İbn Hişâm’ın es-Sîretü’n-Nebeviyye’sinde Bedir ve Uhud Şiirleri
10 Ekim 2026
1. Hübeyre b. Vehb’e atfedilen şiir
Kitap s. 576;
Bizler malı hesapsızca yağmur gibi harcarız.
Atlara mızraklarımızı sağdan soldan ve göz pınarlarına saplarız.
Nice gece var ki kasap işkembeden çıkardıkları ile ısınır.
Davet eden de özellikle zengin kimseleri (ziyafete) davet eder.
Meclislerin kurulduğu Cumâde ayından bir gece
-ki pek soğuk olmakla birlikte- hep yürüyerek geçirdim.
Aşırı soğuktan dolayı köpek bile yalnız bir defa havlar, yılanları da yürümezdi.
Muhtaçlar için öyle gecelerde alev alev yanan ateş yakışımdır
dört bir yanı şimşek gibi alevi ile onu kolladım.
Bunu Amr ile ondan önce babası bana miras bıraktı.
O bunu ardı arkasına pahalı oluşuna bakmadan yapıyordu.
Onlar yıldız doğuşlarıyla yarışıyorlardı.
Onların çabaları en yüksek konumdan daha geri kalmadı.
Aktarım notu: Kitaptaki açıklamaya göre bu beyitlerin aslında Amr Zülkelb el-Huzelî’nin kız kardeşi Cenûb’a ait olduğu ve Uhud günü hakkında olmayarak yazıldığı başka beyitlerle birlikte rivayet edilmektedir.
2. Hassân’ın Hübeyre’ye reddiye olmak üzere yazdığı şiir
Kitap s. 576.
Beyinsizliğinizden bilgisizce Kinâne’yi Resûl’ün önüne
sürdünüz. Allah’ın ordusu onu rüsva edendir.
Kuşluk vaktinde onu (Kinâne’yi) ölüm havuzlarına getirdiniz, ona
vadedilen cehennem karşısına çıkacak olan ölümündür.
Onları Ehabîş olarak sonsuzca bir araya getirdiniz.
Ey küfrün azgın önderleri sizi aldattı.
Sizler Allah’ın atları kör kuyuya atılan öldürmüş olmalarından
ve o kuyuya attıklarından neden ibret almadınız
Biz nice esiri bedelsiz özgür bıraktık ve perçemleri kesilen
(esir alınan) nice kimselere biz iyilik yaparak saldık.
Aktarım notu: Metindeki “Ehabîş” için sayfa dipnotu, Mekke çevresinde yaşayan ve Kureyş’in müttefiki olan çeşitli kabilelerin oluşturduğu topluluk açıklamasını verir.
3. Ka‘b’ın Hübeyre’ye red mahiyetindeki şiiri
Kitap ss. 578–580;
Bizden Gassân’a (haber) ulaştı mı? Ki ona varana
kadar katledilmişi zor geniş topraklar var.
Çöllerin ve dağların uzaktan siyahımsı renkleri
hareketsiz, arkası kesilmiş tozu andırıyor.
Güçlü kuvvetli develer orada yorgun argın düşer.
Oraya kıtlık zamanının yağmuru düşer ve yeşeriverir.
Orada yağlar tüccarların yayılmış nakışlı keteni gibi
parlayan helak olmuş develerin leşleri var.
Orada yaban öküzleri ve karınları beyaz sırtları siyah ceylanlar arka arkaya
yürür. Bir de yumurtalarının üst kabuğu beyaz çatlayan beyaz deve kuşları da var.
Dinimiz için vuruşan her bir bölüğümüzdeki silahların beyaz uçları parıl parıldar.
Her bir zırh ve koruyucu her bir silah giyildi mi dopdolu bir havuzu andırır.
Ama soruşturun bir Bedir’de nasıl insanlarla karşılaştınız?
Çünkü ilgililerin gıyabında alınan haberler faydalıdır.
Korkunun olduğu yerde bizden başkaları bulunsa
geceleyin oradan sürülür ve dağılırlar.
Bizim bir atımız gelip de: İbn Harb’in önüne kıtlıklarına hazır olun, derse.
Bizim için hazırladığı tuzak başkalarını istediği kadar tasalandırsın.
Biz onu diğer insanlara göre daha çok kuşatırız.
Eğer herkesin katıldığı tuzaklar bizden başkaları için
el birliği ile hazırlanmış olsaydı ve dağılarak
vuruşsalardı insanlar arasında korkmadık, dehşete
kapılmadık bir tek kabile kalmazdı.
Onlar İrd denilen yerde çadırlarını kurunca ileri gelenlerimiz:
Eğer İrd korunmayacak olursa biz nerede ekin ekeceğiz?
Aramızda emrine uyduğumuz Allah Resûlü var. Aramızda bir söz
söyledi mi onu tazim ettiğimiz için yüzümüzü dahi bakmayız.
Ruh rabbinin nezdinden üzerine indi. O semâdan indirilir ve (oraya) kaldırılır.
İstediğimiz hususlarda onunla istişare ederiz.
Amacımız ise onun her arzusunu dinleyip ona itaat etmektir.
Onlar bize göründüklerinde Resûlullah (sas) buyurdu ki:
“Ölüm korkusunu üzerinizden atın ve umutlanın”
Sizler huzurunda herkesin dirileceği ve huzuruna dönülecek
bir meleke yaklaşmak için hayatı satanlar gibi olun.
Ve fakat kılıçlarınızı alıp Allah’a tevekkül edin. Çünkü bütün işler Allah’ın elindedir.
Onlar yerlerinde bulunmayan gün ortasında üzerlerine yürüdük.
Üzerimizde parlak zırhlar vardı ve korkmuyorduk.
Silahları ve mızrakları olan bir bölükle yürüdük. İlerlediler mi asla korkmazlar.
Bizler bir deniz dalgasının ortasına geldik.
Onlar Ehabîş’ti. Kimileri zırhsızdı. Kimisi başına mihver geçirmişti.
Üç bin kişiydiler bizler ise seçkin üç yüz kişiydik. En çok dört yüz kişi.
Ölüm bizler onlar arasında sıralıydı. Ölüm havuzunda sırayla gider ve içerdik.
Neb’ ağacından yapılmış yaylar bizim de onların da arasında gidip
geldi. Gördük ki paramparça olan yayların Yeşrib işi kirişleriydi.
Yapıldıkları anda üzerlerine zehir serpilen Hirmî işi Sa‘dî oklarıdır.
Adamların bedenlerine isabet eder, bazen zırhları delerek derinlere iner.
Bir de düzlükte gördüğüm atlar ki doğudan esen Saba
rüzgârının getirdiği sağa sola dağılan atlara benzer.
Karşılaşıp da savaş aramızda değirmen gibi dönünce elbette
ki Allah’ın takdir ettiğini hiçbir şey geri çeviremez.
Onları vurduk, sonunda ileri gelenlerini çukurlarda yıkılmış kütükler gibi bıraktık.
Sabahtan akşam vakti aykırıncaya kadar sanki
yaklaşan yakan bir ateşin alevi bizi sardı.
Hızlıca gittiler. Rüzgârın yağmurunu başlattığı suyu olmayan bir bulut gibiydiler.
Arkamızdan gelenler ağır ağır geldiler. Sanki aslanı bol
Bişe denilen yerde ete çullanan aslanlar gibiydiler.
Biz de onlara zarar verdik onlar da bize zarar verdi. Bazen biz
yapacağımızı yaptık ama Allah’ın nezdindekiler daha geniştir.
Bizim değirmenimiz de onların değirmeni de döndü.
Hepsi de şerre doymuş hâle geldiler.
Biz şeref ve haysiyeti koruyan kimseler için
öldürülmeyi ayıp görmeyen kimseleriz.
Zamanın olumsuz hâllerine karşı metanetle dururuz. Ölen
biri için bir gün gözün ağladığını görmeyiz.
Biz savaşın çocuklarıyız. Söylediğimiz bir şeyden dolayı yorulmayız.
Savaşta olan bitenden dolayı da tahammülsüzlük göstermeyiz.
Biz savaşın çocuklarıyız. Zafer kazanırsak çirkin söz söylemez, çirkin iş
yapmayız. Hem bizler savaşın tırnaklarını geçirmesinden de sızlanmayız.
Bizler insanların sıcağından korunduğu hemen
yakınındakinden yanıp geri çekildiği alevli bir ateşiz.
İbn Zibâra’nın bana karşı övdün. Hâlbuki gecenin sonunda arkandan
gelenler sizi takip için yola çıktı. Kendini Mead’ın büyüklerine de
başkalarına da sor: Kimin konumu daha rezilce ve daha kötüymüş.
Savaşın kendisine övünecek bir şey bırakmadığı kimdir? O
hoşlanılmayan günde kimin yanağı daha alçalmış?
Allah’ın yardımıyla ve zaferle üzerinize öyle bir hücum ettik
ki mızrakların uçları da size doğru yönelmişti.
Mızraklar size saplanıp duruyordu. Açtıkları yaralar ise
ağzından suların hızla aktığı kırbalar gibiydi.
Sonra sancak taşıyanlara yöneldik. Kim sancaklarla
birlikte anılırsa o övmekte daha hızlıdır.
Onlar itaat edeceklerini taahhüt etmişken hıyanet ettiler. Yardım da etmediler.
Allah iş emrini mutlaka gerçekleştirir ve o hükmünü galip getirir.
4. İbn Zibârâ’ya ait bir şiir
Kitap s. 582.
Ey ayrılığın kargası duyurdun. Haydi söyle. Sen ancak olmuş bir şeyi söylersin.
Şüphesiz hayrın da şerrin de bir sonu vardır. İkisinin de bir önü ve bir yüzü vardır.
Aralarında yapılan bağışlar değersizdir. Zengin ile yoksulun kabri birdir.
Her yaşantı her nimet yok olur. Zamanın olukları herkesi oyuncak yapar.
Benden Hassân’a bir alamet bildirin: Çünkü şiir söylemek susuzluğa şifadır.
Dağın eteğinde nice kafatasları görürsün. Koparılmış nice eller ve ayaklar
Ve savaş meydanında öldürülmüş kahramanlar üzerinden çıkarılmış nice zırhlar.
Soylu efendi her iki dedesi de şerefli atılgan ve kahraman nicelerini öldürdük.
Gerçekten kahraman yiğit mi yiğit, hasmına galip gelen,
mızrak darbelerinden yılmayan kimselerdir (onlar).
Şimdi Mihrâs’a sor. Orada kim kaldı? Kafatasları ile keklik gibi başlar arasında
Keşke Bedir’deki büyüklerim görmüş olsalardı mızraklara
nasıl dayanamadıklarını Hazreclilerin
Kuba’da o mızrakları göğüslerini kasıp Abdüleşheloğulları
arasında öldürmeler çoğalınca
Sonra hemen hızlıca koştular. Dağa tırmanan deve kuşu yavruları gibi
Eşraflarından kat kat fazlasını öldürdük. Bedir’de
dengesi bozulmuş teraziyi böylece dengeledik.
Kendimi kınamıyorum ancak biz tekrar hücum
etseydik yaptığımızı yapmış olacaktık.
Tepelerine inen keskin Hint kılıçlarıyla ilk yudumdan
sonra doyasıya içilen içki gibi.
5. Hassân’ın İbn Zibârâ’ya cevabı
Kitap ss. 582–584.
Ey İbn Zibârâ! Adaletli olsan üstünlüğün tarafımızda olduğu bir vaka olup gitti.
Andolsun siz de bize zayiat verdirdiniz.
Biz de size verdik. İşte savaş böyledir -bazen döner dolaşır.
Kılıçları omuzlarınıza indiririz. Çünkü biz ilk
yudumdan sonra doyasıya içmeyi severiz.
Su katkılı sütlerini arkalarından asal bitkisi yemiş
yaşlı develerin çıkardığı gibi çıkarırlar.
O zaman siz dağ geçidinde topluklarınız üzere gerisin geri
kaçıyordunuz. Salıverilmiş arka arkaya giden develer gibi.
O vakit biz size pek kararlı bir hücum yapmıştık
da dağın eteğine kadar kaçarmıştık.
Yaratılmışların en hayırlıları olan bölüklerle,
kiminle karşılaşırlarsa dehşete kapılır.
Dağ geçidinden geçerken sığmamıştık. Tümseklerini
de düz yerlerini de doldurmuştuk.
Öyle adamlarla ki siz onların dengi değilsiniz. Cebrâil
ile desteklendiler. O da yardım için indi.
Bedir günü biz takva Allah’a itaat ve Resûlü tasdik ile üstün geldik.
Onların her baş çekenini öldürdük. Her kibirli lideri de öldürdük.
Bedir günü Kureyş arasında ayıplanmalarına sebep olacak
ve örnek gösterilecek kadar kötü bir hâlde bıraktık.
Bedir gününde Allah’ın gerçek Resûlü de şişman ve kısa boylular da şahittiler.
Kureyş arasında bir araya getirilmiş kalabalıklarda verimli
merada çobansız terk edilmiş develer gibi olanlar vardır.
Bizler sizin gibi savaş bitti mi insanların yanına gelen ‘tersinin çocukları’ değiliz.
6. Ka‘b’ın Hamza ve Uhud’da öldürülenler için yazdığı mersiye
Kitap s. 584
Ağladın, hiç ağlayacağın var mıydı?
Sen ne zaman hatırlasan aynı şeyi sürdürüyorsun
Eğri bir zamanda onlar hakkında bazı sözlerin
geldiği bir kavmi hatırlıyorsun bu.
Kalbin onları andığın için özlem ve yakıcı üzüntüden dolayı çarpıp durmaktadır.
Onlardan öldürülenler Naim cennetlerindedir.
Girdikleri yer de içtikleri de pek değerlidir.
O sancağın vadinin kıyılarındaki Resûl sancağının
gölgesi altında sabrettikleri için,
Evs ile Hazrecoğulları’nın hep birlikte kılıçlarıyla cevap verdiği sabah,
Bir de aydınlık ve geniş yol üzere taraftarlık eden Ahmed’in taraftarları,
Durmadan kahramanları vuruyor ve havaya yükselen toz duman içindedirler.
Hep böyle kaldılar. Ta ki o her şeyin maliki onları uzun dalları
birbirine girmiş ağaçları olan cennete davet edinceye kadar,
Hepsi de tam anlamıyla sınanarak vebale giren Allah’ın dini üzere öldü.
Keskin kemiğe işleyen bir kılıçla sadakatle görevini
yerine tam olarak getiren Hamza gibi,
Derken karşısına simsiyah bir deve gibi homurdanan
Nevfeloğulları’nın kölesi çıktı.
Ona bir kor ateşi andıran alevler içinde yanan bir harbe sapladı.
Nu‘mân ahdini eksiksiz yerine getirdi. O hayır Hanzala’sı
ise haktan başka tarafa döndürüldü.
Ta ki ruhu pek süslü ve değerli bir konağa varıncaya kadar,
Bunlar sizden ateşin kapıları kapatılmış derinliklerine yuvarlananlara benzemez.
7. Drâr’ın, Ka‘b b. Mâlik’e cevap olarak yazdığı şiir
Kitap ss. 586–588;
Ka‘b taraftarları için sabır gösteremeyip eğri zamandan dolayı mı ağlıyor?
Dostlarını yüzlerine vurulmuş hâlde sudan gelen topluluk
arasında gören yaşlı bir deveye benziyor.
Su taşıyan develer oradan ayrılıp gitti. Zorla ayrıldılar,
oradan, üzerlerine hevdec konulmadan
Ka‘b’a söyleyin: Tekrar tekrar ağlasın. Onun pişmemiş eti de pişecek.
Atlılar yükselen tozlar arasında hücum ettiklerinde kardeşleri yere yıkıldığı için
Keşke Amr ve taraftarları ile Utbe yanıp tutuşan
topluluğumuz arasında bulunsaydı.
Hazrecilerden öldürülenler dolayısıyla alınan intikamlarla yürekleri soğudu
Zülâdv’da da hepsi de harbe meydanında ölen
Evslilerden öldürülenler dolayısıyla da
Bir de sancağın altında sallanan yumuşak ve süratle saplanan
bir mızrakla öldürülen Hamza dolayısıyla da
Bir de Mus‘ab’ı hızlıca kesen bir kılıç darbesiyle geri püskürtüldüğü için
Uhud’da oldu bunlar. Onlara inen kılıçlarımız alev alev yanan bir ateş gibiydi.
Sizinle silahlarla karşılaştığımız sabah asla geri dönmeyen orman aslanları gibiydik
Bütün atlarımız birer kartal gibiydi hem asil hem de evcil coşkulu atlardı.
Çiğnedik onları sonra dağıldılar ruhunu teslim etmiş ve çaresiz kalmış durumda.
8. İbn Zibârâ’nın Uhud günüyle ilgili yazdığı şiir
Kitap s. 588.
Gözlerinden yaş akmalı değil mi gençlik ipinden parçalar kopup ayrıldı.
Sevdiğini ziyaret edeceğin yer uzaktadır. Kabilenin
Habîb’deki yurdunun uzaklığı can yakıcıdır.
Sıcak kişiye dönüp gittiği için değil, gözyaşları uzun süre dönüp dönüp dökülse de
Sen bunu bırak da Ümmü Mâlik’e kavminin haberleri geldi mi esasen haberler yayılır.
Asil atlarımızı Medine ehli üzerine sürdük. Onların
kimi bizde doğdu. Kimi yabancıdır.
Akşam vakti büyük bir orduyla yürüdüğümüzde bizi
yiyordu. Zararlı düşmanlar dostça faydalıdır.
Her esnek zırhı üzerimize bağlarız. Sanki ovalar
arasında kenardaki dolu su gibidir.
Bizi gördüklerinde korkuya kapıldılar ve orada onlar korkunç bir hâl gördüler.
Arzu ettiler. Keşke yer, atlarından yarılsa orada
kavmin sabırlıları bile tahammülsüzdür.
Parlak kılıçlar kınlarından sıyrıldı. Parıltıları sık akçaağacı
ormanda hızlıca yayılan alev gibiydi.
Sağ ellerimizle her kafanın üstüne çıkarız. Düşman
için hızlıca öldüren zehirler vardır.
O kılıçlar Evs’ten öldürdükleri kendilerine bulaşmış olarak ayrıldılar,
sırtlanlar ve kuşlar da onlara gelmiş rızıklarını arıyorlardı.
Alçak yerlerdeki bütün Neccâroğulları’nın bedenleri
o kılıç darbelerinden kanlarla boyanmıştı.
Yüksek dağ geçidi olmasaydı Ahmed’i bırakır giderlerdi. Fakat
mızraklar saplanmak için eğilmişken geçit yüksekte kalmıştı.
Nitekim hücum sırasında Hamza’yı göğsünde silahın
keskin ucu saplanmış hâliyle bıraktı (o silahlar)
Nu‘mân’ı da sancağı altında bırakıp gittiler. Kuşlar da
karın boşluğunu delmek için üzerine konmuşlardı.
Uhud’da oldu bunlar. Kahramanların mızrakları onları
istiyordu. Su kovalarını çekilen ipler tükettiği gibi.
9. Bedir günü hakkında söylenen şiir: Hassân b. Sâbit’in cevabı
Kitap s. 394;
Rüyada kendisiyle yatanı serin bir gülümsemeyle
iyileştiren taze güzel bir kız hasta etti kalbini.
Bulutun suyunu kattığın bir miske yahut kesilen
hayvandan akan kan gibi şaraba benziyor.
Bineğin arkasına yerleştirilen ve içindeki eşyaları özenle dizilmiş
bir şeyden habersiz yemini etmek için acele etmez.
Oturduğu zaman üzerinde kokuların ezildiği mermer taşını andıran
kemikleri gizleyen etine dolgun (bir bineğe) üzerine yerleştirilmiş.
Kıyamında güzel ve yumuşak bir cisim ile yatağına gelmekten üşenir gibidir.
Gündüzün onu anmadan vaktim geçmiyor, geceleyin
ise rüyalarıma girmesi bana acı veriyor.
Onu unutacağıma ve anmayacağıma yemin ettim.
Mezarda kemiklerimin üzeri kapatılıncaya kadar.
Ey bir beyinsizliği kınayan sitem edici! Beni kınayanlara aşkımla ben başkaldırdım.
10. Hâris b. Hişâm’ın Hassân’a cevap olmak üzere yazdığı şiir
Kitap s. 396.
Allah bilir ki onlarla savaşmayı bırakmadım. Onlar
benim atımı kan revan içinde bırakmadan.
Ben tek başıma savaşırsam öldürüleceğimi ve savaşta sebat
etmemin düşmanlara zarar vermeyeceğini anladım.
Onlardan uzaklaştım, sevdiklerim aralarında olduğum hâlde her
şeyi bozan bir günde cezalandırılacakları ümidiyle.
Aktarım notu: Kitaptaki açıklamaya göre Hâris bu sözleri Bedir günü kaçışından ötürü mazeret olmak üzere söylemiştir; İbn Hişâm, Hassân’ın kasidesinin son tarafından üç beyiti zikretmediğini belirtir.
11. Bedir’de öldürülenler üzerine şiir
Kitap s. 394
Bedir’e ne oluyor? Etrafındaki asil ve beyaz yüzlü genç yiğitler ne oluyor?
Nübeyh’i ve Münebbi’h’i bir de Rebîa’nın iki oğlunu
en hayırlı Hâşim topluluğunu bıraktılar.
Oldukça cömert yüzü karanlık geceyi aydınlatan
dolunay gibi parlak o Hâris’i de bıraktılar.
Pek güçlü uzun mızrak gibi ve kusursuz Âs b. Münebbi’h’i de bıraktılar.
Damarları ve ataları, dayılarının ve amcalarının güzel
davranışları onun kim olduğunu gösteriyor.
Biri ağlayıp sesini yükseltirse soylu kadın İbn Hişâm için ağlasın.
Mahlukatın rabbi o ilahın selamı Ebü’l-Velîd’e ve kabilesine
olsun ve özellikle onlara selam versin.
12. Hassân b. Sâbit’in cevabı
Kitap s. 394
Ağla iki gözün ağlasın. Sonra da göz pınarlarına kesintisiz kanlı yaşlar dolsun.
Arka arkaya gidenler için ne biçim ağladın ki? Neden
onların üstün meziyetlerini saymadın.
Ama bizden gayretli huyu güzel samimi atılgan asil kimseleri neden anmadın?
Ben yüksek ahlaklı pek cömert yeminlere en çok
sadakat gösteren o Nebî’yi kastediyorum.
Onun ve davetinin benzerine övgüler yağdıran orada takatten kesilmez
es-Sîretü'n-Nebeviyye
Sîret-i İbn Hişâm
İBN HİŞÂM
Çeviri: Mehmet Beşir Eryarsoy
SİYER akademi