İçine Girmeye Çalıştığım Resmin Dışındayım Ben

Şair: Enis Batur

Doğru değil herşeyin bende ikiye bölündüğü,
doğru olan herşeyin kendiliğinden bölündüğü
bir yerden herşeye her an bakılabileceği.
Bir ev seçip ona gözümüzü diktiğimizde, diyor
Merleau-Ponty, bakışımız gider o evde oturur.
Buradayım şimdi, bakışlarım bomboş. Hem de
ötedeyim, atımın üzerinde: Nereden nereye
gittiğimi bilmeksizin yoldayım gece gündüz.
Bir ışık görsem uzakta dağılacak ortasından
çıkamadığım karanlık, bir iz bulacak olsam
belli ki süreceğim onu ilk noktaya kadar, bir
kök var elimde onu salacak topraklar cansız,
içine girmeye çalıştığım resmin dışındayım
ben.

Enis Batur

Doğu Batı Divanı


Resmin Dışında Kalan İnsan

Bu parçada Enis Batur'un asıl meselesi, insanın dünyaya bakması ile dünyanın içinde gerçekten yer alması arasındaki mesafedir. Metnin son cümlesi — “içine girmeye çalıştığım resmin dışındayım ben” — bütün şiiri geriye doğru aydınlatan merkez cümledir. Buradaki “resim”, yalnızca görsel bir nesne değildir; insanın anlamlandırmaya, yerleşmeye, kendisine ait kılmaya çalıştığı dünya tasavvurudur. Şair o resme bakmaktadır, hatta onun içine girmeye çalışmaktadır; fakat kendisini hâlâ resmin dışında bulmaktadır.

İlk üç dize bu yabancılığın düşünsel zeminini kurar:

“Doğru değil herşeyin bende ikiye bölündüğü,
doğru olan herşeyin kendiliğinden bölündüğü
bir yerden herşeye her an bakılabileceği.”

Burada “ikiye bölünme”, yalnızca doğru-yanlış, ben-öteki veya iç-dış gibi basit karşıtlıkları ifade etmez. Daha derinde özne ile dünya arasındaki ayrışmaya işaret eder. İnsan kendisini dünyanın karşısına koyduğu anda dünya bir “nesne”, kendisi de onu seyreden bir “özne” hâline gelir. Batur ise bunun güvenilir bir konum olmadığını sezer. Dünyanın dışına çıkıp ona her yönden bakabileceğimiz varsayımı çökmektedir.

Tam bu noktada Merleau-Ponty'nin anılması son derece önemlidir. Fenomenolojinin temel meselelerinden biri, dünyayı yalnızca karşıdan duran bir nesne gibi görmemektir. İnsan dünyaya dışarıdan bakan saf bir bilinç değildir; bedeniyle dünyanın içindedir. Şairin “Bir ev seçip ona gözümüzü diktiğimizde [...] bakışımız gider o evde oturur” demesi bu düşünceyi şiirsel bir görüntüye dönüştürür.

Buradaki “ev” çok güçlü bir imgedir. Bir şeye baktığımızda yalnızca onu görmeyiz; bakışımız bir süreliğine orada bulunmaya başlar. Gözümüz evin penceresine, duvarına, odalarına yöneldiğinde zihinsel olarak o mekâna taşınırız. Fakat bunun hemen ardından şiir büyük bir kırılma yaşar:

“Buradayım şimdi, bakışlarım bomboş. Hem de
ötedeyim, atımın üzerinde...”

Şair aynı anda “burada” ve “öte”dedir. Bu, metnin en önemli gerilimlerinden biridir. Bedeni bir yerde, bakışı başka bir yerde; şimdiki zamanı içinde, zihni yol üzerindedir. Bir yandan “buradayım” derken bir yandan “ötedeyim” demesi, insanın dünyadaki konumunun sabit olmadığını gösterir.

Üstelik şair at üzerindedir. Bu ayrıntı metne yalnızca tarihsel ya da egzotik bir hava katmaz. At üzerindeki insan, yerleşik değildir. Evde değildir, bir yere kök salmış değildir. Sürekli hareket hâlindedir:

“Nereden nereye
gittiğimi bilmeksizin yoldayım gece gündüz.”

Burada yolculuk, bir hedefe ulaşma macerasından çok hedefsiz bir varoluş biçimine dönüşür. Şair “nereye gittiğini” bilmeden yoldadır. Dolayısıyla mesele yalnızca bir yere ulaşamamak değildir; daha radikal biçimde, gidilecek yerin ne olduğunu bilememektir.

Bunun hemen ardından “ışık” ve “karanlık” gelir:

“Bir ışık görsem uzakta dağılacak ortasından
çıkamadığım karanlık...”

Işık burada kolayca “umut” diye okunabilecek kadar açık bir imge olsa da Batur onu bundan daha karmaşık kullanır. Şair karanlığın içindedir ve uzakta belirecek bir ışığın karanlığı dağıtabileceğini düşünür. Fakat henüz ışık yoktur. Dolayısıyla insan bir anlam işareti beklemektedir.

Ardından “iz” gelir:

“bir iz bulacak olsam
belli ki süreceğim onu ilk noktaya kadar...”

Işık henüz bir olasılıkken “iz”, geçmişe doğru gidebilecek somut bir işarettir. Şair bir iz bulursa onu “ilk noktaya kadar” sürmek ister. Bu çok önemli: Aradığı şey yalnızca nereye gideceğini gösteren bir işaret değildir; iz onu başlangıca götürmelidir.

Çünkü insanın mevcut konumunu anlamlandırabilmesi için başlangıcını bilmeye ihtiyacı vardır.

Buradan “kök” imgesine geçiş olağanüstü anlamlıdır:

“bir
kök var elimde onu salacak topraklar cansız...”

“Kök” normalde toprağa ait olan, toprağa tutunarak hayat bulan bir şeydir. Buradaysa kök şairin elindedir, fakat onu bırakabileceği topraklar cansızdır. Böylece şiirin temel problemi daha da derinleşir: İnsanın elinde tutunma ihtiyacı vardır ama tutunabileceği bir zemin yoktur.

“Kök” ile “yol” arasındaki gerilim de burada belirginleşir. Yolculuk insanı hareket ettirir; kök ise yerleştirir. Şair ikisine birden ihtiyaç duyar. Hem gitmektedir hem de kök aramaktadır. Fakat kökü elinde olduğu hâlde onu “salacak” canlı toprağı bulamaz.

Ve bütün bu düşünsel hareket, son iki dizede tek bir görüntüde donar:

“içine girmeye çalıştığım resmin dışındayım
ben.”

Bu cümle yalnızca “yabancılık” değildir. Çok daha incelikli bir durum vardır: Şair resme bakabilmektedir, onun içine girmeye çalışabilmektedir, hatta onu anlamlandırabilmek için ışık, iz ve kök aramaktadır; fakat bütün bunları yapan kişi olarak hâlâ resmin dışındadır.

Burada “resim” ile Merleau-Ponty'nin “bakış” düşüncesi birbirine bağlanır. Bakış, baktığı yerde bir tür varlık kazanır; fakat bakışın orada bulunması, bakan kişinin gerçekten oraya ait olduğu anlamına gelmez. Şairin bakışı evde oturabilir; kendisi ise hâlâ atının üzerindedir. Bakışı bir yere yerleşirken bedeni yolculuktadır.

Bu nedenle şiirdeki “dışarıda olmak”, fiziksel bir dışarıda olma hâli değildir. Şair zaten resme bakmakta ve onun içine girmeye çalışmaktadır. Fakat anlamın içine girememektedir.

Bence parçanın en güçlü tarafı da burada: Batur, yabancılaşmayı “dünyayı tanımıyorum” diyerek anlatmıyor. Tam tersine, dünyayı anlamaya yönelik olağanüstü bir çaba gösteriyor. Ev seçiyor, bakıyor, yola çıkıyor, ışık arıyor, iz sürüyor, kök taşıyor. Fakat bütün bu çabalara rağmen kendisine ait bir konum elde edemiyor.

Bu yüzden son cümle bir yenilgi cümlesi olmaktan çok, modern insanın durumunu anlatan bir varoluş teşhisi gibi okunabilir. İnsan dünyaya bakar, dünyayı anlamlandırır, kendisine bir yer kurmaya çalışır; ama kurduğu dünyanın içine tam anlamıyla yerleşemez. Bir tarafta dünya, öte tarafta onu anlamlandıran insan vardır. Fakat Batur'un şiiri tam da bu ayrımı aşmaya çalışırken, o ayrımın hâlâ sürdüğünü fark eder.

“İçine girmeye çalıştığım resmin dışındayım ben”, bu nedenle şiirin sonunda söylenmiş basit bir yabancılaşma cümlesi değil; baştan beri sürdürülen düşüncenin vardığı noktadır. Şair dünyayı seyreden kişi olmaktan kurtulmak, resmin bir parçası olmak ister. Ama resmin dışındaki konumunu fark ettiği anda, belki de modern insanın en eski sorunuyla karşılaşır: Dünyanın içinde yaşamak başka, dünyaya ait olduğunu hissedebilmek başkadır.

Kategori: Şiir Türk Şiiri
Etiketler: ChatGPT Ev