Son Şiir*

Şair: Kenan Özcan

Kimi dostlarım,
En onurlu kısmında
noktaladı yaşamını
Ya bir orman karanlığında
Ya bir dağ geçidinde
Kimi dostlarım;
Asıldı bir başka cellâdın ellerinde
Kimi dostlarım;
İhanet etti, tek kelimeyle ihanet
Kimi ise
En saygınları
Zorlukları göğüsleyerek yürüyorlar
İnanıyorum ki, yürüyecekler
Yüreklerinde yarattıkları
O duru, o güzel günlere


19 Ekim 1985

Kenan Özcan
*Kenan öldükten sonra hücresinde arkadaşları tarafından bulunan son şiiri.


Yılbaşında annesine şöyle yazar: "Altı yıldır, demir parmaklıklar ardına, birkaç nefeslik sevgi iletebilmek umuduyla, ayaz kış günlerinde bekleyen fedakâr ve mutluluğu hak eden yüreklerindeki tebessüm yerine, buruk acılara büründürülen tüm analara ağız dolusu gülücükler tattıramamanın üzüntüsü ile kutlarım yeni yılınızı." 1985 yılbaşıdır bunları yazdığında. Tam altı ay sonraysa daha büyük bir acıyı bırakıp anasına, ölümü seçer.

*

Bir arkadaşı anlatıyor:

"O sabah hücrelerin kapıları açılmaya başlandığında, askerler Kenan'ın hücresine geldiklerinde birden durdular. Sonra hızla geri dönüp açtıkları hücreleri de kapatıp müşahadeyi terkettiler. Ortada bir olağanüstülük olduğu çok belliydi. Herkes mazgallardan birbirine ne olduğunu sormaya başladı. Ne olduğunu tam anlayamamıştık. Bu esnada askerler yanlarında subaylar da olduğu halde geri döndüler ve doğruca Kenan'ın hücresine gittiler. Bir süre konuşmalar oldu ama biz tam duyamadık. Önce Kenan'ı tekrar emniyete götürnıek istediklerini sandık ancak bu arada bir "ölüm" lafı telaffuz edildi. Sonra askerler ve subaylar tekrar çekip gittiler. Kenan'ın hücresinin sağındaki ve solundaki hücrelerden Kenan'a seslenildiyse de cevap alınamadı. Bir ara sessizlik oldu, sonra biri "Galiba Kenan ölmüş" dedi. Önce donup kaldık; sonra kıyamet koptu. Hücre kapılarına vurulmaya başlandı, bağırışlar hıçkırıklara karıştı. Gürültü üzerine bir subay müşahadeye geldi ve "Arkadaşınız intihar etmiş" dedi. Kenan'ı görmek işin ısrar ettik. Bunun üzerine temsilci arkadaşı... Kenan'ın hücresine götürdüler. Temsilci Kenan'ın üzerinde çıkan bir miktar para, bu paranın borçlu olduğu bir arkadaşa verilmesini istediği kısa bir not ve son gece yazdığı şiirle geri döndü. Sadece "Kenan ölmüş" diyebildi."

‐---------------‐-------


Bu şiir, kısa olmasına rağmen ölüm, dostluk, ihanet, direnme ve onur kavramlarını olağanüstü yoğunlaştırıyor. Özellikle dipnotu — Kenan Özcan öldükten sonra hücresinde arkadaşları tarafından bulunan son şiir — metni yalnızca edebî bir şiir olmaktan çıkarıp aynı zamanda bir tanıklık belgesi hâline getiriyor.

Şiirin en dikkat çekici yanı ise kendi ölümünü doğrudan anlatmaması. Şair, “ben” demek yerine “kimi dostlarım” diyerek başka insanların hayatları üzerinden kendi ölümünün çevresinde dolaşıyor.

“Kimi dostlarım” ile başlayan dünya

Şiir dört farklı insanlık hâlini sıralıyor:

  • yaşamını onurlu biçimde sonlandıranlar,
  • başkasının şiddetiyle öldürülenler,
  • ihanet edenler,
  • zorluklara rağmen yaşamaya devam edenler.

Bu sıralama şiirin temel ahlaki çatısını oluşturuyor.

İlk bakışta ölüm üzerine bir şiir gibi görünse de aslında şiirin asıl sorusu:

İnsan nasıl yaşamalıdır?

Çünkü şair ölüm biçimlerini anlatırken aynı zamanda insanları ahlaki bir ölçüyle değerlendiriyor.

“En onurlu kısmında / noktaladı yaşamını”

Bu ifade özellikle önemli.

“Öldü” demiyor.

“Yaşamını noktaladı” diyor.

Üstelik bunu:

“En onurlu kısmında”

sözüyle birleştiriyor.

Burada ölüm, hayatın karşıtı değil; hayatın belirli bir noktada tamamlanması gibi düşünülüyor.

Ancak “en onurlu kısmında” ifadesi şiirin en tartışmalı ve en ağır tarafını da oluşturuyor. Şair bazı ölümleri onurlu bulurken, bazılarını açıkça eleştiriyor.

Dolayısıyla ölümün kendisinden ziyade ölüm karşısındaki tutum önem kazanıyor.

Orman ve dağ geçidi

“Ya bir orman karanlığında
Ya bir dağ geçidinde”

Bu iki mekân çok anlamlı.

Orman karanlığı ve dağ geçidi, sıradan ölüm mekânları değil. İkisi de kaçış, mücadele, tehlike ve belirsizlik çağrışımı taşıyor.

Şairin ölüm anlayışında doğa da insanın kaderine ortak oluyor.

Şehirden uzak bu mekânlar, aynı zamanda insanın toplumdan kopup kendi kaderiyle baş başa kaldığı yerler.

“Orman karanlığı” ile “dağ geçidi” arasında bir sinematografik görüntü var: Şair birkaç kelimeyle bir hayat hikâyesini görünür kılıyor.

“Kimi dostlarım / Asıldı bir başka cellâdın ellerinde”

Burada şiir kişisel ölümden toplumsal şiddete geçiyor.

“Cellât” sözcüğü çok önemli.

Şair ölümün sorumluluğunu görünmez bırakmıyor; bir fail olduğunu vurguluyor.

Üstelik:

“bir başka cellâdın ellerinde”

diyor.

“Başka” kelimesi, bunun tekil bir olay olmadığını düşündürüyor. Birden fazla cellât, birden fazla ölüm, tekrar eden bir tarih duygusu var.

Dolayısıyla şiir yalnızca arkadaşlarının kaybını değil, bir kuşağın maruz kaldığı şiddeti de taşıyor.

En sert dize: “İhanet etti”

Üçüncü grup ise bambaşka:

“Kimi dostlarım;
İhanet etti, tek kelimeyle ihanet”

Burada şiir bir anda ölümden ahlaka dönüyor.

Üstelik:

“tek kelimeyle ihanet”

ifadesi çok sert.

Şair açıklama yapmıyor.

Savunma getirmiyor.

İhaneti yalnızca ihanet olarak adlandırıyor.

Böylece şiirde ölüm bile bazı durumlarda ihanetten daha onurlu hale geliyor.

Bu, şiirin ahlaki dünyasının ne kadar keskin olduğunu gösteriyor.

Fakat şiirin asıl umudu: “Kimi ise / En saygınları”

Bence şiirin merkezindeki asıl bölüm burası.

Çünkü şair “en saygınları” diyerek ölenleri değil, yaşamaya devam edenleri işaret ediyor:

“Zorlukları göğüsleyerek yürüyorlar
İnanıyorum ki, yürüyecekler”

Bu iki dize şiirin bütün anlamını değiştiriyor.

Eğer şiiri yalnızca ölüm üzerine okursak önemli bir şeyi kaçırırız.

Şairin gözünde en büyük saygınlık ölmekte değil, zor koşullarda yürümeye devam etmekte.

Bu nedenle şiirin ahlaki zirvesi ölüm değil, direnerek yaşamaktır.

“Yüreklerinde yarattıkları”

Son bölüm:

“Yüreklerinde yarattıkları
O duru, o güzel günlere”

çok güçlü bir umut taşıyor.

Gelecek hazır bir yerde bulunmuyor.

Onu insanlar yüreklerinde yaratıyorlar.

Bu ifade şiirin politik/toplumsal arka planını da düşündürüyor.

“Duru, güzel günler” yalnızca bireysel mutluluk değil; daha adil, daha özgür, daha insanca bir gelecek düşüncesini çağrıştırıyor.

Burada şiir karanlıktan geleceğe dönüyor.

Şiirin en büyük paradoksu

Şiirin dipnotunu bildiğimiz için çok çarpıcı bir karşıtlık ortaya çıkıyor:

Şair:

“İnanıyorum ki, yürüyecekler”

diyor.

Ve şiirin bulunduğu bağlamdan, kendisinin artık yürüyemeyeceğini biliyoruz.

Bu nedenle şiirin sonu istemeden bir vasiyet duygusu kazanıyor.

Kendisinin göremeyeceği günlere başkalarının yürümesini diliyor.

Bu yüzden “Son Şiir” adı yalnızca şiirin son şiir olmasından kaynaklanmıyor; metin, geride kalanlara bırakılmış bir gelecek inancı gibi de okunabiliyor.

Tarih: 19 Ekim 1985

Tarih burada çok önemli.

Şiirin yazıldığı tarih, metni soyut bir ölüm şiiri olmaktan çıkarıyor.

1980'lerin Türkiye'sinin siyasal ve toplumsal atmosferi düşünüldüğünde “hücre”, “cellât”, “ihanet”, “dostlar”, “zorlukları göğüslemek” gibi ifadeler daha ağır bir anlam kazanıyor.

Fakat şiir bunu doğrudan sloganlaştırmıyor.

Belirli bir olay anlatmak yerine bir kuşağın ahlaki muhasebesini yapıyor.

Bu da şiirin gücünü artırıyor.

Şiirin biçimi

Şiir oldukça sade.

Büyük metaforlar, karmaşık imgeler veya dil oyunları yok.

Bunun yerine tekrarlar var:

“Kimi dostlarım”

“Kimi dostlarım”

“Kimi ise”

Bu tekrarlar bir tür dostlar listesi oluşturuyor.

Sanki şair hücresinde oturup hayatına dokunmuş insanları tek tek hatırlıyor.

Her “kimi” başka bir kader.

Her kader ise şairin kendi hayatını da yansıtıyor.

Bu nedenle şiir bir anlamda kuşak portresi.

Şiirin başlığı neden önemli?

“Son Şiir” başlığı, şiirin kendisinden daha fazla anlam taşıyor.

Çünkü şiirin içinde “son şiir” olduğuna dair açık bir ifade yok.

Başlığı ve dipnotu birlikte okuyunca şiir geriye dönük olarak anlam kazanıyor.

Okur, metni okurken artık her dizeyi şairin ölümünden sonra bulduğu bir belge olarak görüyor.

Bu, şiire kaçınılmaz biçimde bir son söz niteliği kazandırıyor.

Fakat ilginç olan şu:

Şair son sözünü kendisi hakkında değil, başkaları hakkında söylüyor.

Kendi ölümünü anlatmak yerine:

“Onlar yürüsünler.”

diyor.

Genel değerlendirme

“Son Şiir”, şiirsel gösterişten özellikle uzak duran bir metin. Gücü de buradan geliyor.

Şair ölümün eşiğinde olduğunu düşündüren bir bağlamda, kendi acısını merkeze almıyor. Dostlarını dört gruba ayırıyor ve sonunda en büyük saygıyı hayatta kalıp zorluklara göğüs gerenlere veriyor.

Bu yüzden şiirin merkezindeki kelime aslında “ölüm” değil, “yürüyecekler”.

Başlangıçta insanlar ölür, öldürülür veya ihanet eder.

Fakat şiir sonunda hareket yeniden başlar:

“yürüyorlar”

“yürüyecekler”

Ve son hedef:

“O duru, o güzel günlere”

Böyle bakıldığında şiirin son cümlesi ölümün değil, umudun cümlesidir.

Şairin kendisi o günlere ulaşamayabilir; fakat şiirini bıraktığı insanlar ulaşacaktır.

Bu nedenle “Son Şiir”, ölümle biten bir şiirden çok, ölümün içinden geleceğe bırakılmış kısa ve ağır bir emanet gibi okunabilir.