Kendinden Eksilerek Kurulan Mutluluk

Şairler:

23 Ağustos 1959 

İnsanlar, ilk evliliklerinde kendileridir, oldukları gibidir, herneyse, herkimse odurlar. İlk evliliklerdeki geçimsizlikler de buyüzden çıkar. İkinci evliliklerinde kişiliklerinden, olduklarından, kendilerinden indirim yaparlar. Bir erkek, ikinci kez evlenmiş, karısının da ilk evliliğiyse, bu kadın, kocasının kendisinden, kendi oluşundan, kişiliğinden nasıl indirim yaptığını bilmez, bilemez. Buyüzden ikinci evlilikler uyumlu sanılır. Gerçekte bu uyum değil, ikinci evliliğini yapanın kendinden indirimidir. 

Üçüncü evlilikte indirim daha da artar. Her yeni evlilikte indirim arta arta, kişilik hiçe iner.

Uzun süren birinci evliliklerde, bu indirimler eş değiştirilmeden yapılmış demektir. Kişilikten indirim bir insanı hiçe indirir. Gerçekte o insan, olduğu gibi, yani kendisi olan insan değildir. 

Bir erkek, kişiliğinden indirim yaparak ikinci evliliğinde mutluluğa kavuşmuşsa, bu, yapma bir mutluluktur. Kendinden bu indirimi ilk evliliğinde yapmış olsaydı, çok daha mutlu olurdu. 

İlk kocaya varan bir kadın, kocasının ikinci evliliğiyse, karşısında gördüğü adamı, o adamın kendisi sanır. Oysa o erkek, gerçekte olduğunun yüzde kırk, yüzde elli indirimlisidir, kendisi değildir. Birinci evlenmeden elde edilen deneyle, kendinden, oluşundan, kişiliğinden fedakârlık etmektedir. Çok pahalıya satın alınmış yapma bir mutluluktur.

Aziz Nesin


Kendinden Eksilerek Kurulan Mutluluk

Aziz Nesin’in bu metni ilk bakışta evlilik deneyimi üzerine bir gözlem gibi görünse de, aslında çok daha sert bir insanlık tahlili yapıyor. Metnin merkezindeki düşünce, insanın evlilik sayısı arttıkça daha uyumlu bir insan hâline gelmediği; çatışmayı azaltmak için kendisinden parça parça vazgeçmeyi öğrendiği fikridir. Nesin burada “uyum” kavramının kendisini sorguluyor.

Metnin en çarpıcı tarafı da tam burada: Mutluluk ile kendin olma hâli arasında bir bedel ilişkisi kuruyor. İnsan ikinci evliliğinde daha mutlu görünüyorsa, bunun sebebi daha iyi bir eş bulması değil, artık kendisini eskisi kadar savunmaması olabilir.

İlk evlilik: insanın kendisiyle karşılaşması

Nesin’in “İnsanlar, ilk evliliklerinde kendileridir” cümlesi metnin temel psikolojik varsayımıdır.

İlk evlilikte insan henüz evlilik deneyiminin neyi gerektirdiğini bilmiyordur. Nasıl davranması gerektiğini, hangi özelliklerinin karşı tarafta sorun yaratacağını, hangi taleplerinden vazgeçmesi gerektiğini henüz öğrenmemiştir. Dolayısıyla ilk evlilik, yalnızca iki insanın birbirini tanıması değil, iki insanın kendi benliklerini birbirlerinin karşısında sınamasıdır.

Bu yüzden ilk evliliklerde çatışma fazladır.

Çünkü iki taraf da henüz “evliliğin devam etmesi için kendimden ne kadar vazgeçmeliyim?” sorusuna verilmiş hazır cevaplarla gelmez. İnsan, kendi alışkanlıklarını, beklentilerini, öfkesini, özgürlük anlayışını, kıskançlığını, bencilliğini, hatta sevgi anlayışını olduğu gibi ilişkiye getirir.

Bu açıdan Nesin’in ilk evliliğe ilişkin düşüncesi oldukça radikaldir:

İlk evlilikte yaşanan çatışma, başarısızlığın değil, benliğin henüz törpülenmemiş olmasının sonucu olabilir.

Burada “kendisi olmak” olumlu bir şey olarak sunulurken aynı zamanda evliliği zorlaştıran bir unsur hâline gelir.

“İndirim” sözcüğü metnin anahtarıdır

Nesin’in özellikle “indirim yapmak” ifadesini seçmesi çok güçlüdür.

Normalde evlilik deneyimi arttıkça insanın “olgunlaştığı”, “karşısındakini anlamayı öğrendiği”, “fedakârlık yapmayı öğrendiği” söylenir. Nesin ise bu olumlu görünen açıklamaya kuşkuyla yaklaşır.

Ona göre insan belki de olgunlaşmıyordur.

Sadece kendisinden indirim yapmayı öğreniyordur.

Bu çok önemli bir ayrım.

Çünkü fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Bir ilişkide bazı alışkanlıklardan vazgeçmek, karşı tarafın ihtiyaçlarını dikkate almak, uzlaşmayı öğrenmek sağlıklı bir ilişkinin parçasıdır. Fakat Nesin’in tarif ettiği süreç bunun ötesindedir: İnsan, tekrar eden başarısızlıkların ardından kendi kişiliğinin çatışma yaratan parçalarını giderek budamaktadır.

Dolayısıyla ikinci evlilikte ortaya çıkan “uyum”, iki insanın birbirini daha iyi anlamasından değil, en az bir tarafın artık kendisini daha az ortaya koymasından kaynaklanabilir.

Metnin karanlık tarafı da budur.

İkinci eşin bilmediği şey

Metindeki erkek örneği özellikle önemlidir:

“Bu kadın, kocasının kendisinden, kendi oluşundan, kişiliğinden nasıl indirim yaptığını bilmez, bilemez.”

Burada Nesin çok ince bir psikolojik paradoks kuruyor.

İkinci evliliğini yapan kişi geçmiş deneyimlerinden ders çıkarmıştır. Fakat yeni eşi onun geçmişini ve geçirdiği dönüşümü bilmez. Dolayısıyla karşısındaki insanı “gerçek kişiliği” zanneder.

Oysa Nesin’e göre karşısındaki kişi, geçmişteki kendisinin budanmış hâlidir.

Bu nedenle ikinci eşin yaşadığı ilişki bir bakıma asimetrik bir bilgi ilişkisidir. Kadın, karşısındaki erkeği olduğu gibi tanıdığını düşünür; fakat erkeğin geçmiş ilişkilerinde hangi özelliklerinden vazgeçtiğini, hangi arzularını bastırdığını, hangi davranışlarını terk ettiğini bilmez.

Bu yüzden “uyumlu adam” olarak gördüğü kişi, Nesin’in ifadesiyle aslında “yüzde kırk, yüzde elli indirimli” bir adamdır.

Buradaki yüzde hesabı elbette bilimsel bir oran değildir. Nesin’in mizahi ve ironik anlatımının bir parçasıdır. Ama çok önemli bir şeyi görünür kılar:

İnsan, ilişki uğruna kendisinden ne kadar vazgeçtiğini çoğu zaman karşısındaki insana göstermeden yapabilir.

İkinci evlilik neden daha “kolay” görünür?

Nesin burada evlilik kurumunun çok tanıdık bir yanılgısını yakalıyor.

İlk evlilikte insan:

“Ben böyleyim.”

İkinci evlilikte ise:

“Böyle olmamam gerektiğini artık biliyorum.”

noktasına gelmiştir.

İlkinde kendini ortaya koyar; ikincisinde kendini kontrol eder.

İlkinde “Ben bunu istiyorum” der; ikincisinde “Bunun kavgasını etmeye değmez” diyebilir.

İlkinde özgürlüğünü savunur; ikincisinde özgürlüğünden vazgeçmeyi huzur olarak algılayabilir.

İlkinde öfkesini dışarı vurur; ikincisinde susmayı öğrenebilir.

İlkinde taleplerini yüksek sesle dile getirir; ikincisinde talep etmemeyi “olgunluk” sayabilir.

Böyle bakıldığında ikinci evlilik gerçekten daha uyumlu görünebilir.

Ama Nesin’in sorusu şudur:

Uyum gerçekten iki insanın birbirine yaklaşmasıyla mı oluşmuştur, yoksa insanlardan biri kendisinden uzaklaşarak mı ilişkiyi kolaylaştırmıştır?

Üçüncü evlilik: deneyimin bedeli

“Üçüncü evlilikte indirim daha da artar.”

Bu cümle metni neredeyse acımasız bir antropolojiye dönüştürüyor.

Çünkü Nesin burada evlilik deneyimini bir öğrenme süreci olarak değil, benliğin giderek küçültüldüğü bir süreç olarak tasarlıyor.

İnsan her başarısız ilişkiden sonra kendisine şunu söyleyebilir:

“Bir daha böyle davranmayacağım.”

Bu ilk bakışta olgunlaşmadır.

Fakat Nesin bunun sınırını soruyor:

Bir insan kaç kez “bir daha böyle olmayacağım” dedikten sonra kendisi olmaktan çıkar?

İşte metnin en derin sorusu budur.

Çünkü deneyim insanı gerçekten olgunlaştırabilir; ama deneyim aynı zamanda insanı kendisine yabancılaştırabilir.

Bir insan artık kavga etmiyorsa, gerçekten huzurlu olduğu için mi kavga etmiyordur; yoksa artık hiçbir şeyi yeterince önemsemediği için mi?

Bir insan daha anlayışlı olmuş olabilir. Ama belki de artık kendi isteğini söylemeye mecali yoktur.

Bir insan daha uyumlu olmuş olabilir. Ama belki de artık karşı çıkacak bir “ben” bırakmamıştır.

Nesin’in “kişilik hiçe iner” cümlesi tam olarak bu tehlikeye işaret eder.

Metnin en önemli paradoksu: Uzun evlilik

Bence metnin en düşündürücü bölümü “Uzun süren birinci evlilikler” üzerine söyledikleridir.

Çünkü burada Nesin çok önemli bir ihtimal ortaya atıyor:

Eğer bir insan ilk evliliğinde uzun yıllar kalmışsa, bütün bu “indirimleri” eş değiştirmeden yapmak zorunda kalmış olabilir.

Yani ikinci veya üçüncü evlilikte yaşanan dönüşüm, uzun süreli birinci evlilikte de gerçekleşebilir.

Bu düşünce evliliğin süresini başka türlü okumamıza neden oluyor.

Uzun evlilik her zaman iki insanın birbirini olduğu gibi kabul etmesinin kanıtı değildir.

Bazen uzun evlilik, iki insanın yıllar boyunca birbirlerini törpülemesinin sonucu da olabilir.

Burada Nesin’in düşüncesi oldukça rahatsız edicidir; çünkü toplumun olumlu gördüğü bir şeyi tersine çevirir.

“Otuz yıllık evlilik.”

Bu cümle genellikle sadakat, sabır, bağlılık ve sevginin göstergesi olarak okunur.

Nesin ise soruyu değiştirir:

Otuz yıl boyunca o insanın içinde ne kaldı?

Belki evlilik sürmüştür ama kişi yavaş yavaş kendisinden eksilmiştir.

“Yapma mutluluk” neden bu kadar önemli?

Metindeki “yapma bir mutluluk” ifadesi, bütün düşüncenin sonucudur.

Nesin mutluluğun sahte olduğunu söylemekten çok, mutluluğun hangi bedelle elde edildiğini sorguluyor.

Bir insan ikinci evliliğinde çok daha mutlu olabilir.

Fakat bu mutluluk, onun gerçek benliğiyle birlikte yaşadığı bir mutluluk olmayabilir.

Daha az isteyen,

daha az itiraz eden,

daha az kıskanan,

daha az özgürlük talep eden,

daha az öfkelenen,

daha az konuşan,

daha az kendisi olan

bir insanın daha “uyumlu” olması mümkündür.

Fakat burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:

Uyumlu olmak ile küçülmek aynı şey değildir.

Nesin’in metni, ikisinin birbirine karıştırılmasına karşı bir uyarı gibi okunabilir.

Fakat Nesin’in düşüncesinin zayıf noktası da burada

Metni yalnızca haklı bulmak yerine biraz zorlamak gerekiyor.

Çünkü her ikinci evlilikte insanın kendisinden “indirim yaptığı” sonucuna varmak fazla genelleyicidir.

İnsan ilk evliliğinde gerçekten kendisi olabilir; ama aynı zamanda deneyimsiz, bencil, katı, narsistik, öfkeli veya iletişim kurmayı bilmeyen biri de olabilir. İkinci evlilikte değişmesi, mutlaka kişiliğini yok etmesi anlamına gelmez.

Bazen insan gerçekten kendini kaybetmez; kendini düzeltir.

Fedakârlık da her zaman kişilikten eksilme değildir.

Örneğin bir insan “Ben özgürüm, istediğimi yaparım” anlayışından vazgeçip eşinin sınırlarına saygı göstermeyi öğreniyorsa, burada kişilik kaybı değil, ahlaki gelişim vardır.

Dolayısıyla Nesin’in “indirim” metaforu güçlü olmakla birlikte tehlikelidir. Çünkü kişiliğin değişmesi ile kişiliğin silinmesi arasındaki farkı her zaman ayırmaz.

Bu yüzden metni mutlak bir psikoloji teorisi olarak değil, çok güçlü bir ilişki paradoksu olarak okumak daha doğru olur.

Asıl trajedi: İnsan eşini değil, kendisini değiştirir

Metnin en derin tarafı bence buradadır.

İnsan çoğu zaman ilişki sorunlarını şöyle çözer:

“Doğru insanı bulmalıyım.”

Nesin ise başka bir ihtimal gösteriyor:

Doğru insanı bulduğumuz için değil, kendimizi değiştirdiğimiz için daha iyi bir ilişki yaşıyor olabiliriz.

Bu durumda ikinci eş, ilk eşten “daha iyi” olmayabilir.

İkinci evlilikteki insan sadece daha az talepkâr, daha az çatışmacı, daha deneyimli ve daha kontrollü hâle gelmiştir.

Dolayısıyla ikinci eşin gördüğü “mükemmel koca”, belki de ilk eşinin yıllarca mücadele ettiği aynı adamın, deneyim tarafından eğitilmiş biçimidir.

Burada ilk eşe de haksızlık yapılmış olur.

Çünkü ilk eş, adamın en ham hâliyle yaşamış; ikinci eş ise onun deneyimle işlenmiş hâlini almıştır.

Bu açıdan Nesin’in düşüncesinde gizli bir adaletsizlik de vardır:

Bir insanın ilk eşi, onun değişiminin bedelini öder; ikinci eşi ise değişmiş hâlinin faydasını görür.

Bu, metnin en güçlü psikolojik buluşlarından biridir.

“Kendisi olmayan insan” fikri

Son bölümde Nesin artık evlilikten çıkıp varoluşsal bir noktaya geliyor:

“Gerçekte o insan, olduğu gibi, yani kendisi olan insan değildir.”

Bu cümle bütün metni yeniden anlamlandırıyor.

Çünkü mesele artık “iyi evlilik” veya “kötü evlilik” değildir.

Mesele insanın kendi hayatındaki özne konumunu kaybetmesidir.

Bir insan ilişkisini korumak için bazı yönlerini değiştirebilir. Fakat değişimin sınırı aşıldığında artık soru şudur:

“Ben mutlu muyum?”

değil,

“Mutlu olan gerçekten ben miyim?”

İşte “yapma mutluluk” kavramı burada anlam kazanıyor.

Çünkü mutluluk vardır; ama o mutluluğu yaşayan kişinin ne kadarının hâlâ kendisi olduğu belirsizdir.

Metnin altında yatan çok daha büyük düşünce

Nesin aslında yalnızca evlilikleri anlatmıyor.

İnsan hayatında çok daha genel bir mekanizmayı anlatıyor:

İnsan, tekrar eden çatışmalardan kurtulmak için kendisini değiştirebilir. Fakat kendisini değiştirdikçe hayatıyla daha uyumlu hâle gelirken kendi benliğinden uzaklaşabilir.

Bu ailede olabilir.

Aşkta olabilir.

İş hayatında olabilir.

Toplum içinde olabilir.

İnsan önce “kendisi olmak” ister. Sonra bunun bedelini görür. Ardından çevresine uyum sağlamak için kendisini düzeltir. Bir süre sonra bu düzeltmeler karakterine dönüşür. En sonunda da kendisine şu söylenebilir:

“Ne kadar sakinleşmişsin, ne kadar olgunlaşmışsın, ne kadar uyumlu olmuşsun.”

Oysa içeride başka bir şey gerçekleşmiş olabilir:

İnsan artık kavga etmiyordur, çünkü artık kendisini savunmuyordur.

Nesin’in metninin gerçek ağırlığı burada.

Ve belki metnin en sert sorusu da şudur:

Bir ilişkinin huzurunu sağlamak için kendimizden ne kadar vazgeçebiliriz ve hangi noktadan sonra o huzurun içinde yaşayan kişi artık biz olmayız?

Bu nedenle metni yalnızca “ikinci evlilikler daha başarılı olur mu?” şeklinde okumak eksik kalır. Asıl mesele uyumun bedelidir.

Nesin’in “indirim” metaforu da tam bu bedeli görünür kılıyor: İnsan bazen evliliğini kurtarırken evliliğini değil, kendisini kaybedebilir.