MEHDÎ-İ EHEVÂN-İ SÂLİS Yenilginin İçinden Konuşan Şair

Şairler:

MEHDÎ-İ EHEVÂN-İ SÂLİS

Yenilginin İçinden Konuşan Şair

Asıl adı: Mehdî Ehevân-i Sâlis
Doğum: Şubat 1928, Meşhed
Ölüm: 25 Ağustos 1990, Tahran
Mahlası: M. Omîd
Başlıca alanı: Modern Fars şiiri, klasik şiir, eleştiri ve şiir kuramı


Mehdî Ehevân-i Sâlis, modern İran şiirinin en önemli isimlerinden biridir. Onu İran şiirinde özel bir yere yerleştiren şey yalnızca Nîmâ Yûşic'in açtığı modern şiir yolunda başarılı olması değildir. Ehevân, modern şiiri klasik Fars şiirinin dili, vezni, mitolojisi ve tarih bilinciyle birleştirmeyi başarmıştır. Encyclopaedia Iranica, onu klasik şiirin aruz ve kafiye geleneği ile Nîmâcı modern şiir arasındaki uzun çatışmada her iki dünyada da rahatlıkla hareket edebilen az sayıdaki şairden biri olarak değerlendirir.

Bu bakımdan Ehevân'ı yalnızca “Nîmâ'nın öğrencisi” diye tanımlamak büyük bir eksiklik olur. Nîmâ şiirin geleceğine doğru bakarken Ehevân aynı zamanda geçmişe bakar. Ferdowsî'yi, Zerdüşt'ü, Şehnâme'yi, eski İran mitlerini, Horasan dilini ve klasik şiirin musikisini modern insanın yalnızlığı, siyasal yenilgisi ve tarih duygusuyla bir araya getirir.

Onun şiirinde geçmiş hiçbir zaman yalnızca nostalji değildir. Geçmiş, bugünü anlamanın aracıdır.


1. Meşhed'de başlayan şiir

Ehevân 1928'de Meşhed'de doğdu. Babası Yezd eyaletindeki Fahrec'den gelen bir aktar, annesi ise Horasanlıydı. Meşhed'de eğitim gördü ve 1941'de şehrin Teknik Okulu'na girerek kaynakçılık eğitimi aldı; 1947'de mezun oldu. Gençliğinde müziğe de ilgi duydu ve babasının hoşnutsuzluğundan çekinerek gizlice tar çalmayı öğrendi.

Bu biyografik ayrıntı önemsiz değildir. Çünkü Ehevân'ın şiirindeki ritim duygusu yalnızca edebî eğitiminden kaynaklanmaz. Klasik şiirin vezni ile müzik arasında doğal bir ilişki kurar. Şiirlerinde özellikle ses, tekrar ve ritim çok güçlüdür.

Daha gençlik yıllarında klasik Fars şiirine yöneldi. Klasik aruzun temel ilkelerini teknik okulundaki öğretmenlerinden Parviz Kâviyân Cehromî'den öğrendi. Daha sonra Meşhed'in edebiyat çevrelerine girdi ve Horasan Edebiyat Cemiyeti'ne katıldı. Burada klasik şiirin büyük mirasıyla tanıştı.

Yani Ehevân'ın modern şiire geçişi, klasik şiiri bilmeden gerçekleşmiş bir kopuş değildir.

Tam tersine, klasiği çok iyi bildiği için modernleşmiştir.


2. “Omîd”: Umut adıyla başlayan şair

Ehevân'ın mahlası M. Omîd idi. “Omîd” Farsçada “umut” demektir.

Bu isim hayatının ilerleyen dönemlerinde son derece ironik bir anlam kazanacaktır.

Genç Ehevân gerçekten umutlu bir şairdi. 1940'ların sonunda İran'ın siyasal ve toplumsal dönüşümünün mümkün olduğuna inanıyordu. Sol düşünceyle ilgilendi, Tûde Partisi'nin gençlik örgütünde yer aldı ve dönemin entelektüelleri arasında yaygın olan siyasal mücadele atmosferinin içinde bulundu.

Daha sonra 1953 darbesi geldi.

Ve “Omîd”, yani “Umut”, hayatının en büyük ironilerinden birine dönüştü.

Çünkü 1953'ten sonra Ehevân'ın şiirinde umut giderek daha zor elde edilen, daha uzakta duran ve bazen yalnızca hatırası kalan bir şeye dönüşecektir.


3. “İhtar”: Genç Omîd'in şiiri

Paylaştığınız “İhtar” şiiri bu değişimin öncesini görmek açısından son derece değerlidir.

Şiirin dili doğrudandır:

“Devrim olmadan bizim derdimiz hallolmaz.”

Burada henüz sembolik ve dolaylı Ehevân yoktur. Genç şair doğrudan siyasal değişimden söz eder. Toplumsal eşitsizliği, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu ve mevcut düzenin adaletsizliğini açıkça eleştirir.

Bu şiir, Ehevân'ın daha sonraki şiirlerinden farklı bir psikolojik iklime aittir. Araştırmalarda da “İhtar”ın genç Omîd dönemine ait siyasi şiirlerden biri olduğu, klasik şiirin deyim ve mazmunlarıyla doğrudan siyasi çağrının bir araya geldiği belirtilir.

Buradaki önemli nokta şudur: Ehevân başlangıçta umutsuz bir şair değildi.

Onu büyük “yenilgi şairi” yapan şey, umudun hiç bulunmaması değil, bir zamanlar gerçekten inanılmış olan umudun yıkılmasıdır.


4. 1953: Ehevân'ın şiirindeki büyük kırılma

1953'te Başbakan Muhammed Musaddık'ın devrilmesiyle sonuçlanan darbe, Ehevân'ın kuşağı üzerinde çok derin bir etki bıraktı.

Ehevân siyasi faaliyetleri nedeniyle iki kez gözaltına alındı; ikinci tutuklanmasının ardından yaklaşık bir yıl hapis yattı. Serbest bırakıldıktan sonra Kaşan çevresinde öğretmenlik yaptı, ardından Tahran'a döndü ve geçimini gazetecilik ve edebiyat çalışmalarıyla sağlamaya çalıştı.

Fakat asıl değişiklik şiirinde gerçekleşti.

Daha önce:

“Devrim olmadan derdimiz hallolmaz.”

diyen şair, birkaç yıl sonra:

“Selamını alan yok.”

diyecekti.

Bu iki cümle arasındaki mesafe, aslında Ehevân'ın bütün şiir yolculuğudur.


5. “Kış”: Bir mevsimden çok daha fazlası

1956'da yayımlanan Kış (Zemestân), Ehevân'ın ikinci şiir kitabıdır ve onun şöhretini belirleyen temel eserlerden biridir. Kitap 39 şiir içeriyordu ve Nîmâcı şiire yönelişinin artık belirgin biçimde güçlendiğini gösteriyordu. Kitabın başlık şiiri, 1950'lerin karanlık İran toplumunun “kış” görüntüsü üzerinden son derece güçlü bir toplumsal tablo kuruyordu.

Sizin paylaştığınız “Kış” şiirinde bu durum çok açık.

Kimse kimsenin selamını almıyor.

Kimse başını kaldırmıyor.

Kimse elini uzatmıyor.

İnsanlar birbirlerine yaklaşmaktan çekiniyor.

Nefes bile dışarı çıktığında kara bir buluta dönüşüyor.

Burada hava yalnızca soğuk değildir.

Toplum soğumuştur.


6. “Kış”ın asıl soğuğu

Şiirin en güçlü tarafı, siyasal baskıyı doğrudan anlatmamasıdır.

Ehevân “ülkede baskı vardır” demez.

Onun yerine insanların birbirlerinin gözlerine bakamadığını gösterir.

Bir dostluk eli uzatılır; el gönülsüzce geri çekilir.

Bir selam verilir; karşılık alınmaz.

İnsanların başları yakalarının içine gömülür.

Böylece siyasi baskının insan ilişkileri üzerindeki sonucu ortaya çıkar.

Korku, insanları birbirinden uzaklaştırmıştır.

Bu yüzden şiirin kışı meteorolojik değil, toplumsaldır.

1953 sonrasındaki siyasal atmosferin yarattığı umutsuzluğu bütün bir toplumun psikolojisine dönüştürür.

Bu nedenle “Kış”, yalnızca bir siyasi şiir değil, siyasal yenilginin insan ruhunda meydana getirdiği dönüşümün şiiridir. Güncel değerlendirmelerde de şiirin 1953 darbesinin ardından gelen baskı ve toplumsal umutsuzluğu sembolik “kış” üzerinden anlattığı vurgulanmaktadır.


7. “Kış” neden bu kadar büyük bir şiir?

Çünkü Ehevân belirli bir siyasi olayı doğrudan anlatmak yerine onun duygusal iklimini yaratmıştır.

Darbe vardır ama darbenin kendisi şiirde yoktur.

Sansür vardır ama sansür kelimesi yoktur.

Korku vardır ama korkunun adı sürekli konmaz.

Yenilgi vardır fakat şiir “yenildik” diye başlamaz.

Bunların hepsi hava durumuna dönüşür.

Kış olmuştur.

Böylece siyasal tarih şiirsel bir metafora dönüşür.


8. Şiirin sonunda kış

Paylaştığınız metnin sonunda:

“Mevsim kış.”

denir.

Bu çok basit görünen cümle, şiirin bütün anlamını yeniden kurar.

Başlangıçtan beri anlatılanların hepsi sonunda bu cümleye bağlanır.

Ama artık okur bilir ki “kış” sadece mevsim değildir.

İnsanların içine kapanmasıdır.

Dostluğun kesilmesidir.

Güneşin ölmesi veya diri olsa bile ulaşamamasıdır.

Gecenin gündüzden ayırt edilememesidir.

Toplumun geleceğe inancını kaybetmesidir.

Ehevân'ın büyük başarısı, bütün bunları tek bir mevsim görüntüsünde birleştirmesidir.


9. “Sabah”: Kışın karşısındaki şiir

Paylaştığınız “Sabah” şiiri, “Kış” ile birlikte okununca çok daha anlamlı hâle gelir.

Burada gece sona ermiştir.

Yağmurun altında yolunu kaybetmiş kuş, çölde geçirdiği geceden sonra sabahın gelişine tanık olur.

Toprağın üzerindeki karanlık kalkar.

Nesim eser.

Sabah bir kadın gibi soyunur, yıkanır ve altın elbisesini giyer.

Bu görüntüler son derece güzeldir.

Fakat Ehevân sabahın güzelliğine tamamen teslim olmaz.

Birden Ahura Mazda'ya döner ve sorar:

“Bu sabah kime hayır getiriyor?”

İşte Ehevân'ın şiirindeki büyük paradoks burada ortaya çıkar.

Sabah gelmiştir.

Ama insanın içindeki karanlık bitmemiştir.


10. Ehevân'ın “sabah”ı

Sabahın gelmesi her zaman kurtuluş anlamına gelmez.

Bu, Ehevân'ın şiirinin en önemli düşüncelerinden biridir.

Doğa kendi düzeninde ilerler.

Güneş doğar.

Nesim eser.

Karanlık kalkar.

Fakat insanın tarihi aynı hızla değişmez.

Bir toplum sabaha uyanabilir ve hâlâ gecenin içinde olabilir.

Bu nedenle “Sabah” şiirinin sonunda şairin Ahura Mazda'ya yönelttiği soru son derece acıdır:

Bu yeni başlangıç kimin için yeni bir başlangıçtır?

Şair için sabah bile geçmişin yenilgisini silmeye yetmez.


11. Ahura Mazda neden şiire girer?

Ehevân'ın Zerdüştî ve eski İranî göndermeleri onun şiirinin en belirgin özelliklerinden biridir.

Fakat Ahura Mazda yalnızca dinî bir figür değildir.

Ehevân onu İran'ın çok eski kültürel hafızasına ulaşmak için kullanır.

Özellikle 1960'larda bu yönü belirginleşir. Az in Avestâ yani Bu Avesta'dan adlı 1965 tarihli kitabında şiirlerinin yaklaşık dörtte üçü Nîmâcı tarzda yazılmıştır ve bu kitap eleştirmenlerce onun Nîmâcı şiirinin doruk noktalarından biri kabul edilmiştir.

Ehevân için Avesta geçmişin bir müzesi değildir.

Modern İran'ın kendisini anlamaya çalıştığı bir aynadır.


12. Zerdüşt, Mazdek ve Mani

Sizin paylaştığınız “Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” şiirinde Zerdüşt, Mazdek ve Mani'nin arka arkaya anılması tesadüf değildir.

Ehevân eski İran'ın yalnızca krallarını sevmez.

Onun ilgisini çeken şey, İran tarihindeki düşünce ve adalet arayışıdır.

Zerdüşt hakikat ve iyilik düşüncesinin temsilcisidir.

Mazdek adalet ve toplumsal eşitlik arayışıyla anılır.

Mani ise sanat, din ve düşünceyi bir araya getiren figürdür.

Ehevân'ın eski İran'a yönelmesinin arkasında yalnızca millî gurur yoktur.

Bir ahlaki ve düşünsel miras arayışı vardır.


13. “Kadim Memleket”: Ehevân'ın vatan anlayışı

“Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” başlıklı şiir, Ehevân'ın vatan anlayışını anlamak için son derece önemlidir.

Şiir İran'ı yalnızca bir devlet veya siyasi sınır olarak görmez.

İran burada binlerce yıllık bir kültür alanıdır.

Zerdüşt vardır.

Mazdek vardır.

Mani vardır.

Ferdowsî vardır.

Hayyâm vardır.

Attâr vardır.

Mevlânâ ve Şems vardır.

Sa'dî vardır.

Hâfız vardır.

Nizâmî vardır.

Horasan vardır.

Şiraz vardır.

İsfahan vardır.

Azerbaycan vardır.

Kürdistan ve Beluç coğrafyaları vardır.

Hazar kıyıları vardır.

Bu nedenle şiirin “İran”ı modern siyasi haritadan çok daha geniş bir tarihsel ve kültürel hafızaya sahiptir.


14. Burada önemli bir ayrım

Bu şiirde geçen Afganistan, Hârizm, Soğd, Kafkasya, Irak ve Mâverâünnehir gibi bölgeleri bugünkü İran devletinin siyasi sınırları içinde düşünmemek gerekir.

Ehevân'ın kullandığı “İran” kavramı burada büyük ölçüde tarihsel İran kültür alanını ifade eder.

Pers kültürünün, Fars dilinin ve İranî uygarlıkların yüzyıllar boyunca etkilediği geniş coğrafya şiirin zihinsel haritasına girer.

Bu yüzden şiirde “İran” bazen modern bir ulus-devletten çok bir medeniyet alanı anlamına gelir.

Bu ayrım özellikle şiiri milliyetçilik açısından değerlendirirken önemlidir.


15. Ehevân milliyetçi bir şair midir?

Evet, güçlü bir İran vatan sevgisi vardır.

Fakat bunu doğrudan modern siyasi milliyetçilikle özdeşleştirmek eksik olur.

Ehevân'ın İran sevgisinin merkezinde dil, edebiyat, tarih, mitoloji, coğrafya ve kültür bulunur.

Onun için İran'ın büyüklüğü yalnızca ordularından veya hükümdarlarından kaynaklanmaz.

Ferdowsî'nin Şehnâme'sinden kaynaklanır.

Hâfız'ın gazellerinden kaynaklanır.

Zerdüşt'ün düşüncesinden kaynaklanır.

Horasan'ın kültüründen kaynaklanır.

İran'ın dağlarından, nehirlerinden, çöllerinden ve şehirlerinden kaynaklanır.

Bu nedenle “Kadim Memleket” şiiri, siyasi bir programdan çok kültürel bir vatanname niteliğindedir.


16. En önemli dize: “Bugününü seviyorum”

Şiirin bence en önemli noktası, geçmişe duyulan bütün hayranlığın sonunda şairin geçmişte kalmayı reddetmesidir.

Ehevân şöyle bir düşünce kurar:

Dünü efsane olarak seviyorum.

Yarını rüya olarak seviyorum.

Ama ikisinden daha çok bugünü seviyorum.

Bu son derece önemlidir.

Çünkü şiir yalnızca geçmişe kaçan bir nostalji şiiri olsaydı, Ehevân'ın eski İran'a duyduğu sevgi basit bir romantizme dönüşebilirdi.

Fakat o geçmişi bugüne bağlar.

Eski İran'ın anlamını yeniden bugünün İran'ında görmek ister.

Bu nedenle:

“Tekrar çık o mana zirvesine ki ben,
Yeni rengini ve suretini seviyorum.”

düşüncesi şiirin asıl hedefidir.

Şair geçmişin aynısını geri istemez.

Geçmişteki büyüklüğün yeni bir biçimde yeniden ortaya çıkmasını ister.


17. “Ne Doğu ne Batı ne Arap!”

Şiirin sonlarına doğru gelen:

“Ne Doğu ne Batı ne Arap!
Ben seni, ey memleket, olduğun gibi seviyorum.”

dizeleri Ehevân'ın kültürel bağımsızlık düşüncesini ortaya koyar.

Burada İran'ın kimliğinin dışarıdan tanımlanmasına karşı bir tavır vardır.

Fakat bu tavır, şiirin önceki bölümleriyle birlikte okunmalıdır.

Çünkü Ehevân İran'ı yalnızca dış etkilerden arındırılmış bir ülke olarak düşünmez; aksine binlerce yıllık kültürel alışverişlerin içinden geçmiş bir medeniyet olarak görür.

Onun istediği şey geçmişe kapanmak değil, kendi kültürel kimliğini kaybetmeden yeniden ayağa kalkmaktır.


18. Ferdowsî'nin rolü

Ehevân için Ferdowsî olağanüstü önemlidir.

Çünkü Ferdowsî, Şehnâme aracılığıyla İran'ın mitolojik ve tarihsel hafızasını büyük bir şiir yapısına dönüştürmüştür.

Ehevân'ın “Âhir-i Şehnâme” (Şehnâme'nin Sonu) adlı 1959 tarihli kitabı bu nedenle yalnızca bir edebiyat göndermesi değildir.

Kitabın başlık şiiri İran'ın görkemli İslam öncesi geçmişi üzerine düşünürken aynı zamanda bu geçmişin yeniden canlandırılmasının mümkün olup olmadığı konusunda derin bir yas taşır. Encyclopaedia Iranica, kitabın şiirini geçmişin yüceliği ile onun yeniden diriltilemeyeceğine ilişkin ağıt arasında kurulan bir düşünce olarak değerlendirir.

Ehevân'ın İran sevgisi bu nedenle basit bir gurur değildir.

İçinde yas da vardır.


19. “Şehnâme'nin Sonu”

Başlık bile çok şey söyler.

Ferdowsî'nin Şehnâme'si İran'ın kahramanlık çağlarını anlatır.

Ehevân ise “son”dan söz eder.

Artık kahramanlık çağı bitmiştir.

Geçmişin büyük şehirleri ve kahramanları rüzgâra karışmıştır.

İnsanlar geriye yalnızca eski hikâyeleri anlatan zayıf seslerle kalmıştır.

Bu, aslında 1953 sonrası İran'ın ruh hâlidir.

Ehevân çağdaş İran'a bakarken kendisini bir bakıma Şehnâme'den sonra gelen bir çağın insanı olarak görür.


20. Ehevân'ın “yenilgi” duygusu

Ehevân'ın şiirini anlamanın anahtar kelimelerinden biri yenilgidir.

Fakat burada yenilgi yalnızca siyasi değildir.

Bir kuşağın yenilgisidir.

Bir idealin yenilgisidir.

Bir toplumun özgürlük beklentisinin yenilgisidir.

Geçmişteki ihtişamın bugünde yeniden üretilememesinin yenilgisidir.

Ve bazen insanın kendi hayatına ilişkin yenilgisidir.

Bu nedenle Ehevân'ın şiirlerindeki karanlık yalnızca siyasal baskının sonucu değildir. Tarihe bakışında insanlık durumuna ilişkin daha derin bir karamsarlık da vardır. Iranica onun şiir dünyasında “yenilgi” duygusunun belirgin biçimde hâkim olduğunu ve 1953 sonrasında bir kuşağın ihanete uğramışlık ve umutsuzluk hissini güçlü biçimde ifade ettiğini belirtir.


21. Fakat Ehevân yalnızca karamsar değildir

Bu noktada onu yanlış anlamamak gerekir.

Ehevân'ın şiirlerinde umut tamamen yok olmaz.

Tam tersine, umut kaybedildiği için daha değerli hâle gelir.

“M. Omîd” adı bu nedenle ironik olduğu kadar trajiktir.

Şair umut adına sahip olduğu hâlde sürekli umutsuzluğu anlatır.

Ama belki de bunun anlamı şudur:

Umut artık kendiliğinden gelen bir duygu değildir; korunması gereken bir şeydir.

“Kış”ın içinde bile bahar ihtimali vardır.

“Sabah”ın içinde bile karanlığın sorusu vardır.

“Kadim Memleket”te geçmişin yası vardır ama geleceğin yeniden kurulması arzusu da vardır.


22. “Sabah” ile “Kış” arasındaki ilişki

Bu iki şiir birlikte okunduğunda Ehevân'ın dünya görüşü daha açık görünür.

“Kış”ta toplum karanlık ve soğuk içindedir.

“Sabah”ta doğa yeniden uyanır.

Ama şair “Sabah”ta bile Tanrı'ya:

“Bu sabah kimin için?”

diye sorar.

Yani doğanın sabahı ile insanın sabahı aynı şey değildir.

Bu, Ehevân'ın şiirindeki çok güçlü bir tarih bilincidir.

Mevsimler değişir.

Fakat tarih aynı hızda değişmez.

Güneş doğar.

Ama toplum hâlâ karanlıkta kalabilir.


23. Işık ve karanlık

Ehevân'ın şiirinde ışık ve karanlık yalnızca estetik görüntüler değildir.

Işık, hakikat ve kurtuluş ihtimalini taşır.

Karanlık ise cehaletten çok tarihsel ve toplumsal kapanmayı ifade eder.

Fakat Ehevân'ın dünyasında karanlık hiçbir zaman tamamen soyut değildir.

Onu insanlar yaratır.

Baskı yaratır.

Korku yaratır.

Yenilgi yaratır.

Tarih yaratır.

Bu yüzden şiirlerindeki karanlığın sona ermesi için yalnızca güneşin doğması yeterli değildir.

İnsanın da değişmesi gerekir.


24. Horasan dili

Ehevân'ın şiirinin en dikkat çekici özelliklerinden biri dilidir.

Klasik Farsçanın kelime hazinesini modern konuşma dilinin bazı unsurlarıyla birleştirir. Özellikle Horasan'a ait eski ve güçlü kelimeleri şiire taşıması onun dilini diğer Nîmâcı şairlerden ayırır.

Encyclopaedia Iranica, onun klasik dil kurallarını çağdaş dil ile dikkatli biçimde kaynaştırdığını ve “Horasan'dan Mâzenderan'a kısa yol” bulma arzusunun şiir diline karakteristik bir tat verdiğini belirtir.

Bu ifade çok güzel bir metafor da sunar.

Ehevân'ın dili gerçekten de Horasan'ın eski şiir geleneğinden Nîmâ'nın modern şiirine giden bir yol gibidir.


25. Arkaik kelimeler neden önemlidir?

Ehevân'ın eski kelimeleri kullanması bazen onu ağır ve “eski” bir şair gibi gösterebilir.

Fakat bunun bilinçli bir estetik amacı vardır.

Eski kelime modern bir cümlenin içine girdiğinde zaman katmanları birbirine karışır.

Okur aynı anda hem eski İran'ı hem modern İran'ı duyar.

Şehnâme'nin sesi bugünün sokaklarına gelir.

Avesta'nın dili modern insanın sorularını taşır.

Klasik aruzun ritmi modern toplumsal acıyı anlatır.

Ehevân'ın şiirindeki tarih duygusunun önemli bir bölümü bu dil tekniğinden doğar.


26. Nîmâ ile ilişkisi

Ehevân, Nîmâ Yûşic'in açtığı modern şiir yolunun en büyük ustalarından biri oldu.

Fakat Nîmâ'dan farklı olarak geçmişle bağını hiçbir zaman koparmadı.

Iranica özellikle bu farkın altını çizer: Nîmâ modern şiirin yeni anlamlandırma biçimlerine yönelirken Ehevân klasik şiirin imgelerini ve sembollerini modern şiirlerinde bilinçli biçimde kullanmaya devam etti. Ayrıca Nîmâ'nın şiirini İran okuyucusuna tanıtmak ve kabul ettirmek için uzun yıllar çalıştı.

Bu nedenle Ehevân'ın modernizmi bir “kopuş modernizmi” değildir.

Geleneği dönüştüren bir modernizmdir.


27. Nîmâ'nın şiirinden ne aldı?

Nîmâ'dan şiirin modern insanın hayatıyla doğrudan ilişki kurabileceği düşüncesini aldı.

Şiirin konusu yalnızca sevgili, şarap ve bahçe olmak zorunda değildi.

Şehir, köy, işçi, yoksul, savaş, yalnızlık, siyasal baskı ve tarih şiire girebilirdi.

Fakat Ehevân bu yeni alanı klasik İran kültürünün hafızasıyla doldurdu.

Bu yüzden onun şiirinde modern bir toplumsal gerçeklikle birlikte Zerdüşt, Ferhâd, Şehnâme veya Ahura Mazda bulunabilir.


28. Nîmâ'dan ayrıldığı nokta

Nîmâ şiirin dilini ve yapısını modernleştirdi.

Ehevân ise bunun yanında tarihsel belleği modern şiirin içine taşıdı.

Nîmâ'nın doğasında modern insanın yabancılaşması ve tabiatın canlılığı öne çıkarken Ehevân'da doğa çok daha sık biçimde tarihsel ve siyasal anlam kazanır.

Kış artık yalnızca kış değildir.

Sabah yalnızca sabah değildir.

Dağ yalnızca dağ değildir.

Çöl yalnızca çöl değildir.

Bütün coğrafya tarihin taşıyıcısı hâline gelir.


29. Hâfız ve klasik şiir

Ehevân'ın klasik şiirle ilişkisi Hâfız üzerinden de okunabilir.

Hâfız'ın şiirindeki semboller yüzyıllar boyunca İran şiirinin ortak sözlüğüne dönüşmüştür. Gül, şarap, bülbül, sevgili, bahçe, gece ve rindlik gibi unsurlar klasik gazelin temel yapı taşlarıdır. Hâfız'ın etkisi modern dönemde de sürmüş, Nîmâ sonrası modern şiir güç kazandıktan sonra bile Hâfız'ın şiirsel mirası ortadan kalkmamıştır.

Ehevân bu mirası tamamen reddetmez.

Fakat onun şiirinde klasik semboller çoğu zaman tarihsel bir ağırlık kazanır.


30. Ehevân'ın destansı tarafı

Ehevân'ın şiirleri arasında çok sayıda anlatı niteliğinde şiir bulunur.

Halk hikâyeleri, mitler ve eski İran anlatıları modern toplumsal olaylarla birleştirilir.

Iranica onun Nîmâcı şiirlerinin önemli bir bölümünün anlatı çizgisi izlediğini, epik bir karakter taşıdığını ve çağdaş toplumsal hayatla bağını hiçbir zaman kaybetmediğini belirtir.

Bu özellik onu İran modern şiirinde ayrı bir yere taşır.

Çünkü birçok modern şiir içsel ve lirik bir karakter taşırken Ehevân zaman zaman hikâye anlatan bir ozan gibi davranır.


31. “Âhir-i Şehnâme”: Modern zamanın destanı

Ehevân'ın “Şehnâme'nin Sonu” kitabı bu nedenle çok önemlidir.

Ferdowsî'nin destanı kahramanların dünyasını anlatır.

Ehevân ise kahramanlık çağının sona ermesinden sonra kalan insanı anlatır.

Bu nedenle onun şiiri bir anlamda modern İran'ın anti-destanıdır.

Eskiden kahramanlar vardı.

Şimdi ise onların hikâyelerini anlatmaya çalışan yorgun insanlar vardır.

Eskiden zafer vardı.

Şimdi yenilgi vardır.

Eskiden geleceğe güven vardı.

Şimdi gelecek belirsizdir.

Fakat şair yine de anlatmaya devam eder.


32. “Bu Avesta'dan”

1965'te yayımlanan Az in Avestâ (Bu Avesta'dan), Ehevân'ın şiir sanatındaki olgunluk döneminin en önemli kitaplarından biridir.

Kitabın şiirlerinin yaklaşık dörtte üçü Nîmâcı tarzda yazılmıştır ve eleştirmenlerce Ehevân'ın Nîmâcı şiirinin doruk noktası olarak değerlendirilmiştir.

Kitabın adı da onun şiir dünyasını özetler.

“Bu Avesta” geçmişteki Avesta değildir.

Modern şairin elindeki Avesta'dır.

Yani eski İran'ın kutsal ve kültürel mirası bugünün sorularıyla yeniden okunmaktadır.


33. “Avesta” neden önemlidir?

Çünkü Ehevân'ın İran sevgisi yalnızca Şehnâme'ye dayanmaz.

Şehnâme İslam sonrası Farsça kültürün en büyük destanlarından biridir.

Avesta ise daha eski bir İranî katmana açılır.

Zerdüşt burada yalnızca tarihsel bir peygamber değil, İran'ın ahlaki hafızasının temsilcisi hâline gelir.

Ehevân böylece İran tarihini tek bir döneme indirgemez.

Onun İran'ı çok katmanlıdır.

Zerdüşt de İran'dır.

Ferdowsî de İran'dır.

Hâfız da İran'dır.

Mazdek de İran'dır.

Mani de İran'dır.

Ve modern insan da bu tarihin devamıdır.


34. “Mazdoşt” fikri

1953 sonrasında Ehevân'ın geliştirdiği ilginç düşünsel figürlerden biri Mazdoşttur.

Bu ad Zerdüşt ve Mazdek'in isimlerinin birleştirilmesinden oluşur ve Mani ile Buda'dan bazı düşünsel unsurlar da içerir. Iranica bunu Ehevân'ın kendi oluşturduğu idealize edilmiş bir figür olarak tanımlar.

Mazdoşt'u yalnızca kişisel bir mahlas gibi düşünmemek gerekir.

Bu figür, Ehevân'ın aradığı ideal insanı temsil eder.

Hakikati savunan.

Adalet isteyen.

Şiddete teslim olmayan.

İnsanlık için bir düşünce taşıyan.

Eski İran'ın farklı ahlaki ve düşünsel miraslarını tek bir sembolde birleştiren bir insan.


35. Mazdoşt ve “Kadim Memleket”

“Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” şiirindeki Zerdüşt, Mazdek ve Mani sevgisini Mazdoşt düşüncesiyle birlikte okumak çok verimlidir.

Çünkü burada Ehevân'ın geçmişe bakışının rastgele olmadığı anlaşılır.

O, tarihin içinden kendi ahlaki soyunu çıkarmaya çalışır.

Zerdüşt'ten hakikati.

Mazdek'ten adaleti.

Mani'den ruh ve sanat ilişkisini.

Ferdowsî'den kültürel hafızayı.

Hayyâm'dan sorgulamayı.

Attâr'dan ruhsal arayışı.

Hâfız'dan şiirin özgürlüğünü alır.

Bütün bunları kendi çağında yeniden birleştirir.


36. Şiirinde “İran” neden bu kadar büyüktür?

Çünkü Ehevân'ın İran'ı bir coğrafya olmaktan çok bir hafıza biçimidir.

İran dediğinde yalnızca bugünkü sınırlar aklına gelmez.

Bir dil gelir.

Bir şiir gelir.

Bir tarih gelir.

Bir mitoloji gelir.

Bir ahlak düşüncesi gelir.

Bir müzik gelir.

Bir coğrafya gelir.

Bir halklar topluluğu gelir.

Bu nedenle şiirde İran bazen modern siyasi sınırların ötesine taşar.

Bu, tarihsel İran kültür alanına ilişkin bir şiirsel tahayyüldür.


37. Ehevân'ın coğrafyası

“Kadim Memleket” şiirinin coğrafi genişliği dikkat çekicidir.

Horasan'dan Şiraz'a, İsfahan'dan Azerbaycan'a, Gîlân ve Mâzenderan'dan Beluç ve Kürt bölgelerine, Afganistan'dan Hârizm'e kadar uzanan bir harita vardır.

Bu haritanın amacı siyasi bir sınır çizmekten çok kültürel bir hafızayı göstermektir.

Ehevân, “Benim ülkem burasıdır” demekten ziyade:

“Bütün bu tarih benim hafızamın içindedir.”

demektedir.


38. Ehevân'ın dili neden bazen ağırdır?

Çünkü şiirinde bilinçli olarak eski İran şiirinin dil katmanlarını canlandırır.

Bunun bir sonucu olarak modern Türkçe çevirilerde bazı dizeler oldukça ağır veya arkaik görünebilir.

Farsça özgün metinde bu kelimeler yalnızca “eski” değildir; aynı zamanda ses, çağrışım ve tarih taşırlar.

Dolayısıyla Ehevân'ı Türkçeye çevirirken en zor meselelerden biri yalnızca anlamı aktarmak değildir.

Dilin yaşını da aktarmaktır.

Bu yüzden sizin paylaştığınız şiirlerde “kadim”, “münevver”, “pir”, “nesim”, “bâmdâd” gibi kelimelerin yoğunluğu, Ehevân'ın bilinçli dil tercihinin Türkçedeki yansıması olarak da okunabilir.


39. Şiir ve müzik

Ehevân gençliğinde tar çalmaya ilgi duymuştu ve şiirlerindeki ritim duygusu çok belirgindir.

Onun şiirlerinde özellikle tekrarların ve ses örgüsünün önemli bir rolü vardır.

“Kış” şiirindeki tekrarlar soğuğun sürekliliğini hissettirir.

“Kadim Memleket”te “seviyorum” tekrarları şiiri bir kaside ve vatan ilahisi havasına sokar.

“Sabah”ta soruların tekrarı ise şiirin sonunda huzursuzluğu büyütür.

Bu nedenle Ehevân'ın şiirini yalnızca anlam üzerinden değil, ses üzerinden de okumak gerekir.


40. Ehevân ve kaside

“Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” şiiri, modern içerikli bir kaside olarak da düşünülebilir.

Klasik kasidede şair bir kişiyi, hükümdarı veya değeri övebilir.

Ehevân burada övgünün merkezine İran'ı koyar.

Fakat klasik kasidenin tekdüze övgüsünden farklı olarak şiir boyunca İran'ın tarihi, coğrafyası, sanatçıları ve düşünürleri arasında dolaşır.

Şiirin sonlarına doğru övgü bir dileğe dönüşür:

İran yeniden yükselsin.

Fakat bu yükseliş yalnızca siyasi güç anlamına gelmez.

Anlam ve biçim bakımından yeniden zirveye çıksın.


41. Geçmişe dönüş mü, geleceğe çağrı mı?

Ehevân'ın eski İran'a yönelmesi bazen “geçmişe kaçış” olarak yorumlanmıştır.

Bu yorumun bir temeli vardır. Çünkü özellikle “Şehnâme'nin Sonu” gibi eserlerinde geçmişe yönelik güçlü bir özlem ve kayıp duygusu görülür.

Ancak yalnızca böyle okumak eksik olur.

Çünkü Ehevân geçmişi bugünü değiştirmek için kullanır.

“Kadim Memleket” şiirindeki:

“Tekrar çık o mana zirvesine ki ben,
Yeni rengini ve suretini seviyorum.”

düşüncesi bunun en açık örneğidir.

O, geçmişin aynısını istemez.

Eski büyüklüğün yeni biçimini ister.


42. Ehevân ve Şehnâme arasındaki ilişki

Ferdowsî geçmişin büyük kahramanlarını anlatmıştı.

Ehevân ise o kahramanların ardından gelen çağın insanını anlatır.

Fakat iki şair arasında çok önemli bir ortaklık vardır:

İkisi de şiiri İran'ın hafızasını koruma aracı olarak görür.

Ferdowsî bunu destanla yapar.

Ehevân modern şiirle yapar.

Bu nedenle Ehevân'ın Şehnâme'ye dönmesi yalnızca edebî bir hayranlık değildir.

Şiirin tarih karşısındaki sorumluluğunu yeniden düşünmesidir.


43. “Kış” ile “Kadim Memleket” arasındaki büyük fark

Bu iki şiir aynı şairden gelmesine rağmen farklı yüzler gösterir.

“Kış”ta İran'ın bugünü karanlıktır.

“Kadim Memleket”te İran'ın geçmişi ışıkla doludur.

Fakat ikisi arasında doğrudan bir bağ vardır.

Ehevân geçmişin büyüklüğünü hatırladığı için bugünün küçülmesini daha acı verici bulur.

Bu yüzden nostalji onda yalnızca özlem değildir.

Ölçüdür.

Geçmişin büyüklüğü bugünün eksikliğini ölçer.


44. Ehevân'ın tarih anlayışı

Ehevân için tarih doğrusal bir ilerleme değildir.

İnsanlık ilerleyebilir.

Sonra gerileyebilir.

Bir toplum özgürleşebilir.

Sonra yeniden kapanabilir.

Bir medeniyet yükselebilir.

Sonra düşebilir.

Bu nedenle onun şiirindeki zaman sürekli olarak geçmiş ile bugün arasında gidip gelir.

“Kadim Memleket”te geçmiş büyüktür.

“Kış”ta bugün küçülmüştür.

“Sabah”ta gelecek ihtimal olarak vardır.

Ehevân'ın şiirsel zamanı üç katmanlıdır:

Geçmişin büyüklüğü, bugünün yenilgisi ve geleceğin belirsiz umudu.


45. “Sabah” neden huzurlu bitmez?

Çünkü Ehevân'ın dünyasında doğanın güzelliği insanın acısını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Sabah gerçekten güzeldir.

Nesim gerçekten esmektedir.

Karanlık gerçekten kalkmaktadır.

Ama şairin içinde başka bir soru vardır.

İnsan için ne değişti?

Bu nedenle şiir estetik bir doğa tasviri olarak başlayıp metafizik bir sorgulamaya dönüşür.

Ahura Mazda'ya yöneltilen soru aslında Tanrı'dan çok tarihe yöneltilmiş bir sorudur:

Bunca sabah geldi; insan neden hâlâ gecededir?


46. Zerdüştî miras ve ışık-karanlık

Ehevân'ın eski İran'a yönelmesinin bir başka nedeni de Zerdüştî düşüncenin ışık ve karanlık arasındaki ahlaki çatışmasıdır.

Ehevân bu çatışmayı modern dünyaya taşır.

İyilik ve kötülük yalnızca metafizik güçler değildir.

Hakikat ve yalan olabilir.

Özgürlük ve baskı olabilir.

Adalet ve eşitsizlik olabilir.

Umut ve yenilgi olabilir.

Bu nedenle Zerdüştî imgeler Ehevân'ın şiirinde modern siyasal ve ahlaki anlamlar kazanır.


47. Ehevân'ın “kış”ı neden İran'ın kışı oldu?

Çünkü şair kendi bireysel acısını bir kuşağın acısına dönüştürmeyi başardı.

Kendisinin tutuklanması yalnızca kendi hikâyesi değildir.

Dostların susması yalnızca kendi çevresindeki insanların hikâyesi değildir.

Geleceğe duyulan güvensizlik yalnızca onun kişisel karamsarlığı değildir.

Bütün bunlar bir toplumun psikolojik durumuna dönüşür.

Bu nedenle Ehevân'ın “Kış”ı, yayımlandığı dönemden çok daha uzun bir ömür kazanmıştır.


48. Şair olarak tanık

Ehevân'ın şiirinde şair çoğu zaman kahraman değildir.

O daha çok tanıktır.

Görür.

Hatırlar.

Anlatır.

Bazen sorar.

Bazen geçmişi çağırır.

Bazen sabahı bekler.

Ama çoğu zaman dünyayı kurtarabilecek güce sahip değildir.

Bu, onun şiirindeki trajik tonu güçlendirir.

Şair her şeyi görür ama her şeyi değiştiremez.

Bu nedenle şiir, eylemin yerine geçmez.

Fakat unutmanın karşısında bir direnç oluşturur.


49. Hapishane şiirleri

Ehevân'ın hayatındaki hapis deneyimi şiirlerinde önemli bir yer tutar.

1969'da yayımlanan Pâyîz der Zendân (Hapiste Sonbahar) ve 1976'da yeniden yayımlanan Dar Hayât-e Kuçek-e Pâyîz, Dar Zendân (Hapiste Küçük Sonbahar Avlusunda) bu dönemin şiirlerini içerir. Kaynaklara göre şiirlerin önemli bir bölümü hapishanede yazılmıştır ve çoğu Nîmâcı vezinle kaleme alınmıştır.

Burada “sonbahar” ve “hapishane” birlikte düşünülmelidir.

Sonbahar zaten geçiş mevsimidir.

Hapishane ise insanın zaman duygusunu daraltır.

Ehevân bu iki kavramı birleştirerek özgürlüğün ve zamanın kaybını şiire taşır.


50. Ehevân'ın hayatındaki aile acısı

1974'te kızının ölümünün ardından Tahran'a döndü ve İran Ulusal Televizyonu'nda çalışmaya başladı. Bu kişisel kayıp da şiirindeki ölüm ve yas duygusunun yalnızca politik deneyimlerden ibaret olmadığını gösterir.

Ehevân'ın şiirindeki ölüm bu nedenle iki farklı kaynaktan beslenir.

Bir tarafta tarihsel ve toplumsal ölüm vardır.

Diğer tarafta insanın kişisel hayatındaki geri dönüşsüz kayıplar.

Bu iki deneyim birleştiğinde şiirindeki yas daha derin bir varoluşsal boyut kazanır.


51. “Hayat diyor: Yine de yaşamalı”

1978 tarihli “Zendegi miguyad: ammâ bâz bâyd zist...” — “Hayat diyor: Yine de yaşamalı...” kitabının adı bile Ehevân'ın bütün karamsarlığına rağmen hayatı tamamen reddetmediğini gösterir. Kaynaklarda bu kitap, şairin kendi ifadesiyle alışılmış anlamda bir şiir kitabından çok “şiir halinde bir hatırlama” olarak değerlendirilir.

Buradaki “yine de” kelimesi önemlidir.

Çünkü Ehevân'ın hayat anlayışını “yaşamak güzeldir” şeklinde basit bir iyimserlik anlatmaz.

Onun cümlesi daha çok şudur:

Her şeye rağmen yaşamak gerekir.

Bu, onun umut anlayışıdır.


52. “Cehennem ama soğuk”

1978 tarihli Dûzah ammâ sard — Cehennem ama soğuk kitabının adı da Ehevân'ın dünyasının ironisini taşır.

Cehennem bile sıcaktır.

Fakat Ehevân'ın cehennemi soğuktur.

Çünkü onun cehennemi ateşten çok insan ilişkilerinin ve umutların donmasıdır.

Bu başlık bile “Kış” şiirindeki düşüncenin başka bir biçimde devam ettiğini gösterir.

En büyük cehennem bazen ateş değil, sıcaklığın yokluğudur.


53. Ehevân'ın mizahı ve ironisi

Şiirleri ağır ve karanlık olsa da Ehevân'ın ironik tarafı güçlüdür.

Bunun en güzel örneklerinden biri kendi mahlasıdır.

Omîd: Umut.

Fakat bu isim giderek bir kara mizah hâline gelir.

Şair “Umut” adını taşırken dünyanın kışa döndüğünü anlatır.

Bu ironi Ehevân'ın şiirini bütünüyle karamsar olmaktan da kurtarır.

Çünkü şair kendi karanlığının farkındadır.

Karanlığını ciddiye alır ama onun içinde ironiyi de korur.


54. Ehevân ve Şairler Kuşağı

Ehevân, 1950'ler ve 1960'larda İran modern şiirinin merkezindeki büyük kuşağın isimlerinden biriydi.

Furuğ Ferruhzad, Ahmed Şamlû, Nîmâ Yûşic ve daha sonraki kuşaklarla aynı modernleşme sürecinin içindeydi.

Fakat onun kendine özgü yeri vardı.

Furuğ daha çok bireysel varoluş, beden, aşk ve kadın deneyimi üzerinden modern insanın dönüşümünü işlerken Şamlû daha serbest, doğrudan ve evrensel bir şiir dili geliştirdi.

Ehevân ise tarih, mitoloji, klasik dil ve siyasal yenilgi ekseninde farklı bir modernlik kurdu.


55. Furuğ'un Ehevân hakkındaki görüşü

Ehevân'ın şiirsel büyüklüğünü kendi kuşağındaki şairler de kabul ediyordu.

Âhir-i Şehnâme kitabının başlık şiiri Furuğ Ferruhzad tarafından Nîmâcı şiirin başlangıcından itibaren yazılmış en güçlü şiirlerden biri olarak değerlendirilmişti.

Bu önemli bir ayrıntıdır.

Çünkü Furuğ kendi şiir yolunda bambaşka bir yere gitmesine rağmen Ehevân'ın modern şiire yaptığı katkıyı görmüştür.


56. Ehevân ve Şamlû

Ahmed Şamlû'nun modern şiiri daha serbest bir dile ve daha az klasik biçimsel bağa yönelirken Ehevân klasik şiirin vezin ve dil mirasını daha güçlü biçimde korudu.

Şamlû, Nîmâcı şiirin sınırlarını daha da gevşeterek kendi özgün serbest şiir biçimini oluşturdu.

Ehevân ise Nîmâcı vezni klasik şiirin ses ve kelime hazinesiyle birleştirdi.

Dolayısıyla iki şair aynı modernleşme sürecinin farklı yönlerini temsil eder.

Bu nedenle Ehevân'ın şiirindeki “eski” görüntüler modernleşmenin karşıtı değil, onun özgün biçimidir.


57. Ehevân'ın Nîmâ üzerine çalışmaları

Ehevân yalnızca Nîmâ'nın şiirini uygulayan bir şair değildi.

Nîmâ'nın şiir anlayışı üzerine ciddi biçimde yazdı.

Bedâyi' ve Bedâ'at-ı Nîmâ Yûşic ve Atâ ve Lakâ-yi Nîmâ Yûşic gibi çalışmalarında Nîmâ'nın yeniliklerini, estetiğini ve şiir mirasını ele aldı.

Bu eserler onun modern Fars şiirindeki rolünün yalnızca şairlikle sınırlı olmadığını gösterir.

O aynı zamanda Nîmâcı şiirin teorisyenlerinden biri hâline gelmiştir.


58. Ehevân neden Nîmâ'yı savundu?

Çünkü klasik şiir taraftarlarının önemli bir bölümü Nîmâcı şiirin gerçek şiir olmadığını düşünüyordu.

Ehevân ise hem klasik şiirin kurallarını bilen hem Nîmâcı şiirde başarılı olan bir şair olarak bu itiraza güçlü bir cevap verdi.

Adeta şunu gösterdi:

Klasik şiiri bilmek, modern şiir yazmaya engel değildir.

Tam tersine, klasik şiirin derinliklerini bilen bir şair modern şiiri daha bilinçli biçimde dönüştürebilir.

Bu nedenle Ehevân'ın varlığı İran modern şiirinin meşruiyet kazanmasında da önemlidir. Iranica onun hem yazılarıyla Nîmâcı şiirin edebî literatürde yerleşmesine katkıda bulunduğunu hem de kendi şiirleriyle bu biçime güçlü bir örnek verdiğini belirtir.


59. Son dönem: Klasiğe dönüş

İlginç biçimde Ehevân'ın hayatının son döneminde klasik şiire yeniden daha güçlü biçimde yöneldiği görülür.

1989'da yayımlanan To râ ey kohan bum o bar dust dâram — Seni ey kadim memleket, seviyorum kitabında klasik vezinle yazılmış önemli şiirler bulunur. Kaynaklar, bu kitapta Nîmâcı veznin tamamen terk edilmesinin modernist çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtir.

Sizin paylaştığınız uzun “Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” şiiri tam da bu dönemin ürünüdür.

Bu nedenle şiirin klasik kasideye yaklaşan biçimi tesadüfi değildir.


60. Klasiğe dönüş bir geriye gidiş miydi?

Hayır.

Bunu yalnızca “Ehevân yaşlandı ve eski şiire döndü” şeklinde okumak yanlış olur.

Çünkü Ehevân klasik şiiri zaten hayatının başından beri biliyordu.

Onun son dönemindeki dönüş daha çok kendi şiir kaynaklarının tamamını yeniden bir araya getirme çabasıdır.

Nîmâcı modernizmden vazgeçerken klasik mirası da terk etmedi.

Aksine:

“Ben ikisine de sahibim.”

diyebileceği bir şiir alanı kurdu.


61. “Kadim Memleket” şiirinin biçimsel önemi

Şiir içerik olarak millî ve tarihî bir kasideye benzediği kadar biçim olarak da klasik İran şiirinin dünyasına döner.

Tekrarlanan “seviyorum” duygusu şiire güçlü bir ritim verir.

Her tarihî şahsiyet, her şehir, her nehir, her coğrafya aynı büyük cümlenin içine alınır.

Böylece şiir yalnızca bir vatan şiiri değil, İran kültürünün uzun bir envanteri hâline gelir.

Fakat bu envanter kuru bir tarih listesi değildir.

Her ismin arkasında şairin kendi değer yargısı vardır.

Zerdüşt'ü adalet ve iyilik için sever.

Mazdek'i adalet mücadelesi için sever.

Mani'yi sanat ve ruh ilişkisi için sever.

Ferdowsî'yi kültürel hafıza için sever.

Hayyâm'ı sorgulayıcı düşüncesi için sever.


62. Hayyâm neden önemlidir?

Ehevân'ın Hayyâm sevgisi de dikkat çekicidir.

Hayyâm'ın düşüncesinde kesinliklere karşı kuşku, ölüm bilinci ve insanın sınırlılığı vardır.

Ehevân'ın modern dünyasında da benzer bir sorgulama görülür.

Sabah gelir ama “kime faydası var?” diye sorar.

İran'ın geçmişi büyüktür ama bugün neden böyle diye sorar.

Umut vardır ama umut neden gerçekleşmiyor diye sorar.

Bu nedenle Hayyâm onun için yalnızca eski bir şair değildir.

Şüphe etme hakkının temsilcisidir.


63. Attâr ve Şems

Attâr ve Şems'e duyduğu hayranlık ise Ehevân'ın İran kültürünü yalnızca millî veya siyasal bir kimlik olarak görmediğini gösterir.

Attâr'ın ruhsal yolculuğu, Şems'in ateşli mistik kişiliği, Mevlânâ'nın aşkı İran edebî hafızasının başka bir katmanıdır.

Ehevân bunları Zerdüşt, Mazdek ve Mani ile yan yana getirir.

Böylece İran kültürünü tek bir dinî veya tarihsel döneme sıkıştırmaz.

Onun kültürel vatanı çoğuldur.


64. Ehevân'ın İran'ı neden “kadim”dir?

Çünkü onun için İran bugünün devletinden önce gelen bir kültürel varlıktır.

Devletler değişir.

Hanedanlar değişir.

Sınırlar değişir.

Siyasi rejimler değişir.

Fakat dil, şiir, hikâye, mit ve hafıza devam eder.

Ehevân'ın “kadim memleket” demesinin nedeni budur.

Vatanı siyasi rejimden daha uzun ömürlü düşünür.

Bu ayrım onun şiirini anlamak için son derece önemlidir.


65. Ehevân ve siyasal iktidar

Ehevân'ın hayatında siyasal iktidarla ilişkisi hiçbir zaman kolay olmadı.

1953 sonrası tutuklanması ve hapis deneyimi bunun bir parçasıdır.

Daha sonraki yıllarda devlet kurumlarında çalışmış olsa da bağımsız şiir kişiliğini korudu. 1979 sonrasında kısa süreliğine İslam Devrimi'nin yayın ve eğitim kurumlarından birinin başına getirildi; ancak birkaç ay içinde ayrıldı. 1981'de uzun yıllar devlet kurumlarında çalışmış olmasına rağmen maaşsız olarak emekliye sevk edildi.

Bu biyografik çizgi, onun hiçbir siyasi rejime bütünüyle eklemlenmediğini gösterir.


66. Devrimden sonra “Kadim Memleket”

“Kadim Memleket” şiirinin 1989'da yayımlanması özellikle dikkat çekicidir.

Şiir geçmişe duyulan özlemle başlar.

Fakat sonunda bugüne döner.

Bu dönem İran Devrimi'nin üzerinden yaklaşık on yıl geçmiştir.

Savaş yaşanmıştır.

Siyasi ve toplumsal dönüşümler gerçekleşmiştir.

Ehevân artık geçmişteki devrimci umutlarla aynı yerde değildir.

Bu nedenle şiirin “bugünü seviyorum” demesi son derece bilinçli bir tercihtir.

Şair geçmişi överken bugünden kaçmamaktadır.


67. “Bugünü seviyorum”un politik anlamı

Şiirin bu noktası özellikle değerlidir.

Çünkü Ehevân'ın bütün geçmiş özlemine rağmen İran'ı yalnızca eski İran olarak sevmesi mümkün değildir.

O, yaşayan İran'ı da sever.

Yani sevdiği ülke yalnızca Zerdüşt'ün, Ferdowsî'nin veya Hâfız'ın ülkesi değildir.

Bugün yaşayan insanların ülkesidir.

Bu nedenle şiir sonunda bir dua hâline gelir:

İran yeniden anlam, biçim, üretkenlik, akıl ve mutluluk açısından yükselsin.

Bu, geçmişi diriltmek değil bugünü iyileştirmek arzusudur.


68. Ehevân'ın “sonbahar”ı

“Kış” kadar “sonbahar” da onun şiirinde önemlidir.

Sonbahar, hayatın tamamen bitmediği ama yazın sona erdiği zamandır.

Bu nedenle Ehevân'ın sonbaharı kıştan farklıdır.

Kış donmuş bir toplumdur.

Sonbahar ise kaybın fark edildiği dönemdir.

Hapishane şiirlerinde sonbahar bu yüzden çok güçlüdür.

Yapraklar dökülür.

Ama henüz her şey ölmüş değildir.

Bu da Ehevân'ın umut ile umutsuzluk arasındaki gri alanını temsil eder.


69. Ehevân'ın “çöl”ü

Çöl onun şiirinde yalnızca coğrafya değildir.

Çöl, insanın yalnız kalabileceği ve hiçbir çıkış göremeyebileceği bir alandır.

“Sabah” şiirinde geceyi çölde geçirmek, yalnızca doğayla mücadele değildir.

İnsan tarih karşısında yalnızdır.

Bir anlam arar.

Sonra sabah gelir.

Fakat sabahın kendisi bile soruyla karşılanır.

Bu yüzden çöl, Ehevân'ın şiirinde hem İran coğrafyasının hem de insan ruhunun görüntüsüdür.


70. Ehevân'ın “dağ”ı

Dağ ise bunun karşısında hafızadır.

İran'ın eski dağları tarih taşır.

Bîsütûn, Şehnâme, Zerdüştî mitoloji ve eski İran'ın coğrafyası hep dağlarla ilişkilidir.

Dağ bu nedenle değişmeyen bir geçmiş duygusu verir.

İnsanlar ölür.

Hanedanlar yıkılır.

Şehirler değişir.

Ama dağ kalır.

Ehevân'ın şiirinde tarih çoğu zaman insanlardan çok coğrafyanın hafızasında korunur.


71. Ehevân'ın “güneş”i

Güneş de onun şiirinde iki anlam taşır.

Bir yandan yaşamın doğal kaynağıdır.

Diğer yandan hakikatin ve özgürlüğün sembolüdür.

“Kış”ta güneş sanki ölü veya diri, kalın bir tabutun içinde kalmıştır.

“Sabah”ta güneş yeniden ortaya çıkar.

“Kadim Memleket”te İran'ın geçmişindeki büyüklük bir tür güneş ışığı gibi parlar.

Fakat güneşin doğması yetmez.

İnsanların da o ışığa çıkması gerekir.


72. Ehevân'ın şiirindeki “kapı”

“Kış” şiirinin en çarpıcı görüntülerinden biri kapıdır.

Şair kapının önündedir.

İçeri girmek ister.

Dostuna seslenir.

Fakat kapı açılmaz.

Bu görüntü yalnızca fiziksel bir kapı değildir.

Toplumun kapanmasıdır.

İnsanların birbirine kapanmasıdır.

Özgürlüğün kapanmasıdır.

İç dünyanın kapanmasıdır.

Bu nedenle “kapıyı aç” çağrısı şiirin en güçlü insani hareketlerinden biridir.

Şair yalnızca sıcaklık istemez.

İnsanların birbirlerine yeniden açılmasını ister.


73. Ehevân'ın şiirindeki “selam”

“Kış”ın başındaki “selamını alan yok” ifadesi bu nedenle çok önemlidir.

Selam, insanlar arasındaki en basit bağdır.

Bir insan diğerine “seni görüyorum” demektir.

Selamın karşılıksız kalması, insanların birbirini görmemesi anlamına gelir.

Ehevân böylece büyük siyasal sorunları en küçük toplumsal davranış üzerinden gösterir.

Bir toplumun özgürlüğünü kaybettiğini anlatmak için uzun siyasi açıklamalara ihtiyaç duymaz.

Bir selamın karşılıksız kalması yeterlidir.


74. Ehevân'ın şiirinde insan ilişkileri

Onun şiirindeki karanlık yalnızca siyasi iktidardan kaynaklanmaz.

İnsanlar birbirlerinden de uzaklaşır.

Korku insanı bencilleştirir.

Baskı dostluğu zayıflatır.

Yenilgi güven duygusunu yok eder.

Bu nedenle Ehevân'ın şiirindeki siyasal eleştiri aynı zamanda bir insan ilişkileri eleştirisidir.

Kötü yönetim yalnızca kurumları bozmaz.

İnsanların birbirine bakışını da bozar.


75. Ehevân'ın şiirinde “dost”

Dostluk bu nedenle sürekli olarak sınanan bir değerdir.

“Kış”ta dostun selamı alınmaz.

Kapı açılmaz.

El geri çekilir.

“Kadim Memleket”te ise şair ülkesine doğrudan seslenir.

Bu da ilginç bir karşıtlık yaratır.

İnsanlar birbirlerine yabancılaşabilir.

Ama şair ülkesine seslenmeye devam eder.

Vatan, onun için insanlarla arasındaki kopuşun ötesinde bir bağlılık alanı hâline gelir.


76. Ehevân'ın şiirinde “yurt”

Yurt yalnızca yaşanan yer değildir.

Yurt hafızadır.

Bu yüzden uzak geçmişteki bir şair bile bugünün yurdunda yaşamaya devam eder.

Ferdowsî ölür ama Şehnâme kalır.

Zerdüşt geçmişte yaşamıştır ama düşüncesi kalır.

Hâfız yüzyıllar önce yaşamıştır ama dili hâlâ konuşulur.

Böylece Ehevân'ın “yurt” kavramı fiziksel olmaktan çok kültüreldir.


77. Ehevân'ın dünya görüşündeki trajedi

Onun şiirindeki temel trajedi şudur:

Şair neyin değerli olduğunu bilir ama değerli olanın dünyada gerçekleştiğini göremez.

Adaleti ister.

Ama adaletsizlik görür.

Özgürlüğü ister.

Ama baskı görür.

Bahar ister.

Ama kış görür.

Sabahı görür.

Ama onun kime fayda sağlayacağını sorar.

Geçmişin büyüklüğünü bilir.

Ama bugünün küçüklüğünü görür.

Bu nedenle Ehevân'ın şiiri bilgi ile gerçeklik arasındaki uçurumdan doğar.


78. “Omîd” neden ironik bir mahlas oldu?

Gençlik döneminde Omîd gerçekten “umut” demekti.

1953 sonrasında ise bu kelime acı bir ironiye dönüştü.

Fakat bu ironinin içinde bir direnç de vardır.

Şair umutsuz olsa bile kendisine “Omîd” demeye devam eder.

Bu, bir anlamda umudu kaybettiğini söyleyen ama adını umut olarak koruyan insanın trajik tavrıdır.

Belki de Ehevân'ın şiirindeki en büyük umut budur.

Umut yokken bile umudun adını bırakmamak.


79. Son dönemindeki daha sakin ses

Ehevân'ın son döneminde şiirindeki doğrudan politik öfke yer yer azalır.

Bunun yerine tarih, kültür, dil ve vatan üzerine daha yoğun bir düşünme ortaya çıkar.

“Kadim Memleket” bunun en iyi örneklerinden biridir.

Şair artık gençliğindeki “devrim olacak ve sorun çözülecek” kesinliğinde değildir.

Daha yaşlıdır.

Daha kuşkucudur.

Daha tarihçidir.

Ve daha çok hafızaya yaslanır.

Bu nedenle son dönem Ehevân'ı, genç Omîd'in değil, yenilgilerden geçmiş yaşlı bir Omîd'in sesidir.


80. Ehevân'ın ölümü

Ehevân 25 Ağustos 1990'da Tahran'da kalp krizi sonucu öldü. Aynı yıl ilk ve son kez İran dışına çıktı; Almanya'daki Haus der Kulturen der Welt'in davetiyle Avrupa'ya gitti ve Almanya, İngiltere, Danimarka, İsveç, Norveç ve Fransa'yı ziyaret etti. Ardından İran'a döndü ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Mezarı Tus'taki Ferdowsî anıt mezarının yanındadır.

Bu mezar yeri sembolik açıdan olağanüstü anlamlıdır.

Çünkü Ehevân'ın şiirinin en büyük isimlerinden biri Ferdowsî'dir.

Hayatı boyunca İran'ın eski şiirsel hafızasına dönen şair, sonunda o hafızanın en büyük anıtlarından birinin yanında toprağa verilmiştir.


81. Ehevân'ın eserleri

Başlıca şiir kitapları arasında Arğanûn (1951), Zemestân / Kış (1956), Âhir-i Şehnâme / Şehnâme'nin Sonu (1959), Ez İn Avesta / Bu Avesta'dan (1965), Pâyîz der Zendân / Hapiste Sonbahar (1969), Âşıkâneler ve Kebûd (1969), Behtarin Omîd / En İyi Umut (1969), Der Hayât-e Kuçek-e Pâyîz der Zendân (1976), Dûzah ammâ Sard / Cehennem ama Soğuk (1978), Zendegi Migûyed: Ammâ Bâz Bâyed Zist / Hayat Diyor: Yine de Yaşamalı (1978) ve To Râ Ey Kohan Bûm o Bar Dust Dâram / Seni Ey Kadim Memleket, Seviyorum (1989) bulunur.

Bunların arasında özellikle Kış, Şehnâme'nin Sonu ve Bu Avesta'dan, onun şiir dünyasının ana damarlarını anlamak için temel kitaplardır.


82. Ehevân'ın düzyazısı ve eleştirileri

Ehevân yalnızca şiir yazmadı.

Nîmâ'nın şiir anlayışı üzerine kitaplar ve edebî eleştiriler kaleme aldı. Ayrıca kısa hikâyeler, çocuklar için eserler ve Ferdowsî üzerine kitaplar yazdı. Düzyazısı şiiri kadar etkili olmasa da eleştirel çalışmaları modern Fars şiirinin teorik gelişimi açısından önemlidir.

Özellikle Nîmâ üzerine yazdıkları, onun modern şiir tarihindeki konumunu daha da güçlendirir.

Çünkü Ehevân yalnızca yeni şiir yazmamış, yeni şiirin neden gerekli olduğunu da açıklamıştır.


83. Ehevân'ın İran şiirindeki gerçek yeri

Ehevân'ı yalnızca “Nîmâ'nın takipçisi” olarak görmek yanlıştır.

O, Nîmâ'nın şiir devrimini klasik İran kültürünün derin tarihiyle birleştiren en önemli şairlerden biridir.

Nîmâ modern şiirin kapısını açtı.

Ehevân o kapıdan girerken yanında Şehnâme'yi, Avesta'yı, Horasan dilini, klasik vezni, eski İran mitlerini ve bütün tarihsel hafızasını taşıdı.

Bu yüzden onun şiirinde modern İran ile kadim İran aynı anda konuşur.


84. Ehevân'ın şiirini üç dönem halinde okumak

Ehevân'ın şiir gelişimini kabaca üç büyük dönemde düşünmek mümkün.

İlk dönemde Omîd adı gerçekten umut taşıyan genç bir şair vardır. Klasik şiir bilgisi güçlüdür, fakat modern şiire yönelmeye başlamıştır. “İhtar” gibi şiirlerde doğrudan siyasi mücadele görülür.

İkinci dönemde 1953 darbesinin ardından büyük bir kırılma yaşanır. Kış, Şehnâme'nin Sonu ve Bu Avesta'dan gibi eserlerle Ehevân, yenilgi, tarih, mitoloji ve toplumsal karanlığı büyük bir şiir yapısına dönüştürür. Bu dönem onun sanatının zirvesidir. Iranica da özellikle Bu Avesta'dan kitabını Nîmâcı şiirinin doruk noktası olarak değerlendirir.

Son dönemde ise şiirinde hafıza, kültür, vatan ve klasik biçimler yeniden güçlenir. Seni Ey Kadim Memleket, Seviyorum bunun en belirgin örneğidir.

Bu üç dönem arasında keskin bir kopuş yoktur.

Umut, yenilgi ve hafıza aynı hayatın farklı evreleridir.


85. Ehevân'ı tek bir şiirle tanımak gerekirse

Dünyada onu en çok tanıtan şiir **“Kış”**tır.

Fakat Ehevân'ın bütününü anlamak için yalnızca “Kış”ı okumak yeterli değildir.

“Kış” onun yenilgisini gösterir.

“Sabah” onun metafizik sorgusunu gösterir.

“Şehnâme'nin Sonu” tarih bilincini gösterir.

“Bu Avesta'dan” eski İran mirasını modern şiire taşımasını gösterir.

“İhtar” gençlik dönemindeki siyasi umudunu gösterir.

“Seni Ey Kadim Memleket, Seviyorum” ise hayatının sonunda geçmiş, bugün ve gelecek arasında kurduğu büyük kültürel bağı gösterir.

Bu şiirler birlikte okunduğunda Ehevân'ın portresi tamamlanır.


86. Ehevân'ın şiirindeki büyük dönüşüm

Genç Ehevân:

“Devrim olmadan derdimiz hallolmaz.”

der.

Olgun Ehevân:

“Mevsim kış.”

der.

Yaşlı Ehevân:

“Ey kadim memleket, seni seviyorum.”

der.

Bu üç cümle onun şiir hayatının neredeyse tamamını özetler.

İlkinde eylem vardır.

İkincisinde yenilgi.

Üçüncüsünde hafıza ve bağlılık.

Fakat üçünde de aynı insan vardır.

İran'ın geleceğini önemseyen, tarihini bilen ve yaşadığı çağdan memnun olmayan bir şair.


87. Ehevân'ın “yenilgisi” neden kalıcı oldu?

Çünkü yalnızca kendi yenilgisini anlatmadı.

Bir kuşağın duygusunu anlattı.

1953 sonrası İran'da demokratik umutların kırılması, siyasal baskı ve toplumsal korku bir neslin ruhunda derin izler bıraktı. Ehevân bu ruh hâline şiirsel bir dil verdi. Iranica onun bu dönemde bütün bir kuşağın melankolisinin sözcüsü hâline geldiğini özellikle vurgular.

Bu nedenle “Kış” belirli bir yılın şiiri olmaktan çıktı.

Çünkü insan toplumlarında “kış” yalnızca bir kez yaşanmaz.


88. Ehevân'ın büyük paradoksu

Belki de onun şiirindeki en güzel çelişki şudur:

En büyük yenilgi şairlerinden biri, adını Umut koymuştur.

Ve hayatının son döneminde, bütün tarihsel karanlıklara rağmen ülkesine:

“Seni seviyorum.”

demeye devam etmiştir.

Bu nedenle Ehevân'ın şiirini yalnızca “karamsarlık” olarak okumak haksızlık olur.

O, umudun kolay tarafını değil, zor tarafını yazmıştır.

Umut gerçekleştiğinde değil, gerçekleşmediğinde ona tutunmanın ne demek olduğunu yazmıştır.


89. Nîmâ, Sâye ve Ehevân arasında

Nîmâ Yûşic modern İran şiirinin kapısını açtı.

Hûşeng İbtihâc — Sâye — klasik gazelin musikisini ve Hâfız mirasını modern insanın acılarıyla birleştirdi.

Mehdî Ehevân-i Sâlis ise Nîmâcı modernizmi İran'ın tarihsel hafızası, Şehnâme'nin destansı dünyası ve Zerdüştî mitolojiyle birleştirdi.

Bu nedenle üç şairin modern İran şiirindeki rolleri birbirinden farklıdır.

Nîmâ şiirin geleceğini açar.

Sâye geçmiş ile bugünün musikisini birleştirir.

Ehevân ise geçmişin büyük gölgesini modern dünyanın üzerine düşürür.

Bu üç şiir dünyası birlikte düşünüldüğünde modern Fars şiirinin neden yalnızca “Batılılaşma” veya “gelenekten kopuş” olarak açıklanamayacağı daha iyi görülür.


90. Ehevân'ın şiirini tek bir görüntüyle anlatmak

Onun şiirini tek bir görüntüde toplamak gerekirse, karlı bir gecede kapalı bir kapının önünde bekleyen ve içeriden ışık gelmesini bekleyen bir adam düşünülebilir.

Dışarıda kış vardır.

İnsanlar başlarını yakalarının içine gömmüştür.

Dostlar birbirine selam vermez.

Güneş tabutun içindedir.

Ama adam kapının önünden ayrılmaz.

Çünkü içeride bir ateş olabileceğine hâlâ inanır.

İşte Ehevân'ın şiirindeki umut budur.

Çok güçlü değildir.

Zafer kazanmış değildir.

Bağırmaz.

Ama beklemeyi bırakmaz.


91. Son söz: “Omîd”in gerçek anlamı

Mehdî Ehevân-i Sâlis'in şiirinin merkezinde aslında “umut” ile “yenilgi” arasında bitmeyen bir mücadele vardır.

Gençliğinde umut gerçekti.

1953'ten sonra umut yara aldı.

“Kış”ta umut neredeyse dondu.

“Sabah”ta yeniden ortaya çıktı ama şair onun gerçekliğinden kuşku duydu.

“Bu Avesta'dan”da geçmişin ahlaki ve kültürel mirası yeniden arandı.

“Kadim Memleket”te geçmişin ihtişamı bugünün sevgisine dönüştü.

Ve hayatının sonunda şair, bütün yenilgilerine rağmen ülkesine hâlâ:

“Seni seviyorum.”

diyebildi.

Bu nedenle Ehevân'ın şiiri yalnızca İran'ın karanlık dönemlerinin şiiri değildir.

Daha derinde, insanın yenilgiden sonra neyi koruyabileceğinin şiiridir.

İdealler kaybedilebilir.

Siyasi umutlar yıkılabilir.

Bir toplum korkabilir.

Bir şair hapse girebilir.

Bir çağın kahramanları unutulabilir.

Fakat dil kalabilir.

Şiir kalabilir.

Hafıza kalabilir.

Ve insan, geçmişteki bütün yenilgilerine rağmen geleceğe bir cümle bırakabilir.

Ehevân'ın bıraktığı cümlelerden biri “Kış”tır.

Bir diğeri “Sabah”.

Bir diğeri “Kadim Memleket”.

Ve belki de bütün bu şiirlerin altında gizlenen asıl kelime, kendisine verdiği mahlastır:

Omîd.

Umut.

Ama kolay, neşeli, kendiliğinden gelen bir umut değil.

Kışın ortasında bile adını değiştirmeyen umut.


Ehevân'ı okumak için önerdiğim sıra

Sizin Şiir Antolojim'deki mevcut şiirleri de dikkate alırsam, Ehevân dosyasını okur açısından şu sırayla takip etmek özellikle anlamlı olur:

Önce “İhtar” okunmalı. Çünkü burada genç Omîd'in siyasal inancını ve dünyayı değiştirme arzusunu görürüz. Ardından “Kış” gelir; böylece 1953 sonrası kırılmanın şiirde nasıl bir psikolojik atmosfere dönüştüğü anlaşılır. Sonra “Sabah”, “Kış”ın karanlığından sonra bile şairin neden tam anlamıyla umutlanamadığını gösterir.

Bundan sonra “Şehnâme'nin Sonu” ve “Bu Avesta'dan” gibi şiirlerle Ehevân'ın geçmişe neden bu kadar güçlü biçimde döndüğünü görmek gerekir. Son aşamada ise sizin paylaştığınız “Seni Seviyorum Ey Kadim Memleket” okunmalıdır. Çünkü bu şiir, bütün hayat boyunca taşıdığı İran sevgisini, tarih bilincini ve eski İran'a duyduğu hayranlığı daha yaşlı bir şairin diliyle yeniden toplar.

Böyle okunduğunda Ehevân'ın şiir yolculuğu neredeyse bir hikâyeye dönüşür:

Umut → mücadele → darbe → yenilgi → kış → tarih → hafıza → yeniden umut.

Ve bence Ehevân'ı Sâye'den ayıran en önemli nokta da burada ortaya çıkar. Sâye karanlığın içinden baharı çağıran şairdir; Ehevân ise baharın geleceğinden bile kuşku duyduğu hâlde kapının önünde beklemeyi sürdüren şairdir.

Bu nedenle onun şiirindeki “kış”, yalnızca karanlığın değil, umut etmeye devam etmenin ne kadar zorlaştığının adıdır.