AHMED ŞAMLU: Şiiri Hayata Çeviren Şair
Ahmed Şamlu: Şiiri Hayata Çeviren Şair
Ahmed Şamlu, 20. yüzyıl İran şiirinin yalnızca önemli şairlerinden biri değil, modern Fars şiirinin yönünü değiştiren birkaç büyük isimden biridir. 1925'te Tahran'da doğdu, 23 Temmuz 2000'de öldü. Şiir, gazetecilik, çeviri, folklor araştırmaları, çocuk edebiyatı ve editörlük alanlarında yetmişten fazla kitaplık bir külliyat bıraktı. İran'da A. Bâmdâd ve A. Sobḥ gibi mahlaslarla da yazdı.
Şamlu'yu yalnızca "Nîmâ Yûşic'in öğrencisi" olarak tanımlamak eksik kalır. Nîmâ'nın başlattığı şiir devrimini devralmış, fakat onun vezin anlayışını da aşarak kendi şiir dilini kurmuştur. Ortaya çıkan şiir, İran'ın bin yıllık klasik şiir geleneğiyle modern dünyanın siyasal, toplumsal ve bireysel deneyiminin aynı dil içerisinde karşılaşmasıdır.
Onun şiirinde aşk ile özgürlük, kadın ile ülke, ölüm ile umut, yalnızlık ile toplum, insan ile tarih birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz. Bu yüzden Şamlu'nun şiiri hem çok kişisel hem de çok toplumsaldır.
Bir asker ailesinin çocuğu
Şamlu'nun çocukluğu, babasının asker olması nedeniyle İran'ın farklı şehirlerinde geçti. Zâhedân, Reşt, İsfahan, Gürgan ve Urmiye gibi yerlerde yaşadı. Bu dolaşım, daha sonra şiirinin önemli bir özelliğine dönüşecek olan İran'ın farklı ağızlarını, halk kültürlerini ve yerel hayatlarını tanımasını sağladı. Babasının ailesi Kabil kökenliydi; anne tarafından ise Buhara ve Kafkasya bağlantıları bulunuyordu.
Öğrenimini tamamlamadan okuldan ayrıldı ve genç yaşta gazeteciliğe yöneldi.
1942'de Müttefik kuvvetlerinin İran'daki varlığına karşı faaliyetleri nedeniyle yaklaşık iki yıl hapsedildi. 1953 darbesinden sonra kısa süreliğine Tudeh Partisi'yle ilişki kurdu; ardından tutuklandı ve 1954'e kadar hapiste kaldı. Kendisine serbest kalabilmesi için siyasi bir geri çekilme imkânı sunulmasına rağmen bunu kabul etmedi.
Bu deneyimler önemlidir. Çünkü Şamlu'nun şiirindeki zindan, duvar, zincir, cellat, gece, karanlık, suskunluk ve özgürlük imgeleri yalnızca edebî süslemeler değildir. Bunların önemli bir kısmının arkasında gerçek bir tarih ve yaşanmışlık bulunur.
Nîmâ Yûşic ile karşılaşması
Şamlu'nun şiir hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri Nîmâ Yûşic'le karşılaşmasıdır.
Kendi anlatımına göre 21 Mart 1946'da bir gazetede Nîmâ'nın fotoğrafını ve "Nâkûs" adlı şiiri hakkında kısa bir yazıyı gördü ve bundan derinden etkilendi.
Nîmâ, klasik Fars şiirinin aruz ve kafiye düzenini dönüştürmüş, şiirin dize uzunluklarını ve ritmini serbestleştirmişti. Şamlu ise bu mirası aldı fakat burada durmadı.
1947'de yayımladığı ilk şiir kitabı Unutulmuş Şarkılar (Âhanghâ-ye Farâmuşşode) daha sonra kendi tarafından da ağır biçimde eleştirildi. Şamlu bu ilk dönem şiirlerini olgunlaşmamış buluyordu. Asıl büyük dönüşüm ise 1950'lerde gerçekleşti.
1957'de yayımlanan Taze Hava (Havâ-ye Tâze) bu açıdan bir eşiktir. Kitapta Şamlu'nun Nîmâ'nın şiir anlayışından hareket ettiği, fakat artık Nîmâî şiirin sınırlarını aşarak kendi serbest şiirini kurduğu görülür.
Bu nedenle modern İran şiirinin gelişiminde kabaca şöyle bir çizgi kurulabilir:
Klasik Fars şiiri → Nîmâ Yûşic → Ahmed Şamlu → sonraki modern kuşaklar
Ancak bu bir "usta-çırak" zincirinden çok, şiirin sürekli yeniden kurulmasıdır.
Nîmâ'dan Şamlu'ya: Şiirin özgürleşmesi
Nîmâ'nın yaptığı büyük kırılma, şiiri klasik aruzun katı düzeninden kurtarmaktı.
Şamlu ise daha ileri giderek şiirin yalnızca vezinden değil, hazır şiir dilinden de kurtulması gerektiğini düşündü.
Bu nedenle onun şiirinde:
- düzenli kafiye zorunluluğu yoktur,
- dizelerin uzunluğu değişebilir,
- düzyazıya yaklaşan cümleler kullanılabilir,
- konuşma dili şiirin içine girebilir,
- eski ve yeni kelimeler yan yana bulunabilir,
- tekrarlar ritim yaratabilir,
- tek bir kelime bütün bir dize kadar ağırlık kazanabilir.
Ama Şamlu'nun şiiri "düzyazıya bölünmüş metin" değildir.
Tam tersine, onun şiirindeki ritim anlamın, sesin, tekrarın, vurgu değişimlerinin ve dize kuruluşunun ritmidir.
İran edebiyatında bu anlayış çoğunlukla Şi'r-i Sepîd — "Beyaz Şiir" adıyla ilişkilendirilir. Şamlu'nun serbest şiiri, Nîmâ'nın açtığı yoldan ilerlerken klasik ölçünün zorunluluklarını daha radikal biçimde terk etti.
Şamlu'nun önemi tam burada ortaya çıkar:
Nîmâ şiirin kapısını açtı; Şamlu o kapıdan geçerek şiirin başka bir dilde yeniden kurulabileceğini gösterdi.
Şamlu'nun şiir anlayışı
Şamlu için şiir, hayattan kaçış alanı değildir.
Bunu sizin paylaştığınız "Şiir hayatın kendisidir" şiirinde çok açık biçimde görüyoruz.
Şair, eski şiirin sevgili ve şarap etrafında dönen dünyasını eleştirir. Bugünün şiirinin ise halkın yaşadığı hayatla bağ kurması gerektiğini söyler:
"Süngüsüdür şiir bugün halkın!"
Bu dize Şamlu'nun poetikasının anahtarlarından biridir.
Şair, halk adına konuşan bir süs eşyası değildir. Halkın acısını, umudunu, korkusunu ve öfkesini kendi bedeninde hissetmelidir.
Şamlu'nun şiir anlayışında bu nedenle şair ile toplum arasında mesafe yoktur.
Şair:
- yalnızca güzelliği anlatmaz,
- yalnızca sevgiliyi anlatmaz,
- yalnızca kendi acısını anlatmaz,
- toplumun acısını da kendi acısı olarak taşır.
Bu yüzden onun şiirinde aşk şiiri ile siyasi şiir arasında kesin bir duvar bulunmaz.
Aşk: Şamlu'nun şiirindeki en önemli ikinci dünya
Şamlu'yu yalnızca "politik şair" olarak tanımlamak büyük bir haksızlık olur.
Onun aşk şiirleri, modern İran şiirinin en güçlü aşk şiirleri arasında kabul edilir. Eleştirmenlerin önemli bir bölümü Şamlu'nun şiirindeki kişisel ve siyasal alanların sürekli birbirine karıştığına dikkat çeker.
Bunun merkezinde Âyda Sarkisyan vardır.
Şamlu Âyda ile 1962'de tanıştı ve 1964'te evlendiler. Âyda, hayatının geri kalanında onun yalnızca eşi değil, şiir dünyasının da en önemli figürlerinden biri oldu. Âyda Aynada, Âyda: Ağaç, Hançer ve Hatıra gibi kitaplar doğrudan bu ilişkinin çevresinde şekillendi.
Sizin paylaştığınız "Seni Selamlıyorum" şiiri de bu açıdan okunabilir.
Buradaki sevgili yalnızca sevilen bir kadın değildir. Şair onun varlığında kendi varlığını yeniden kurmaktadır:
"benimlesin kendimsizim
ve sensiz kendimi bulamıyorum"
Şamlu'nun aşk şiirinin temelinde bu paradoks vardır:
İnsan kendisini bir başkasında bulur.
Bu nedenle Âyda şiirlerinde sevgili bazen kadın, bazen güneş, bazen hayat, bazen güven, bazen de insanın kendisine ulaşmasını sağlayan bir varlık hâline gelir.
"Seni Selamlıyorum": Şamlu'nun aşk poetikasının özeti
Paylaştığınız şiirin en dikkat çekici tarafı, şehir ile ıssızlık arasındaki ilişkidir.
Şair:
"senin ıssızlığında benim kocaman kentim yükselir"
der.
Bu çok Şamluca bir imgedir.
Kent burada yalnızca fiziksel bir şehir değildir. Gürültü, insan kalabalığı, çaba, ikircik, tarih ve hayatın bütün karmaşasıdır.
Sevgilinin ıssızlığı ise bunun karşısında sessizliktir.
Fakat şair sessizliği istemez.
Tam tersine, sevgilinin yokluğunda şehir sönmekte; onun ışığıyla şehir yeniden uyanmaktadır.
Dolayısıyla aşk, Şamlu'da huzura kavuşmak değil, hayata yeniden katılmaktır.
Bu, onun aşk şiirlerinin neden yalnızca romantik şiirler olmadığını da açıklar.
Aşk ile özgürlük arasındaki bağ
Şamlu'nun şiirinde sevgili çoğu zaman insanı edilgenleştiren bir sığınak değildir.
"İçimizdeki Soğukluğa" şiirinizde bunun çok açık bir örneği var:
"Aşkın bir sığınağa dönüşmesiydi
Uçuş değil, kaçış olmasıydı."
Bu iki dize Şamlu'nun aşk anlayışını olağanüstü iyi özetler.
Aşk bir kaçışa dönüşürse değerini kaybeder.
Gerçek aşk insanı dünyadan koparmamalı; dünyaya daha güçlü bağlamalıdır.
Bu nedenle Şamlu'da aşk ve özgürlük birbirine rakip değildir.
Gerçek aşk özgürleştirici olmalıdır.
Şamlu'nun siyasi şiiri
Şamlu'nun siyasal şiiri İran tarihinin en çalkantılı dönemlerinden doğmuştur.
1953 darbesi, siyasi baskılar, hapishaneler, sansür, idamlar, devrim öncesi İran ve 1979 Devrimi sonrasındaki baskı ortamı şiirinin arka planını oluşturur.
1977'de sansür ve baskıları protesto ederek İran'dan ayrıldı; İngiltere ve ABD'de bulundu. Devrimden sonra ülkesine döndü fakat 1982'de kara listeye alındı ve eserlerinin yayımlanmasına yaklaşık on iki yıl izin verilmedi.
Bu nedenle "Duvar Ardı", "Kendini Öldüren Adamın Şarkısı", "Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği", "Ateşteki İbrahim'in Şarkısı" gibi şiirleri yalnızca bireysel acı şiirleri değildir.
Bunlarda:
hapishane → toplum
cellat → iktidar
duvar → baskı
zincir → özgürlükten mahrumiyet
ölüm → siyasal şiddet
şiir → direnme
ilişkileri kurulmaktadır.
Fakat Şamlu'nun şiirini sıradan propaganda şiirinden ayıran şey, siyasi mesajı imgeye dönüştürme gücüdür.
"Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği"
Paylaştığınız en uzun Şamlu şiirlerinden biri olan "Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği", onun şiir dünyasını anlamak için özellikle değerlidir.
Burada şair kendisini:
"zindanımın taşlarını omuzumda taşıyorum"
diyerek tanımlar.
Şairin taşıdığı şey yalnızca hapishanenin taşı değildir.
Sözcükler de taştır.
Kafiyeler de taştır.
Şiirin kendisi de bir zindandır.
Burada olağanüstü bir paradoks ortaya çıkar:
Şair şiiriyle hapishaneden kurtulmaya çalışırken aynı zamanda şiirin içine hapsolur.
Fakat bu hapishane aynı zamanda onun özgürlüğüdür.
Çünkü gerçek zindanda bedeni tutulabilir; şiirin içinde ise düşüncesini sürdürebilir.
Şiirin sonlarına doğru aşk, insan, kadın, işçi, hayvan, şehir, fabrika, tarla, yağmur, sonbahar, liman, açlık ve ölüm peş peşe gelir.
Şamlu'nun dünyası budur:
Hayatın hiçbir parçası şiirin dışında değildir.
"Kendini Öldüren Adamın Şarkısı"
Bu şiirde ise Şamlu'nun politik şiirinin daha karmaşık bir biçimini görüyoruz.
Öldürülen kişi aslında şairin kendisini taşıyan başka bir "ben"dir.
"Benim adımı taşıyordu"
dizesi şiirin merkezindedir.
Bu nedenle burada yalnızca bir katil ve kurban ilişkisi yoktur.
Şair kendi içindeki bir kimliği öldürmektedir.
Bunun ardından gelen:
"Ve beni yabancılaştırdı / Size."
ifadesi şiiri bireysel psikolojiden toplumsal yabancılaşmaya taşır.
Şamlu'da "ben" hiçbir zaman yalnızca ben değildir.
Ben, toplumla kurulan ilişkinin içinde var olur.
Ölüm
Şamlu'nun şiirinde ölüm çok güçlü bir temadır.
Ama ölümün şiirdeki anlamı tek değildir.
Bazen gerçek ölümdür.
Bazen siyasi infazdır.
Bazen aşkın sona ermesidir.
Bazen toplumun ruhsal ölümü,
bazen de eski insanın ölmesidir.
"Ölümümden Söz Ettim" bu bakımdan çok özel bir şiirdir.
Şair ölümünden doğrudan bir insana değil;
mevsimlere,
kuşlara,
gölete,
balıklara,
kuru yaprağa,
duvara
söyler.
Burada ölüm, insanın kişisel sırrı olmaktan çıkar ve bütün doğaya dağıtılır.
Şair kendi ölümünü dünyaya emanet eder.
Hristiyanlık ve İncil imgeleri
Şamlu'nun şiirindeki önemli unsurlardan biri de İsa, çarmıh, günah, kurban ve diriliş imgeleridir.
Sizin seçtiğiniz:
"İsa Çarmıhta Boşuna Öldü"
ve
"Ateşteki İbrahim'in Şarkısı"
bu bakımdan özellikle önemlidir.
Şamlu İsa'yı yalnızca Hristiyanlık bağlamında kullanmaz.
İsa, onun şiirinde çoğu zaman:
acı çeken insanın, haksız yere kurban edilenin ve mesajı anlaşılmayan kişinin simgesidir.
Encyclopaedia Iranica da Şamlu'nun İsa figürünü modern şehitlik ve şairin toplum karşısındaki misyonuyla ilişkilendirdiğini belirtir.
Bu yüzden onun şiirindeki dini imgeler geleneksel inanç şiirinden farklıdır.
Mitoloji, din ve tarih Şamlu'nun elinde insanın özgürlük mücadelesinin sembollerine dönüşür.
İran'ın kadim kültürüyle ilişkisi
Şamlu modernisttir ama geçmiş düşmanı değildir.
Tam tersine, şiirinin dili klasik Fars edebiyatının derinliklerinden beslenir.
Hâfız, Hayyam, Attâr, Mevlânâ, Nizâmî ve Firdevsî gibi isimlerin oluşturduğu büyük şiir geleneğini bilir.
Ancak bu mirası taklit etmek yerine onu modern dünyanın içine taşır.
Bu yüzden Şamlu'nun şiirinde:
İran mitolojisi + klasik Fars şiiri + halk dili + modern siyaset + Batı edebiyatı
aynı şiirde bulunabilir.
Bu onun en önemli özelliklerinden biridir.
Halk dili ve "Kûçe Kitabı"
Şamlu'nun yalnızca şair olarak değerlendirilmesi büyük bir eksiklik olur.
Onun en büyük kültürel projelerinden biri Kûçe Kitabıdır (Ketâb-e Kûçe).
Bu çalışma İran halk kültürüne ait:
- deyimleri,
- atasözlerini,
- argo ifadeleri,
- halk hikâyelerini,
- ağıtları,
- sözlü kültür unsurlarını,
- gündelik dili
toplamaya yönelik devasa bir projeydi.
Çalışma yaklaşık kırk yıl sürdü ve Şamlu'nun ölümünden sonra da Âyda'nın katkılarıyla devam etti. Encyclopaedia Iranica, projenin 1978'de ilk fasikülünün yayımlandığını ve Şamlu'nun yaşamı boyunca 13 cilt yayımlandığını bildiriyor.
Bu çalışma Şamlu'nun şiir anlayışını da açıklar.
Çünkü onun için şiirin dili yalnızca sarayların, medreselerin ve klasik şairlerin dili değildir.
Sokaktaki insanın dili de şiirin dilidir.
Gazeteci Şamlu
Şamlu aynı zamanda çok önemli bir gazeteci ve yayıncıydı.
Çeşitli dergi ve gazetelerde çalıştı; özellikle Ketâb-e Hafta ve Kûşe gibi yayınlarda edebiyat çevresinin gelişmesine katkıda bulundu.
1961'de yayımlanmaya başlayan Ketâb-e Hafta, kısa sürede 35.000 civarında tiraja ulaştı ve İran edebiyat gazeteciliğinde önemli bir dönüm noktası oldu. Şamlu toplam 47 sayının hazırlanmasına katkıda bulundu.
Onun gazeteciliği de şiiri gibi tek bir amaca bağlıydı:
edebiyatı toplumdan koparmamak.
Çevirmen Şamlu
Şamlu'nun dünya edebiyatıyla ilişkisi de olağanüstüdür.
Farsçaya Fransızca, İngilizce ve başka dillerden şiir, roman, oyun ve çocuk kitapları çevirdi.
Lorca'nın Kanlı Düğünü, Şarkılar Şarkısı, Saint-Exupéry'nin Küçük Prensi ve başka birçok eser onun çeviri faaliyetleri arasındadır.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var:
Şamlu'nun çevirmenliği tartışmasız değildir.
Bazı araştırmacılar yabancı dillerdeki yetkinliğinin sınırlı olduğunu ve metinleri sık sık serbest biçimde yeniden kurduğunu belirtir. Başka eleştirmenler ise onun asıl gücünün kaynak dilden birebir aktarımda değil, Farsça edebî ifade yaratmadaki olağanüstü yeteneğinde olduğunu savunur.
Bu tartışma Şamlu'nun genel karakterine de uygundur:
O, kurallara uyan bir aktarıcıdan çok yeniden kuran bir sanatçıydı.
Nazım Hikmet'in Şamlu üzerindeki etkisi
Bu konu Türkiye açısından özellikle ilginçtir.
Şamlu, Nazım Hikmet'in şiiriyle karşılaştığında Farsçadaki kendi şiir imkânlarını yeniden düşünmeye başlamıştır. İran'da Nazım'ın şiirleri 1960'ların sonlarından itibaren Farsçaya çevrilmeye başlamış; Şamlu bu şiirden etkilenmiştir. Türkiye'de yapılan akademik bir çalışma, Nazım'ın Şamlu'nun şiirinin oluşumundaki biçimsel ve düşünsel etkisini özellikle incelemiştir.
Bu etkilenmenin ilginç tarafı şudur:
Şamlu Türkçe bilmiyordu.
Nazım'ın şiirini ilk dinlediğinde dili anlamamasına rağmen şiirin ritminden ve söyleyişinden etkilenmişti. Daha sonra Semin Bağçeban'ın açıklamaları aracılığıyla Nazım'ın şiir dünyasını daha iyi kavramaya başladı. Araştırmaya göre Şamlu, Nazım'la karşılaşmasının kendi dilinin olanaklarını keşfetmesine yardımcı olduğunu ifade etmiştir.
Bu nedenle Şamlu ile Nazım arasında yalnızca "siyasi şiir" benzerliği kurmak yeterli değildir.
Asıl ilginç nokta:
İki şair de şiiri halkın hayatıyla yeniden buluşturmuştur.
Batı şiiri ve dünya edebiyatı
Şamlu'nun şiirini yalnızca İran içinden açıklamak da mümkün değildir.
1951'de Fereydun Rahnemâ ile tanışması onun dünya edebiyatına bakışını genişletti. Şamlu'nun kendi anlatımında bu karşılaşma sonrasında Éluard, Lorca, Desnos, Neruda, Langston Hughes, Senghor, Prévert, Michaux, Jiménez ve Machado gibi şairlerin şiir dünyasıyla karşılaştığı görülür.
Özellikle Langston Hughes önemlidir.
Şamlu'nun Hughes çevirileri, İran şiirinin dünya modernizmiyle ilişkisini güçlendiren örneklerden biri olarak incelenmiştir. Modern İran şiirindeki çeviri faaliyetlerinin yabancı edebî ve kültürel unsurların Farsçaya taşınmasında önemli rol oynadığı akademik çalışmalarda da vurgulanmaktadır.
Şamlu'nun şiirinde şehir
Şamlu'nun dünyasında şehir çok önemlidir.
Ancak şehir sadece binalardan oluşmaz.
Şehir:
kalabalık, yalnızlık, işçiler, kadınlar, fabrikalar, sokaklar, hapishaneler, aşk, yoksulluk ve iktidardır.
Bu yüzden sizin paylaştığınız "Seni Selamlıyorum" şiirindeki:
"gecede bir kentim"
ifadesi yalnızca romantik bir benzetme değildir.
Şamlu'nun bütün şiir dünyasında şehir, insanın iç dünyasının dışarıya yansımasıdır.
Sevgilinin ışığıyla uyanan şehir, aslında insanın yeniden hayata dönmesidir.
Şamlu'nun doğası
İlk bakışta Şamlu'nun şiiri siyasi ve şehirli bir şiir gibi görünür.
Ama doğa onun şiirinde sürekli vardır:
güneş, gece, yağmur, kuş, ağaç, çiçek, rüzgâr, deniz, gökyüzü, bahar, sonbahar, karanlık...
Bunlar dekor değildir.
Şamlu doğayı insanın iç dünyasının bir dili olarak kullanır.
Örneğin **"Karanlığın Türküsü"**ndeki atlı ve genç kız, yalnızca bir manzaranın unsurları değildir.
Sessizlik burada siyasi bir anlam kazanır:
Atlı durmamalıdır.
Kız susmamalıdır.
Doğa ve insan aynı anda susturulmuştur.
"Karanlığın Türküsü"
Bu şiirin gücü, son derece basit görüntüler kullanmasından gelir.
Bir atlı.
Bir genç kız.
Yanmış bir çit.
Rüzgâr.
Ve iki tekrar:
"Tanrım, Tanrım!"
Şamlu burada büyük bir siyasi söylev kurmaz.
Tam tersine, sessizliği göstererek baskıyı anlatır.
Atlı duruyorsa bir şeyler yanlış gitmiştir.
Kız susuyorsa bir şeyler yanlış gitmiştir.
Şamlu'nun siyasi şiirindeki büyük ustalıklarından biri budur:
Bazen söylenmeyen şey, söylenen şeyden daha yüksek ses çıkarır.
Şamlu'da "duvar"
Duvar onun şiirindeki en güçlü sembollerden biridir.
Duvar:
- hapishanedir,
- sansürdür,
- toplum ile birey arasındaki engeldir,
- insan ile sevdiği arasındaki mesafedir,
- geçmiş ile gelecek arasındaki sınırdır,
- bazen insanın kendi içine ördüğü duvardır.
"Duvar Ardı" şiirinde bu sembol neredeyse bütün şiiri taşır.
Şairin arkasında hamâseler, duvarlar, taşlar, balyoz ve geçmiş vardır.
Ama duvarın öte yanında artık yalnızlık bulunmaktadır.
Şairin sonunda kendi cenazesine ağlaması, Şamlu'nun politik şiirindeki en acı dönüşlerden biridir:
Devrimci mücadele insanı kurtarmaya çalışırken insan kendi hayatını tüketebilir.
Bu nedenle Şamlu'nun şiiri yalnızca kahramanlık şiiri değildir.
Kahramanlığın bedelini de sorgular.
Şamlu'da "gece"
Gece çoğu zaman baskının, yalnızlığın ve umutsuzluğun alanıdır.
Fakat ilginç biçimde gece tamamen olumsuz değildir.
Çünkü gece, sabahın mümkün olduğu yerdir.
"Aydınlık Ufuk" bu açıdan Şamlu'nun umut anlayışını gösterir.
Buradaki umut saf ve kolay bir mutluluk değildir.
İnsanların kapılarını kilitlemediği,
sözün sevgi anlamına geldiği,
her insanın başka bir insan için kardeş olduğu
bir gelecek hayalidir.
Dolayısıyla Şamlu'nun umudu romantik değildir.
Toplumsaldır.
Şamlu'nun insan anlayışı
Şamlu'nun merkezinde insan vardır.
Ne hükümdar,
ne devlet,
ne ideoloji,
ne din,
ne gelenek
insandan daha önemli değildir.
Bu nedenle onun siyasi şiirleri belirli bir ideolojinin propaganda metinlerine indirgenmemelidir.
Şamlu'nun asıl meselesi daha geniştir:
İnsan neden özgür değildir?
İnsan neden başkasına zulmeder?
İnsan neden korkar?
Neden insanlar susar?
Neden bir toplum kendi celladını yetiştirir?
Ve bütün bunlara rağmen insan nasıl umut edebilir?
Bu sorular onun şiirinin temel düşünsel damarını oluşturur.
Şamlu'nun Tanrı anlayışı
Şamlu'nun şiirinde Tanrı'ya ilişkin tavır da tek boyutlu değildir.
Bazen Tanrı'ya seslenir.
Bazen onu sorgular.
Bazen dini sembolleri sahiplenir.
Bazen geleneksel din anlayışını eleştirir.
"İsa Çarmıhta Boşuna Öldü" gibi şiirlerde dini semboller toplumsal adaletsizlikle ilişkilendirilir.
**"Ateşteki İbrahim'in Şarkısı"**nda ise İbrahim, geleneksel itaati reddeden ve kendi tanrısını yaratmaya yönelen bir insan figürüne dönüşür.
Burada Şamlu'nun temel sorusu teolojik olmaktan çok insanidir:
İnsan başkasının verdiği hakikate mi boyun eğmelidir, yoksa kendi vicdanının hakikatini mi aramalıdır?
"Ben" ve "biz"
Şamlu'nun şiirinde "ben" çok güçlüdür.
Fakat bu ben, yalnız değildir.
Sürekli "biz"e dönüşür.
"Siz ve ben"
"Benimle birlikte olan"
"halk"
"insanlar"
"dostlar"
gibi ifadeler bunun göstergesidir.
Şamlu'nun şairi kendisini toplumdan ayırarak konuşmaz.
Bu nedenle onun şiirindeki "ben", modern bireyin yalnızlığını taşırken aynı zamanda toplumsal sorumluluğu da taşır.
Şamlu'nun etkiledikleri
Şamlu, Nîmâ'dan sonra modern İran şiirinde en güçlü etkilerden birini bırakan şairlerden biridir. Modern İran şiirinin sonraki kuşaklarında onun serbest şiir anlayışı, dili ve modernist poetikası geniş biçimde etkili olmuştur.
Onun etkisi özellikle:
- serbest şiirin yaygınlaşmasında,
- konuşma dilinin şiire taşınmasında,
- siyasi şiirin modernleşmesinde,
- geleneksel imgelerin yeni bağlamlarda kullanılmasında,
- bireysel aşk şiiri ile toplumsal şiirin birleşmesinde,
- şiirin ritminin vezinden bağımsız olarak kurulmasında
görülür.
Şamlu'nun ardından gelen İranlı şairlerin önemli bir bölümü onunla hesaplaşmak zorunda kaldı.
Kimi onu takip etti.
Kimi ondan uzaklaşmaya çalıştı.
Ama onu görmezden gelmek kolay olmadı.
Şamlu'nun etkilediği isimler arasında kimler vardır?
Modern İran şiirinde Şamlu'nun etkisi özellikle serbest şiir, şiir dili ve angaje şiir alanlarında geniştir.
Onun çevresindeki ve sonraki kuşaktaki önemli isimler arasında Mehdî Ehevân-ı Sâlis, Füruğ Ferruhzâd, Sührâb Sipihrî, Yedullah Rüyâî, Nusret Rahmânî ve Nâdir Nâdirpûr gibi şairler bulunur. Şamlu da kendi kuşağındaki bu modernist çevrenin önemli figürlerinden biri olarak görülür.
Burada özellikle Mehdî Ehevân-ı Sâlis sizin dosyanız açısından dikkat çekici.
Ehevân'da gördüğümüz:
kış, karanlık, İran, tarih, siyasal baskı, umut, yenilgi ve yeniden doğuş
temaları Şamlu'nun şiir dünyasıyla güçlü biçimde kesişir.
Ancak ikisinin şiir dili aynı değildir.
Ehevân daha çok klasik Fars şiirinin ağırlığını modern şiirin içine taşıyan bir şairdir.
Şamlu ise dili çok daha serbestleştirir.
Şamlu ile Füruğ Ferruhzâd
Şamlu ile Füruğ'u aynı şiir anlayışının iki farklı yüzü olarak düşünmek mümkündür.
Füruğ şiire güçlü bir kadın benliği ve bireysel özgürlük getirdi.
Şamlu ise bireysel özgürlüğü daha geniş bir toplumsal özgürlük problemiyle ilişkilendirdi.
İkisinin şiirinde de geleneksel toplumun sınırlarına karşı güçlü bir itiraz vardır.
Fakat Füruğ'un şiirindeki beden, kadınlık ve kişisel deneyim daha merkeziyken Şamlu'nun şiiri daha geniş bir insan-toplum-tarih alanına yayılır.
Şamlu ile Nîmâ arasındaki fark
Nîmâ'nın şiirinde doğa ve insan arasındaki ilişki çoğu zaman daha örtülü, sembolik ve atmosferiktir.
Şamlu'nun şiiri ise giderek daha doğrudanlaşır.
Bunu Encyclopaedia Iranica da özellikle vurgular: Şamlu, Nîmâ'nın şiirindeki doğal dünyanın daha belirsiz ve örtülü sembolizminden, 1950'ler ve sonrasında daha somut ve siyasal sembollere yönelmiştir.
Bu yüzden:
Nîmâ → keşfeder
Şamlu → ilan eder
demek mümkündür.
Ama Şamlu'nun şiiri tamamen doğrudan değildir. En iyi şiirlerinde siyasal düşünce, imge aracılığıyla görünür hâle gelir.
Şamlu'nun şiirindeki büyük imgeler
Şamlu'nun şiir dünyasını birkaç kelimeyle haritalandırmak istersek:
Duvar — baskı ve engel.
Zindan — siyasi ve ruhsal tutsaklık.
Zincir — insanın özgür iradesini engelleyen güç.
Gece — baskı ve yalnızlık.
Sabah — umut.
Güneş — hayat ve özgürlük.
Aşk — insanın kendisini aşması.
Kadın — özellikle Âyda üzerinden sevgi, hayat ve yeniden doğuş.
Çiçek — kırılgan fakat dirençli hayat.
Kuş — özgürlük.
Deniz — sonsuzluk ve belirsizlik.
İsa — acı çeken insan ve şehit.
İbrahim — itaatsizlik ve özgür irade.
Atlı — hareket ve mücadele.
Cellat — baskıcı düzen.
Şair — tanıklık etmek zorunda olan insan.
Şamlu'nun şiirinin en büyük gücü: Dil
Şamlu'nun asıl devrimi belki de siyasi içeriğinden çok dilde gerçekleşmiştir.
Klasik Fars şiirinin söz varlığını terk etmez.
Fakat onu gündelik İran diliyle karşılaştırır.
Arkaik kelimelerle sokak dilini yan yana getirir.
Bir anda yüksek, törensel bir söyleyişten gündelik bir cümleye geçebilir.
Bu nedenle Şamlu'nun şiiri hem çok eski hem çok yeni hissedebilir.
Bir dizede Firdevsî'nin İran'ını,
bir sonraki dizede modern Tahran'ın sokağını görebilirsiniz.
Bu onun benzersizliğidir.
Şamlu neden zor çevrilir?
Sizin blogunuzda Şamlu'nun farklı çevirmenlerden gelen çok sayıda şiirinin bulunması bu açıdan oldukça ilginç.
Çünkü Şamlu'nun şiirinde anlam yalnızca kelimelerde değildir.
Ses, söz dizimi, kelime seçimi, tekrar, arkaik kelime, konuşma dili ve görsel yapı birlikte çalışır.
Dolayısıyla Şamlu'yu kelime kelime çevirmek bazen şiiri öldürebilir.
Ama fazla serbest çevirmek de onun anlamını değiştirebilir.
Şamlu'nun kendi çevirilerinde bile bu mesele tartışılmıştır. Araştırmacılar, onun çevirilerinin bazılarını kaynak metne sadakat açısından eleştirirken, Farsça şiirsel düzyazı yaratma gücünü ayrıca takdir ederler.
Bu nedenle Türkçedeki Şamlu çevirilerini karşılaştırmak özellikle değerlidir.
"Seni Selamlıyorum"dan "Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği"ne
Sizin seçtiğiniz şiirler Şamlu'nun şiir dünyasının çok geniş bir bölümünü gösteriyor.
"Seni Selamlıyorum" → aşk ve varoluş.
"İçimizdeki Soğukluğa" → aşk ve özgürlük.
"Aşıkane" → aşkın dile gelme imkânsızlığı.
"Ayda'ya Dört Şarkı" → güven ve sevgi.
"Ölümümden Söz Ettim" → ölüm ve doğa.
"Ölümün Böylesi" → ölüm arzusu ve güzellik.
"Nazlı'nın Ölümü" → siyasi şehitlik.
"Karanlığın Türküsü" → baskı ve sessizlik.
"Duvar Ardı" → yenilgi ve yalnızlık.
"Kendini Öldüren Adamın Şarkısı" → benliğin parçalanması ve yabancılaşma.
"Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği" → şiir, toplum, mücadele ve gelecek.
"Aydınlık Ufuk" → insanlığın geleceğine duyulan umut.
Bu şiirlerin tamamını birlikte düşündüğümüzde Şamlu'nun şiirindeki temel hareket görülür:
Ben → Sen → Biz → İnsanlık
Şamlu'nun şiirindeki umut
Şamlu'yu yalnızca karanlık, hapishane ve ölüm şairi olarak okumak yanlış olur.
Onun şiirinde umut çok güçlüdür.
Fakat bu umut kolay bir umut değildir.
Şamlu'nun umudu:
karanlığın içinden doğar.
Bu yüzden onun şiirinde sabahın değeri, gecenin varlığından gelir.
Güneşin anlamı, karanlıkla karşılaşmasından doğar.
Aşkın anlamı, yalnızlığın içinden çıkmasından doğar.
Özgürlüğün anlamı, zindanın varlığından doğar.
Bu nedenle Şamlu'nun şiirindeki umut romantik bir teselli değildir.
Direnmenin kendisidir.
İran şiirindeki yeri
Şamlu'nun İran şiirindeki konumunu tek cümleyle ifade etmek gerekirse:
Nîmâ Yûşic'in başlattığı modern şiir devrimini kendi serbest şiir diliyle tamamlayan ve modern Fars şiirini toplum, siyaset, aşk ve bireysel özgürlükle yeniden buluşturan şairdir.
Nîmâ modern şiirin kurucu figürüyse, Şamlu onun açtığı alanı genişleten ve **"Beyaz Şiir"**in en güçlü temsilcilerinden biridir. Akademik literatürde de Nîmâ'dan sonra modern İran şiirini en fazla etkileyen şairlerden biri olarak değerlendirilir.
Onun şiiri için "angaje şiir" tanımı da kullanılır; Cambridge'de yayımlanan bir çalışma Şamlu'yu Mosaddegh sonrası İran'ın en önemli ve üretken angaje şairlerinden biri olarak ele alır.
Fakat onu yalnızca "politik şair" diye sınırlamak doğru değildir.
Çünkü Şamlu'nun şiirinin diğer yarısı Âyda, aşk, yalnızlık, beden, ölüm, doğa ve insanın iç dünyasıdır.
Asıl büyük Şamlu, bu iki alanı birbirinden ayırmayan Şamlu'dur.
Şamlu'nun mirası
Şamlu 2000 yılında öldüğünde arkasında yalnızca şiir kitapları bırakmadı.
Arkasında:
- modern Fars şiirinin büyük bir külliyatını,
- gazetecilik ve edebiyat yayıncılığı deneyimini,
- dünya edebiyatından çok sayıda çeviriyi,
- Kûçe Kitabı gibi devasa bir halk kültürü arşivini,
- Hâfız üzerine tartışmalı ama etkili çalışmalarını,
- çocuk edebiyatını,
- ve kendisinden sonra gelen şairlerin kolayca kaçamayacağı bir şiir dilini
bıraktı.
1990'da Human Rights Watch'ın Hellman-Hammett ödülünü, 1999'da Stig Dagerman Ödülü'nü aldı; 1973'te de Füruğ Ferruhzâd Ödülü'ne layık görüldü. Ayrıca 1984 Nobel Edebiyat Ödülü için aday gösterildiği kaydedilir.
Sonuç: Şamlu neden büyük bir şair?
Şamlu'nun büyüklüğü yalnızca serbest şiir yazmış olmasında değildir.
Asıl mesele şudur:
Şiirin konusunu değiştirmiştir.
Şiir artık yalnızca sevgilinin saçları ve şarap kadehi değildir.
Şiirin içine:
işçi, mahpus, kadın, çocuk, sokak, fabrika, savaş, cellat, özgürlük, yoksulluk, aşk, ölüm, halk, doğa ve gelecek girebilir.
Ama bunu yaparken şiiri tamamen sloganlaştırmaz.
En iyi şiirlerinde düşünceyi imgeye, öfkeyi müziğe, aşkı varoluşa, siyasi acıyı mitolojiye, kişisel yalnızlığı toplumsal yalnızlığa dönüştürür.
Belki Şamlu'yu en iyi anlatan şeylerden biri, sizin paylaştığınız "Şiir hayatın kendisidir" şiirindeki düşüncedir.
Şamlu için şiir, hayattan sonra gelen bir sanat değildir.
Hayatın içinden çıkar.
Şair halktan koparsa şiir eksilir.
İnsan özgür değilse aşk da eksilir.
Aşk yalnızca kaçışa dönüşürse değerini kaybeder.
Şair susarsa duvar kalınlaşır.
Ama bir kelime söylenirse duvarda ilk çatlak açılır.
Bu yüzden Şamlu'nun şiirindeki "duvar", "zindan", "gece", "güneş", "aşk", "kadın", "kuş", "ölüm" ve "sabah" aslında birbirinden ayrı imgeler değildir.
Hepsi aynı büyük sorunun etrafında döner:
İnsan, bütün karanlığına rağmen nasıl insan olarak kalabilir?
Şamlu'nun cevabı şiirdir.
Ve onun şiirinde şiir, hayatın karşısında duran bir şey değil; hayatın kendisine karşı verilen cevaptır.
Dosyada özellikle başvurulabilecek kaynaklar
- Encyclopaedia Iranica – Ahmad Shamlou: yaşamı, şiirleri, Nîmâ ile ilişkisi, siyasi geçmişi, çevirileri ve Kûçe Kitabı için en kapsamlı akademik kaynaklardan biri.
- Academy of American Poets – Ahmad Shamlou: temel biyografi, önemli eserler ve ödüller.
- Cambridge – “Ahmad Shamlu: The Rebel Poet in Search of an Audience”: Şamlu'nun toplum, halk ve angaje şiir açısından değerlendirilmesi.
- Nimet Yıldırım – “Fars Şiirinde Nîmâ Çağının Devreleri”: Nîmâ'dan Şamlu'ya modern Fars şiirinin dönüşümü açısından Türkçe akademik kaynak.
- Ahmed-i Şamlu'nun Şiirinin Oluşmasında Nazım Hikmet'in Etkisi: Şamlu-Nazım Hikmet ilişkisi açısından özellikle değerli Türkçe çalışma.