Bâiyye — Ey Bakış Oklarını Durmadan Fırlatan Kişi

Şair: İbnül Kayyım el Cevziyye

11 Eylül 2026

يَا رَامِيًا بِسِهَامِ اللَّحْظِ مُجْتَهِدًا
أَنْتَ الْقَتِيلُ بِمَا تَرْمِي فَلَا تُصِبِ

Ey bakış oklarını durmadan fırlatan!
Attığın oklarla ölen sensin; artık hedefini vurma.

وَبَاعِثَ الطَّرْفِ يَرْتَادُ الشِّفَاءَ لَهُ
تَوَقَّهُ إِنَّهُ يَرْتَدُّ بِالْعَطَبِ

Gözünü şifa aramak için her yana gönderen!
Sakın ondan; çünkü o bakış sana hastalıkla geri döner.

تَرْجُو الشِّفَاءَ بِأَحْدَاقٍ بِهَا مَرَضٌ
فَهَلْ سَمِعْتَ بِبُرْءٍ جَاءَ مِنْ عَطَبِ

Hastalıklı gözlerden şifa umuyorsun;
hiç hastalıktan doğan bir şifa işittin mi?

وَمُفْنِيًا نَفْسَهُ فِي إِثْرِ أَقْبَحِهِمْ
وَصْفًا لِطَلْخِ جَمَالٍ فِيهِ مُسْتَلَبِ

En çirkinlerinin ardından kendini tüketiyorsun;
güzellik diye gördüğün şey, aslında lekelenmiş ve senden çekilip alınmış bir görüntüden ibaret.

وَوَاهِبًا عُمْرَهُ فِي مِثْلِ ذَا سَفَهًا
لَوْ كُنْتَ تَعْرِفُ قَدْرَ الْعُمْرِ لَمْ تَهَبِ

Böyle bir şey uğruna ömrünü boş yere harcıyorsun;
ömrün değerini bilseydin onu böyle bağışlamazdın.

وَبَائِعًا طِيبَ عَيْشٍ مَا لَهُ خَطَرٌ
بِطَيْفِ عَيْشٍ مِنَ الْآلَامِ مُنْتَهَبِ

Değeri ölçülemeyecek güzel bir hayatı satıyorsun,
karşılığında acılarla yağmalanmış bir hayalin peşine düşüyorsun.

غُبِنْتَ وَاللهِ غَبْنًا فَاحِشًا فَلَوِ اسْـ
ـتَرْجَعْتَ ذَا الْعَقْدَ لَمْ تُغْبَنْ وَلَمْ تَخِبِ

Allah'a yemin olsun, büyük bir aldanış içindesin;
şu sözleşmeyi geri alabilseydin ne aldanmış ne de hüsrana uğramış olurdun.

وَوَارِدًا صَفْوَ عَيْشٍ كُلُّهُ كَدَرٌ
أَمَامَكَ الْوَرْدُ صَفْوًا لَيْسَ بِالْكَذِبِ

Berrak sandığın bir hayata giriyorsun, oysa tamamı bulanıklık;
önünde tertemiz bir gül varken sen bulanık suya yöneliyorsun.

وَحَاطِبَ اللَّيْلِ فِي الظَّلْمَاءِ مُنْتَصِبًا
لِكُلِّ دَاهِيَةٍ تَدْنُو مِنَ الْعَطَبِ

Karanlık gecede odun toplamaya çıkan biri gibisin;
başına gelecek her felakete doğru yürüyorsun.

شَابَ الصِّبَا وَالتَّصَابِي بَعْدُ لَمْ يَشِبِ
وَضَاعَ وَقْتُكَ بَيْنَ اللَّهْوِ وَاللَّعِبِ

Gençlik saçına aklar düşürdü,
oysa senin çocukça oyalanman hâlâ sona ermedi;
ömrün eğlenceyle oyun arasında kayboldu.

وَشَمْسُ عُمْرِكَ قَدْ حَانَ الْغُرُوبُ لَهَا
وَالضَّوْءُ فِي الْأُفْقِ الشَّرْقِيِّ لَمْ يَغِبِ

Ömrünün güneşi artık batmak üzere,
oysa doğu ufkunda ışık hâlâ kaybolmuş değil.

وَفَازَ بِالْوَصْلِ مَنْ قَدْ فَازَ وَانْقَشَعَتْ
عَنْ أُفْقِهِ ظُلُمَاتُ اللَّيْلِ وَالسُّحُبِ

Kavuşmayı hak edenler kavuştu;
onların ufkundan gecenin ve bulutların karanlığı dağıldı.

كَمْ ذَا التَّخَلُّفُ وَالدُّنْيَا قَدِ ارْتَحَلَتْ
وَرُسُلُ رَبِّكَ قَدْ وَافَتْكَ فِي الطَّلَبِ

Daha ne kadar geride kalacaksın?
Dünya çoktan yola çıktı;
Rabbinin elçileri ise seni almaya geldiler.

مَا فِي الدِّيَارِ وَقَدْ سَارَتْ رَكَائِبُ مَنْ
تَهْوَاهُ لِلصَّبِّ مِنْ سُكْنَى وَلَا أَرَبِ

Sevdiğini taşıyan kafileler yola çıktıktan sonra
o diyarlarda artık âşığın barınacağı ne bir yer kaldı ne de bir dileği.

فَأَفْرِشِ الْخَدَّ ذَيَّاكَ التُّرَابَ وَقُلْ
مَا قَالَهُ صَاحِبُ الْأَشْوَاقِ فِي الْحِقَبِ

Öyleyse yanağını şu toprağa ser ve
asırlar boyunca özlem çekenlerin söylediği sözü söyle.

مَا رَبْعُ مَيَّةَ مَحْفُوفًا يَطُوفُ بِهِ
غَيْلَانُ أَشْهَى لَهُ مِنْ رَبْعِكَ الْخَرِبِ

Meyye'nin yurdu, çevresinde Geylân'ın dolaştığı hâliyle,
senin harap olmuş yurdundan daha sevimli değildir.

وَلَا الْخُدُودُ وَإِنْ أَدْمِينَ مِنْ ضَرَجٍ
أَشْهَى إِلَى نَاظِرِي مِنْ خَدِّكَ التُّرَبِ

Yanaklar kanla kızarmış olsa bile,
benim gözümde senin toprağa bulanmış yanağından daha güzel değildir.

مَنَازِلًا كَانَ يَهْوَاهَا وَيَأْلَفُهَا
أَيَّامَ كَانَ مَنَالُ الْوَصْلِ عَنْ كَثَبِ

Bir zamanlar kavuşmanın yakın olduğu günlerde
özlediği, alıştığı o yurtları hatırlar.

فَكُلَّمَا جُلِّيَتْ تِلْكَ الرُّبُوعُ لَهُ
يَهْوَى إِلَيْهَا هَوَى الْمَاءِ فِي صَبَبِ

O eski yurtlar her gözünün önüne geldiğinde
su nasıl yokuştan aşağı akarsa, o da onlara öyle coşkuyla akar.

أَحْيَا لَهُ الشَّوْقُ تَذْكَارَ الْعُهُودِ بِهَا
فَلَوْ دَعَا الْقَلْبَ لِلسُّلْوَانِ لَمْ يُجِبِ

Oradaki eski günleri hatırlamak özlemini yeniden diriltir;
kalbini teselliye çağırsa bile kalbi ona cevap vermez.

هَذَا وَكَمْ مَنْزِلٍ فِي الْأَرْضِ يَأْلَفُهُ
وَمَا لَهُ فِي سِوَاهَا الدَّهْرُ مِنْ رَغَبِ

İşte böyle… Yeryüzünde insanın alıştığı nice yurt vardır;
fakat onun dışında hiçbir yerde gönlünün arzusu yoktur.

مَا فِي الْخِيَامِ أَخُو وَجْدٍ يُرِيحُكَ إِنْ
بَثَثْتَهُ بَعْضَ شَأْنِ الْحُبِّ فَاغْتَرِبِ

Çadırlarda sana gönlündekini anlatınca seni rahatlatacak
gerçek bir gönül dostu yoksa, öyleyse gurbeti seç.

وَأَسْرِ فِي غَمَرَاتِ اللَّيْلِ مُهْتَدِيًا
بِنَفْحَةِ الطِّيبِ لَا بِالنَّارِ وَالْحَطَبِ

Gecenin karanlıkları içinde yol al;
ateş ve odunla değil, güzel kokunun esintisiyle yolunu bul.

وَعَادِ كُلَّ أَخِي جُبْنٍ وَمَعْجَزَةٍ
وَحَارِبِ النَّفْسَ لَا تُلْقِيكَ فِي الْحَرَبِ

Korkaklık ve acizlik taşıyan herkesten uzak dur;
nefsinle savaş ki seni savaşın içine atmasın.

وَخُذْ لِنَفْسِكَ نُورًا تَسْتَضِيءُ بِهِ
يَوْمَ اقْتِسَامِ الْوَرَى الْأَنْوَارَ بِالرُّتَبِ

Kendin için bir nur edin, onunla aydınlan;
insanların nurlarının derecelerine göre paylaştırılacağı gün.

فَالْجِسْرُ ذُو ظُلُمَاتٍ لَيْسَ يَقْطَعُهُ
إِلَّا بِنُورٍ يُنَجِّي الْعَبْدَ فِي الْكُرَبِ

Çünkü köprü karanlıklarla doludur;
onu ancak kulun sıkıntılar içinde kurtuluşuna vesile olacak bir nurla geçebilirsin.

İbn Kayyim el-Cevziyye


Bakışın Yaraladığı Kalp

İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Bâiyye’si, gözün gördüğü şeyden önce kalbin nasıl etkilendiğini anlatan güçlü bir nefis muhasebesidir. Şair, bakışı bir oka benzetir; fakat bu okun hedefinde başkası değil, onu atan kişinin kendisi vardır. İnsan güzelliğe yönelttiği bakışla bir başkasını incittiğini sanırken aslında kendi kalbini yaralamakta, huzurunu kaybetmekte ve nefsinin arzusuna teslim olmaktadır.

Şiir yalnızca gözü haramdan sakındırma öğüdü değildir. Bakıştan başlayarak insanın bütün hayatına uzanan bir muhasebeye dönüşür. İbn Kayyim, gelip geçici bir görüntü uğruna ömrün tüketilmesini, insanın elindeki değerli hayatı değersiz bir arzuyla değiştirmesini sorgular. “Ömrün değerini bilseydin onu böyle bağışlamazdın” düşüncesi şiirin en güçlü damarlarından biridir.

İlerleyen beyitlerde gençliğin geçişi, ömrün güneşinin batmaya başlaması ve dünyanın geride bırakılmasıyla şiirin ufku genişler. Böylece bir bakış meselesi, ölüm ve ahiret bilincine bağlanır. İnsanın asıl kaybının bir güzelliği görmek değil, o güzelliğin peşinde kendi kalbini ve ömrünü tüketmek olduğu ortaya çıkar.

Bu şiiri ayrıca önemli kılan, İbn Kayyim’in Bedâʾiʿu’l-fevâʾid içinde onu “Benim de şu beyitlerim var” diyerek açıkça kendi şiiri olarak sunmasıdır. Bu nedenle Bâiyye, onun şiir dünyasında hem kişisel bir nefis muhasebesi hem de eserlerindeki kalp terbiyesi düşüncesinin şiir biçimindeki karşılığı olarak okunabilir.

Etiketler: ChatGPT Bakmak