Ey onun gözlerinden gelen ilkbahar
Ey mehtapta seyahat eden kanarya
Beni ona götür
Bir aşk şiiri veya bir hançerin saplanışı
Yurtsuzum ve yaralı
Yağmuru seviyorum, uzak dalgaların iniltisini
Derinliklerinden uyanırım uykunun
Düşünmek için günlerin birinde gördüğüm şehvetli bir kadınının dizini
Müptelası olmak için şarabın ve şiirin
De ki sevgilim Leyla’ya
Sarhoş ağızlı, ipek ayaklı
Hastayım, hasretim ona
Yüreğimin üzerindeki ayak izlerine bakıyorum.
Şam… Ey tutsakların pembe vagonu
Uzanmışım odamda
Yazıyorum, düş kuruyorum, gelip geçenlere bakıyorum
Yüce göğün kalbinden
Çıplak etinin titreyişini duyuyorum.
Yirmi yıldır dövüyoruz çelik kapılarını
Yağmur ıslatıyor elbiselerimizi, çocuklarımızı
Paralayan öksürüğe boğulmuş yüzlerimiz
Veda gibi hazin görünüyor, verem gibi sarı
Ve vahşi steplerin rüzgârları
Feryadımızı taşıyor
Sokaklara, ekmek satıcılarına, ajanlara
Vahşi atlar gibi koşuyoruz tarihin sayfalarında
Ağlıyoruz, titriyoruz
Rüzgârlar geçiyor, portakal rengi başaklar
Çarpık bacaklarımızın arkasından…
Ve ayrıldık
Koşuşturan yıldızlardan bir fırtına dövünüyor
Soğuk gözlerinde
Ey buruşuk sevgili
Öksürük ve mücevherle kaplı bedenin sahibi
Benimsin
Bu hasret sana, ey hasretin kinleri!
Göç etmeden önce
Bir kadınla yattım ve bir şiir yazdım
Geceye, güze, sindirilmiş uluslara
Öğlenin sarı güneşinin altında
Başımı yaslardım pencerenin zülüflerine
Gözyaşını bırakırdım
Sabah gibi ışıldardı, çıplak bir kadın gibi
Eskilere dayanır tanışıklığımız: Ben, hüzün ve kölelik
Uzak suskun bulutların yakınında
Yüzlerce çıplak kirli göğüs görürdüm
Dikenden bir nehre sürüklenen
Mavi hüzünlü gözlerden bir bulut
Bakışlarını bana dikerdi
Dudaklarımın üzerine çömelen tarihle.
Ey hüznün uzun bakışları
Ey küçük kan kabarcıkları, ayılın
Seni görüyorum burada
Yarıya indirilmiş bayraklarda
İpek elbiselerin kıvrımlarında
Yürüyorum kumral şimşek gibi kalabalıkta
Duru göğünün altında
Geçiyorum ağlayarak ey yurdum
Nerede tütün ve kılıç yüklü gemiler
Bir saltanatı fetheden cariye
İki ılık kadın gibi iri gözleriyle
Bir kadının göğsündeki uzun bir gece gibisin ey vatanım
Ben burada yabancı meçhul bir hayaletim
Parfümlü tırnaklarımın altında
İhtiyar onurun duruyor
Çocukların gözlerinde
Gece seyahatine çıkıyor bitkin kalbinin atışları
Gözlerimiz buluşmayacak artık
Yeterince şiir okudum sana
Uzanıp bakacağım uzaktaki kırmızı bir karanfil gibi
Vatanı olmayan bulut gibi.
Elveda ey sayfalar, ey gece
Ey erguvani pencereler
Yüksek kurun darağacımı günbatımı
Yüreğim sakinken güvercin gibi…
Bir tepenin mavi gülü gibi güzel
Ölmek istiyorum bulanarak
Dolu dolu gözyaşlarına
Yükselsin diye boğazlara kadar bir kere de olsa
Harflerle doluyum, kanlı başlıklarla
Çocukluğumda
Altın çizgili bir cilbap düşlerdim
Hurma bahçelerini, taşlı tepeleri yağmalayan bir at
Şimdiyse
Dolaşıyorum aylak aylak lambaların ışıkları altında
Sokaktan sokağa geçiyorum hayat kadınları gibi
Geniş bir suçu arzuluyorum
Beyaz bir gemi taşıyor beni tuzlu memelerinin arasından
Uzak diyarlara
Her adımda bir meyhanenin ve yeşil bir ağacın olduğu
Ve melez bir genç kız
Yapayalnız sabahlıyor susamış memeleriyle.
Muhammed el-Mâgût
Çeviri: Mehmet Hakkı Suçin
Kaynak: mehmethakkisucin.com