Tefeül: Rastlantının Anlama Dönüşmesi

Şair: Şiir Antolojim

Tefeül Nedir?

Geleceği Değil, Sözü Okumak

Tefeül (تَفَاؤُل), Arap ve İslâm kültüründe çok eski bir hayra yorma, güzel bir işaretten olumlu anlam çıkarma ve karşılaşılan sözü kişinin hâliyle ilişkilendirme pratiğidir. Kavram özellikle edebiyat ve dinî kültür içerisinde zamanla farklı biçimler kazanmış; bir sözden, isimden, olaydan, kitaptan veya şiirden kişinin içinde bulunduğu duruma uygun bir anlam çıkarma biçimine dönüşmüştür.

Ancak tefeül hakkında konuşurken daha ilk adımda yapılması gereken önemli bir dil ayrımı vardır:

Tefeülün kökündeki “fe’l” (فَأْل), Türkçedeki “fal” değildir.

Arapçada فَأْل (fe’l) güzel söz, iyiye yorma ve hayırlı işaret anlam alanına sahiptir. فال (fâl/fal) ise farklı bir kelimedir ve zaman içerisinde kehanet, bilinmeyeni öğrenme ve geleceğe ilişkin işaret arama anlamlarıyla kullanılan bir kavram hâline gelmiştir.

Dolayısıyla Hz. Peygamber'in hadisinde geçen fe’l, “fal” anlamında değildir. Tefeül de kelime kökü itibarıyla “fal bakmak” demek değildir.

Bu ayrım yalnızca dil bakımından değil, tefeülün İslâmî ve edebî anlamını doğru kavramak bakımından da belirleyicidir.

Fe’l: Güzel Sözü Hayra Yormak

Fe’l (فَأْل), İslâm öncesi Arap kültürüne kadar uzanan bir kavramdır. İnsanların karşılaştıkları bazı sözleri, isimleri veya olayları iyiye ya da kötüye yormaları eski Arap toplumunda bilinen bir uygulamaydı.

İslâmî gelenekte ise fe’l, özellikle güzel söz ve hayra yorma ile ilişkilendirilmiştir.

Hz. Peygamber'e nispet edilen sahih rivayetlerden birinde:

“Uğursuzluk yoktur; ben fe’li severim.”

buyurulur.

Kendisine fe’lın ne olduğu sorulduğunda ise:

“Güzel söz.”

cevabını verdiği rivayet edilir.

Buradaki kelime **فَأْل (fe’l)**dır.

Dolayısıyla hadis:

“Fal bakmayı severim.”

şeklinde anlaşılmamalıdır.

Tam tersine, burada güzel bir sözle karşılaşmak ve onu hayra yormak söz konusudur.

Bu hadis, tefeülün temelindeki anlayışı da ortaya koyar: İnsan geleceğin bilgisini elde etmez; karşısına çıkan güzel sözün mevcut durumuna olumlu bir anlam katmasına izin verir.

Tefeül Fal ve Kehânetten Neden Ayrıdır?

Tefeül ile fal arasındaki farkı yalnızca kelimelerin farklılığında aramak da yeterli değildir. İki pratiğin temel amacı da farklıdır.

Fal ve kehânet anlayışında esas soru:

“Gelecekte ne olacak?”

sorusudur.

Tefeülde ise soru daha farklıdır:

“Karşıma çıkan bu söz veya olay benim içinde bulunduğum hâl açısından ne anlam taşıyor?”

Bu nedenle tefeül, geleceğin bilgisini elde etmekten çok mevcut hâli anlamlandırma pratiğidir.

Tefeül eden kişi karşılaştığı şeyi zorunlu olarak geleceğin kesin habercisi saymaz. Onu hayra yorar.

Bu nedenle tefeülü “gelecekten haber alma yöntemi” şeklinde tanımlamak, kavramın özellikle İslâmî anlam alanını daraltır.

Tefeülün Karşısında Teşe'üm Vardır

Tefeülün karşısında teşe'üm (تَشَاؤُم) ve onunla ilişkili olarak tatayyür (تَطَيُّر) bulunur.

Teşe'üm, karşılaşılan bir şeyi kötüye yormak ve uğursuzluk çıkarmaktır.

Tefeül:

“Bunda hayır olabilir.”

der.

Teşe'üm:

“Bunun sonu kötü olacak.”

der.

Her iki durumda da insan, henüz tamamlanmamış bir olaya anlam yüklemektedir. Fakat biri hayra, diğeri şerre yönelir.

Bu bakımdan tefeül, insanın belirsizlik karşısında olumlu anlamı tercih etmesi şeklinde de değerlendirilebilir.

Hz. Peygamber'in Hayatında Fe’l

Hz. Peygamber'in hayatında fe’l anlayışını gösteren dikkat çekici örneklerden biri Hudeybiye'de yaşanır.

Kureyş adına görüşmek üzere gelen kişinin adı Süheyl b. Amr'dır. “Süheyl” ismi kolaylık anlamıyla ilişkilidir. Rivayete göre Hz. Peygamber onun gelişini hayra yorarak işlerin kolaylaşacağı anlamında söz söylemiştir.

Burada önemli olan, Hz. Peygamber'in Süheyl'in isminden geleceğin bilgisini çıkarmaması, ismin anlamı ile içinde bulunulan durum arasında hayırlı bir ilişki kurmasıdır.

Dolayısıyla fe’lın temelinde kehanet değil, yorum vardır.

Karşılaşılan şey aynı kalır; fakat insan onu hayra yorar.

Bu yaklaşım, daha sonra gelişen kitap ve şiir tefeülünü anlamak açısından da önemlidir.

Tefeülün Temelinde Niyet Bulunur

Tefeül, yalnızca rastgele bir kitap açmaktan ibaret değildir.

Genellikle ortada bir mesele, soru, dilek, karar veya niyet bulunur.

Kişi hangi sayfanın açılacağını bilmez. Fakat kitabı neden açtığını bilir.

Bu nedenle tefeülün iki temel unsuru vardır:

Niyet ve rastlantı.

Rastlantı hangi sözle karşılaşılacağını belirler.

Niyet ise karşılaşılan sözün hangi bağlamda okunacağını belirler.

Böylece rastgele karşılaşma, kişinin zihnindeki meseleyle birleşerek anlam kazanır.

Bu yüzden tefeül şöyle tanımlanabilir:

Tefeül, belirli bir niyet veya meseleyle karşı karşıya bulunan insanın, rastlantısal olarak karşılaştığı söz, olay veya metni kendi hâliyle ilişkilendirerek hayra yormasıdır.

Kur'an ve Tefeül

İslâm tarihinde Kur'an'dan tefeül edilmesi bilinen bir uygulamadır. Kişi bir niyet veya meseleyle Mushaf'ı açar ve karşılaştığı ayeti kendi hâli açısından yorumlar.

Özellikle Osmanlı döneminde Kur'an tefeülü etrafında falnâme adı verilen eserler meydana gelmiştir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Kur'an'dan tefeül edilmesinin İslâm tarihinde görülmesi, bunun Kur'an tarafından emredilmiş bir yöntem olduğu anlamına gelmez.

Kur'an'da yasaklanan ezlâm uygulaması, bir işin yapılıp yapılmayacağını fal okları aracılığıyla belirlemeye yönelikti. Mâide sûresinde bu uygulama açık biçimde yasaklanır.

Dolayısıyla Kur'an tefeülünü İslâm'ın emrettiği bir “fal yöntemi” olarak açıklamak doğru değildir.

Daha isabetli yaklaşım, Kur'an'dan tefeülü İslâm medeniyeti içerisinde ortaya çıkmış tarihî bir kültürel uygulama olarak değerlendirmektir.

Burada Kur'an'ın geleceği haber veren bir araç olarak kullanılması ile bir ayetin kişinin mevcut hâline ışık tutacak şekilde okunması arasında da ayrım vardır.

Tefeülün Edebî Bir Pratiğe Dönüşmesi

Tefeülün edebiyat açısından asıl ilginç hâle geldiği nokta, sözün kendisinin işaret hâline gelmesidir.

Bir kitap rastgele açılır.

Bir beyit karşıya çıkar.

Bir mısra okunur.

Kişi o sırada kendi hayatındaki bir meseleyle meşguldür.

Karşılaşılan söz ile yaşanan hayat arasında bir ilişki kurulur.

Böylece metin, yazıldığı tarihsel bağlamın dışına çıkarak yeni bir okuma bağlamına girer.

Bu durum özellikle şiirde güçlüdür.

Çünkü şiir, doğrudan bilgi vermekten çok çağrışım alanları oluşturur.

Şiir Neden Tefeüle Bu Kadar Uygundur?

Şiir yoğunlaştırılmış bir dildir.

Bir beyit, kendi bağlamında belirli bir anlam taşısa bile farklı okuyucularda farklı çağrışımlar uyandırabilir.

Aşk yaşayan biri sevgiliyi görür.

Ayrılık yaşayan biri ayrılığı.

Bir kararın eşiğinde bulunan kişi sabrı veya cesareti.

Bir kayıp yaşayan kişi ölümü ve hatırayı.

Yeni bir başlangıç yapan kişi baharı ve doğuşu.

Şiirin kelimeleri değişmez.

Fakat okurun hayatı değişir.

Tefeül, tam olarak bu noktada şiirin çok anlamlı yapısından yararlanır.

Bu nedenle tefeül, şiirin anlamını keyfî biçimde değiştirmek değildir. Şiirin zaten taşıdığı anlam imkânlarından birini, okuyucunun kendi hayatıyla ilişkilendirmektir.

Böylece şiir:

şairin söylediği söz

olmaktan çıkarak

okurun hayatında yeniden söylenen söz

hâline gelir.

Arap Edebiyatında Tefeül

Arap edebiyatında fe’l düşüncesi yalnızca dinî metinlerle sınırlı değildir. Güzel sözler, isimler, kelimeler ve şiirsel ifadeler çeşitli bağlamlarda hayra yorulabilmiştir.

Klasik Arap şiirinin kelime oyunlarına, çok anlamlı kelimelere ve ses benzerliklerine verdiği önem de böyle bir yorum biçimine elverişli bir zemin oluşturmuştur.

Bir kelimenin birden fazla anlama gelebilmesi, karşılaşılan sözün farklı durumlara uygulanabilmesine imkân verir.

Böylece şiir, yalnızca belirli bir olay hakkında söylenmiş söz olmaktan çıkar; farklı zamanlarda farklı insanların hayatına temas edebilen bir anlam alanı oluşturur.

Fars Edebiyatında Hâfız

Şiir tefeülünün en güçlü ve yaşayan örneği Fars edebiyatındaki Hâfız-ı Şîrâzî Dîvânıdır.

Fâl-i Hâfız (فال حافظ) adı verilen gelenekte kişi bir dilek veya meseleyle Hâfız Dîvânı'nı açar ve karşısına çıkan gazeli kendi hâliyle ilişkilendirir.

Burada da şiirin geleceği kesin biçimde haber verdiğini düşünmek zorunlu değildir.

Hâfız'ın şiiri, yoğun sembolizmi ve çok anlamlılığı sayesinde okuyucunun kendi meselesine cevap arayabileceği bir anlam alanı oluşturur.

Aşk, ayrılık, vuslat, talih, sabır, yolculuk, kader, umut ve bekleyiş gibi kavramlar farklı okuyucuların farklı hayat durumlarına temas edebilir.

Bu nedenle Hâfız Dîvânı, İran kültüründe yalnızca okunacak bir şiir kitabı değil, kişinin kendi hâlini okuyabileceği bir metin hâline gelmiştir.

Özellikle Yeldâ gecelerinde Hâfız Dîvânı'ndan tefeül açılması, bu uygulamanın edebî bir gelenekten toplumsal bir ritüele dönüşmesini sağlamıştır.

Hâfız'dan Önce de Şiirle Tefeül Vardı

Şiir kitaplarından tefeül edilmesi Hâfız'la başlamış değildir.

Arap ve İran kültürlerinde daha önce de şiir kitaplarının rastgele açılarak karşılaşılan sözün bir meseleye göre yorumlandığı örnekler bulunmaktadır.

Dolayısıyla Hâfız'ın önemi tefeülü icat etmesinde değil, şiir ile tefeül arasındaki ilişkiyi olağanüstü güçlü bir kültürel geleneğe dönüştürmesindedir.

Bu gelenekte divan, yalnızca şiirlerin toplandığı bir kitap olmaktan çıkar.

Okuyucunun kendi hayatına yönelttiği soruların karşısına koyduğu bir söz hazinesi hâline gelir.

Osmanlı-Türk Edebiyatında Tefeül

Tefeül Osmanlı kültüründe de oldukça geniş bir alana yayılmıştır.

Kur'an'ın yanı sıra Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Gülistân, Hâfız Dîvânı, Yunus Emre ve Niyâzî-i Mısrî divanları gibi eserlerden tefeül edildiği bilinmektedir.

Bu durum tefeülün yalnızca kutsal metinlere özgü olmadığını gösterir.

Bir metni tefeüle elverişli hâle getiren şey yalnızca kutsallık değildir.

Anlam yoğunluğu, sembolik yapı, çok anlamlılık ve farklı hayat durumlarına temas edebilme gücü de önemlidir.

Bu nedenle şiir, tefeülün en verimli alanlarından biri hâline gelmiştir.

Bazı şairlerin okuyucularını kendi eserleriyle tefeül etmeye davet ettikleri de bilinmektedir.

Böylece şiir kitabı yalnızca okunacak bir eser değil, okuyucunun kendi hayatıyla karşılaştırabileceği bir söz kaynağına dönüşmüştür.

Tefeül ve İlk Yorum

Tefeülün bir başka boyutu, insanın karşılaştığı olaylara verdiği anlamın önemidir.

İnsan bir olayla karşılaşır ve onu yorumlar.

Bu yorum olumlu veya olumsuz olabilir.

Tefeül, bu ilk yorumda hayra yönelmeyi tercih eder.

Bu bakımdan tefeül yalnızca dış dünyadan bir işaret aramak değildir; aynı zamanda insanın kendi hayatını hangi anlam çerçevesinden okuyacağını belirleyen bir tutumdur.

Bu yaklaşım, Mecit Ömür Öztürk'ün yayımlanmış yazılarında üzerinde durduğu “ilk yorum” ve hissikablelvuku düşünceleriyle de birlikte değerlendirilebilir. Ancak hissikablelvuku tefeülle aynı şey değildir.

Tefeülde işaret dışarıdan gelir.

Hissikablelvukuda ise insanın içinde bir his veya sezgi belirir.

Bu iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir.

Hissikablelvuku: İçeriden Gelen İşaret

Hissikablelvuku, henüz gerçekleşmemiş bir hadisenin duygusal etkisinin önceden hissedilmesi düşüncesidir.

Bu anlayışta insanın daha sonra yaşayacağı bir olayın sevinç, korku, hüzün veya huzur gibi duygusal karşılığı önceden ortaya çıkabilir.

Öztürk'ün yayımlanmış metinlerinde bu durum, irfanî ve metafizik bir insan tasavvuru içerisinde ele alınır.

Bu düşünceyi bilimsel olarak kanıtlanmış bir gelecek algısı teorisi şeklinde sunmak doğru olmaz. Fakat tefeülle aynı kavramsal alanda, “işaret” ve “anlam” bakımından değerlendirilebilir.

Tefeülde:

Dışarıdaki söz okunur.

Hissikablelvukuda:

İçerideki his okunur.

İkisinin ortak noktası, insanın hayatında henüz tamamlanmamış bir anlamı sezme veya yorumlama çabasıdır.

Tefeülün Psikolojik Boyutu

Tefeülün bugün de anlaşılabilir olmasının sebeplerinden biri, insanın rastlantılara anlam verme ihtiyacının devam etmesidir.

İnsan belirsizlik karşısında yalnızca bilgi aramaz.

Anlam da arar.

Bir kararın eşiğindeki insan, kendisine yol gösterecek bir söz arayabilir. Bir kayıp yaşayan insan teselli bulabileceği bir cümleye yönelebilir. Yeni bir başlangıç yapan kişi, karşısına çıkan bir sözü umut olarak okuyabilir.

Burada tefeül, geleceği belirleyen bir mekanizma olmak zorunda değildir.

Karşılaşılan sözün kişinin bakışını değiştirmesi yeterlidir.

Bu nedenle tefeülün psikolojik etkisi, kehanette bulunmasından değil, insanın yaşadığı durumu yeniden çerçevelemesinden kaynaklanabilir.

Tefeül Bir Okuma Biçimidir

Tefeülün edebiyat tarihi açısından en önemli tarafı, okuyucunun metinle kurduğu ilişkiyi değiştirmesidir.

Normal okumada soru:

“Şair burada ne söylüyor?”

şeklindedir.

Tefeül sırasında ise soru:

“Bu söz benim hayatımda neye karşılık geliyor?”

hâline gelir.

İlkinde okuyucu metni anlamaya çalışır.

İkincisinde metin, okuyucunun hayatını anlamlandırmasına yardımcı olur.

Bu nedenle tefeül, metnin anlamını ortadan kaldıran bir okuma değildir. Tam tersine, metnin anlamını yeni bir bağlama taşıyan bir okuma biçimidir.

Şairin yüzyıllar önce söylediği bir söz, bugün başka bir insanın hayatında başka bir anlam kazanabilir.

Tefeülün Asıl Meselesi

Bütün bu tarihî ve edebî çizgi bir araya getirildiğinde tefeülün özü şöyle ifade edilebilir:

Tefeül, geleceği öğrenmek için rastgele bir metne bakmak değil; belirli bir niyetle karşılaşılan sözü hayra yorarak kişinin kendi hayatında anlamlandırmasıdır.

Burada üç unsur özellikle önemlidir:

Niyet.

Ortada bir mesele, soru, dilek veya yöneliş vardır.

Rastlantı.

Hangi sözle karşılaşılacağı önceden bilinmez.

Yorum.

Karşılaşılan söz, kişinin kendi hâliyle ilişkilendirilir ve hayra yorulur.

Böylece sıradan bir rastlantı, anlamlı bir karşılaşmaya dönüşür.

Şiirin tefeülle ilişkisi de tam burada anlam kazanır.

Çünkü şiir, kesin cevaplar vermekten çok anlam alanları açar. Bir mısra, bir beyit veya bir gazel, farklı insanların hayatlarında farklı zamanlarda farklı karşılıklar bulabilir.

Bu yüzden tefeül, şiiri fal nesnesine dönüştürmek değildir.

Şiiri kişinin kendi hayatını yeniden okuyabileceği bir aynaya dönüştürmektir.

Belki tefeülün en özlü tanımı da budur:

Rastlantı sözü seçer; niyet karşılaşmayı doğurur; insan ise o sözü kendi hayatında anlamlandırır.

Ve bu yüzden tefeülün asıl konusu gelecek değildir.

Asıl konu, insanın karşısına çıkan sözle kendi hayatı arasında kurduğu anlam ilişkisidir.

Kategori: Deneme Şiir Sanatı
Etiketler: Teselli ChatGPT Tefeül