Rastgele Karşıma Çıkan Şiir
Veni, Vidi, Vixi
Şair: Victor Hugo
Değilmi ki o derin acılarımla şimdi
Buna destek olacak tek bir koldan yoksunum
Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
Anlamalıyım artık: yaşadın yeterince!
Değilmi ki ilkbahar kuşatınca her yanı
Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı
Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum
Değilmi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum
Duyarak o en gizli kederi herşeydeki
Değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü
Değilmi ki bu güller, kokular mevsiminde
Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var
Mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince!
Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim
Arığım işte orda, burda başak demektim
Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim
Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında
Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim
En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm!
Sonra acılarıma güldüklerini gördüm
Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm
Anarak çalışıp çektiklerimi
Tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde
Öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde
Diğer tüm kölelerin alayları içinde
Taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp
Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse
Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
Ötesi darmadağın acılı gömütlerde
Dönüpde baktığım yok çağıran olsa bile
Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum
Hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce
Miskin karanlığımın orta yerinde şimdi
Yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum
Canımı sıkıp duran o en günücü ağza
Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana
Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!
Victor Hugo
Yaşama Borcunu Ödeyen Bir Ruhun Son Sözü
Victor Hugo’nun “Veni, Vidi, Vixi” şiiri, yüzeyde bir ölüm isteği şiiri gibi görünse de aslında çok daha ağır bir şey anlatıyor: yaşama karşı görevlerini tamamlamış, bütün insani bağlarını büyük ölçüde kaybetmiş ve artık dünyada kendisine ait bir gelecek göremeyen bir insanın iç muhasebesini. Şiirin merkezindeki “yaşadım yeterince” sözü bu yüzden yalnızca ölüm arzusunu değil, bir tür hayat bilançosunu ifade ediyor.
Hayatın artık dışarıda değil, mezarda devam etmesi
Şiirin ilk üç bölümünde Hugo’nun konuşan kişisi dünyayla arasındaki bağın kopuşunu anlatır. Çiçekler açmaktadır, ilkbahar gelmektedir, doğa Tanrı’nın eliyle yeniden canlanmaktadır; fakat bütün bunlar şairde hiçbir karşılık bulmaz. Buradaki önemli nokta, doğanın değişmemesi değil, şairin doğayı artık eskisi gibi algılayamamasıdır.
“Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum”
dizesi şiirin en önemli psikolojik cümlelerinden biridir. Dünya hâlâ güzeldir; fakat güzellik artık onun içine girememektedir. Çiçekler renklerini kaybetmemiştir, bahar ölmemiştir, ışık sönmemiştir. Ölen, insanın bunlarla kurduğu ilişkidir.
Bunun hemen ardından gelen:
“Duyarak o en gizli kederi herşeydeki”
ifadesi, şiirin dünyayı algılama biçimini değiştirir. Artık her şeyin altında kendi acısını duymaktadır. Dolayısıyla dış dünya kendi başına yaslı değildir; yas, şairin bakışından dünyanın üzerine yayılmıştır.
Bu nedenle “ışık”tan kaçması da yalnızca karanlığı sevmesi değildir. Işık, hayatın devam ettiğini gösterir. Gündüz, bahar, çiçek, kuş, renk ve güneş, onun artık katılamadığı bir hayatın işaretleridir.
Ölen yalnızca umut değil, kalbin kendisidir
Üçüncü bölüm şiirin kırılma noktasıdır:
“Değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü”
Ardından gelen kızına ilişkin dizeler bütün şiirin duygusal merkezini oluşturur:
“Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var”
Burada ölüm düşüncesi soyut bir felsefi düşünce olmaktan çıkar. Ölüm, kaybedilmiş bir insanla yeniden birleşme ihtimaline dönüşür.
Hugo’nun kızı Léopoldine’in ölümü düşünüldüğünde bu bölüm çok daha ağır bir anlam kazanır. Şair için mezar artık yalnızca ölümün mekânı değildir; aynı zamanda sevdiği kişinin bulunduğu yerdir. Bu yüzden “karanlık” korkulacak bir boşluk olmaktan çıkar ve özlenen bir mekâna dönüşür.
“Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var” derken aslında çok sarsıcı bir tersine dönüş gerçekleşir: Normalde insan yaşamdan ölüme giderken karanlıktan korkar. Burada ise yaşayan insan, ölülerin karanlığını özlemektedir.
Ve hemen ardından:
“Mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince!”
Bu, şiirin temel cümlesidir.
“Kalbim öldü” ile “ben öldüm” arasında önemli bir fark vardır. Beden hâlâ yaşamaktadır. Fakat insanın yaşama bağlanmasını sağlayan duygusal merkez yok olmuştur. Dolayısıyla Hugo için yaşamaya devam etmek, biyolojik varoluşun sürmesinden başka bir şey değildir.
Fakat şiirin en güçlü tarafı: Şair hayatı reddetmiyor
Dördüncü ve beşinci bölümler bu yüzden özellikle önemlidir. Çünkü Hugo, “Ben zaten hiçbir şey yapmadım, hayatı yaşayamadım” demiyor.
Tam tersine:
“Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim”
diyor.
Bu çok önemli. Konuşan kişi hayatın sorumluluklarından kaçmamıştır. Çalışmış, hizmet etmiş, acı çekmiş, dayanmış ve görevini yerine getirmiştir:
“En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm!”
Burada şiir kişisel bir intiharı meşrulaştırmaya çalışan basit bir umutsuzluk metni olmaktan çıkar. Şair önce kendisine şu hesabı sorar:
Hayata karşı görevimi yaptım mı?
Cevabı evettir.
İnsanlara hizmet etmiş, çalışmış, dayanmış, yaşamın yükünü taşımıştır. Fakat karşılığında acılarının küçümsendiğini, hatta acılarıyla alay edildiğini görmüştür:
“Sonra acılarıma güldüklerini gördüm”
Bu dize, yalnızlığın ikinci katmanını açar. İlk yalnızlık kızının ölümünden kaynaklanıyordu; ikinci yalnızlık ise insanlar tarafından anlaşılmamaktan doğar.
Böylece şiirde iki ayrı kayıp birleşir: Sevilen insanın kaybı ve yaşayan insanlar arasındaki bağın kaybı.
“Sürgün” kelimesi şiirin dünyasını değiştiriyor
Altıncı bölümde dünya artık doğrudan:
“şu dünya sürgününde”
olarak tanımlanıyor.
Bu çok güçlü bir metafordur. Şair kendisini dünyada yaşayan biri gibi değil, sürgünde bulunan biri gibi hisseder.
Üstelik:
“Tek kuşun uçmadığı”
bir dünyadır bu.
Kuş burada özgürlüğün, hareketin, hayatın ve umudun doğal simgesidir. Fakat Hugo’nun dünyasında kuş bile uçmamaktadır. Dünya yalnızca karanlık değildir; hareketsizdir.
Daha sonra:
“Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse”
dediğinde yaşam bir armağan olmaktan çıkar ve bir zincire dönüşür.
Ama burada dikkat çekici olan yine şairin tavrıdır:
“Taşıdım ağlamadan”
Yani şiirin kişisi yalnızca “artık dayanamıyorum” demiyor. Asıl söylediği:
“Dayandım. Çok uzun süre dayandım. Fakat artık taşıyacağım hiçbir şey kalmadı.”
Bu ayrım şiirin bütün ağırlığını belirliyor.
Son bölümde insanın yarısı hâlâ dünyada, yarısı mezarlarda
Son bölümlerde çok güzel ve acı bir imge var:
“Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
Ötesi darmadağın acılı gömütlerde”
Burada yas, psikolojik bir durum olmaktan çıkıp neredeyse bedensel bir parçalanmaya dönüşüyor.
İnsan artık bütünüyle kendisine ait değildir.
Bakışlarının bir kısmı hâlâ yaşadığı dünyadadır; diğer kısmı mezarlardadır.
Bu, yasın en derin biçimlerinden biridir. Çünkü kaybedilen insan yalnızca geçmişte kalmaz; hayatta kalan kişinin benliğinin bir bölümünü de yanında götürür.
Bu nedenle:
“Dönüpde baktığım yok çağıran olsa bile”
dizesi de son derece anlamlıdır.
Dünya onu çağırmaktadır belki; fakat artık dönüp bakacak gücü yoktur. Çünkü onun için asıl çağrı dünyadan değil, mezarlardan gelmektedir.
“Uykusuzum” sözcüğü ölüm arzusunu hazırlıyor
Şair kendisini:
“Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuz”
olarak tanımlıyor.
Buradaki “uyku”, şiirin başından beri hazırlanan ölüm metaforunun son biçimidir. Yaşam bir uykusuzluk hâline gelmiştir. Dolayısıyla ölüm, bu bakış açısından, sonunda ulaşılacak bir dinlenme gibi görünmeye başlar.
Son bölümde:
“Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana”
dediğinde “gece”, ölümün doğrudan adıdır.
Ama hemen ardından gelen:
“Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!”
ölüm arzusunun kesinliğini verir.
Burada artık mücadele yoktur. İtiraz yoktur. İnsanlardan bir beklenti yoktur. Dünyadan bir şey istemek de yoktur. Sadece çekilmek vardır.
Başlığın anlamı: “Geldim, gördüm, yaşadım”
Şiirin Latince başlığı “Veni, Vidi, Vixi”, Sezar’ın meşhur Veni, vidi, vici (“Geldim, gördüm, yendim”) sözünün bilinçli bir dönüşümüdür.
Burada “vici” (yendim) yerine “vixi” (yaşadım) gelir.
Bu tek harflik değişiklik bütün şiirin anlamını taşır.
Sezar:
Geldim → gördüm → yendim.
Hugo:
Geldim → gördüm → yaşadım.
Fakat “yaşadım” burada zafer anlamına gelmez. Tam tersine, hayatın tamamlanmış olması anlamına gelir.
Bu nedenle “Veni, Vidi, Vixi”yi “Geldim, gördüm, yaşadım” diye çevirmek mümkün; fakat şiirin ruhunda bunun altında şu anlam yatar:
“Bu dünyaya geldim. Onu gördüm. Bana düşen hayatı yaşadım. Görevimi yaptım. Acımı taşıdım. Artık bana başka bir hayat borçlu değilsin.”
Şiirin sonundaki ölüm isteği bu yüzden ani değildir. Hugo bütün şiir boyunca önce kendi hayatının hesabını kapatır.
Ve belki de şiirin en sarsıcı tarafı tam burada ortaya çıkar: Şair yaşamdan kaçtığını değil, yaşamla hesabını tamamladığını düşünmektedir. Onu ölüme götüren şey yalnızca acı değildir; acının yanında, dünyada kendisini yeniden bağlayacak hiçbir şeyin kalmadığına dair inançtır.
Bu yüzden “Veni, Vidi, Vixi”, yalnızca bir yas şiiri değil; bir insanın kendi hayatının son bilançosunu çıkardığı şiirdir. “Yaşadım yeterince” sözü de bunun için şiirin başında ve ortasında tekrar tekrar karşımıza çıkar: Hugo'nun konuşan kişisi ölümü istemeden önce, kendisine yaşama karşı görevini tamamladığını kanıtlamaya çalışmaktadır.