Senin İçin Şiir Yazıyorum

Şair: Afshin Yadollahi

Senin için şiir yazıyorum,
hatta sen bile...

Bırak hiç kimse
senin için şiir yazdığımı
bana hatırlatmasın,
hatta ben bile.

Bunun
şair için iyi olmaması
şiir için iyidir.

Ama sen...
o şiirlerin sahibisin,
bilsen de bilmesen de.

Ve ben...

Afshin Yadollahi


Şiirin Sahibi, Şairin Sessizliği

Buradaki «برای تو شعر می گویم» kelimesi kelimesine “Senin için şiir söylüyorum”dur. Farsçada شعر گفتن (“şiir söylemek”) şiir yazmak anlamında da kullanılır. Türkçede doğal karşılığı “senin için şiir yazıyorum”.

Şiirin en güzel hareketi, “hatırlamak” üzerinden kuruluyor:

“Bırak hiç kimse hatırlatmasın bana
senin için şiir yazdığımı,
hatta ben bile.”

Önce başkalarının, sonra kendisinin unutmasını istiyor. Bu çok önemli. Çünkü aşkın artık karşılık beklemediği bir noktaya geliyoruz. Şair sevgilinin bilmesini istemiyor; hatta kendisinin bile bunu hatırlamak istemediğini söylüyor.

Ama hemen ardından muhteşem bir dönüş geliyor:

“Bunun şair için iyi olmaması
şiir için iyidir.”

Yani şair kaybedebilir, şiir kazanır.

Aşkın kişisel acısı şair için kötü olabilir; fakat o acı şiire dönüşmüşse, artık yaşanan şey başka bir varlık kazanmıştır. Şairin kendisi unutsa bile şiir hatırlayacaktır.

Son bölüm ise şiirin asıl sırrı:

“Ama sen,
o şiirlerin sahibisin,
bilsen de bilmesen de.”

Burada “sahip” olmak çok güzel bir kelime seçimi. Sevgili şiirleri okumamış, onları istememiş, belki kendisine yazıldığını bile bilmiyor olabilir. Yine de şiirlerin varlık nedeni olduğu için onların sahibi.

Ve sonra:

“و من .....”
“Ve ben…”

Şair cümleyi bitirmiyor.

Bence şiirin en güçlü noktası tam burası. Çünkü “şiirlerin sahibi sensin” dedikten sonra “ben”in ne olduğu söylenmiyor.

Ben neyim?

Şair miyim?
Âşık mıyım?
Terk edilen miyim?
Unutan mıyım?
Bekleyen miyim?
Yoksa artık yalnızca o şiirlerin içinde kalan biri miyim?

Yadollahi cevabı vermiyor.

Bu yüzden şiir, sevgilinin “sahip”, şairin ise sonunda isimsiz kaldığı bir noktada kesiliyor.

Üstelik önceki “Varsın ve Yoksun” şiirindeki yapı ile de çok güzel bir ruhsal akrabalık taşıyor: Orada sevgili var ve yoktu; burada sevgili şiirlerin sahibi, fakat belki şiirlerin kendisinden bile habersiz. Yani sevgilinin fiziksel veya duygusal olarak orada bulunması gerekmiyor. Şiirin içinde bulunması yeterli.

Ve bence en güzel tarafı şu:

Şair sevgilisini kaybetmeye razı oluyor; fakat onun şiirdeki varlığından vazgeçmiyor.

Bu nedenle bu şiiri yalnızca “karşılıksız aşk” şiiri olarak görmek eksik kalır. Aynı zamanda aşkın sanata dönüşmesi üzerine çok kısa bir poetika. Şair kaybolabilir, sevgili unutabilir, hatta ikisi de şiirin doğduğu olayı unutabilir; ama şiir kaldığı sürece sevgili oradadır.

Sonundaki “Ve ben…” ise belki bütün şiirin en acı cevabıdır:

Şiir kalıyor. Sevgili kalıyor. Şair ise cümlenin dışında kalıyor.