“Nihayet İntihar Etti”: Bir Gazetenin Bir Şairin Ölümünü Anlatma Biçimi

Şairler:

“Nihayet İntihar Etti”: Bir Gazetenin Bir Şairin Ölümünü Anlatma Biçimi

Bir şairin ölümünü anlatmak, ölümün kendisini anlatmaktan daha güç olabilir. Çünkü ölüm, tek başına bir olaydır; fakat bir şairin ölümü, geride bıraktığı hayatın, eserlerin, ilişkilerin, acıların ve kişiliğin yeniden anlamlandırılmasını gerektirir. 7 Teşrinievvel 1932 tarihli Anadolu gazetesi, Tokadizâde Şekip Bey'in ölümünü tam da böyle bir çerçevede ele alır. Gazetenin manşeti, “Kara Bir Haber..” diye başlar ve hemen ardından daha da çarpıcı bir hüküm gelir:

“Üstat Tokadi Zade Şekip Bey Oğlunun Ölümüne Dayanamıyarak Dün Nihayet İntihar Etti...”

Bu başlık, yalnızca bir ölüm olayını bildirmez. Şekip Bey'in ölümünü daha ilk anda bir sebep-sonuç ilişkisine yerleştirir: Oğul ölür; baba dayanamaz; baba da ölümü seçer. Fakat başlıktaki asıl dikkat çekici kelime “nihayet”tir. Çünkü “nihayet”, ani bir hareketi değil, önceden yaklaşmakta olan bir sonu ifade eder. Gazetenin bütün haber boyunca yapacağı şey de tam olarak budur: Şekip Bey'in intiharını ani bir olay olmaktan çıkarıp, onun hayatı, karakteri ve özellikle evlat acısıyla birlikte okunması gereken kaçınılmaz bir sona dönüştürmek.

Bugün bu haberi okurken en çarpıcı şeylerden biri de budur. Gazete, Şekip Bey'in ölümünü yalnızca haberleştirmemekte; ölümün öncesini, ölüm ânını ve ölümden sonrasını tek bir anlatı içinde birleştirmektedir. Böylece ortaya sıradan bir gazete haberi değil, haber ile nekroloğun, biyografik portre ile yas yazısının arasında duran uzun bir ölüm anlatısı çıkar.

“Kara Bir Haber”: Daha İlk Sözcükte Kurulan Yas

Başlığın “Kara Bir Haber” oluşu tesadüf değildir. Gazete daha haberin ayrıntılarına girmeden okurdan bir yas duygusu talep eder. Bu, tarafsız ve kuru bir haber başlığı değildir. Modern gazeteciliğin “ne oldu?” sorusuna doğrudan cevap veren başlık anlayışından farklı olarak burada gazete, olayın duygusal değerini de başlığın içine yerleştirir.

Üstelik “üstat”, “büyük şairimiz”, “kıymetli edip”, “büyük şahsiyet” gibi ifadeler haber boyunca tekrar tekrar kullanılacaktır. Dolayısıyla gazete, ölüm haberini verirken aynı zamanda okura şunu söylemektedir: Ölen yalnızca bir insan değil, İzmir'in ve edebiyat çevresinin önemli bir şahsiyetidir.

Bu tavır dönemin basınında Şekip Bey'in ölümünün nasıl karşılandığına ilişkin diğer örneklerde de görülür. Cumhuriyet, ölümünü “elim şekildeki ölüm” olarak niteler ve “kıymetli şairin ölümü” çevresindeki ayrıntıları aktarır. Akşam ise “Baba oğul aynı günde öldüler” başlığını kullanır.

Fakat Anadolu'nun anlatısı bunlardan daha kişiseldir. Çünkü gazete olayın yalnızca sonucunu değil, Şekip Bey'in son saatlerini bir sahneleme mantığıyla yeniden kurar.

“Nihayet” Kelimesinin Ağırlığı

Başlıktaki “nihayet” kelimesi, bütün metnin anahtarıdır.

Çünkü haberin devamında öğreniriz ki Şekip Bey oğlunun ölümünden önce zaten ölüm ihtimalini düşünmektedir. Gazete, Nâsır'ın hastalığını anlattıktan sonra babanın ruh hâline geçer. Şekip Bey'in bir haftadan beri oğluna ait küçük tabancayı taşıdığı ve bir vasiyetname hazırladığı anlatılır.

Daha da önemlisi, dostlarına söylediği sözler aktarılır:

“Nâsır ölecek olursa ben altmış yaşından sonra evlât acısına tahammül edemem...”

Ve ardından:

“Bize yanyana iki mezar kazdırsınlar.”

Bu ayrıntılar, başlıktaki “nihayet”i geriye dönük olarak açıklamaktadır.

Şekip Bey'in intiharı, haberin anlatısında kararın verildiği anda başlayan bir olay değildir. Olay, Nâsır'ın hastalanmasıyla başlamıştır. Tabanca, vasiyet, dostların endişesi ve babanın ölüm ihtimalini dile getirmesi, intiharın önceden zihinsel olarak hazırlanmış olduğunu gösterir.

Bu nedenle “nihayet” sözcüğü, yalnızca “sonunda” anlamına gelmez. Şekip Bey'in ölümünün, oğlunun ölümüne bağlı olarak daha önceden kurulmuş bir son olduğunu söyler.

Bu noktada gazete, haberi adeta trajik bir anlatının yapısına dönüştürür. Okur sonucu daha başta bilmektedir; fakat gazete, bu sonuca nasıl gelindiğini adım adım anlatır.

Bir Haber Değil, Adım Adım Kurulan Bir Trajedi

Metnin anlatım tekniği şaşırtıcı derecede dramatiktir.

Önce Nâsır'ın hastalığı anlatılır.

Sonra hastalığın ağırlaşması gelir.

Ardından Şekip Bey'in perişanlığı.

Sonra dostların onu gözetmesi.

Sonra Nâsır'ın ölümünün gizlenmeye çalışılması.

Ardından Şekip Bey'in evden çıkışı.

Tramvay.

Ve o tek cümle:

“Başın sağ olsun Şekip B.”

Gazetenin anlatısında bu cümle, adeta bütün olayın düğüm noktasıdır.

Çünkü Şekip Bey'in yakınları onun oğlunun öldüğünü kendisine söylemeye cesaret edememektedir. Herkes bu haberin neye yol açacağını bilmektedir. Fakat kader, denebilir ki gazetenin anlatı mantığında, bütün bu tedbirleri boşa çıkarır. Şekip Bey haberi bir yabancının ağzından öğrenir.

Burada haber, gazetecilikten çok trajedi anlatısının mekanizmasına yaklaşır. Şekip Bey'in felaketini önlemek isteyen herkes vardır; fakat felaketin gerçekleşmesini sağlayan küçük bir tesadüf vardır.

Bir yabancının tek cümlesi.

“Başın Sağ Olsun”: Haber ile Felaketin Birleştiği An

Bu sahne özellikle önemlidir. Çünkü Şekip Bey'in oğlunun ölümünü öğrendiği anda henüz intihar etmediğini biliyoruz. Dolayısıyla gazete, ölüm kararını zihinsel bir süreç içinde göstermektedir.

Şekip Bey tramvaydan iner.

Kıraathaneye gider.

Dostlarının arasına katılır.

Fakat artık onların dünyasında değildir.

Arkadaşları onun hâlinden şüphelenmektedir. Tabancanın varlığını bilenler vardır. Onu engellemeye çalışırlar.

Ve Şekip Bey:

“Umduğunuzu yapacak adam ben değilim.”

der.

Bu cümle, haberin karakter portresi açısından belki de en önemli cümlesidir. Çünkü Şekip Bey burada yalnızca intihar edeceğini ima etmez; başkalarının kendisi adına karar vermesine izin vermeyeceğini de ifade eder.

Haberin sonlarına doğru gelen “hayatında hiçbir kuvvete boyun eğmemiştir” cümlesi bu yüzden önemlidir. Gazete, ölüm ânındaki davranışıyla hayatındaki karakter arasında bilinçli bir paralellik kurmaktadır.

Şekip Bey'in son eylemi, gazetenin anlatısında karakterine aykırı bir davranış değil, karakterinin son ve en sert biçimidir.

“Hayatında Hiçbir Kuvvete Boyun Eğmemiştir”

Haberin “Şekip Beyin şahsiyeti” bölümü, metnin neden yalnızca bir ölüm haberi olmadığını açıkça gösterir.

Gazete burada ölüm olayını bırakıp geriye, Şekip Bey'in hayatına döner:

“Şair Tokadi zade Nuri Beyin oğludur, hayatında hiçbir kuvvete boyun eğmemiştir.”

Bu cümle, biyografik bir bilgi olmaktan çok karakter hükmüdür.

Ardından onun istibdat dönemindeki sürgünü, Meşrutiyet döneminde Manisa'dan mebus seçilmesi ve daha sonra istifa etmesi anlatılır. Böylece siyasi hayatı da aynı karakter özelliği üzerinden okunur.

Gazetenin Şekip Bey portresi kabaca “itaat etmeyen insan” üzerine kuruludur.

Bu özellik siyasette vardır.

Şairliğinde vardır.

Tabiata bakışında vardır.

Dostlarıyla ilişkilerinde vardır.

Ve sonunda ölüm karşısında da vardır.

Böylece haber, intiharı tek başına açıklamak yerine, onu bir karakterin son davranışı olarak anlamlandırır.

İnançlı Bir Adamın İsyanı

Bu portrede daha karmaşık bir taraf da vardır.

Gazete Şekip Bey'i:

“Çok mütekit bir zattır.”

diye tanımlar.

Yani inançlıdır.

Fakat hemen ardından onun “hayatı hep isyanla” dolu olduğunu söyler.

Tabiata, hayatın düzenine, kaderin işleyişine karşı bile sitem eden bir Şekip Bey çıkar karşımıza. Balık tutarken oltaya takılan balığa acıması ve:

“Allahım bana neden bu işten bir zevk veriyorsun?”

diye sorması, haberin içine sıradan bir anekdot gibi yerleştirilmiştir.

Oysa bu küçük hikâye, metnin bütününü anlamak açısından son derece değerlidir.

Çünkü burada Şekip Bey'in karakterinin temelindeki huzursuzluk görünür hale gelir. O, hayatın kendisine sunduğu düzeni olduğu gibi kabullenen bir insan değildir. İnancı vardır, fakat inancı teslimiyet anlamına gelmez.

Bu nedenle onun son eylemini yalnızca “çaresizlik” kavramıyla açıklamak yetersiz kalır. Gazetenin çizdiği portrede acıya karşı direnme ile hayatın düzenine karşı isyan aynı karakterin parçalarıdır.

İlk Evlat Acısı Haber Metninin Gizli Arka Planıdır

Haberde çok önemli bir ayrıntı daha vardır: Şekip Bey daha önce Kemal adlı çocuğunu kaybetmiştir.

Gazete, bu çocuğun ölümünün üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen Şekip Bey'in hâlâ bu ölümden “dün ölmüş gibi” söz ettiğini anlatır.

Bu ayrıntı, Nâsır'ın ölümünün neden sıradan bir yas olmadığına ilişkin en güçlü açıklamadır.

Şekip Bey ikinci kez evlat kaybetmektedir.

Üstelik ilk kayıp, hafızasında kapanmış değildir.

Bu yüzden Nâsır'ın ölümü yalnızca yeni bir kayıp değil, eski yaranın yeniden açılmasıdır.

Modern biyografik çalışmalar da Şekip Bey'in ilk oğlu Kemal'in ölümünün onun ruh dünyası üzerinde kalıcı bir etkisi olduğunu ve daha sonraki şiirlerinde evlat acısının önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Şekip Bey'in 1910'da yayımlanan “Bedbinliklerim” şiiriyle “bedbin Şekip” olarak anılmaya başlaması da bu karamsar imgeyle ilişkilendirilmiştir.

Dolayısıyla Anadolu gazetesinin 1932'de yaptığı şey, son intiharı yalnızca son birkaç saatle açıklamak değildir. Gazete, Şekip Bey'in bütün hayatını son ölümün ön tarihi haline getirir.

Vasiyet: Ölümün Bile Düzenlenmesi

Haberin en sarsıcı bölümü şüphesiz Şekip Bey'in vasiyetidir.

Çünkü burada artık ölümden söz eden bir insan değil, ölümünün nasıl gerçekleşeceğini düzenleyen bir şair vardır.

“Beni de onun yanına gömünüz.”

“Yeni tabut istemem.”

“Üzerime birşey örtülmiyecek.”

Ve ardından:

“Bu vasiyetimi bozanlara lânet olsun!”

Bu sözler, onun karakter portresindeki bağımsızlık duygusunu son kez görünür kılar.

Şekip Bey hayatta olduğu gibi ölümünde de başkasının iradesine teslim olmak istememektedir.

Fakat vasiyetin merkezinde yine kendisi yoktur.

Nâsır vardır.

Kendi ölümünün düzenlenmesi bile oğluna kavuşma arzusunun etrafında şekillenir.

Burada intiharın psikolojik anlamı daha belirginleşir: Şekip Bey'in asıl dayanamadığı şey ölüm değil, oğlundan ayrılıktır.

Bu yüzden vasiyet, intiharın gerekçesinden daha açıklayıcıdır.

Baba ile Oğlun Aynı Cenazede Birleştirilmesi

Gazete daha sonra baba ile oğlun cenazesini tek bir merasim olarak tasarlar.

Cenaze güzergâhı ayrıntılı biçimde verilir.

Hangi caddelerden geçileceği belirtilir.

Hangi camide namaz kılınacağı söylenir.

Kabrin başında kimlerin konuşacağı bildirilir.

Şekip Bey'in son şiiri “Yuf borusu”nun okunacağı duyurulur.

Böylece özel bir ölüm, bütün İzmir'in katılacağı kamusal bir yas törenine dönüştürülür.

Bu bölümün önemi, gazetenin Şekip Bey'i yalnızca ailesine ait bir ölü olarak görmemesinde yatar. Şairin ölümü, şehir hafızasının bir parçası haline getirilir.

Gazetenin cenaze programını bu kadar ayrıntılı yayımlaması da bunu gösterir.

Bugünün gazeteciliğinde cenaze güzergâhının bu ölçüde ayrıntılı verilmesi alışılmadık görünebilir. Fakat 1932'de gazete aynı zamanda bir şehir haberleşme ve toplumsal organizasyon aracıdır. Gazete, yalnızca “ne oldu?” dememekte; insanların cenazeye nasıl katılacağını da söylemektedir.

Bu anlamda haber, ölümün kaydı olmanın ötesinde toplumsal yasın örgütlenmesine katılır.

Şairin Ölümü Şiirle Sonlandırılıyor

Bütün haberin sonunda Şekip Bey'in son eserlerinden biri olan “Yuf borusu”nun cenazede okunacak olması özellikle anlamlıdır.

Gazete, ölüm hikâyesini şiirle kapatır.

Bu, Şekip Bey'in ölümünün “şair kimliğinden” bağımsız düşünülemeyeceğini gösterir.

İntihar eden adamın hikâyesi anlatılır; fakat haber sonunda tekrar şaire dönülür.

Bu açıdan haberin yapısı daireseldir: Başta “üstat”, “şair”, “edip” vardır; ortada baba ve acı çeken insan vardır; sonunda yine şair vardır.

Dolayısıyla gazete, intiharın Şekip Bey'in kimliğini tamamen yutmasına izin vermez.

Ölen kişi aynı zamanda şair olarak hatırlanır.

Gazetenin Şekip Bey'e Bakışındaki En Büyük Gerilim

Bu haberin bugün için en ilginç taraflarından biri, gazetenin bir yandan intiharı anlatırken diğer yandan Şekip Bey'e büyük bir saygı göstermesidir.

Modern gözle bakıldığında intihar haberinin bu kadar ayrıntılı verilmesi, vasiyetin yayımlanması ve olayın dramatik biçimde anlatılması problemli görünebilir. Fakat 1932'nin gazetecilik anlayışında ölüm, özellikle de tanınmış bir şairin ölümü, bugünkü mahremiyet ölçüleriyle ele alınmamaktadır.

Bununla birlikte Anadolu metni Şekip Bey'i küçük düşürmeye çalışmaz.

Tam tersine:

“Üstat”

“Büyük şairimiz”

“Kıymetli edip”

“Büyük şahsiyet”

ifadeleri sürekli tekrarlanır.

Bu yüzden metni yalnızca “acımasız bir intihar haberi” olarak değerlendirmek eksik olur. Bir akademik çalışmada Anadolu başlığının “acımasız ve alaycı” olduğu ileri sürülmüştür; ancak metnin tamamı okunduğunda, başlıktaki sertliğe rağmen haber gövdesinin Şekip Bey'e karşı belirgin biçimde yas tutan ve yüceltici bir tavır taşıdığı görülür.

“Kara Bir Haber” ifadesi de alaydan çok, dönemin gazetecilik dilindeki toplumsal yas tonunun bir göstergesi olarak okunmaya daha elverişlidir.

“Nihayet” Bir Sonuç Değil, Bir Karakter Hükmüdür

Başlığa tekrar döndüğümüzde bütün haber başka bir anlam kazanır:

“Oğlunun Ölümüne Dayanamıyarak Dün Nihayet İntihar Etti...”

Buradaki “nihayet”, haberin bütün anlatısını tek kelimeye sıkıştırır.

Şekip Bey'in tabanca taşıması...

Vasiyet hazırlaması...

Dostlarına “iki mezar” kazdırmalarını söylemesi...

İlk evladının ölümünü otuz yıl sonra bile unutamaması...

Nâsır'ın hastalığında giderek perişanlaşması...

Oğlunun ölüm haberini tesadüfen öğrenmesi...

Kıraathaneye gitmesi...

Arkadaşlarının onu engellemeye çalışması...

“Umduğunuzu yapacak adam ben değilim” demesi...

Ve nihayet ateş etmesi...

Bütün bunlar, “nihayet” kelimesinin içine yerleşir.

Gazete böylece Şekip Bey'in ölümünü bir sonuç olarak değil, uzun süredir ilerleyen bir hayat hikâyesinin son perdesi olarak anlatır.

Ölümün Ardından Bir Portre Doğuyor

Haberin en önemli başarısı belki de budur: Şekip Bey'in ölümünü anlatırken, farkında olarak veya olmayarak, onun bir portresini çıkarır.

Bu portrede Şekip Bey:

evlat acısını unutamayan bir baba,

dostlarının sevdiği bir insan,

hayata ve tabiata karşı isyan eden bir şair,

inançlı fakat teslimiyetçi olmayan bir kişilik,

siyasi iktidar karşısında boyun eğmemiş bir adam,

kendi kararını başkasına bırakmayan bir karakter,

ve sonunda oğlunun mezarına kendi mezarını ekleyen bir baba olarak görünür.

Bu nedenle “Kara Bir Haber”, aslında iki kişinin ölümünü anlatıyor görünse de merkezinde tek bir insanın hayat anlayışını taşır.

Nâsır'ın ölümü olayın başlangıcıdır.

Şekip Bey'in ölümü olayın sonucudur.

Fakat gazetenin asıl anlattığı şey, bu ikisi arasındaki birkaç saat değil; bir babanın evlat acısı karşısında hayatla kurduğu ilişkinin bütünüdür.

1932'nin Gazetesi, 1932'nin Şekip Bey'ini Kuruyor

Bu noktada haberi bir tarih belgesi olarak okumak gerekir.

Bugün Tokadîzâde Şekip Bey hakkında biyografik kaynaklar onun 6 Ekim 1932'de Nâsır'ın ölümünün ardından intihar ettiğini doğruluyor. TDV İslâm Ansiklopedisi de onun ilk çocuğunun ölümünden sonra ikinci çocuğu Nâsır'ın tifodan ölmesi üzerine aynı gün hayatına son verdiğini belirtir. Aynı kaynak, Şekip Bey'in son yıllarında ölüm ve karamsarlık eksenli bir ruh hâline yöneldiğini de vurgular.

Fakat tarihî kaynak bize yalnızca “ne olduğunu” söyleyebilir.

Anadolu gazetesinin haberi ise bize başka bir şey söyler:

1932'de İzmir'de Şekip Bey nasıl hatırlanıyordu?

Cevap açıktır.

O, yalnızca kendisini öldüren bir şair değildi.

O, “hayatında hiçbir kuvvete boyun eğmemiş” bir adamdı.

O, evlat acısını taşıyamayan bir babaydı.

O, dostları tarafından sevilen bir “üstat”tı.

O, ölürken bile oğlunun yanına gömülmeyi isteyen bir insandı.

Ve bütün bunların üzerinde, ölümünden sonra bile şiiri okunacak olan bir şairdi.

Bu nedenle “Kara Bir Haber”i yalnızca bir ölüm haberi olarak okumak, metnin büyük bölümünü gözden kaçırmak olur.

Bu metin, bir ölümün nasıl hafızaya dönüştürüldüğünün belgesidir.

Gazete, Şekip Bey'in ölümünü haber verirken aslında onun için bir mezar taşı da yazar.

O mezar taşının ilk kelimesi “Kara”dır.

Son kelimesi ise “Şekip” değil, şairdir.



Etiketler: İntihar