye yorumlamak doğru olmaz. Fakat Gary'nin hayatının sonundaki o tamamlanmışlık hissini anlamak açısından son derece çarpıcıdır. Çünkü insanın zihninde ister istemez şu soru belirir: Artık söyleyecek ne kaldı?
Gary hayatı boyunca yazmıştı. Kendi adıyla yazmış, sonra başka bir isimle yeniden yazmış, kendi adıyla kaybettiğini düşündüğü itibarı başka bir isimle yeniden kazanmıştı. Émile Ajar'ı yaratmış, onu yaşatmış ve sonunda onun ölümünü de kendisi yazmıştı. Belki de bundan sonra geriye yalnızca Romain Gary kalmıştı.
Ve Gary'nin veda mektubu şöyle diyordu: “Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.”
İki Kimlik, İki Mektup
Hikâyenin en çarpıcı taraflarından biri, Gary'nin geride bıraktığı iki metnin sonundaki benzerliktir. Émile Ajar'ın Yaşamı ve Ölümü adlı metnin sonunda şu cümle vardır:
“Je me suis bien amusé. Au revoir et merci.”
“Çok eğlendim. Hoşça kalın ve teşekkür ederim.”
Gary'nin kendi ölümünden önce bıraktığı mektubun sonunda ise şu cümle yer alır:
“Je me suis enfin exprimé entièrement.”
“Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.”
İki cümleyi yan yana koyduğunuzda tuhaf bir yakınlık hissedilir. Biri Ajar'ın sonudur, diğeri Gary'nin. Biri oyunun sonudur, diğeri hayatın. Ve insan ister istemez gülümser: Sanki ikisini de aynı kişi yazmış.
Zaten aynı kişi yazmıştı.
Émile Ajar bir kurmacaydı; fakat o kurmacanın içinden konuşan kişi gerçekti. Sonunda iki farklı isimden iki farklı veda geldi ve bu iki veda, birbirinden sandığımız kadar uzak değildi. Birinde “Çok eğlendim” diyordu; diğerinde “Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.” İlkinde oyun bitiyordu, ikincisinde hayat.
Belki de Eleştirmenler Haklıydı
Ve şimdi hikâyenin en rahatsız edici ihtimaline geliyoruz.
Belki eleştirmenler baştan beri tamamen haksız değildi.
Belki Gary tükenmemişti. Ama belki de kendini yeniden yaratma gücünün sonuna gelmişti.
Çünkü Gary, tükenmediğini kanıtlamak için Émile Ajar'ı yaratmıştı. Ajar olarak yeniden doğdu, yeniden yazdı, yeniden alkışlandı ve ikinci kez Goncourt kazandı. Fakat Ajar'ı da tüketti: Sırrını açıkladı, oyunu bitirdi ve yarattığı ikinci kimliğin hikâyesini kendisi yazıp kapattı.
Belki mesele edebiyatın gerçekten tükenmesi değildi. Belki mesele, kendini yeniden yaratacak yeni bir Romain Gary bulamamaktı.
Bunu elbette kesin olarak bilemeyiz. Gary'nin intiharını tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Fakat kendi bıraktığı son cümle, bu ihtimali düşünmemize izin veriyor:
“Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.”
İnsanın bundan sonra sormadan edemediği soru ise şu:
Artık söyleyecek ne kaldı?
Romain Gary'nin hayatının trajik ironisi belki de burada yatıyor. Kendisinin tükendiğini söyleyen eleştirmenleri yanıltmak için kendisine ikinci bir hayat yarattı. Fakat belki de o ikinci hayatın da sonuna geldiğinde, geriye üçüncü bir hayat yaratmak kalmamıştı.
İki kimlik, iki edebî hayat ve iki veda…
Émile Ajar'ın hikâyesinin sonunda:
“Çok eğlendim. Hoşça kalın ve teşekkür ederim.”
Romain Gary'nin hayatının sonunda:
“Sonunda kendimi bütünüyle ifade ettim.”
Biri oyunun kapanışıdır, diğeri hayatın.
Ve belki de Romain Gary'nin bütün hikâyesi bu iki cümlenin arasında duruyor: Önce kendisini yeniden yarattı, sonra yarattığı ikinci kişiyi de geride bıraktı ve sonunda kendisi gitti.
Geriye ise edebiyat tarihinin cevapsız sorularından biri kaldı: