Tokadîzâde Şekip'te Evlat Acısı
Tokadîzâde Şekip'te Evlat Acısı
İzmirli Bir Aydın: Tokadîzâde Şekip
Tokadîzâde Şekip (1871-1932), İzmir’de yaşamasına rağmen Servet-i Fünuncular başta olmak üzere İstanbul’daki entelektüel çevrelerle sürekli iletişim hâlinde olan, bu sayede edebiyat dünyasından isimlerle samimi dostluk bağları kurmuş güçlü ve mütevazı bir kalemdir. Edebiyat dışında ticaret, siyaset ve eğitimle ilgilenmiş verimli bir hayat sürdürmüştür.
Dedesi Hacı Mustafa Efendi, Tokat’tan gelerek İzmir’e yerleştiği için ailesi “Tokadizade”ler olarak bilinir. Babası Tokadizâde Mehmet Nuri Bey, eğitimini İzmir’de tamamlamış; mahkeme başkâtipliği, meclis idare azalığı ve Osmanlı Bankası İzmir şubesinin Türkçe İşleri bölümünde çalışmış bir memurdur. Ayrıca Hizmet ve Aydın gazetelerinde şiirleri yayımlanır.
Şekip Bey 18 yaşındayken babası hastalanarak vefat eder. Mehmet Nuri Bey’in “hayata yüksekten bakan, durgun ve mahzun” mizacının ileriki yıllarda oğluna miras kaldığı anlaşılır.
Tokadîzâde Şekip, İzmir Rüştiyesindeki formal eğitiminin yanı sıra çeşitli hocalardan Arapça, Farsça, edebiyat, felsefe, kimya ve coğrafya dersleri alır. Mektubi Kaleminde müsevvitlik, İzmir Ticaret Mahkemesinde zabıt kâtipliği yapar.
Şekip Bey, bir jurnal üzerine 1899’da bazı arkadaşlarıyla birlikte Bitlis’e sürgün edilirse de saraya başvurmaları neticesinde bir yıl sonra affedilir. İttihat ve Terakki Partisinin kuruluş çalışmalarına katılır. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından yapılan seçimlerde Manisa (Saruhan) mebusu seçilerek İstanbul’a gider. Ancak parti içindeki görüş ayrılıklarından dolayı istifa eder.
Meclis feshedilince siyasetten uzaklaşarak İzmir’de ticaretle ilgilenir. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine İstanbul’a giderse de 1920’de geri dönerek İzmir Kız Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapar. Bir ara İzmir Belediye Meclisi üyeliğine seçilir.
Şekip Bey, hayatının son döneminde edebî bir mecmua neşretme, yılın belirli zamanlarında yurt içinden ve yurt dışından tanınmış âlimleri davet ederek konferanslar verme gibi hedeflerle kurulan İzmir Edebiyat Cemiyetinin kurucu başkanı olur.
Edebiyata ilgisi babasının yol göstericiliğinde çocuk yaşlarından itibaren başlayan ve edebî bakımdan Muallim Naci’nin, siyasi açıdan ise Namık Kemal’in tesirinde kalarak ilk şiirlerini yazan Şekip Bey, 1800’lerin sonunda İzmir’de bir edebiyat muhiti oluşmasını sağlar.
Çoğunlukla eski tarz şiiri sürdürür. Hayatının belli bir evresinde Mevleviliğe intisap ederek tasavvufi şiirler yazar. Naat, ilahi, nefes, gazel ve kaside tarzındaki şiirlerinde coşkun bir lirizme rastlanır.
Oğlu Kemal’in ölümünden sonra, zaten var olan karamsarlığı psikolojisinde baskın hâle gelir ve eserlerine isyankâr bir hava hâkim olur.
Abdülhak Hamid’in hayranı olan şair, Makberi örnek tutarak Huzur-ı Hilkatteyi yazar.
İkinci çocuğu Nâsır’ın ölüm haberi üzerine 7 Teşrinievvel 1932 tarihinde intihar eder. Baba-oğul, Şekip Bey’in vasiyeti üzerine İzmir Soğukkuyu Mezarlığına defnedilir.
İki Babanın Kader Ortaklığı
Ali Ekrem’in edebiyat âlemindeki yakın arkadaşlarından biri olan Tokadîzâde Şekip ile tanışmasına onun Hizmet’te çıkan “Kemal’e Hitabım” adlı makalesi vesile olur.
II. Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan hürriyet sesleri arasında babasını hak ettiği ölçüde derinlemesine anlatan başarılı bir yazıya hasret duyan Ali Ekrem, Şekip Bey’in söz konusu yazısını okuyunca çok etkilenir. Namık Kemal’in ruhunun şad olduğunu düşünür.
Hiç tanımadığı Tokadîzâde Şekip’e uzun bir telgraf göndererek memnuniyetini ve teşekkürlerini iletir. Böylece iki isim, daha birbirlerini hiç görmeden aralarında sıcak bir bağ kurar.
Şekip Bey’in İttihat ve Terakki Partisinin Manisa Mebusu olarak İstanbul’da bulunduğu yıllarda aralarındaki tanışıklık dostluğa dönüşür.
Şekip Bey’in kızı Nevit Öztokat, İstanbul’da oturdukları sırada Süleyman Nazif, Cenab Şahabeddin, Ali Ekrem (Bolayır), Tahirü’l-Mevlevî gibi devrin tanınmış şairlerinin evlerine geldiklerini ve kendilerine imzalı kitaplarını hediye ettiklerini anlatır.
Tokadîzâde, İttihatçıların politikalarına uyum sağlayamayarak mebusluktan çekilip İzmir’e dönünce Ali Ekrem ile haberleşmeleri devam eder.
Vefatından birkaç yıl önce İstanbul’a gelerek Rumelihisarı’nda ikamete başlar. Oğlu Nâsır’ı işe yerleştirir. Eski dostları onu ziyarete gelmeye başlarlar. Hatta Ali Ekrem’in ifadesine göre Süleyman Nazif, bu ziyaretlerden birinde üşüterek hastalanır ve sonrasında vefat eder.
Maddi imkânsızlıklar yüzünden İstanbul’da geçimini sağlayamayan Tokadîzâde, oğlu Nâsır’ı Ali Ekrem’e emanet ederek İzmir’e geri döner.
Şekip Bey, ilk çocuğuna Kemal ismini verecek kadar Namık Kemal’e hayrandır. Ali Ekrem ile aralarında gelişen dostlukta onun öteden beri Namık Kemal’e duyduğu beğeni ve sevginin büyük katkısı olduğu tahmin edilebilir.
Bununla birlikte ileriki yıllarda iki şairi çok güçlü bağlarla birleştiren trajik bir kader ortaklığı meydana gelir. Asıl bu noktada ebediyen birleşirler.
Ali Ekrem’in oğlu Cezmi, platonik bir aşkın sonunda depresyona girerek gençliğinin baharındayken 21 yaşında kendini vurarak intihar eder. Ondan 11 yıl sonra bu kez kız kardeşi Masume, üçüncü evliliğini yaparak gittiği Mısır’da hastalanarak 28 yaşında tifodan ölür. Ali Ekrem peş peşe iki kez evlat acısını yaşar.
Şekip Bey’in alınyazısı da Ali Ekrem’inkinden farklı değildir. İki erkek, bir kız çocuğu olan Şekip Bey, oğullarından Kemal’i henüz dört yaşındayken kaybeder. Yurt dışına göndererek büyük umutlarla yetiştirdiği ikinci oğlu Nâsır’ın da 28 yaşında tifodan ölmesi üzerine daha fazla dayanamaz ve oğlunun hemen ardından tabancayla kendini vurarak hayata gözlerini yumar. Oğluyla birlikte toprağa verilir.
Her iki şairin de eserleri arasında çocuklarına ağıt niteliği taşıyan şiirler vardır. Aynı duygu etrafında kaleme alınmış bu şiirler beraberce değerlendirildiğinde hayattan edebiyata yansıyan benzer yönler ortaya çıkar.
Yaşanan acıların edebî zemine taşınması sonucunda gerçeğin katılığı estetik düzlemde kalıcı ve genel geçer hâle gelir.
İki şair babanın gerek başkalarıyla gerekse kendi aralarındaki yürek yakan mektuplaşmaları ise hissedilenlerin en açık ve ayrıntılı hâlini sergilerler.
Evlat Acısından Doğan Şiirler
Tokadîzâde Şekip’ten Oğlu Kemal’e
Edebiyata yeteneği ve ilgisi daha çocuk yaşta babası Mehmet Nuri Bey’in yazdığı ve okuttuğu şiirlerle filizlenen Tokadîzâde Şekip, onu erken kaybeder.
18 yaşındayken baba rol modeli yoksunluğu içinde kalır ve bir yıl sonra, 1 Mart 1890 tarihinde evlenir. İzmir’in tanınmış iş adamlarından Yahya Hayati Paşa’nın kızı Gülfem Hanım ile gerçekleşen bu evlilik, İzmir gazetesi Hizmet’e haber olur.
Şekip Bey ve Gülfem Hanım’ın iki erkek, bir kız olmak üzere üç evladı dünyaya gelir: Kemal, Nâsır (1904-1932) ve Nevit (Öztokat) (1909-1984).
Çocuklardan en büyüğü olan Kemal dört yaşındayken hastalanarak vefat eder.
Mavi gözlü, sarı saçlı güzel bir çocuk olan Kemal’in kaybından önce rüyasında onun mezarını gören Şekip Bey, oğlunun acısıyla derinden sarsılır. Ruh hâli ömür boyu düzelmemek üzere bozulur.
Zaten hayatı sevmeyen, evliliğinden pişmanlık duyan şairin karamsarlığı oğlunun yitimiyle had safhaya ulaşır ve kronikleşir.
Şekip Bey’in edebî kişiliği de bu altyapı üzerine oluşur. 1910 yılında “Bedbinliklerim” başlığını taşıyan şiirinin yayımlanmasıyla birlikte “bedbin Şekip” diye anılmaya başlanır.
Hayattan bıkkınlığı kimliğiyle öylesine örtüşür ki 7 Birinci Teşrin 1932 tarihli Anadolu gazetesi şairin ölümünü “Kara Bir Haber Üstad Tokadizâde Şekip Bey Oğlunun Ölümüne Dayanamayarak Nihayet İntihar Etti” şeklinde duyurur.
Şekip Bey, oğlu Kemal’in kaybından kaynaklanan karamsarlık ve hayattan kopukluğu şiir ve yazılarında sürekli hissettirir.
Şarkı ve gazel formundaki birer şiiri de dâhil olmak üzere bazı eserleri doğrudan vefatına ağladığı evladı için yazılmıştır.
Bir Hayal İçin
Tokadîzâde Şekip’in Kemal’e hitap eden muhtemel ilk şiiri, Servet-i Fünun’da “Manisa Mebusu Şekip” imzasıyla yayımlanan “Bir Hayal İçin” adlı şiirdir.
Dergide 14 Haziran 1910 tarihinde yayımlanan şiirin sonunda “İzmir: 10 Eylül 1313” ibaresi bulunur. Buna göre şiir 22 Eylül 1897 tarihinde yazılmıştır.
Bu tarih, Kemal’in doğum ve ölüm yıllarının tespiti açısından önemlidir. Şekip-Gülfem çiftinin 1 Mart 1890 tarihinde evlendikleri ve Kemal’in dört yaşında vefat ettiği bilgileriyle birlikte değerlendirildiğinde, kaybın Ocak 1895 ile Eylül 1897 arasındaki bir tarihte yaşandığı anlaşılır.
Şiir şöyledir:
Yine rûhumda bir şikâyet var,
Yine meşbû’-ı zehr-i âlâmım.
Ben bugün, ey hayâl-i câzibedâr!
Yine pek nâ-meyyûs ü nâ-kâmım.Ah bilsen şu ömr-i gaddârın;
Ben ne çekmekteyim elinde bugün.
Dâima pây-mâl-i ekdârın
Yaşarım böyle bî-emel, küskün.Seviyordum hayâtı şiddetle
Bir zaman bir hayâle aldanarak.
Ah bir gafilâne safvetle
İstedim ben de bahtiyar olmak.Bahtiyâr olmak istemiştim, evet!
Bunu vâd eyliyordu her hâlin.
Yoktu hâtırda böyle bir hasret,
O dilârâ-yı bahâr-ı âmâlinBen hayâliyle mest idim, lâkin
Bir hakîkat, hakîkat-i meş’ûm,
Bir hakîkat ki müfteris, hâin,
Beni her şeyden eyleyen mahrum.O muazzez hayâli etti heder,
Açtı rûhumda bir cerîha, derin…
Seni defnetti lerzedâr eller,
Ben de sevdâmı eyledim tedfin.Ağlarım dâima şu hâlin için,
Yaşarım böyle her zaman muğber.
Ebedî bir zalâm içinde bugün
Bana ilhâm-ı şiir eden gözler.Anladım; bitmeden şu ömr-i hazîn
Bu tahassür, bu girye bitmeyecek.
Ah o mahzun bakışlı gözlerinin
Gözlerimden hayâli gitmeyecek.Dâima girye, dâima nefret…
Ne merâretli bir hayâtım var.
Görürüm yerde, gökte hep zulmet,
Ne siyeh-renk kâinatım var.Bitti, mahvoldu, ey vücûd-ı nazar!
Zevk-i ömrüm sen eyleyince ufûl.
Şimdi kabrinde ağladıkça duyar,
Gamlı rûhum bir inşirâh-ı melûl.Şimdi artık türâb-ı kabrinden
Beklerim tesliyet felâketime;
İrtihâlinle mevti sevdim ben,
Düşmanım ömr-i pür-merâretime.İzmir: 10 Eylül 1313
“Bir Hayal İçin”de Şekip Bey, hayata dair bütün hayallerini kaybettiğini, sevdiği varlığı toprağa verdiğini ve onun kabri başında hiç bitmeyecek bir ıstıraba mahkûm olduğunu anlatır.
Oğlunun ölümüyle birlikte dünya onun için kararmış, ölüm ise hayata tercih edilir hâle gelmiştir.
Terâne-i Hicrân / Bahar-ı Mahzun
Tokadîzâde Şekip’in oğlu Kemal için yazdığı şiirlerden bir diğeri “Terâne-i Hicrân”dır.
Şiir, Muallim mecmuasında 7 Mayıs 1916 tarihinde yayımlanır. Hüseyin Avni’nin hazırladığı Tokadîzâde Şekip (1933) kitabında “Bahar-ı Mahzun” adıyla bir kez daha yayımlanır.
Şair baba burada duygularını “Bir Hayal İçin”e göre çok daha yoğun biçimde gösterir.
Baharın gelişiyle canlanan tabiatın güzelliklerini resmeden pastoral yapıdaki şiirin derinliğine bakıldığında büyük bir tezat görülür: Dış dünya baharı yaşarken şairin iç dünyasında sürekli bir hazan vardır.
Bahâr oldu hep çiçekler açıldı,
Yeşillendi yine dağlar, ovalar.
Her tarafa güzellikler saçıldı,
Hep şenlendi sessiz kalan yuvalar;
Niçin benim garip gönlüm şen olmaz,Bahâr oldu; evet güldü çiçekler,
Bir taraftan dereler de çağlıyor.
Fakat benim gamlı rûhum şu dilber
Manzaralar karşısında ağlıyor;
Her ne görsem garip gönlüm şen olmaz.Bir çiçeğe gelir konar kelebek
Zannederim iki çiçek öpüşür.
İnci serper birkaç bulut geçerek
Ağaçlarda güzel kuşlar ötüşür;
Ben ağlarım; garip gönlüm şen olmaz.Gözlerimden sakındığım çiçeğim
Açılmadan düşüverdi yerlere.
Kucağımdan uçtu gitti meleğim,
Alıştırdı beni kahra, kedere;
Ne yaparsam garip gönlüm şen olmaz.Matemliyim ne yapayım bahârı?
Herkes güler benim boynum bükülür.
Düşünürüm o küçücük mezarı.
Tahassürle gözyaşlarım dökülür.
Şu mükedder, garip gönlüm şen olmaz.Ne olurdu ben gireydim toprağa
O elinden kurtulaydı ölümün.
Yüzü döndü sararmış bir yaprağa,
Pembe rengi soluverdi gülümün;
Artık benim garip gönlüm şen olmaz.Teessürle gelir, geçer zamanım
Ne diyeyim nasibim bu; kaderden.
Birdir benim baharımla hazanım
Bütün dünya kurtulsa da kederden;
Yine benim garip gönlüm şen olmaz.Kendi gibi taze, güzel çiçekler
Toplayarak tabutuna bağladım.
Onu aldı kucağımdan melekler
Ben kapandım mezarına ağladım;
Yaralandı; garip gönlüm şen olmaz.
Şiirde “tabut”, “mezar”, “toprağa girmek” gibi kelimeler Kemal’in ölümünün temel sembollerine dönüşür.
Şekip Bey’in “Artık ne yaparsam garip gönlüm şen olmaz” şeklindeki tekrarı, acının geçici değil, hayatının geri kalanına yayılmış bir hâl aldığını gösterir.
Düzyazılarda Kemal’in Acısı
Tokadîzâde’nin oğluna yazdığı şiirlere ilaveten üç önemli düzyazısı vardır:
- Küçük Mezar — 23 Eylül 1915
- İstanbul’dan İzmir’e — 30 Ekim 1921
- Oğlumun Mezarında — 13 Kasım 1921
Her üç yazıda da Kemal’in mezarı ön plandadır.
Bunlardan en ayrıntılı olanı **“Küçük Mezar”**dır.
Şekip Bey burada Kemal’in hastalık günlerini, ölümünü, doktorları, cenaze törenini, eşiyle birlikte yaşadıkları acıyı ve cenazenin toprağa verilişini bütün ayrıntılarıyla anlatır.
Şair, Kemal’in ölümünden sonra hayatının sonuna kadar kapanmayacak bir yara açıldığını ifade eder.
Kemal’in son iki günü “kulakları yakan, ruhu acılar içinde bırakan iniltilerle” geçer. Vücudu ıstıraplara mukavemet edemeyecek kadar güçsüzleşince iniltileri azalır.
Sabahın ilk ışıklarıyla hastayı muayene eden doktorun “Elimizden geleni yaptık, başka ne yapabiliriz? Allah böyle istiyor” demesi üzerine sonun yaklaştığı anlaşılır.
Şekip Bey, ağlayarak titreyişler içindeki oğlunu öpücüklere boğar. Kendinden geçen acılı babayı odadan zorlukla çıkarırlar.
Kemal’in tabutu önünde yaşadığı acıyı şöyle anlatır:
“Kemal’in yüzünü son defa olarak kendisiyle beraber bütün emellerimi de almış, götürmüş olan küçük tabutun içinde görmüştüm. Yanımda bulunanların mümanaatlarına bakmayarak onu kucağıma aldım, ağlayarak beş on kere daha öptüm. Benim için bî-pâyân bir sîmâ-yı şi’r ve muhabbet olan o mâi gözler artık kapanmış, pür-heves kuşlar gibi terennüm eden o güzel dudaklar da ebediyen sükût etmiştir.”
Cenaze töreninin ardından Şekip Bey, oğlunun üzerine kendi elleriyle toprak atmak zorunda kalır:
“Kemal’in o muazzez vücudunun üzerine ellerimle toprak atmak yapamayacağım bir işti. Evvela tereddüt gösterdim. Fakat bilmem nedendir; bir an için de bu tereddütüm zâil oluverdi de o matemli vazifeye ben de iştirak ettim.”
Toprağa verme vazifesi bitince cemaat dağılmaya başlar. Fakat Şekip Bey için ayrılık dayanılmazdır. “O taze, küçük mezar” ruhunu kendisine doğru çekmektedir.
Yazının son cümleleri, Şekip Bey’in ruh hâlini özetler:
“Hayatı zaten sevmez, bedbinlikten kurtulmaya zaten muvaffak olamazdım. Bu felaketin tesiriyle bütün bütün bedbin oldum. Mütehassir, muzdarib ruhumu yalnız bir şey cezbedebiliyor: Benim zavallı küçük Kemal’imin mezarı…..”
İstanbul’dan İzmir’e
“İstanbul’dan İzmir’e” başlıklı yazı, Şekip Bey’in İstanbul’dan İzmir’e yaptığı gemi yolculuğunu anlatır.
Gemi sabaha karşı İzmir Limanı’na yanaşır. Henüz etraf karanlıktır. Şekip Bey yukarıya çıkarak gemiden İzmir’in yüksek bir noktasını görmeye çalışır.
Bunun sebebini şöyle açıklar:
“Ne arıyorum bilir misiniz? Biçare, bedbaht bir çocuğun narin kemiklerini saklayan mahzun bir mezarı, evet; benim nâ-kâm yavrucuğum Kemal’in daima gözyaşlarımla ıslanan küçücük mezarını…”
Burada “nâ-kâm” ve “mezar” kelimeleri Şekip Bey’in Kemal’le ilgili yazılarının temel kelimeleri hâline gelir.
Özellikle mezar, onun şiir ve düzyazılarında tekrar tekrar karşılaşılan bir leitmotif olarak karşımıza çıkar.
Oğlumun Mezarında
“Oğlumun Mezarında” başlıklı yazı, “Edib-i Muhterem Şevki Beyefendiye” ithaf edilmiştir.
Kemal’e hitabe şeklindeki yazı “Talihsiz, nâ-kâm çocuğum!” seslenişiyle başlar.
Evladını mezarı başında ziyaret eden acılı baba, oğlunun yaşaması gerektiğini söyler. Kaybı kabul edemez ve gözyaşı dökmeye devam eder.
Şekip Bey’in şu cümlesi son derece önemlidir:
“Bana hayatı sevdiren, kalbimi dünyaya bir dereceye kadar bağlayan sen idin.”
Bu cümle, Kemal’in yalnızca bir evlat değil, Şekip Bey’in hayata bağlanmasını sağlayan temel varlık olduğunu gösterir.
Yazının sonunda ise yaşama arzusunun ne ölçüde kaybolduğu görülür:
“Münkesir kalbime bilmeyerek, istemeyerek açtığın cerihalara artık tahammülüm kalmadı. Daima seni düşünen, daima senin için ağlayan talihsiz babanı yanına ne zaman alacaksın?....”
Bu satırlar, yıllar sonra Nâsır’ın ölümü üzerine gerçekleşecek intiharın psikolojik arka planını anlamak açısından da dikkat çekicidir.
Huzur-ı Hilkatte ve Ölüm Düşüncesi
Şekip Bey’in oğluna seslendiği bu satırlarla Huzur-ı Hilkatte (1925) adlı eserinde Allah’a yakardığı mısralar arasında aynı ruh hâli görülür:
Bitsin bu belâlı râh Rabbim,
Artık yeter âh ü vâh Rabbim!
Pek güç bu dikenli yolda gezmek
Yokmuş yaşamakta neşve gerçek…
Senden ararız penâh Rabbim,
Mevleviliğin tesirinde kaldığı dönemde karamsarlığı ve umutsuzluğu kaybolan Tokadîzâde, 1924 yılında dinî-tasavvufî şiirlerden oluşan Derviş Sözlerini yayımlar.
Çok gözyaşı dökdüm ben bu âlemde,
Dimem çekmediğim bir cefâ kaldı,
Fakat hakîkati gördüğüm demde,
Zannetme korktuğum bir belâ kaldı.
Bu dönemde Şekip Bey, kötü günleri geride bırakmış ve huzura ermiş bir ruh hâlinde görünür.
Ancak Derviş Sözlerinin neşrinden sonra Mevlevilikten ayrılır ve eski bunalımları yeniden başlar.
Dolayısıyla Tokadîzâde Şekip, ölümünden çok önce umudunu ve yaşama sevincini büyük ölçüde yitirmiş, beklenen sona hazır bir ruh hâline sahiptir.
Nâsır’ın Ölümü ve Şekip Bey’in İntiharı
Şekip Bey’in oğlu Nâsır 28 yaşında tifoya yakalanır.
Oğlunun durumu ağırlaşınca Şekip Bey, çevresindekilere açıkça onun ölmesi hâlinde kendisinin de yaşamayacağını söyler.
Böylece intiharını adeta önceden ilan eder.
Nâsır’ın ölümünden bir gün önce eşini ve kızını bir akrabasının yanına götürür. Vasiyetini hazırlar.
Vasiyetinde Nâsır ile kendisinin yan yana gömülmelerini ister.
Oğlunun vefat haberini öğrenir öğrenmez üzerinde taşıdığı tabancayla kendisini göğsünden vurur ve yaşamına son verir.
Baba ve oğul, Şekip Bey’in vasiyeti doğrultusunda İzmir Soğukkuyu Mezarlığı’nda yan yana defnedilir.
Şekip Bey’in ölümünün ardından yayımlanan şiirlerden biri, onun bütün hayatını tek bir dörtlükte özetler:
Ruhundan hayatın neş’esi kaçtı.
Kalemin hilkate ateşler saçtı.
Her ölüm kalbinde bin yara açtı,
Bir lahza dinmeyen hicranla yazdın.
Bu dört mısra, Şekip Bey’in hayatının ve sanatının temel eksenini ortaya koyar: Hayatın neşesini kaybetmek, her ölümle yeni bir yara almak ve dinmeyen hicranı kaleme dökmek.
Mektuplarda Evlat Acısı
Ali Ekrem ile Tokadîzâde Şekip arasındaki mektuplaşmalar, iki şairin evlat acısını ve birbirlerine karşı duydukları yakınlığı anlamak bakımından son derece önemlidir.
Özellikle Ali Ekrem’in Şekip Bey’e yazdığı iki mektup dikkat çekicidir.
Birinci Mektup: Bütün Bedbinliklere Topyekûn Cevap
27 Nisan 1926 tarihli mektubunda Ali Ekrem, Şekip Bey’in karamsar bir mektubuna karşılık onu teselli etmeye çalışır.
Mektubun en çarpıcı tarafı, Ali Ekrem’in kendi oğlu Cezmi’nin intiharını hatırlatarak Şekip Bey’in acısını kendi acısıyla karşılaştırmasıdır:
“Nâsır! Allah bağışlasın, hiç Nâsır gibi evladı olan insan bu dünyadan böyle müteneffir olur mu? O hâlde ben ne yapayım? Sen benim Cezmiciğimi tanımazsın sanırım. Kemal’in bende yalnız bir gölge bırakana şaşaa-i vicdanı Cezmi’de kemâliyle münceli idi: Cezmi’nin nâdirü’l-vücûd bir genç olduğunu yalnız ben, babası değil, âlem bilirdi. İşte benim oğlum, yirmi yaşcağızında tek oğlum kendini öldürdü, bugün benim kalbim nâ-mütenâhi bir mezardan başka bir şey değildir. Öyle iken senin kadar, böyle bedbaht yaşamıyorum!”
Ali Ekrem’in amacı Şekip Bey’in acısını küçümsemek değil, kendi yaşadığı felaketi hatırlatarak onun hâlâ hayatta olan oğlu Nâsır’a sarılmasını sağlamaktır.
Mektubun sonunda Şekip Bey’e şöyle seslenir:
“İki gözüm Şekip, sana böyle senli benli hitap ettiğimden dolayı beni mazur gör: Feryatlarına lisan-ı kalbimle cevap verdim.”
Bu mektuptan, Şekip Bey’in Kemal’in ölümünden yıllar sonra bile acısını ilk günkü gibi yaşadığı anlaşılır.
İkinci Mektup: Kara Haberi Duyunca
Ali Ekrem’in Şekip Bey’e yazdığı ikinci mektup, Nâsır’ın ölüm haberini aldığı sırada kaleme alınmıştır.
Mektubun başlangıcı şöyledir:
“Ah kardeşim, duçar olduğunuz musîbet-i muazzamayı taziyet için ben size ne diyebilirim ki. Kendim de musibet-zede bir babayım! Vallahilazim kara haberi duyunca beynimden vurulmuşa döndüm.”
Ali Ekrem, iki kez evlat acısı yaşamış bir baba olarak Şekip Bey’in yaşadığı felaketi kendi kalbiyle anlamaktadır.
Mektubun en önemli kısmı şöyledir:
“Bu hakikat-i fecîayı simsiyah ömrümde iki defa anladım ve bütün merâretiyle duydum. Bundan dolayıdır ki size çok acıyorum ve söyleyecek söz bulamıyorum. Sizi yine kendi metânet-i vicdânınıza ve salâbet-i diniyenize tevdî ederim: Beni kurtarmış olan bunlardır. Allah her şeyden ziyade vatan muhabbetiyle çarpan büyük kalbinize kuvvet ve ulvî ruhunuza sabır ve sükûnet ihsan etsin. Ellerinizi öperim efendim.”
Mektubun sonunda Ali Ekrem’in Tokadîzâde kendisinden dört yaş küçük olmasına rağmen “Ellerinizi öperim efendim” demesi, yaşanan acının karşısında dostluk ve saygının ulaştığı noktayı göstermesi bakımından son derece anlamlıdır.
Ne yazık ki Şekip Bey’in oğlunun ölümünün hemen ardından intihar etmesi sebebiyle bu mektubun muhatabına ulaşamamış olması muhtemeldir.
Şekip Bey’in Ölümünden Sonra Ali Ekrem’in Vedası
Ali Ekrem, Ali İffet’in daveti üzerine Tokadîzâde’nin ardından Hizmet gazetesinde “Candan Bir Nevha” (17 Teşrinisani 1932) başlıklı bir yazı kaleme alır.
Şekip Bey’i tanışmalarından başlayarak çeşitli anı ve izlenimleriyle anlatır.
Ali Ekrem, yıllarca bedbinliği sebebiyle eleştirdikleri dostunun sonunda haklı çıktığını düşünür.
Şekip Bey’e yazdığı şiirin son dörtlüğünde ona dua ederek veda eder:
Bâri artık sükûn-ı râhat ile
Yat cihânında ey revân-ı necîp
Ve emin ol ki kalb-i millette
Ebedîdir bülend nâm-ı Şekip.
Sonuç
Tokadîzâde Şekip’in hayatında evlat acısı yalnızca özel hayatına ait bir trajedi değildir; onun sanatının, dünya görüşünün ve ölüm düşüncesinin merkezine yerleşmiş temel bir deneyimdir.
Dört yaşında kaybettiği oğlu Kemal, Şekip Bey’in hayatla kurduğu bağın kırıldığı noktadır.
Kemal’in ölümünden sonra şairin dünyasında bahar bile bahar olmaktan çıkar. Çiçeklerin açması, kuşların ötmesi, derelerin çağlaması başkaları için hayatın ve yenilenmenin işaretiyken onun için kaybedilmiş çocuğu hatırlatan görüntülere dönüşür.
Bu nedenle “Bahar-ı Mahzun”daki:
“Yine benim garip gönlüm şen olmaz.”
mısrası yalnızca bir şiir dizesi değil, Şekip Bey’in hayatının özeti hâline gelir.
Kemal’in mezarı onun şiirlerinde sürekli geri dönen bir merkeze dönüşür. “Küçük Mezar”, “İstanbul’dan İzmir’e” ve “Oğlumun Mezarında” gibi düzyazılarda da mezar, yalnızca bir ölüm mekânı değildir; Şekip Bey’in dünyayla kurduğu son bağdır.
“Oğlumun Mezarında” yazısındaki:
“Bana hayatı sevdiren, kalbimi dünyaya bir dereceye kadar bağlayan sen idin.”
cümlesi, Kemal’in Şekip Bey için taşıdığı anlamı en açık biçimde ortaya koyar.
Bu bakımdan Nâsır’ın ölümü, Şekip Bey’in hayatındaki ikinci ve son büyük yıkım değildir yalnızca; ilk evlat kaybıyla başlayan ölüm düşüncesinin fiilî sonucudur.
Kemal’in ölümünden sonra yaşama sevincini kaybeden, yıllarca ölüm düşüncesiyle yaşayan ve kendisini “bedbin şair” olarak tanımlayan Şekip Bey, Nâsır’ın ölümüyle birlikte daha önce defalarca eserlerinde dile getirdiği düşünceyi gerçekleştirmiştir.
Onun trajedisi, bu nedenle yalnızca “oğlunun ölümüne dayanamayan bir babanın intiharı” olarak okunmamalıdır. Şekip Bey’in eserleri birlikte değerlendirildiğinde, Nâsır’ın ölümüyle gerçekleşen intiharın psikolojik ve edebî arka planının Kemal’in çocuk yaşta ölümüyle başladığı görülür.
Şekip Bey’in hayatı boyunca taşıdığı evlat acısı, şiir ve düzyazılarında biçim değiştirerek sürekli yeniden ortaya çıkar: mezar, toprak, tabut, bahar, hazan, gözyaşı, hicran, ölüm ve nihayet ölüm arzusu…
Bu nedenle onun edebiyatında evlat acısı bir tema olmaktan öte, sanatının temel kaynaklarından biridir.
Ali Ekrem ile Tokadîzâde Şekip’in kaderlerini birbirine bağlayan da tam olarak budur. İki şair de çocuklarının ölümünü yaşamış, ikisi de bu acıyı şiirlerine ve yazılarına taşımıştır. Ancak acıyla baş etme biçimleri birbirinden farklıdır.
Ali Ekrem, ölen çocuklarını tabiattaki güzelliklerde ve hatıralarında yaşatmaya çalışarak hayata tutunur. Şekip Bey ise oğlunu mezarla özdeşleştirir; ölüm düşüncesinden uzaklaşamaz.
Biri acısıyla yaşamayı öğrenirken, diğeri acısını hayatın kendisine dönüştürür.
Sonunda her iki şair de yaşadıkları acıyı edebiyatın kalıcı dünyasına taşır. Böylece geçici bir hayat felaketi, şiir ve düzyazı aracılığıyla edebî hafızada kalıcı hâle gelir.
Tokadîzâde Şekip’in hayatını ve eserlerini anlamak için belki de en özlü ifade, onun ardından yazılan şu dört mısradadır:
Ruhundan hayatın neş’esi kaçtı.
Kalemin hilkate ateşler saçtı.
Her ölüm kalbinde bin yara açtı,
Bir lahza dinmeyen hicranla yazdın.
Prof. Dr. Meral Demiryürek
Tokadîzâde Şekip’in Ölümü Sonrası Basında Çıkan Haberler
6–10 Teşrinievvel 1932 ve devamındaki yayınlar
Tokadîzâde Şekip’in oğlu Nâsır’ın ölümü üzerine 6 Teşrinievvel 1932’de intihar etmesinin ardından olay, İzmir basını başta olmak üzere İstanbul’da yayımlanan ulusal gazetelerde de geniş biçimde yer almıştır.
Meral Demiryürek’in Kemalzade Ali Ekrem ile Tokadizade Şekip’in Eserlerinde Evlat Acısı başlıklı araştırmasında, 7–9 Teşrinievvel 1932 tarihleri arasında yayımlanan haberlerin özellikle dikkat çektiği belirtilmektedir. Makalenin kaynakçasında dört önemli haberin künyesi açıkça verilmiştir.
1. Anadolu — 7 Teşrinievvel 1932
“Kara Bir Haber – Üstad Tokadizade Şekip Bey Oğlunun Ölümüne Dayanamayarak Nihayet İntihar Etti”
Gazete: Anadolu
Tarih: 7 Teşrinievvel 1932
Konu: Tokadîzâde Şekip’in oğlu Nâsır’ın ölümünün ardından intiharı.
Bu, araştırmanın en dikkat çekici gazete başlığıdır. Meral Demiryürek, haberi Sabahattin Çağın’ın 1989 tarihli Tokadizade Şekip çalışmasına dayanarak aktarır.
Başlığın özellikle dikkat çekici tarafı, Şekip Bey’in ölümünü yalnızca haber vermekle kalmayıp olayı doğrudan oğlunun ölümüyle ilişkilendirmesi ve “nihayet intihar etti” ifadesini kullanmasıdır.
Makaledeki aktarım şöyledir:
“Kara Bir Haber Üstad Tokadizade Şekip Bey Oğlunun Ölümüne Dayanamayarak Nihayet İntihar Etti”
Bu nüsha özellikle araştırılmalıdır. Şu an için dijital olarak kesin biçimde görüntülediğimiz nüsha değildir; İzmir Millî Kütüphane’ye gönderilen arşiv talebinin en önemli hedeflerinden biri bu gazetedir.
2. Akşam — 7 Teşrinievvel 1932
“Baba oğul aynı günde öldüler”
Gazete: Akşam
Tarih: 7 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 2
Bu haber dijital arşivde doğrulanabilmektedir.
Haberin başlığı:
“Baba oğul aynı günde öldüler”
Altında İzmir'den gönderilmiş özel haber yer almaktadır. Haberde Tokadîzâde Şekip Bey ile oğlu Nâsır Bey'in aynı gün öldükleri, Nâsır Bey'in tifodan vefat ettiği ve Şekip Bey'in bu ölümün ardından tabancayla hayatına son verdiği aktarılır. Haberde ayrıca Şekip Bey'in vasiyetnamesinden ve oğluyla birlikte gömülme isteğinden söz edilir.
Arşiv bağlantısı:
Akşam — 7 Teşrinievvel 1932, s. 2
Bu haber önemli çünkü olayın 6 Teşrinievvel'de gerçekleştiğini ve ertesi gün, 7 Teşrinievvel tarihli İstanbul gazetelerinde haberleştirildiğini doğrudan gösteriyor.
3. Cumhuriyet — 8 Teşrinievvel 1932
“Tokadi Şekip Bey Nasıl Öldü?”
Gazete: Cumhuriyet
Tarih: 8 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 1 ve devamı
Cumhuriyet'in 8 Teşrinievvel 1932 tarihli nüshasında haber:
“Tokadi Şekip Bey Nasıl öldü?”
başlığıyla yayımlanmıştır.
Alt başlık:
“Merhumun ve oğlunun cenazesi dün kaldırıldı”
Haberde İzmir'den gönderilen özel haber üzerinden olayın ayrıntıları anlatılır. Nâsır'ın tifoya yakalanması, hastalığının ağırlaşması, Şekip Bey'in oğlunun ölümünden haberdar olması ve ardından yaşananlar aktarılır.
Dijital arşiv:
Cumhuriyet — 8 Teşrinievvel 1932, 1. sayfa
Bu kayıt özellikle değerlidir; çünkü artık yalnızca bibliyografik bir bilgi değil, gazetenin gerçek sayfası dijital olarak doğrulanmış durumdadır.
4. Vakit — 8 Teşrinievvel 1932
“Ölen Oğlundan Ayrılamayan İnce Duygulu Baba”
Gazete: Vakit
Tarih: 8 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 1–2
Meral Demiryürek'in makalesinde bu başlık açıkça verilir.
Başlık:
“Ölen Oğlundan Ayrılamayan İnce Duygulu Baba”
Haberin başlığı, Şekip Bey'in ölümünü yalnızca bir intihar vakası olarak değil, oğluna duyduğu aşırı bağlılık ve evlat acısı üzerinden ele aldığını göstermesi bakımından özellikle önemlidir.
Bu haber, Şekip Bey'in ölümünün basında nasıl algılandığını araştırmak açısından Anadolu'daki sert başlıkla karşılaştırılmalıdır.
5. Son Posta — 9 Teşrinievvel 1932
“İzmir Tokadizade’yi Nasıl Kaybetti”
Gazete: Son Posta
Tarih: 9 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 1 ve 9
Başlık:
“İzmir Tokadizade’yi Nasıl Kaybetti”
Bu haber, önceki günlerde yayımlanan kısa ölüm haberlerinden daha ayrıntılı bir anlatı niteliğindedir.
Meral Demiryürek, 8–9 Teşrinievvel tarihlerinde olayın Hizmet gazetesi veya bölge muhabirlerinden edinilen bilgiler ve fotoğraflarla ayrıntılandırıldığını belirtmektedir.
6. Milliyet — 9 Teşrinievvel 1932
“İzmir’i Mateme Boğan Ölüm Nasıl Oldu?”
Gazete: Milliyet
Tarih: 9 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 2
Başlık:
“İzmir’i Mateme Boğan Ölüm Nasıl Oldu?”
Bu haber de Şekip Bey ile Nâsır'ın ölümlerinin İzmir'de yarattığı büyük yankıyı göstermektedir.
Özellikle “İzmir’i Mateme Boğan” ifadesi, Şekip Bey'in yalnızca bir şair olarak değil, İzmir'in kültür çevresinin önemli bir şahsiyeti olarak görüldüğünü göstermesi bakımından arşiv açısından değerlidir.
7. Anadolu — 9 Teşrinievvel 1932
“Üstad Tokadîzâde Şekip İçin”
Gazete: Anadolu
Sayı: 5429
Tarih: 9 Teşrinievvel 1932
Sayfa: 3
Bu kayıt, Ege Üniversitesi'nde yayımlanan bir akademik çalışmanın dipnotunda ayrıca tespit edilmiştir.
Künye:
“Üstad Tokadîzâde Şekip İçin”, Anadolu, nr. 5429, 9 Teşrinievvel 1932, s. 3.
Bu nedenle Anadolu gazetesinde yalnızca 7 Teşrinievvel tarihli “Kara Bir Haber…” başlıklı ölüm haberinin değil, 9 Teşrinievvel'de Şekip Bey'e ayrılmış ayrıca bir yazının da bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu ikinci Anadolu yazısı özellikle aranmalıdır.
8. Hizmet — Ekim/Kasım 1932
Şekip Bey için özel/fevkalade sayı
Tokadîzâde Şekip'in uzun yıllar bağlantılı olduğu Hizmet gazetesi, ölümünün ardından onun için özel bir yayın hazırlamıştır.
Bunun en önemli kanıtlarından biri 1933 tarihli Tokadizade Şekip kitabı hakkında yayımlanan Cumhuriyet haberidir. Haberde, Şekip'in ölümünden duyulan acıyla yazılan yazıların önemli bir bölümünün daha önce İzmir'de yayımlanan Hizmet gazetesinin bir fevkalade nüshasında yayımlandığı belirtilmektedir. Bu yazılar arasında Abdülhak Hâmid, Halit Ziya Uşaklıgil, Ebubekir Hâzım, Sâmipaşazâde Sezai, İbnülemin Mahmud Kemal ve Namık Kemalzâde Ali Ekrem'in yazıları da sayılır.
Bu nedenle Hizmet'in fevkalade nüshası, bütün araştırmanın en önemli arşiv hedeflerinden biridir.
9. İçtihat — 1 Teşrinisani 1932
“Tokadizade Hakkında”
Dergi: İçtihat
Tarih: 1 Teşrinisani 1932
Sayı: 356
Sayfa: 5846–5847
Yazar: Ali İffet
Bu yayın doğrudan ölüm haberinden daha değerlidir; çünkü olayın perde arkasına ilişkin ayrıntılar içerir.
Ali İffet'in “Tokadizade Hakkında” başlıklı yazısında Nâsır'ın kişiliği, tifoya yakalanması, Şekip Bey'in oğlunun ölümünden sonra intihar edeceğini önceden söylemesi, vasiyetnamesi ve iki cenazenin yan yana gömülme isteği anlatılır.
Aynı sayıda Tokadîzâde'ye ithaf edilmiş mersiyeler de bulunmaktadır.
Moralızâde Rifat Ahmet'in mersiyesinde şu dörtlük yer alır:
“Ruhundan hayatın neş’esi kaçtı.
Kalemin hilkate ateşler saçtı.
Her ölüm kalbinde bin yara açtı,
Bir lahza dinmeyen hicranla yazdın..”
Bu yayın makalenin kaynakçasında açıkça kayıtlıdır.
10. Cumhuriyet — 26 Mayıs 1933
Tokadîzâde Şekip'in kitabı hakkında
Gazete: Cumhuriyet
Tarih: 26 Mayıs 1933
Sayfa: 6
Bu doğrudan ölüm haberi değildir; ancak ölümünün ardından Şekip Bey hakkında yayımlanan en değerli erken dönem yazılardan biridir.
Haber, Hüseyin Avni tarafından hazırlanan Tokadizade Şekip kitabını tanıtır. Yazıda Şekip Bey'in ölümü, eserleri ve özellikle Huzur-ı Hilkatte değerlendirilir.
Ayrıca kitapta Şekip'in ölümünden duyulan acıyla yazılan yazıların bulunduğu ve bunların önemli bir bölümünün daha önce Hizmet gazetesinin fevkalade nüshasında yayımlandığı belirtilir.
Dijital arşiv:
Cumhuriyet — 26 Mayıs 1933, s. 6
Basın kronolojisi
| Tarih | Yayın | Başlık | Durum |
|---|---|---|---|
| 7 Teşrinievvel 1932 | Anadolu | “Kara Bir Haber – Üstad Tokadizade Şekip Bey Oğlunun Ölümüne Dayanamayarak Nihayet İntihar Etti” | Arşivde aranacak |
| 7 Teşrinievvel 1932 | Akşam | “Baba oğul aynı günde öldüler” | Dijital olarak doğrulandı |
| 8 Teşrinievvel 1932 | Cumhuriyet | “Tokadi Şekip Bey Nasıl Öldü?” | Dijital olarak doğrulandı |
| 8 Teşrinievvel 1932 | Vakit | “Ölen Oğlundan Ayrılamayan İnce Duygulu Baba” | Kaynakçada doğrulandı |
| 9 Teşrinievvel 1932 | Son Posta | “İzmir Tokadizade’yi Nasıl Kaybetti” | Kaynakçada doğrulandı |
| 9 Teşrinievvel 1932 | Milliyet | “İzmir’i Mateme Boğan Ölüm Nasıl Oldu?” | Kaynakçada doğrulandı |
| 9 Teşrinievvel 1932 | Anadolu | “Üstad Tokadîzâde Şekip İçin” | Akademik kaynakta doğrulandı |
| Ekim/Kasım 1932 | Hizmet | Şekip Bey için fevkalade nüsha | Özellikle aranmalı |
| 1 Teşrinisani 1932 | İçtihat | “Tokadizade Hakkında” | Kaynak ve sayfa doğrulandı |
| 26 Mayıs 1933 | Cumhuriyet | Tokadizade Şekip kitabı hakkında yazı | Dijital olarak doğrulandı |