İbnül Kayyım el Cevziyye
Şair
Biyografi / Hayatı
İbn Kayyim el-Cevziyye
İbn Kayyim el-Cevziyye (Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ebî Bekr b. Eyyûb ez-Züraî ed-Dımaşkī el-Hanbelî), 7 Safer 691’de (29 Ocak 1292) muhtemelen Dımaşk’ta doğmuş, 751/1350 yılında yine Dımaşk’ta vefat etmiş Hanbelî âlim, fakih, müfessir ve düşünürdür. İslâmî ilimlerin çok farklı alanlarında eser veren İbn Kayyim, özellikle kalp, nefis, ruh, ahlâk, irade, aşk, ibadet ve insanın manevî terbiyesi üzerine geliştirdiği düşüncelerle tanınır.
Adı ve “İbn Kayyim el-Cevziyye” Nisbesi
Babası Ebû Bekir, Dımaşk’ta Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin oğlu Ebû Muhammed Muhyiddin Yûsuf tarafından yaptırılan Cevziyye Medresesi’nin kayyimi idi. “İbn Kayyim el-Cevziyye” adı buradan gelir. Ailesinin aslı Dımaşk’ın güneyindeki Havran bölgesine bağlı Zür‘a’dan geldiği için ez-Züraî nisbesiyle de anılmıştır.
Literatürde çoğu zaman kısaca İbnü’l-Kayyim diye anılır. Bununla birlikte aynı veya benzer nisbelerle tanınan başka âlimlerle ve özellikle Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî ile zaman zaman karıştırılmıştır.
Eğitimi
İbn Kayyim ilk eğitimini babasından aldı. Daha sonra döneminin önemli âlimlerinden dersler gördü. Arap dili ve edebiyatını Mecdüddin Ebû Bekir b. Muhammed et-Tûnisî ve Muhammed b. Ebü’l-Feth el-Ba‘lebekkî’den; kelâm ve usûlü Safiyyüddin el-Hindî’den; fıkhı ise Mecdüddin İsmâil b. Muhammed el-Harrânî ve özellikle Takıyyüddin İbn Teymiyye’den öğrendi. Ayrıca dönemin birçok tanınmış âliminin ders halkalarına katıldı.
Fakat onun ilmî hayatındaki en belirleyici isim şüphesiz İbn Teymiyye oldu.
İbn Kayyim, hocasıyla 712/1312 yılında İbn Teymiyye’nin Mısır’dan Dımaşk’a dönüşünden itibaren onun 728/1328’deki ölümüne kadar yakın bir ilişki içinde bulundu. İbn Teymiyye’nin birçok eserini doğrudan kendisinden okudu ve onun düşüncesinin en güçlü savunucularından biri hâline geldi.
Bu ilişki, İbn Kayyim’in düşünce tarihindeki konumunu anlamak açısından önemlidir. Uzun süre büyük ölçüde “İbn Teymiyye’nin öğrencisi ve takipçisi” olarak okunmasının temelinde de bu olağanüstü hoca-talebe ilişkisi bulunur. Bununla birlikte günümüzdeki araştırmalar, İbn Kayyim’in hocasının düşüncesini yalnızca aktaran biri olmadığını; onu farklı alanlarda geliştiren ve özellikle insanın iç dünyasına ilişkin meseleleri genişleten bağımsız bir düşünür olarak da ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Hocalığı ve Öğrencileri
İbn Kayyim, Dımaşk’taki Cevziyye Medresesi’nde imamlık yaptı. 736/1336’dan sonra Necmeddin İbn Hallikân’ın yaptırdığı camide hatiplik görevinde bulundu. 743/1342 yılında ise Sadriyye Medresesi’nde düzenli olarak ders vermeye başladı ve hayatının sonuna kadar burada hocalık yaptı.
Öğrencileri arasında oğulları Cemâleddin Abdullah ve Burhâneddin İbrâhim, daha sonra önemli bir Hanbelî âlimi olacak İbn Receb ve tarihçi İbn Kesîr gibi isimler bulunur. Ayrıca Zehebî ve Takıyyüddin es-Sübkî gibi çağdaşlarının da onun ilmî birikiminden yararlandığı kaydedilir.
İbn Teymiyye ile İlişkisi
İbn Kayyim’in hayatını İbn Teymiyye’den bağımsız düşünmek mümkün değildir. Ancak bu ilişki yalnızca hoca-talebe ilişkisi olarak da görülmemelidir. İbn Kayyim, hocasının fikirlerini savunmuş, eserlerini açıklamış ve onun düşüncesinin sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli rol oynamıştır.
İbn Teymiyye’nin ölümünden sonra da onun düşünsel mirasının en önemli taşıyıcılarından biri olmuştur. Bu nedenle İbn Kayyim’in eserlerinde Kur’an ve sahih hadislere dönüş, nas merkezli düşünce, mezhep taassubuna eleştiri, aklın naslar ışığında kullanılması ve insanın dinî hayatının kalple ilişkisi gibi İbn Teymiyye ile ortak birçok çizgi görülür.
Ancak İbn Kayyim’in yazarlığının dikkat çekici tarafı, bu mirası yalnızca akaid ve fıkıh tartışmaları içerisinde bırakmamasıdır. Kalbin hâlleri, nefis, ruh, irade, sevgi, korku, ümit, sabır, tevekkül ve insanın manevî hastalıkları onun eserlerinde geniş bir yer tutar.
Düşünce Dünyası
İbn Kayyim’in düşüncesinin merkezinde insanın Allah ile, kendisiyle ve dünya ile kurduğu ilişki bulunur.
Onun için insan yalnızca dışarıdan görülen davranışlarından ibaret değildir. Davranışların arkasında irade, iradenin arkasında arzu, arzunun arkasında ise kalbin yönelişleri vardır. Bu nedenle insanı anlamanın yollarından biri, kalbin neyi sevdiğine ve neye bağlandığına bakmaktır.
Bu yaklaşım, onun ahlâk düşüncesinde kalbe özel bir yer kazandırır.
İbn Kayyim’e göre kalp yalnızca duyguların bulunduğu bir merkez değildir; insanın bilgisinin, sevgisinin, iradesinin ve yönelişinin merkezidir. Kalbin sağlığı insanın bütün hayatını etkiler. Kalbin hastalıkları ise şüphe, hevâ, aşırı arzu, kibir, haset, öfke ve dünyaya aşırı bağlanma gibi biçimlerde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle onun eserlerinde hastalık ve şifa kavramları hem beden hem de ruh için kullanılır. Tıbbî düşünce ile manevî terbiyeyi birbirinden tamamen koparmaması, İbn Kayyim’in insan anlayışının önemli özelliklerinden biridir.
Aşk ve Kalp
İbn Kayyim’in en dikkat çekici eserlerinden biri Ravżatü’l-muhibbîn ve nüzhetü’l-müştâkîndir.
Türkçeye kabaca “Âşıkların Bahçesi ve Özlem Çekenlerin Gezinti Yeri” şeklinde çevrilebilecek bu eser, aşkın farklı biçimlerini, adlarını, derecelerini, sebeplerini ve insan üzerindeki etkilerini ele alır.
Fakat eser yalnızca romantik aşk üzerine değildir.
İbn Kayyim aşkı, insanın kalbi ve iradesiyle ilişkili temel bir güç olarak ele alır. Sevgi insanı yükseltebilir; fakat yanlış yöneldiğinde insanı kendi arzusunun esiri hâline de getirebilir. Bu nedenle aşkın yalnızca varlığı değil, yönü ve nesnesi önemlidir.
Eserde aşkın diliyle kalbin dili büyük ölçüde birleşir. Muhabbet, hevâ, şevk, garâm, vuslat ve hicran gibi kavramlar, insanın sevgi karşısındaki farklı hâllerini ifade eder.
İbn Kayyim’in bu eserinde klasik Arap şiirinden çok sayıda örnek kullanması da ayrıca dikkat çekicidir. Modern araştırmalar, şiirin Ravżatü’l-muhibbîn’de yalnızca süsleyici bir unsur olmadığını; İbn Kayyim’in aşkı ve insan psikolojisini anlatırken şiiri önemli bir tanıklık alanı olarak kullandığını göstermektedir.
Bu yönüyle İbn Kayyim, âlim ile şair, ahlâkçı ile insan ruhunu gözlemleyen yazar arasında ilginç bir yerde durur.
Şiirleri
İbn Kayyim’in şiirleri, eserleri kadar geniş bir bağımsız külliyat hâlinde olmasa da birçok eserinin içine dağılmış durumdadır. Özellikle Ravżatü’l-muhibbîn ve uzun manzumeleri, onun klasik Arap şiir geleneğine hâkimiyetini gösterir.
Şiirlerinde aşk, özlem, ayrılık, vuslat, kalbin hâlleri, Peygamber sevgisi, kulluk ve ilahî muhabbet gibi temalar görülür.
Bunların en dikkat çekici örneklerinden biri el-Kâfiyetü’ş-Şâfiye veya yaygın adıyla el-Kasîdetü’n-Nûniyyedir. Akaid ağırlıklı olan bu uzun manzume, İbn Kayyim’in şiir ile ilmî düşünceyi bir araya getirme kabiliyetinin önemli örneklerinden biridir.
Dolayısıyla İbn Kayyim’i yalnızca şiirden yararlanan bir âlim olarak değil, şiiri düşüncesinin ifade araçlarından biri hâline getiren bir yazar olarak da değerlendirmek mümkündür.
Başlıca Eserleri
İbn Kayyim’in çok sayıda eseri bulunmaktadır. Öne çıkanları şunlardır:
- Ravżatü’l-muhibbîn ve nüzhetü’l-müştâkîn — Aşk, sevgi, özlem, kalp ve insanın sevme biçimleri üzerine.
- Medâricü’s-sâlikîn — Manevî yolculuk, nefis terbiyesi, makamlar ve kalbin hâlleri üzerine.
- İġāsetü’l-lehfân min meṣâyidi’ş-şeyṭân — Nefsin ve şeytanın insanı aldatma yolları, kalbin hastalıkları ve bunlardan kurtulma yolları üzerine.
- Zâdü’l-meʿâd fî hedyi hayri’l-ʿibâd — Hz. Peygamber’in hayatı, uygulamaları ve sünneti üzerine geniş kapsamlı eser.
- İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn ʿan Rabbi’l-ʿâlemîn — İslâm hukuku, fetva, ictihad ve müftünün sorumluluğu üzerine.
- Miftâḥu dâri’s-saʿâde ve menşûru velâyeti’l-ʿilm ve’l-irâde — İlim, irade, yaratılış, hikmet ve insanın bilgi arayışı üzerine.
- Şifâʾü’l-ʿalîl fî mesâʾili’l-ḳażâʾ ve’l-ḳader ve’l-ḥikme ve’t-taʿlîl — Kader, hikmet, illet ve ilahî fiiller üzerine.
- er-Rûḥ — Ruhun mahiyeti, ölüm, berzah ve ölüm sonrası hayat üzerine.
- Hâdi’l-ervâḥ ilâ bilâdi’l-efrâḥ — Cennet ve cennet hayatı üzerine.
- el-Fevâʾid — Kalp, ahlâk, iman ve insanın iç dünyasına ilişkin kısa ve yoğun düşünceler.
- el-Kâfiyetü’ş-Şâfiye / el-Kasîdetü’n-Nûniyye — Akaid meselelerini manzum biçimde ele alan uzun kaside.
- et-Tıbbü’n-nebevî — Hz. Peygamber’in sağlık ve tedaviyle ilgili uygulamalarına dair derleme ve değerlendirmeler.
Bu eserlerin çeşitliliği, İbn Kayyim’in yalnızca bir fıkıh veya akaid âlimi olarak sınıflandırılamayacağını gösterir. Fıkıh, tefsir, hadis, akaid, ahlâk, ruh, kalp terbiyesi, tıp ve şiir onun yazı dünyasında birbirleriyle temas hâlindedir.
Düşüncesinin Merkezindeki Kalp
İbn Kayyim’in eserlerinin farklı alanlara dağılmış görünmesine rağmen onları birbirine bağlayan bir merkez vardır: kalp.
Kalp onun için insanın yalnızca duygusal merkezi değil, insanın hakikate yöneldiği yerdir. Bilgi kalbe ulaşır, sevgi kalpte kök salar, irade kalbin yönelişinden güç alır ve davranışlar bu iç hareketin dışarıdaki karşılığı hâline gelir.
Bu nedenle onun eserlerinde kalbin hastalığı ve kalbin şifası sık sık birlikte ele alınır.
Kalbin hastalığı yalnızca günah değildir; hakikatten şüphe etmek, yanlış şeyi sevmek, hevânın peşinden gitmek, kibir, haset ve aşırı dünya sevgisi de kalbin bozulmasına yol açabilir.
Kalbin şifası ise yalnızca bir davranışı terk etmek değildir. İbn Kayyim’in düşüncesinde şifa, insanın sevgi, irade, bilgi, korku, ümit ve amel arasındaki dengesini yeniden kurmasıdır.
Bu noktada onun düşüncesinin en önemli kavramlarından biri qalb-i selîm, yani selim kalptir.
Selim kalp, yalnızca günahlardan uzak duran kalp değil; hakikati tanıyabilen, doğruyu sevebilen ve sevdiği hakikat doğrultusunda iradesini harekete geçirebilen kalptir.
Son Yıllarda Yeniden Keşfedilmesi
İbn Kayyim’in bugünkü görünürlüğü ile kendi dönemindeki konumunu birbirinden ayırmak gerekir.
Modern dönemde eserlerinin yeniden basılması, farklı dillere çevrilmesi ve İslâm düşüncesi, ahlâk, tasavvuf, hukuk, psikoloji ve tıp tarihi gibi farklı alanlarda araştırılması onun şöhretini büyük ölçüde artırmıştır.
Bu bakımdan İbn Kayyim’in iki hayatından söz etmek mümkündür: XIV. yüzyılda yaşamış âlim İbn Kayyim ve modern dünyanın yeniden keşfettiği İbn Kayyim.
Onu bugün yeniden ilgi çekici hâle getiren şeylerden biri de insanın iç dünyasına ilişkin sorularının hâlâ canlılığını korumasıdır. Sevgi ile bağımlılık arasındaki sınır, arzunun insan üzerindeki hâkimiyeti, iradenin zayıflaması, korku ve ümit arasındaki denge, insanın neyi sevdiği ve sevdiği şey tarafından nasıl biçimlendiği gibi sorular, yüzyıllar sonra da anlamını korumaktadır.
Bu nedenle İbn Kayyim yalnızca geçmişte yaşamış bir Hanbelî âlim olarak değil, insanın kalbine ilişkin ısrarlı sorular sormuş bir düşünür olarak da okunabilir.
Ölümü
İbn Kayyim el-Cevziyye 751/1350 yılında Dımaşk’ta vefat etti. Cenazesi Bâbü’s-Sağîr Mezarlığı’na defnedildi.
Ardında çok sayıda eser, yetiştirdiği öğrenciler ve özellikle İbn Teymiyye çizgisinin sonraki kuşaklara aktarılmasında belirleyici bir miras bıraktı.
Fakat onun mirasının tamamını yalnızca mezhep ve hukuk tarihi içinde aramak eksik kalır. Kalbin hastalıkları, sevginin insan üzerindeki gücü, ruhun terbiyesi, irade ve ahlâk arasındaki ilişki, aşkın insanı dönüştürmesi ve insanın sevdiği şeyin biçimine dönüşmesi üzerine yazdıkları, onu daha geniş bir düşünce ve edebiyat tarihinin de konusu hâline getirir.
Belki İbn Kayyim’in bütün eserlerini birbirine bağlayan en kısa cümle şudur:
İnsan, kalbinin yöneldiği şeyle biçimlenir.
Bu yüzden onun eserlerinde aşk yalnızca aşk değildir; şiir yalnızca şiir değildir; hastalık yalnızca hastalık değildir.
Hepsi sonunda aynı yere çıkar:
Kalbe.