HATIRA
Ve beklersin, beklersin geleceğini bilerek o Bir’i,
hayatını sonsuz çoğaltanı;
o kudretli, alışılmamışı,
taşlar uyanır,
derinlikler, sana döner.
Kitap raflarında ciltler
altın ve kahve renginin alacasına keser;
senin aklında memleketler, gezdiğin,
imgeleri, elbiseleri
kadınların, tekrar yitirdiğin.
Sonra birden fark edersin ki, bu, oydu.
Kalkarsın, işte önündedir
geride kalmış bir yılın
korkusu ve sûreti ve duası.
Rainer Maria Rilke
HATIRA SADECE GEÇMİŞ DEĞİLDİR
Bu şiir, Rilke’nin bekleyiş, hatırlama ve geçmişin bir anda yeniden şimdiye dönüşmesi üzerine kurduğu çok yoğun şiirlerden biri. “Hatıra” adı ilk bakışta şiirin geçmişe dönük olduğunu düşündürüyor; fakat şiirin asıl hareketi geçmişten bugüne değil, bekleyişten fark edişe doğru.
Beklemek burada pasif bir eylem değil
Şiir:
“Ve beklersin, beklersin geleceğini bilerek o Biri’ni”
dizesiyle başlıyor.
Buradaki tekrar — “beklersin, beklersin” — sıradan bir bekleyiş olmadığını hissettiriyor. Şair, gelecek olan kişinin geleceğini bilmiyor olabilir; fakat onun geleceğini bilerek bekliyor.
Daha önemlisi, beklenen kişi sıradan bir insan olmaktan çıkıyor:
“hayatını sonsuz çoğaltanı”
Bu ifade çok güçlü. “O Biri”, hayatımıza yalnızca bir insanın eklenmesi değildir. Onun gelişiyle hayatın anlamı, yoğunluğu ve imkânları çoğalacaktır.
Dolayısıyla beklenen kişi bir sevgili olarak okunabileceği gibi, insanın hayatını dönüştürecek bir karşılaşma, bir aşk, bir ilham veya bir varoluş deneyimi olarak da okunabilir.
“Taşlar uyanır”
Ardından şiir birden dış dünyaya yayılıyor:
“o kudretli, alışılmadık,
taşlar uyanır,
derinlikler, sana döner.”
Burada bekleyişin gücü çevredeki dünyayı değiştiriyor.
Taşların “uyanması”, derinliklerin “sana dönmesi” gerçek anlamda gerçekleşen şeyler değil; bekleyen insanın dünyayı farklı algılamaya başlaması.
Henüz beklenen kişi gelmemiştir.
Ama onun gelişi beklendiği için dünya çoktan değişmeye başlamıştır.
Bu Rilke'nin önemli özelliklerinden biri: İçsel bir durum, dış dünyanın görüntüsünü dönüştürür.
Sonra geçmişin görüntüleri geliyor
Birden şiir kitaplıklara, renklere, ülkelere ve kadınlara yöneliyor:
“Kitap raflarında ciltler
altın ve kahve renginin alacasına keser;”
Burada çok somut bir görüntü var.
Kitapların ciltleri, renkleri, raflar...
Sonra:
“senin aklında memleketler, gezdiğin,
imgeleri, elbiseleri
kadınların, tekrar yitirdiğin.”
Bellek burada bir arşiv gibi çalışıyor.
Gezilmiş memleketler, görüntüler, kadınlar, giysiler...
Fakat çok önemli bir ifade var:
“tekrar yitirdiğin.”
Hatırlamak, Rilke'de yalnızca geçmişi geri getirmek değildir.
Hatırladığın anda onu yeniden kaybedersin.
Çünkü hatıra, yaşanmış olanın kendisi değildir.
Onun yalnızca zihinde kalan görüntüsüdür.
Bu nedenle şiirde hatırlamak hem kazanmak hem kaybetmek anlamına gelir.
Asıl dönüşüm: “Sonra birden fark edersin”
Şiirin bütün atmosferi bir anda değişiyor:
“Sonra birden fark edersin ki, bu, oydu.”
Bence şiirin en önemli dizesi bu.
Çünkü şiir boyunca beklenen “O Biri”nin kim olduğunu bilmiyoruz.
Şair bekliyor.
Dünya değişiyor.
Geçmiş görüntüler beliriyor.
Memleketler, kadınlar, kitaplar...
Ve sonra “birden” fark ediliyor:
“Bu, oydu.”
Buradaki “oydu”nun belirsizliği çok güzel.
Rilke açıklamıyor.
“Şu kişiydi” demiyor.
Çünkü önemli olan kişinin kimliği değil, tanıma anı.
İnsan bazen bir şeyi yaşarken onun anlamını anlayamaz.
Ancak yıllar sonra, bir görüntü, bir insan, bir duygu veya bir karşılaşma aniden geçmişteki parçaları birleştirir.
Ve insan:
“Demek oydu.”
der.
Geçmiş yeniden önünde beliriyor
Son bölüm çok güçlü:
“Kalkarsın, işte önündedir
geride kalmış bir yılın
korkusu ve sûreti ve duası.”
Burada şiirin zamanı kırılıyor.
“Geride kalmış bir yıl” artık gerçekten geride değildir.
Önündedir.
Geçmiş, hatıra olmaktan çıkarak neredeyse fiziksel bir varlığa dönüşür.
Üstelik geçmiş yalnızca “sûret” değildir.
Üç kelime özellikle önemli:
korkusu — sûreti — duası
Bir yılın:
- korkusu,
- görüntüsü,
- duası
bir arada geri gelir.
Yani geçmiş sadece yaşanmış olaylardan oluşmaz.
Duygularımız, görüntülerimiz ve umutlarımız da geçmişin parçasıdır.
“Hatıra” neden sadece geçmiş değildir?
Şiirin başlığı bu yüzden çok anlamlı.
Hatıra burada geçmişte saklanmış bir görüntü değildir.
Hatıra, geçmişin bir anda şimdiki zamana dönüşmesidir.
Başlangıçta:
gelecek bekleniyor.
Ortada:
geçmiş hatırlanıyor.
Sonunda:
geçmiş ile gelecek aynı anda beliriyor.
Beklenen “O Biri”nin gelişi, geçmişte kalmış bir yılı da beraberinde getiriyor.
Bu nedenle şiirde zaman doğrusal ilerlemiyor.
Gelecek, geçmişi açığa çıkarıyor.
Bu çok güzel bir Rilke paradoksu.
İnsan gelecekteki bir karşılaşmayı beklerken, aslında o karşılaşmanın anlamını geçmişinde buluyor.
“O Biri” kim?
Bence şiiri yalnızca romantik aşk üzerinden okumamak daha güçlü.
“O Biri” elbette bir sevgili olabilir.
Ama şiirin dili onu daha geniş bir figüre dönüştürüyor.
“O Biri”:
- hayatı çoğaltan bir insan,
- büyük bir aşk,
- insanın kendisini dönüştüren bir karşılaşma,
- kaybedilmiş bir geçmiş,
- hatta insanın hayatına sonradan anlam kazandıran bir farkındalık
olabilir.
Belki de en güzel okuma şu:
İnsan hayatındaki bazı olayların “ne olduğunu” ancak çok sonra anlar.
Yaşarken yalnızca bir olaydır.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığında:
“İşte oydu.”
dersin.
Böylece hatıra, geçmişi hatırlamak değil, geçmişin gerçek anlamını sonradan keşfetmektir.
Şiirin merkezindeki duygu
Şiirin bende bıraktığı temel duygu “gecikmiş tanıma”.
Bir şeyi yaşamışsındır.
Onu kaybetmişsindir.
Yıllar geçmiştir.
Sonra bir gün, hiç beklemediğin bir anda, onun ne olduğunu anlarsın.
Ve o anda geçmiş geri gelir.
Ama artık yalnızca bir hatıra olarak değil:
“işte önündedir.”
Bu yüzden şiirin sonundaki geçmiş, nostaljik bir geçmiş değildir.
Dirilmiş bir geçmiş.
Ve belki şiirin en güzel yanı da burada:
Bazı şeyleri yaşadığımız anda tanımayız; onları ancak hatırladığımızda gerçekten yaşamış olduğumuzu anlarız.