Benimle ilişkini kesmeyesin sakın
Hiç ilgin yoksa bile varsın husumet olsun.
Kim o sabır ve dayanma iddiasında olan?
Aşk için sabır, sükun, metanet lafları nedir?(21)
Ya Rab! O beni ne anlayabildi, ne anlayabilecek
Bana başka bir lisan vermezsen ona başka bir kalp ver.
Ne kadar tatlı dillisin ki rakip
O kadar küfretmenden bile alınmadı. (26)
Allah’ın huzuruna getirdiğim hediye, utancımdır.
Yüzlerce farklı günah kanına bulanmış bağlılığımdır. (24)
Her gönülde Rabbim yerin, sen benden razı gelirsen
Bilirim ki bütün dünya bana lütufta bulunacaktır. (25)
Umursamazlığı benimsemekte maksadın ne?
Ey nazlı daha ne kadar diyeceksin, ‘Derdin nedir?’
Korkun ne? Sorumlusu benim buraya bak
Bakışının öldürdükleri için kan pahası nedir?
Ölüyorum sesine, varsın başımın kesilmesi söz konusu olsun
Ama cellada hep desin ki; ‘ bir daha vurun başını, bir daha’. (62)
Ey rahatlık kenara çekil! Ey intizam git başımdan!
Çılgın gözyaşı selimle evin her şeyi yıkacaktır bugün.(54)
Aşığın öldüğün yerin metrelerce çevresinde kına bitmekte
Bu ne yüce sevgili ayağını öpme hasretiyle ölmektir. (39)
Yüzlerce kez aşk bağından kurtulduğumuz oldu
Ama ne yaparsın gönül özgürlük düşmanıdır. (33)
Kıskançlığım onun salınarak yürümesine dayanamaz
Yüzümdeki her damla teri onu seyreden hayran göz sandım (34)
Niye yanmadım yarin yüzündeki yakıcılığı görüp?
Şimdi yanıyorum seyretmedeki dermanımı görüp.
Beni katletmeye geliyor nihayet, ama ben
Kıvılcımdan öldüm, yarin elindeki kılıcı görüp
Eyvah! Yar cefa çektirmekten elini çekti
Benim cefa çekmekten zevk aldığımı görüp
Ayaklarımdaki su dolu şişlerden tasa ederken
Mutlu oldum yolu dikenlerle kaplı görüp.(60)
Ey gönül ölmek için başka çare bir çare düşün
Sende katilin şanına yakışır hal kalmadı.(41)
Kapanıverdi gözlerim Galib, açılır açılmaz
Dostlar yari yanıma getirmişler, ama ne zaman. (52)
Pervane hasretinin derdi seni yedi bitirdi, ey şule!
Titremenden belli, meşalen güçsüzleşmiş halde. (75)
Benim yürek yaramı över, ne büyük yaradır bu diye,
Yarama basmak için beni çağırır her nerde görse tuz. (77)
Vefalı olduğu yanılgısına ölümüne balıdır gülün
Gül, bu alışverişe gülmektedir bülbülün. (80)
Beni yaban ellerinde öldürdü, memleketten uzakta,
Allah’ım kurtardı beni kimsesizlik utancından.
O kıvrımlı zülüfler idam ilmeğidir. Ey Allah’ım!
Benim özgürlük iddiamı kurtar utancımdan. (83)
Derin uykudaki talihimden biraz borç uyku alsam
Ama korkum şudur ki Galib, geri nasıl öderim. (84)
Yaralarımı diktirdim diye beni yererler.
Sanırlar mı ki lezzet yoktur yaraların sızlamasında.
Öyle naz baharı bir sevgili için ölmüşüm ki
Kabrimde toprak yoktur gül cilvelerinden başka. (87)
Nazlıyı methetme işini bir türlü yapıp bitiremedim
Eğer bir tek edası olsaydı onu kaderim bilirdim.
Ben ve yürek dağlayan yüzlerce figanım
Sen ise bir tekini bile duymazsın ne diyebilirim?
Zalim! Sana sair düşüncemden dolayı utandır beni
Allah göstermesin, ben sana nasıl vefasız diyebilirim?(88)
Her sözcüklerle teşekkür edeyim onun özel ilgisine
Halimi hatırımı sordu, ama sözle değil.
Soruyor ki ‘senin kaderinde ne yazılmış acaba?’
Sanki alnımda o puta ettim secdelerin izleri yok. (91)
Çöl gezginlerine hiçbir engel önlem değil
Ayağımdaki bir alışkanlıktır, zincir değil.
Acı çekme hasreti içimde kalacak
Vefa yolu kılıç keskinliğinden geri değil.(92)
Gözümün içinde gözbebeği olduğunu sanmayın,
Gözün kalbindeki siyahlıkta ahlar toplanmıştır. (93)
Ah ve figanıma kanıt ararsan yürek yaramda ara
Zira hırsızı yakalamak için ayak izlerine bakarlar.(96)
Onu bekleyip uyumayayım ömür boyu diye
Geleceğine dair söz verdi gece rüyamda.
Ben ve vuslat hazzı! Allah’ın inayeti bu
Canımı sunmayı unuttum ona ben o şaşkınlıkla
Binlerce cilveleşmesinden ala, bir göz kaçırması
Süslenmesinden çekici, yüzünü dökmesi kızgınlıkla.
Feryat onun kalbinde çöp kadar yer etmez,
Ki o feryat güneşte kocaman delik açmakta. (97)
Kıskançlık bırakmaz ki senin adını söyleyeyim,
Herkese soruyorum ‘nereye gideyim ben?’
Al işte! Diyor ki; ‘Neyi var, malsız mülksüz bu adam’
Bilseydim evimi barkımı yoluna feda eder miydim ben?(99)
Ey zulüm mucidi! Figan ince bir talepten başka şey değil
Cefa isteyişimdir, yoksa cefadan şikayet edişim değil.
Geri değil viranelikte o da, ama enginliği malum
Çölde öyle rahatım ki evim aklımda değil.
Cıvıl cıvıl oluşuyla cennet senin sokağından geri değil
Görüntü aynı, ama orası bu kadar kalabalık değil.(101)
Yabancının şirin dili onun üzerinde etkili oldu,
Ben dilsizin, ona aşık olduğunun farkında değil.(103)
Sarığına işlenmiş mücevherlere ne diye bakayım,
Ben inci ve pırlantanın yüksek bahtına bakarım.(106)
Yazık ki kapında sürekli kalıcı değilim ben
Böyle yaşama lanet ki eşiğinin taşı değilim ben.
Ayaklarını görme şerefinden neden mahrum gözlerim?
Rütbe bakımından ay ve yıldızlardan aşağı değilim ben.(110)
Gönül nasıl çalınır diye ona ne diye sorayım, gerek yok
Yaptı her bir işareti sanki der ki, bak işte böyle.
Dedim ki, sevgilim mahfil yabancılardan arınmalıdır
Bunu duyan o zalim beni dışarı attı dedi ‘işte böyle.’(116)
Aramızda aşk yoksa da varsın olmasın,
Düşmanlık olsun, ama bir ilişkimiz olsun.(119)
Nasıl bir çölde gezinme tutkusudur ki öldükten sonra
Kendiliğinden kıpırdar kefenin içinde ayaklarım.(121)
Sevgili kalp çarpıntısına tutulmuş, ben utanç içindeyim
Sakın bu benim ah ve figanlarımın etkisinden olmasın. (122)
Yarin örtüsü içinde bir tel kabarmış durmakta
Ölürüm kıskançlıktan, sakın birisinin bakışı olmasın?(124)
Mektubunla teselli bulurum düşüncesi yanlış değildir
Görme isteklisi gözler bununla yetinmese ben ne ederim?(125)
Dert hanemin kapısını, bacasını bitkiler sardı
Baharı böyle olan yerin hazanını hiç sorma.(129)
Keşke feryat etmeseydim. Nerden bilirdim ey dost
İçimde derdi artırmaktan başka işe yaramadı o da.(132)
Bir daha bana, ‘sen benim hayatımsın’ deme
Bugünlerde hayatın kendisinden bezginim.(143)
Ben vefadan asla vazgeçmeyeceğim
Aşk olmasa da varsın yerine musibet olsun.(148)
Yarin göndereceği haberin mutluluğundan geçti Esed
Ulağı kıskanmaktadır, soru cevap sohbetinden dolayı.(152)
Kısmetime bak ki, kendi kendime gıpta ederim
Onu seyredeyim, edemem kendimi kıskandığımdan.
Tutku her an ah ve figan etme arzusunda
Yürek ise korkmaktadır nefes almaktan. (153)
Parçalandı bağrım, ne güzel! Artık özgürlük
Yürek yaralarımı saklama zahmeti bitti.
Ayak izlerinin çekiciliğindeki güzelliğe bak
Yarin süzülerek yürümesi ne büyük zarafetti.
Geçmiş gelecek ayrımı silindi birden
Dün sen gittin ya, benim için o gün kıyametti. (158)
Teskin için sızlanmam, sevgiliye kavuşayım yeter.
Cennet hurilerine senin yüzünü göstereyim yeter.
Beni katlettikten sonra kendi sokağına defnetme sakın
Ziyaret bahanesiyle halk senin evini öğrenecektir.
Sana da ben göstereyim Mecnun’un neler yaptığını
İçimi yakan gizli dertlerden eğer fırsat bulursam.
Ey sevgilinin sokağında ikamet edenler! İyi bakın,
Oralarda bir yerde perişan Galib’e rastlarsanız.(159)
Ey zalim! Şikayet etme izni ver bana
Böylece sen de çektirdiğin acıdan zevk alasın. (163)
Onun ziyaretiyle yüzüme renk geldi
O da sanıyor ki hastanın hali iyidir. (164)
Şikayet imasında bile sevgili rahatsız olur
Bu lafı sakın deme, dersen o da şikayet olur. (167)
Bedenimin yandığı yerde kalbim de yanmıştır.
Şimdi külleri karıştırırsın! Aradığın şey nedir?
Damarlarda akıp dolaşmasına kanmam ben
Gözlerden damlamıyorsa eğer, kan nedir?(178)
Mektup yazacağım, gerçi yazacak yeni bir şey yok
Ben aşığıyım aslında defalarca adını yazmanın.
Gözlerim gönlümü nasıl tuzağa düşürdü
Onlar da halkaları mı yoksa senin tuzağının?(180)
O rüyama girip ıstırabımı hafifletebilir ama
İçimdeki yangın uyumama fırsat vermiyor.(193)
Öldürme anında ona bakma arzum yarım kalacak,
Ey kem talih! O katilin hançerini keskin bileli olmasın.(200)
Kendimi toplamama izin ver ey ümitsizlik, bu ne bela!
Böyle giderse sevgili hayali bile kopup gidecek benden
İtiraf etmeliyim ki ben de seyredenlerden biriyim ama
Onun seyredilmesine seyirci kalmam nasıl beklenir benden. (205)
İlgisizlikten şikayet etmeye gittim yanına
Tek bir bakışlık ilgiyle toprak oldum.(210)
Katilim kavga eder haşir günü, niye kalktın diye
Belli ki duymamış sesini Sur’un. (231)
Mirza Asadullah Han Galib
Urdu Dilinin Türk Asıllı Dahi Şairi Yazan: Celal Soydan
Kaynak: intifada61