Zarifoğlu’nun Yaşamak Günlüğünde Geçen Cümleleri İzdiham'da Nasıl Şiir Oldu?
28 Eylül 2026
Cahit Zarifoğlu, Yaşamak ve İzdiham
Bir günlük metni, yıllar içinde şiir diye dolaşıma girebilir. Peki bir edebiyat dergisinin sayfasına geldiğinde artık kimsenin dönüp kaynağına bakması gerekmiyor mu?
İnternette yıllardır Cahit Zarifoğlu’na ait olduğu söylenerek dolaşan bazı metinlerle karşılaşınca insanın ilk refleksi, bunların gerçekten Zarifoğlu’na ait olup olmadığını araştırmak oluyor. Çünkü özellikle sosyal medyada, şairlerin şiirleri kadar günlüklerinden, mektuplarından ve düzyazılarından alınmış cümleler de dizelere bölünüyor; birkaç satır hâlinde yayımlandığında ise artık kimse bunların nereden geldiğini sormuyor.
Fakat bazen kaynak çok daha yakında duruyor.
Şu cümleleri düşünelim:
“Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum…”
İlk bakışta bir şiir dizesi gibi duruyor. Hatta internette şiir olarak dolaşıma girmesinin sebebi de bu olabilir. Zarifoğlu’nun kendine özgü içtenliği, kırılganlığı ve bir davranışın içine saklanmış sevgiyi anlatma biçimi, bu cümleyi şiirden ayırmayı güçleştiriyor.
Fakat bu bir şiir değil.
Bu cümleler Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı günlük kitabından.
Meseleyi ilginç hâle getiren ise metnin herhangi bir sosyal medya hesabında, kaynağı belirsiz bir paylaşımda görülmesi değil. İzdiham’ın internet sitesinde de aynı metnin “Bitti O Şiir Başka Mısra Gerekmez” başlığıyla şiir olarak yayımlanmış olması.
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
Bunu bir “yakalama”, bir “teşhir” veya bir yayın organını köşeye sıkıştırma amacıyla yazmıyorum. Metni hazırlayan kişinin belki Zarifoğlu’nu yeni keşfetmiş, hevesli bir genç olması pekâlâ mümkün. Bir okurun bir metni yanlış hatırlaması veya internette karşısına çıkan bir metni yanlışlıkla şiir sanması anlaşılabilir bir durumdur.
Fakat edebiyat dergisi ile sıradan bir internet paylaşımı arasındaki fark da tam burada başlar.
Bir derginin editoryal mekanizması vardır. Yazıyı hazırlayan kişiden sonra metne bakan bir editör, gerektiğinde yayın yönetmeni vardır. Kaynak kontrolü yapılır, başlıklar gözden geçirilir, metnin hangi kitaptan veya hangi baskıdan alındığı araştırılır. Bütün bunlar, yalnızca yazım yanlışlarını düzeltmek için değil, metnin kendisine sadakat göstermek için yapılır.
Üstelik burada küçük bir kaynak ayrıntısından söz etmiyoruz.
Bir günlük metnini şiir olarak yayımladığınızda, yalnızca başlığını değiştirmiş olmazsınız. Metnin türünü değiştirirsiniz.
Bu fark önemlidir.
Yaşamak, Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinin arasına serpiştirilmiş düzyazı parçalarından oluşan rastgele bir kitap değildir. Onun dünyasını, insanlarla ilişkisini, yaşadığı anları, zihninden geçenleri ve kimi zaman bir cümleye sığdırdığı duyguları takip edebildiğimiz son derece özel bir kitaptır.
“Senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum” cümlesinin güzelliği de biraz buradan gelir. Bu, şairin bir şiirde kurduğu estetik bir imgeden önce, günlük hayatın içinden yakalanmış bir davranıştır.
Bir insanın kendi alışkanlığını anlatması ve sevdiği kişinin kapısı zarar görmesin diye elini kapının arasına koymasıdır.
Şiirsel olması, onu şiir yapmaz.
Zarifoğlu’nun düzyazısında da şiir vardır. Günlüğünde de şiir vardır. Mektuplarında da şiir duygusu bulunabilir. Fakat bunların hepsini şiir saymaya başlarsak, sonunda Zarifoğlu’nun şiiri ile düzyazısı arasındaki ayrımı kendimiz ortadan kaldırmış oluruz.
Üstelik burada dikkat çekici başka bir ayrıntı daha var.
İzdiham’ın kendi sitesinde Yaşamak’tan alınmış bölümün doğru kaynağıyla yayımlandığı başka bir içerik de bulunuyor. Yani mesele, Zarifoğlu’nun bu cümlelerinin Yaşamak’ta bulunduğunun bilinmemesi değil. Aynı metin bir yerde Yaşamak’tan alınmış bir bölüm olarak karşımıza çıkarken, başka bir yerde şiir başlığı altında yayımlanabiliyor.
İşte insanın burada durup “Nasıl oldu?” diye sorması gerekiyor.
Çünkü bir yanlışın ilk kez yapılması ile fark edildikten sonra düzeltilmemesi arasında önemli bir fark vardır.
İlkini anlayabiliriz. İkincisini anlamakta zorlanırız.
Ben Yaşamak’ı dört kez okudum. Bu kitaptan bazı bölümleri yaklaşık on beş yıl önce yayınladım. Dolayısıyla söz konusu metni görünce bende oluşan duygu, “Acaba bu gerçekten Zarifoğlu’nun mu?” şeklinde bir merak olmadı. Aksine, “Bu cümleleri biliyorum; bunlar Yaşamak’tan” dedim.
İnsan yıllar önce okuduğu bir kitabın bir cümlesini böyle görünce ister istemez üzülüyor.
Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir bibliyografya meselesi değil. Okurun edebiyatla kurduğu ilişkinin doğruluğu da söz konusu.
Bir genç okur, İzdiham’ın sayfasında bu metni şiir olarak gördüğünde, doğal olarak onu Cahit Zarifoğlu’nun bir şiiri sanacaktır. Daha sonra başka bir yerde aynı metni paylaşacak, belki altına “Zarifoğlu’nun şu şiirinde…” diye yazacaktır. Böylece yanlış bilgi bir kişiden diğerine geçecek ve zamanla gerçek kaynağın üzerine çıkacaktır.
İnternetin çalışma biçimi biraz da budur.
Bir kez yanlış etiketlenen metin, doğru kaynağından daha hızlı dolaşabilir.
Nitekim bugün “Zarifoğlu’nun şiiri” diye paylaşılan bazı metinlerin aslında Yaşamak’tan alınmış günlük parçaları olması, edebiyat okurunun artık yalnızca metnin güzelliğine değil, kaynağına da bakması gerektiğini gösteriyor.
Burada İzdiham’a kızmaktan çok, İzdiham’dan daha fazlasını beklemek gerekiyor.
Çünkü İzdiham sıradan bir alıntı sayfası değil. Edebiyatla uğraşan, şairler ve yazarlar üzerine yayın yapan bir dergi. Dolayısıyla orada yayımlanan bir metnin, sosyal medyada rastgele dolaşan bir alıntıdan daha güvenilir olması beklenir.
Ben de tam bu nedenle bunu yazıyorum.
İzdiham’a bunu yakıştıramadım.
Bunu söylerken metni hazırlayan kişiyi suçlamak veya küçümsemek gibi bir niyetim yok. Belki gerçekten gözden kaçmıştır. Hepimizin gözünden bir şeyler kaçabilir. Fakat gözden kaçan şey, yayınlandıktan sonra fark edildiğinde düzeltilebilir.
Hatta edebiyat yayıncılığının güvenilirliği biraz da burada ortaya çıkar.
Yanlış yapmamak kadar, yapılan yanlışı düzeltmek de bir yayıncılık erdemidir.
Cahit Zarifoğlu'nun cümlelerini seviyoruz. Hatta bazen o kadar seviyoruz ki, düzyazısını bile şiir sanmak istiyoruz. Fakat şairi gerçekten sevmenin bir yolu da onun metinlerine kendi yazdığı tür içinde sadık kalmaktır.
Yaşamak’taki bir cümleyi şiir diye sunmak, o cümleyi daha güzel yapmaz.
Çünkü zaten güzeldir.
Onu şiir yapmaya ihtiyacı yoktur.
Bırakalım Zarifoğlu’nun günlükleri günlük, şiirleri şiir olarak kalsın.
Bazen bir edebiyat eserine yapılabilecek en büyük saygı, ona bizim istediğimiz biçimi vermemek; yazarın bıraktığı biçime sadık kalmaktır.