Yapay Zekanın Şiir Çevirisinde Geldiği Seviyeye Örnekler

Şair: Ferîdûn-i Muşîrî

Kopyala

Fereydun Müşiri'nin Şiirleri | Fereydun Müşiri'nin En Güzel ve Öne Çıkan Şiirleri

Derleme: Beytoote Kültür ve Sanat Servisi

Fereydun Müşiri, yenilikçi ve yaratıcı bir şairdir.

Fereydun Müşiri'nin şiirleri, çağdaş İran edebiyatının değerli hazinelerinden biridir. Bu yazıda onun tanınmış şiirlerinden bazı örneklere yer verilmiştir.

Ünlü İranlı şair Fereydun Müşiri'nin şiiri, çağdaş İran edebiyatının en belirgin örneklerinden biri olarak kabul edilir. Eserleri, konu bakımından zenginliği ve şiirsel güzelliğiyle her zaman ilgi ve inceleme konusu olmuş, okuyucularının gönlünde özel bir yer edinmiştir.

Bu yazıda Fereydun Müşiri'nin öne çıkan şiirlerinden bazıları sunulmaktadır.


Öne Çıkan Şiirleri


Artık zamanımızda görmüyorum
insanı gücünden düşüren o aşkları;
göğüslerde artık yanmıyor
can harmanını yakacak o alevler.

Acıyı uyandıran o ıstıraplar,
ruhu eritip kavuran o dertler yok artık.
Şairin tellerine dokunacak,
ruhunun tellerini titretecek
o heyecan ve coşku yok.

Göğüste, kalpte,
sonbaharı görmüş bir yaprak gibi,
aşksız kalmış, başını içine eğmiş.

Esintinin öpüşüyle titremiyor;
bu kuru yaprak, fırtınaya susamış!

Aşk fırtınası yok artık
yürekleri göğsün dar kafesinde titretecek;
şair de ruhu yakan korların üzerine
coşkunun gözyaşlarını serpecek.

Öyle bir aşk yok ki başa bir çılgınlık düşürsün;
öyle bir acı yok ki yüreğe diken batırsın.
Öyle bir yara yok ki bilgi defterine
söylediğim sözlerin sıcaklığıyla ateş düşürsün!

Ben bir zamanlar
sözü gönülleri aydınlatan bir mumdum;
şimdi dilim kesilmiş, suskunum.

Korkarım şiir de sonunda,
tıpkı zaman gibi,
beni unutacak...


Birini Seviyorum

Birini seviyorum,

ama ne yazık ki
o bunu hiçbir zaman bilmiyor.

Ona bakıyorum,
belki bakışlarımdan okur
onu sevdiğimi.

Ama ne yazık ki
o bunu hiçbir zaman bilmiyor.

Bir çiçeğin yaprağına yazdım:

“Seni seviyorum.”

Ama ne yazık ki
o, çiçeği bir çocuğun saçına taktı
onu güldürmek için.

Aya söyledim:

“Ey ay,
onun mahallesine giden yolun üzerinde
selamımı götür ona
ve söyle:

Seni seviyorum.”

Ama ne yazık ki
ay onun yatağının üzerine süzüldüğünde
kara bir bulut geldi
parlayan yüzünü örttü.

Sabâ rüzgârını gördüm ve dedim:

“Ey sabâ,
elini eteğini öpeyim,
sevgilime benden söyle:

Seni seviyorum.”

Ama ne yazık, bin kez ne yazık,
kara buluttan bir şimşek fırladı
ve habercinin kendisini yolda yaktı.

Şimdi her yerden çaresiz kalmış,
artık kendi kendime fısıldıyorum:

Birini seviyorum,

ama ne yazık ki
o bunu hiçbir zaman bilmiyor.


Sensiz, Mehtaplı Bir Gece

Sensiz, mehtaplı bir gece,
yine o sokaktan geçtim.

Bütün bedenim göz oldu,
seni arayarak uzaklara baktım.

Seni görme özlemi
varlığımın kadehini doldurdu;
o eski çılgın âşık oluverdim yeniden.

Ruhumun gizli köşesinde
senin hatıranın çiçeği parladı,
yüz anının bahçesi gülümsedi,
yüz anının kokusu yayıldı.

Hatırlıyorum:
Bir gece birlikte o sokaktan geçmiştik,
kanatlanmış,
gönlümüzün istediği o tenha yerde dolaşmıştık.

Bir saat kadar
o derenin kıyısında oturmuştuk.

Sen, bütün dünyanın sırlarını
kara gözlerine dökmüştün;
ben ise bütünüyle
bakışını seyretmeye dalmıştım.

Hatırlıyorum, bana şöyle demiştin:

“Bu aşktan sakın!

Şu suya birkaç dakika bak.
Su, geçip giden aşkın aynasıdır.

Bugün bakışın başka bir bakışa kaygıyla yönelmiş olabilir;
yarın yüreğin başkalarıyla olacaktır!

Beni unutmak için
bir süre bu şehirden uzaklaş!”

Sana demiştim:

“Aşktan sakınmak mı?
Bilmem.

Senin yanından gitmek mi?
Bunu asla yapamam.

Yapamam!

İlk gün,
yüreğim senin özleminle kanat çırptığında,
bir güvercin gibi
damının kenarına kondum.

Sen bana taş attın;
ben ne kaçtım ne de koptum.

Yine dedim ki:

Sen avcısın,
ben ise çölün ceylanıyım.

Senin tuzağına düşene kadar
her yerde dolaştım, dolaştım.

Aşktan sakınmayı bilmiyorum,
yapamam!”

Bir daldan bir gözyaşı döküldü.

Gece kuşu acı bir inilti çıkardı ve uçup gitti.

Gözlerinde bir gözyaşı titredi.

Ay aşkına güldü.

Hatırlıyorum:
Sonra senden başka hiçbir cevap duymadım.

Eteğime hüznü doldurup yürüdüm.

Kopmadım, kaçmadım.

O gece ve sonraki gecelerde
gecenin karanlığında kayboldu.

Artık yaralı âşıktan
hiçbir haber almadın.

Sen de artık
o sokaktan geçmedin...

Ama sensiz,
ben o sokaktan
ne hâlde geçtim...


Seni İstedim, Seni Sevdim

İstiyorum seni,
ve nefesim olduğu sürece istedim seni.

Özleminden yanıyordum;
senin aşkın bana yeterdi.

Senin aşkın bana yeterdi;
uyanık duran bu alev
uzun hapishane gecelerimin ışığıydı.

Kaçıp giden talih
bir an uğradı ve geçti.

Geriye keder kaldı;
o, nefesimin içine nefes gibi yerleşmişti.

Elim ve senin kucağın...
Ah, ne yazık!
Bir ömür boyunca
tek isteğim seninle bir nefes olsun oturmaktı.

Tanrı şahidimdir,
senden başka hiç kimsem varsa bile
yok sayarım.

Senden başka bir aşkım varsa,
onu inkâr ederim.

Ey aşk,
senin hüznünün Mesih'i andıran yüzü
bu çileli gurbetimde
sığınağım, imdadıma yetişen sesimdi.

Dudaklarım mühürlü,
kanatlarım yanmış olarak
senin sokağından ayrıldım.

Ayrıldım;
Tanrı şahidimdir,
başka bir arzum olsaydı,
senin aşkın bana yeterdi.


Sonunda Bu Aşk Beni Öldürecek

Ey dost, sonunda sormayacak mısın
yüzünden ayrı kaldığımda
yüreğimin neler çektiğini?

Ateşte yandı,
kül oldu;
verdiğin sözler
ona yetişip yardım edemedi.

Yas ateşine dönüştü,
göğsüme oturdu.

Hasret gözyaşına dönüştü,
toprağa düştü.

Bunca söz, bunca yemin
unutuldu mu?

Gözüm aydın!
Yüzün ak olsun!

Canım kederin karanlığında
dudaklarıma kadar gelmişken,
ey umut sabahı,
ne zaman imdadıma yetişeceksin?

Sonunda bu aşk beni öldürecek.

Bir gün
yarama bakacaksın.

Dertli yüreğini kırma, “Fereydun”;
çünkü Tanrı seni bağışlamayacaktır.


Başını Göğsüme Koy

Başını göğsüme koy da duy
acı içindeki bir yüreğin
özlem ezgisini.

Belki bundan böyle
aşk işinde,
bu zincire vurulmuş ürkek kuşu
incitmekten hoşlanmazsın.

Başını göğsüme koy,
sana anlatayım
keder nedir,
aşk hangisidir,
hüzün nerededir.

Bırak anlatayım sana:
Bu yorgun can kuşu,
senin özleminle
yuvasından ayrılalı bir ömür oldu.

Öylesine hasretim ki,
seni görsem,
sana sarılıp
sonsuzca ağlamak isterim.

Belki sonsuza dek
yanımda kalırsın,
ey güzelim,
çünkü sen bana karşı
hiç vefalı olmadın.

Sen sakin ve berrak
mavi gökyüzüsün.

Ben ise
senin gökyüzünde uçan
bir güvercin gibiyim.

Bir gece
yıldızlarını toplamak,
utancımın gözyaşlarıyla
ayaklarının dibine serpmek isterim.

Bırak seni öpeyim,
ey sabahın tatlı gülüşü.

Bırak seni içeyim,
ey şarap pınarı.

Senin gülüşlerine hastayım;
daha çok gül.

Sen arzularımın güneşisin;
daha sıcak parılda.


Ey Sessizlik, Çığlıkların Anası

Kendi sessizliğimi kaybettim,
bu yüzden bu gürültünün içinde kayboldum.

Kendi masallarımı yaratan bendim;
sonunda başkalarının masalı oldum.

Ey sessizlik,
ey çığlıkların anası!

Canımın sazı
seninle seslerle doluydu.

Senin kucağında bir yolum olduğu sürece
şiirim, yıllanmış şarap gibi
tazelenirdi.

Senin korumanda
yaprağım ve meyvemi verdim.

Sen beni
hatıralar şehrine götürdün.

Senin büyünden daha güzeline
hiç rastlamadım.

Ey sessizlik,
ey çığlıkların anası!

Gürültünün içinde kayboldum,
kayboldum.

Neredesin,
gel de hakkımı savun!

Kendi sessizliğime sahip olsaydım,
hayat benim çığlıklarımla dolu olurdu.


Yine de Sen Varsın

Seni hâlâ duyabiliyorum
bu ezgilerin içinde;

aynı ruhdaşım,
aynı tanıdık ses,
hâlâ burada.

Uzay kılıcını savurdu,
sen doruktan düştün.

Ben ve bunca “ah”,
hâlâ bu daracık yerdeyiz.

Yerde bir beden kaldı,
üzerinde kin hançerleri.

Ama bir yürek hâlâ böyle çarpıyor:
sizin aşkınız için.

O atlıdan geriye,
bu toz duman içinde kaybolup giden o atlıdan,
gözlerimizde
yıldız gibi bir gözyaşı kaldı.

Bu sararmış lalelerin üzerinden
bir esinti bile geçmedi;
yalnızca o soğuk fırtına
hâlâ felaket yağdırıyor.

Nerede ezgisini söyleyecek?

Haksız oklar
hâlâ gökten
bu zavallının üzerine yağıyor.

Ne keder izin veriyor
ne de gökyüzü dönüp değişiyor.

Ben ve “Deylaman”ın ahı,
hâlâ “Saba”yı hatırlıyoruz.

Şafak birdenbire gelmedi,
yoldaşların yardımına yetişmedi.

Dünyanın üzerine
hâlâ uzun süren gece çökmüş.

Neden sabır yetiştirelim?

Bir alev yayalım.

Bir haykırış yükseltelim.

Biz ölmedik,
hâlâ buradayız!


Seviyor musun Beni?

Her gün soruyorsun:

“Beni seviyor musun?”

Ben cevap vermek yerine
gözlerine dalıp kalıyorum.

Sen benim bakışımda ne okuyorsun,
bilmiyorum.

Ama benim yerime
sen cevap veriyorsun:

“Evet.”

İkimiz de biliyoruz:

Gözler ve dil,
gizli ve açık,
sırları söyler.

Ve birbirinin gönlünü taşıyanlar,
dostunun kalbinden geçenleri
söylenmeden bilirler.

Yazılmamış olanı okurlar.

Ben “seni seviyorum” sözünü
senin gözlerinde
durmadan okuyorum.

Söylenmemiş olanı biliyorum.

Hissedilmesi gereken şeyi
ya da sevgilinin gözlerinden okunması gerekeni
asla sormam.

Asla sormam:

“Beni seviyor musun?”

Yüreğim ve gözlerin
bana cevap veriyor:

“Evet!”


Gece Yarısı Sokaklarında

Gecenin tatlı sessizliğinde
sokakların arasından geçiyorduk.

İkimiz de sırlarımızı söylüyor,
ikimiz de üzgün,
ikimiz de mutluyduk.

İkimiz de bütün dünyadan kopmuştuk.

Koluma yaslanmıştı sıcak biçimde;
bedeni arzunun ateşiyle yanıyordu.

Kolunun koluma dokunuşundaki
naz,
içime yumuşak bir titreme yayıyordu.

Bakışında,
bütün çekingenliği ve utancıyla,
tatlı bir arzunun parıltısı vardı.

Benim yüreğimde ise,
bütün yorgunluğuna rağmen,
ateşten bir özlem dalgalanıyordu.

Ay ışığının altında,
yabancı gözlerden uzakta,
gözlerimizi birbirimize dikiyorduk.

Her nefes yüzlerce sır söylüyor,
sonra yine
söylenmemiş sözlerin ateşinde yanıyorduk.

Duvarların üzerinden
hanımelleri başlarını uzattı
ayak seslerimizi duyunca.

Ay, damların üzerinden
bizi gözetliyordu.

Aşk damarlarımızda kaynıyordu.

Gölgelerimiz bile
daha şefkatli, daha cömertti;
birbirlerini sımsıkı kucaklıyorlardı.

Ta ki yüzlerce hüzün taşıyan
bir sokağın ortasında
kollarını birbirlerinden çektiler.

Yine ayrılık vakti gelmişti.

Göğüsler titredi,
yürekler kırıldı.

Gülüşler dudakların titremesinde kayboldu,
gözyaşları düşlerin üzerine kondu.

Ruhumun gözü
başarısızlığımıza ağladı.

Onun bakışında
bir gözyaşının parıltısı belirdi.

Hanımelleri başlarını eğdi.

Bir bulut ayı içine aldı.

Susuz, yalnız,
yorgun, şaşkın,
gecenin içinde yoluma devam ettim.

Onun acısı içinde
çılgınlar gibi ağlamak için
kendime ait bir yalnızlık arıyordum.


Yağmur

Belki de kökleri
okyanusun derinliklerindedir,
bu saçlarını dağıtmış
yabanıl yağmur söğüdünün.

Ya da sanki
şehrin üzerinde tersine dönmüş
bir denizdir,

yas tutanların şehri üzerinde.

Her ne zaman
gereğinden fazla yağsa,
içimde kök salan
ısrarlı bir soruyu
kaygıyla büyütüyor:

Acaba bu korkunç gecelerin rengini
yıkayıp temizleyebilir mi
dostların yüreğinden?

Gözler ve pınarlar kurumuş.

Işıklar, iç burkan karanlıkta silinmiş;
tıpkı isimlerin
utanç içinde silinmesi gibi!

Çevremizde ne varsa
yıkımın rengine büründü.

Ah yağmur,
uyanıkların can umudu!

Bir ömürdür
içinde boğulduğumuz
bu pisliklerin üzerine,

acaba üstün gelebilecek misin?


Yaşamak Seninle Olmaktır

Benim hayatta oluşumun anlamı
seninle olmaktır...

Sensiz sona erecek
o tek an bile
bana haram olsun!

Benim ölümümün anlamı,

senin başın dik olsun diye,
senin yanında,
senin yolunda ölmekse,

o da hayatın anlamıdır.

Aşkın anlamı da

benim kaderimde

seninle,
her zaman seninle,
senin için
yaşamaktır.

Ferîdûn-i Muşîrî