Her Şeye Sahip Olamazsın

Şair: Barbara Ras

1 Eylül 2026

Her şeye sahip olamazsın.

Ama bir incir ağacın olabilir;
avuçlarını göğe açmış
iri, yeşil yapraklarıyla.
Gece yarısı yanağına değen
on bir yaşında bir parmak olabilir;
uyandırıp sana
“Hamster geri döndü,” diyebilir.

Bir kedinin mırıltısı olabilir evinde,
bir kara köpeğin bakışı;
sanki bütün kederlerini
tek tek dişlerinin arasına alıp
dünyadan söküp atacakmış gibi.

Ağustos olabilir.
Tam da ağustos.
Sıcağıyla, kokusuyla,
olgunlaşan meyveleriyle
fazlasıyla ağustos.

Aşk olabilir,
ama aşkın ne olduğunu
çoğu zaman anlayamazsın.
Fasulyenin üzerinde kabaran
o beyaz köpük gibi:
masum görünür önce,
sonra birden anlarsın—
köpüğün kardeşi kandır.

Bir bedenin sıcaklığı olabilir,
tenin tenine değdiği o mahrem yer.
Bir zihnin olabilir ayrıca;
arada bir içinden ışık geçen,
dünyanın bayağılığına boyun eğmeyen,
sınır kapısındaki somurtkan bekçiye
rüşvet vermeyi aklından bile geçirmeyen.

Çünkü bazı sınırlar
para ile aşılmaz.

Bazen başka bir dil konuşabilirsin
ve o dil, bir anlığına,
dünyanın sana açılan başka bir kapısı olabilir.

Babanın ağladığı mezara gidebilirsin.
Ölüleri geri getiremezsin.
Ama “affetmek” ile “unutmak”
birbirlerinin elini tutabilir;
sanki birlikte yaşlanmaya
karar vermiş iki eski dost gibi.

Makyaja şükredebilirsin,
yüzüne kondurduğu o küçük unutkanlığa;
yarısı baharat,
yarısı hafıza kaybı.

Mozart’a şükredebilirsin:
notalarının birbirini geçmeye çalışarak
neşeye doğru koşmasına.

Temiz teninde kalan suyu
içine çeken havluya,
dudaklarında büyüyen susuzluğa,
çarkıfeleğe,
tükürüğe bile.

Çünkü hayat
bazen en küçük şeyin içinde
kendini ele verir.

Mısır’ı düşleyebilirsin.
Sıcak kumları,
atları,
o atların üzerinde
senin sonsuza doğru gidişini.

Büyükbaban
bir süreliğine yatağının kenarında oturabilir.
Bulutlar olabilir.
Mektuplar olabilir.
Uzaklıklar birdenbire kısalabilir.
Gün doğumu gibi sarı
bir Hint yemeği önüne gelebilir.

Lütuf
kalabalığın içinden seni seçmeyebilir.
Hayat seni her zaman
hak ettiğin yerden alıp
yükseğe koymaz.

Ama bir arkadaşın olabilir.

Sana çıtanın üzerinden
geriye doğru atlamayı öğreten biri.
Kendini boşluğa bırakmayı.
Düşerken korkmamayı.

Sonra anlarsın:
aşk biraz da budur—
tutunmayı bırakmak,
kendini bırakmak,
tatlı bir teslimiyetle
boşluğa güvenmek.

Deniz salyangozları olabilir.
Durakta diz çöken otobüsler.
Zihninin içinde
Afrika kadar gerçek çiftlikler.

Ve bir gün yetişkinlik
seni yarı yolda bıraktığında,
çocukluğunun göletindeki
kara kuğuyu çağırabilirsin yeniden.

Büyükannenin
herkes uyurken sana verdiği
fıstık ezmeli, muzlu çavdar ekmeğini
hatırlayabilirsin.

Bazı şeyler geri gelmez.

Ama bazı sesler
istenildiğinde yeniden duyulur.

Annenin sesi gibi.

Uzaklardan,
çok eskilerden,
içindeki en sessiz yerden
hep aynı şeyi söyler:

Her şeye sahip olamazsın.

Sonra biraz susar.

Ve hayat,
bütün eksiklerine rağmen,
avuçlarına usulca
şunu bırakır:

Ama işte bu var.

Barbara Ras