Hayat Güzel

Şair: Langston Hughes


Nehir boyunca yürüdüm
Öylece bir sıraya oturdum
Düşünmeye çalıştım ama olmadı
Suya atladım ve battım!

Bir kez battım çıktım,bağırdım
Bir daha çıktım, haykırdım
Su çok soğuk olmasaydı
Suya dalacak ve ölecektim.

Fakat su çok soğuktu. Çok soğuktu.

Sonra asansöre bindim
Yerden onaltı kat yukarı çıktım
Sevgilimi düşündüm
Ve aşağıya atlamayı düşündüm.

Orda durdum ve bağırdım
Orada durdum ve ağladım
O kadar yüksek olmasaydı
Oradan atlamış ve ölmüş olacaktım.

Fakat çok yüksekti. Bayağı yüksekti.

Hala hayattaysam, buradaysam
Sanırım yaşamaya devam edeceğim
Aşk için ölemedim
Bari hayat için yaşayalım.

Bağırırken beni işitebilirsin
Ve ağladığımı da görebilirsin
Bu kez azimliyim, tatlı bebeğim
Benim öldüğümü görebilirsen.

Hayat güzel,şarap güzelse,hayat da güzel..


Langston Hughes

Langston Hughes'un "Life is Fine" şiiri, ilk bakışta bir intihar şiiri gibi görünür. Oysa şiir ilerledikçe bunun bir ölüm şiiri değil, yaşamın insan üzerindeki inatçı gücünü anlatan bir şiir olduğu anlaşılır. Hughes bunu felsefi bir dille değil; blues geleneğinin mizahı, tekrarı ve konuşma diliyle yapar.

Ölmek istemek ile ölememek aynı şey değildir

Şiirin anlatıcısı iki kez intihar etmeye kalkışır. Önce nehre atlar, sonra yüksek bir binanın tepesine çıkar. Fakat iki girişim de dışarıdan bakıldığında komik görünen ayrıntılar yüzünden gerçekleşmez:

  • Su çok soğuktur.
  • Bina çok yüksektir.

İlk bakışta bu gerekçeler önemsiz görünür. Oysa Hughes'un ustalığı tam da buradadır. Bu gerekçeler, aslında bilinçaltının son anda hayata tutunma biçimidir. Şair, insanın zihni "öl" dese bile bedeninin çoğu zaman "yaşa" dediğini gösterir.

Blues estetiği: Acıyı şarkıya dönüştürmek

Şiirin ritmi bir blues şarkısını andırır. Tekrarlar, ünlemler ve konuşma dili bilinçli tercihlerdir:

It was cold!
It was high!

Bu tekrarlar yalnızca ritim oluşturmaz. Aynı zamanda ölüm düşüncesinin dramatik ağırlığını kırar. Hughes, acıyı küçümsemez; ama ona teslim de olmaz. Ağlayabilen, bağırabilen insan hâlâ hayattadır.

Aşkın yıkıcılığı

Şiirde yalnızca bir kez geçen şu dizeler bütün metnin merkezidir:

I thought about my baby

Buradaki "baby", sevilen kişidir. İkinci intihar girişiminin nedeni doğrudan doğruya aşktır. Fakat Hughes dikkat çekici bir ayrım yapar:

I could've died for love—
But for livin' I was born.

Bu iki dize şiirin felsefi doruğudur.

Türkçesi yaklaşık olarak şöyledir:

Aşk uğruna ölebilirdim;
Ama yaşamak için doğdum.

İlk cümle, aşkın insanı yok edebilecek kadar güçlü olduğunu kabul eder. İkinci cümle ise bundan daha büyük bir hakikati söyler: İnsan varoluşunun temel amacı ölüm değil, yaşamdır.

Kahramanlık değil, sıradan insan cesareti

Şiirde anlatıcı güçlü biri değildir. Sürekli bağırır, ağlar, kararsızdır. Hughes kahraman yaratmaz. Çünkü gerçek cesaret, hiç ağlamamak değildir; ağlaya ağlaya yaşamaya devam edebilmektir.

Son bölüm bunu açıkça ifade eder:

Though you may hear me holler,
And you may see me cry...

Yani:

"Bağırdığımı duyabilirsiniz. Ağladığımı görebilirsiniz."

Burada güç gösterisi yoktur. İnsan kırılabilir, acı çekebilir, hatta yaşamaktan yorulabilir. Fakat bütün bunlar yaşamaktan vazgeçtiği anlamına gelmez.

Son cümledeki ironi

Şiir şu sözlerle biter:

Life is fine! Fine as wine!

Bu, şiirin başındaki intihar girişimleri düşünülünce şaşırtıcıdır.

Bu cümle, "Hayat mükemmel." demek değildir. Hughes'un söylediği şudur:

Hayat can yakar. İnsan aşk yüzünden yıkılabilir, umutsuzluğa düşebilir. Ama bütün bunlara rağmen yaşamın kendisi, ölümden daha güçlüdür.

Bu yüzden son cümledeki sevinç, saflıktan değil; ölümün kıyısından dönmüş olmanın bilgeliğinden doğar.

Şiirin bugüne söylediği

"Life is Fine", modern insanın en büyük çelişkilerinden birini anlatır: Bazen kişi hayatından vazgeçtiğini düşünür; fakat tam o anda bedeninin, korkularının, reflekslerinin ve en derinde kalan yaşama isteğinin hâlâ çalıştığını fark eder. Hughes bu gerçeği trajediye boğmadan, mizah ve müzikle anlatır.

Belki de şiirin en unutulmaz mesajı şu cümlede gizlidir:

"Aşk uğruna ölebilirdim; ama yaşamak için doğdum."

Bu yalnızca şiirin değil, insan doğasının da özeti gibidir. İnsan sevgiyle yaralanabilir; ama varoluşunun en derin yönü yine de yaşamı seçmeye meyleder. Bu nedenle "Life is Fine", umutsuzluğun değil, hayatın en karanlık anlarda bile kendini savunma gücünün şiiridir.