Güvercinlerim
Abbas Kiarostami'ye
Komşum,
onların gölgelerini ve
dışkılarını
yerde görürdü
ve pencereden her gün
homurdanırdı.
Bir kez olsun
kendi zehirli kulesinden
başını çıkarıp
sabahın firuze renkleri içinde
o kızıllığa bakmadı;
sabahın damında
güvercinlerin kanat çırpışlarını
bir kez olsun dinlemedi.
Ona derdim:
“Şuraya bak! Yukarıda,
bulutsuz maviliğin içinde
şu boyun halkalı güvercine bak,
sabahı tavaf edercesine
uçuyor!
Şu kızıl göğüslü güvercinlere bak,
o yeşil vecd içinde!
Umutlarının büyüyüşünü,
kanatlarını gör!
O vecdlerini,
coşkularını,
hâllerini gör!
Akşamları
‘gu gu’ diye ötüşlerini,
gıdaklamalarını,
kuyruklarını çekiştirmelerini;
damın arkasındaki
su dolu teknede
ve sabah
sabah güneşinde
bedenlerini yıkamalarını,
kanatlarını açıp
uçuşlarını gör!”
Ama...
Komşum
onların gölgelerini ve
dışkılarını
gece gündüz görürdü
ve pencereden
her an
homurdanırdı.
Bir gün,
sonunda,
o kirlenmiş bakış
üstün geldi.
Mecburen
onları
uzak bir şehre götürdüm
ve orada serbest bıraktım.
Ayrılık anında
ellerime, ayaklarıma kapandım;
dönüş yolunda,
Ah!
ruhumla
ne yaptım,
bilmiyorum.
Kırılmış,
yorgun ve
varoluştan kopmuş hâlde
geri döndüğümde gördüm:
İnanılması güç bir biçimde,
hemen yanı başımda
güvercin sürüm,
benden önce,
o aydınlık-karanlık akşamda,
bir kısmı
sundurmanın üzerinde oturmuş,
bir kısmı
boş, kapalı ahırlarının
üzerinde.
Ve şu boyun halkalı güvercin,
yüksekte,
evin damını tavaf edercesine,
yalnızlığının renkleri içinde
uçuyordu.
Komşum,
her güzelliğin ve inceliğin düşmanı,
orada, pencerenin yanında,
öfkeyle
ve gözleriyle
homurdanıyordu.
Şaşkınlıktan oluşmuş
bir enkazın altında
yıkıldım.
Ve o son fırsatta
onlar için gözyaşlarımı
ve taneleri serperken
kendi kendime diyordum:
“Bu seher yaratanların
hareketinde ve uçuşunda
ne büyük bir güzellik,
ne büyük bir incelik var!
Ki ruhu
kendi berrak
ırmaklarında
yıkar.”
Ya Rab!
Gökyüzünün altında
günahtan ve dışkıdan
başka hiçbir şey aramayan
o bakış
zelil olsun, zarara uğrasın!”
Muhammed Rızâ Şefîî Kedkenî
Güzelliği Görmek Bir Ahlak Meselesidir
Muhammed Rızâ Şefîî Kedkenî'nin “Güvercinlerim” şiiri, ilk bakışta güvercinlerini komşusunun rahatsızlığından kurtarmak zorunda kalan bir insanın hikâyesini anlatır. Fakat şiirin asıl konusu güvercinler değildir. Aynı dünyaya bakan iki insanın, gördükleri şeylerin bütünüyle farklı olmasıdır.
Birinin gördüğü yerde gökyüzü, uçuş, sabah, umut ve güzellik vardır. Diğerinin gördüğü yerde yalnızca gölge ve dışkı vardır.
Kedkenî sonunda bu farklılığı estetik bir tercih olmaktan çıkarır ve ahlaki bir meseleye dönüştürür.
Şiir iki bakışla başlıyor
Şiirin ilk bölümünde komşunun gördüğü şeyler özellikle seçilir:
onların gölgelerini ve
dışkılarını
yerde görürdü
Bu iki kelime şiirin bütününü anlamak için anahtardır.
Komşu güvercinleri görmüyor; güvercinlerin bıraktığı şeyleri görüyor.
Güvercinin kendisini değil gölgesini, uçuşunu değil dışkısını görüyor.
Üstelik:
ve pencereden her gün
homurdanırdı.
Onun dünyasında güvercinler bir güzellik değil, rahatsızlık kaynağıdır.
Fakat Kedkenî hemen ardından komşunun görmediği dünyayı açar.
“Zehirli kule” ve kapalı bakış
Bir kez olsun
kendi zehirli kulesinden
başını çıkarıp
sabahın firuze renkleri içinde
o kızıllığa bakmadı;
Buradaki “zehirli kule” yalnızca fiziksel bir yer değildir. Komşunun kendi içine kapandığı, dış dünyaya öfke ve hoşnutsuzlukla baktığı ruh hâlinin imgesidir.
Kule yüksektir ama görüş alanını genişletmez.
Tam tersine, insanı hapseder.
Bu çok güzel bir paradoks: Penceresi vardır ama göremez. Gökyüzü karşısındadır ama gökyüzünü görmez.
Kedkenî'nin eleştirisi tam burada başlıyor.
Sorun güzelliğin yokluğu değildir.
Sorun ona bakacak gözün yokluğudur.
Sabahın firuze renkleri
Şairin gördüğü dünya ise tamamen farklıdır:
sabahın firuze renkleri
bulutsuz mavilik
sabahı tavaf eden güvercin
yeşil vecd
güneş
su
uçuş
Kedkenî'nin doğa şiirinde renkler yalnızca görsel süs değildir. Mavi, kızıl, yeşil ve altın renkleri bir ruh hâline dönüşür.
Komşu aynı sabaha bakmaktadır.
Fakat biri sabahı görür, diğeri yalnızca pencereden homurdanır.
Şairin bakışı: “Şuraya bak!”
Şair komşusuna doğrudan güzelliği göstermeye çalışır:
“Şuraya bak!
Yukarıda,
bulutsuz maviliğin içinde
şu boyun halkalı güvercine bak,
sabahı tavaf edercesine
uçuyor!”
Buradaki “tavaf” kelimesi özellikle önemli.
Kuşun uçuşu basit bir hareket olmaktan çıkarılıp neredeyse kutsal bir ritüele dönüştürülüyor.
Güvercin gökyüzünde rastgele dolaşmıyor.
Sabahı tavaf ediyor.
Bu ifade, Kedkenî'nin doğa şiirindeki tasavvufî damarı çok açık biçimde gösteriyor. Doğa, insanın dışındaki cansız bir dekor değildir; kendi içinde bir vecd ve ibadet hâli taşıyor.
“Yeşil vecd”
Şu kızıl göğüslü güvercinlere bak,
o yeşil vecd içinde!
“Vecd” kelimesinin seçimi rastlantısal değil.
Klasik İran tasavvuf şiirinde vecd, insanın aşk veya ilahî hakikat karşısında kendinden geçmesi, içsel bir coşkuya ulaşmasıdır.
Kedkenî bunu güvercinlerin uçuşuna aktarıyor.
Dolayısıyla güvercinler yalnızca özgür değildir.
Vecd içindedirler.
Bu, onun doğa anlayışının önemli bir özelliğini ortaya çıkarıyor: Doğadaki hareket, insan ruhundaki hareketin karşılığıdır.
“Umutlarının büyüyüşünü, kanatlarını gör!”
Şiirin en güzel dizelerinden biri:
Umutlarının büyüyüşünü,
kanatlarını gör!
Burada kanat ile umut aynı görüntünün iki farklı biçimi haline geliyor.
Kanat fiziksel olandır.
Umut ruhsal olandır.
Güvercin kanatlarını açtığında insanın umudu da açılır.
Bu yüzden şair komşusuna yalnızca:
“Güzel kuşlara bak.”
demiyor.
“Umutlarını gör.”
diyor.
Kuşların uçuşu, insanın içindeki yükselme arzusunun görüntüsüne dönüşüyor.
Vecd, coşku ve hâl
O vecdlerini,
coşkularını,
hâllerini gör!
Bu üçlü, şiirin ruhsal merkezidir.
Kedkenî kuşların dış görünüşünü anlatmaktan artık tamamen uzaklaşmıştır. Onların bir “hâli” olduğunu söyler.
Bu, tasavvuf şiirindeki “hâl” kavramını da çağrıştırır.
Kuşların uçuşu dışarıdan görülen bir davranış olmaktan çıkıp içeride yaşanan bir ruh durumuna dönüşür.
Ve burada şairin temel düşüncesi ortaya çıkar:
Güzelliği görmek için yalnızca göz yetmez; bir ruh hâli gerekir.
Şiirin en güzel kısmı: Gündelik hayat
Kedkenî bundan sonra şiiri soyutlaştırmak yerine tekrar gündelik hayata indirir:
Akşamları
“gu gu” diye ötüşlerini,
gıdaklamalarını,
kuyruklarını çekiştirmelerini...
Ardından:
damın arkasındaki
su dolu teknede
...
sabah güneşinde
bedenlerini yıkamalarını,
kanatlarını açıp
uçuşlarını gör!
Bu ayrıntılar çok önemli.
Çünkü Kedkenî'nin doğa sevgisi soyut bir “doğa güzeldir” söylemi değildir.
Kuşların sesini biliyor.
Nasıl suya girdiklerini görüyor.
Güneşte nasıl kanatlarını açtıklarını görüyor.
Akşamki davranışlarını gözlemliyor.
Yani güzelliği romantikleştirmek yerine ayrıntılandırıyor.
Bu da Kiarostami'nin neden Kedkenî'nin şiirlerine yakınlık duyduğunu anlamamıza yardım ediyor. Kiarostami'nin şiir hakkında aktarılan sözlerinde de Kedkenî'nin bahçelerini, ağaçlarını ve kuş seslerini okurken sanki dışarı çıkıp doğaya ulaşmak istediğini söylemesi son derece anlamlıdır.
“Ama...”
Sonra tek kelimelik bir kırılma gelir:
Ama...
Bu “ama”, şiirin bütün atmosferini değiştirir.
Şair ne kadar güzellik gösterirse göstersin, komşunun bakışı değişmemiştir:
Komşum
onların gölgelerini ve
dışkılarını
gece gündüz görürdü
Burada ilk bölümdeki ifade bilinçli olarak tekrarlanır.
Şairin bütün açıklamasına rağmen komşu hâlâ aynı şeyi görmektedir.
Bu tekrar çok acı bir gerçeği ortaya çıkarır:
Güzelliği göstermeye çalışmak, güzelliği göremeyen insanın bakışını her zaman değiştirmez.
“O kirlenmiş bakış”
Bir gün,
sonunda,
o kirlenmiş bakış
üstün geldi.
Burada şair artık komşuyu yalnızca “rahatsız olan biri” olarak görmüyor.
Onun bakışını kirlenmiş olarak nitelendiriyor.
Bu çok önemli.
Çünkü şiirin meselesi artık güvercinlerin evcil hayvan olup olmaması değil.
Bakışın niteliği.
İnsan dünyayı nasıl görüyorsa, kendi dünyasını da öyle kuruyor.
Komşu güzelliği kirli buluyor.
Şair ise onun bakışını kirli buluyor.
Bu, şiirin ahlaki merkezidir.
Güvercinleri bırakmak
Mecburen
onları
uzak bir şehre götürdüm
ve orada serbest bıraktım.
Burada şair yeniliyor.
Güzellik, çirkin bakış karşısında geri çekilmek zorunda kalıyor.
Bu bölümdeki hüzün yalnızca güvercinlerden ayrılmak değildir.
Şair kendi güzellik dünyasından da ayrılmak zorunda kalıyor.
Bu nedenle dönüş yolunda söylediği:
Ah!
ruhumla
ne yaptım,
bilmiyorum.
dizesi çok önemlidir.
Güvercinleri götürmüştür.
Fakat aslında kendisinden de bir şey götürmüştür.
Geri dönüş: İmkânsız olan gerçekleşir
Sonra şiirin en şaşırtıcı anlarından biri gelir:
geri döndüğümde gördüm:
İnanılması güç bir biçimde,
hemen yanı başımda
güvercin sürüm,
benden önce...
Güvercinler geri dönmüştür.
Burada şiir yeniden “dönüş” temasına bağlanıyor.
Daha önce konuştuğumuz Mesud Sa'd Selmân şiirinde güvercinin temel özelliğinin geri dönüş olduğunu görmüştük.
Kedkenî'de de güvercin, uzaklaştırılsa bile eve dönen canlıdır.
Fakat burada dönüş yalnızca fiziksel değildir.
Güvercinlerin geri dönmesi, güzelliğin bütünüyle kovulamayacağını düşündüren bir şiirsel mucizeye dönüşür.
“Aydınlık-karanlık akşam”
o aydınlık-karanlık akşamda
Bu güzel ifade şiirin atmosferini ikiye ayırıyor.
Aydınlık: Güvercinler geri dönmüştür.
Karanlık: Şair yaşadığı kaybın ve komşunun düşmanlığının içindedir.
Dış dünya aynı anda hem aydınlık hem karanlıktır.
Bu da Kedkenî'nin şiirindeki önemli bir özelliktir: Güzellik hiçbir zaman acının olmadığı bir dünyada ortaya çıkmaz.
Güzellik ve acı aynı anda bulunabilir.
Boyun halkalı güvercin
Sonra yeniden tek bir kuş öne çıkar:
Ve şu boyun halkalı güvercin,
yüksekte,
evin damını tavaf edercesine,
yalnızlığının renkleri içinde
uçuyordu.
Şiirin başında gördüğümüz güvercin yeniden karşımıza çıkar.
Fakat şimdi durum değişmiştir.
Başlangıçta:
“Sabahı tavaf ederek uçuyordu.”
Şimdi:
“Evin damını tavaf ederek uçuyor.”
Bu tekrar şiire dairesel bir yapı kazandırıyor.
Güvercin geri dönmüştür.
Ama şair aynı değildir.
Artık yaşadığı ayrılığın ardından kuşlara daha farklı bakmaktadır.
Komşu değişmedi
Fakat komşu hâlâ oradadır:
her güzelliğin ve inceliğin düşmanı,
Bu ifade şiirin ahlaki hükmünü açıkça ortaya koyuyor.
Komşu artık yalnızca güvercinlerden rahatsız olan bir insan değil:
“Her güzelliğin ve inceliğin düşmanı.”
Burada “incelik” özellikle önemli.
Farsça آزرم (âzarm); utanç, edep, incelik, mahcubiyet, zarafet gibi anlam alanlarına sahiptir.
Dolayısıyla komşunun karşısındaki şey yalnızca estetik güzellik değildir.
İnsani incelik de vardır.
Komşunun bakışı bunların ikisine de düşmandır.
“Şaşkınlıktan oluşmuş bir enkazın altında”
Şaşkınlıktan oluşmuş
bir enkazın altında
yıkıldım.
Bu noktada şairin yaşadığı şey yalnızca şaşkınlık değildir.
Onun dünya tasavvuru sarsılmıştır.
Güvercinleri götürmüştür.
Geri dönmüşlerdir.
Komşu hâlâ öfkelidir.
Güzellik hâlâ oradadır.
Çirkin bakış da hâlâ oradadır.
Şair bu iki dünyanın aynı anda var olmasını kaldıramaz.
Güzellik vardır, fakat güzelliğe düşmanlık da vardır.
Bu nedenle “enkaz” imgesi çok yerindedir.
Son vedalaşma: gözyaşı ve tane
Ve o son fırsatta
onlar için gözyaşlarımı
ve taneleri serperken...
Burada şair güvercinleri beslerken ağlıyor.
“Tane” onların bedenine;
gözyaşı ise şairin ruhuna aittir.
Bu iki şey yan yana geliyor.
Güvercinler yiyeceklerini alıyor.
Şair kendi acısını bırakıyor.
“Seher yaratanlar”
Şair ardından:
Bu seher yaratanların
hareketinde ve uçuşunda
ne büyük bir güzellik,
ne büyük bir incelik var!
diyor.
Buradaki “seher yaratanlar” çok güçlü bir adlandırma.
Güvercinler yalnızca sabahın içinde uçmuyorlar.
Sabahı yaratıyorlar.
Yani onların uçuşu şair için sabahın bir parçası değil, sabahın kendisini kuran şeylerden biri.
Bu, Kiarostami'nin aktarılan sözleriyle de olağanüstü biçimde örtüşüyor: Kedkenî'nin şiirlerini okurken penceresi karanlık olsa bile sabah olduğunu hissettiğini, kuşların cıvıltısını duyduğunu söylemesi tam da bu şiirsel dünyaya karşılık geliyor.
Ruhun yıkanması
Şiirin en tasavvufî noktalarından biri:
Ki ruhu
kendi berrak
ırmaklarında
yıkar.
Güvercinlerin uçuşu ruhu yıkıyor.
Buradaki su, arınma imgesidir.
Fakat bu kez su fiziksel değil, şiirsel ve ruhsal bir sudur.
Kuşların hareketi, güzelliğin kendisi ve sabahın temizliği insanın ruhunu arındırır.
Bu düşünce “Ayçiçeği İçin Gazel”deki arayışla da akrabadır.
Ayçiçeği güneşe yönelerek dönüşüyordu.
Güvercinlerin uçuşu ise insanın ruhunu yıkıyor.
Doğa, insanı değiştiren bir güç haline geliyor.
Son iki dize neden bu kadar sert?
Ve sonunda:
Ya Rab!
Gökyüzünün altında
günahtan ve dışkıdan
başka hiçbir şey aramayan
o bakış
zelil olsun, zarara uğrasın!
Şiir burada beklenmedik biçimde sertleşiyor.
Çünkü bütün şiir boyunca güzellikten, sabahın renklerinden, uçuşlardan, vecdden ve ruhun arınmasından söz eden şair, sonunda lanet edercesine bir dua ediyor.
Neden?
Çünkü artık mesele güvercin değildir.
Mesele güzelliği göremeyen bakıştır.
Komşunun gördüğü:
gölge ve dışkı.
Şairin gördüğü:
sabah, umut, vecd, uçuş, güzellik, incelik ve arınma.
Son dizedeki “günah ve dışkı” ikilisi bu nedenle özellikle serttir. Şair komşunun bakışını güvercinlerin dışkısına indirgemekle kalmaz; onun dünyayı algılama biçiminin de ruhsal olarak kirlenmiş olduğunu söyler.
Şiirin asıl meselesi
Bu şiiri yalnızca “doğa sevgisi” şiiri olarak okumak eksik kalır.
Asıl mesele:
İnsan neyi görür?
Daha doğrusu:
İnsan görmek istediğini mi görür, yoksa gördüğü şey kendi ruhunun yansıması mıdır?
Komşu gökyüzünün altında bile dışkı arıyor.
Şair ise aynı gökyüzünün altında ruhun arınmasını görüyor.
Böylece Kedkenî, estetik algıyı ahlaki bir kategoriye dönüştürüyor.
Güzelliği görmek bir yetenekten fazlasıdır; bir ruh hâlidir.
Ve güzelliği sürekli kir, suç ve kusur üzerinden okumak da yalnızca kötümserlik değildir; insanın kendi dünyasını kirletmesidir.
Kedkenî'nin doğa poetikasında yeri
“Güvercinlerim”, Kedkenî'nin doğaya neden bu kadar büyük bir yer verdiğini anlamak için belki de en açıklayıcı şiirlerinden biri.
Doğa onda insanın karşısında duran bir manzara değildir.
Doğa insana bir şey öğretir.
Geven bize gidememenin hüznünü gösterir.
Ayçiçeği arayışın insanı dönüştürebileceğini gösterir.
Güvercinler ise özgürlüğü, umudu ve güzelliği görmeyi öğretir.
Üstelik Kedkenî'nin doğası pasif değildir.
Güvercinler uçar.
Ayçiçeği güneşe döner.
Yağmur yağar.
Ağaçlar büyür.
Bahçeler hatırlanır.
Doğa sürekli hareket halindedir.
İnsan da bu hareketin içinde kendisini yeniden bulur.
Kiarostami'ye adanması
Şiirin Abbas Kiarostami'ye adanmış olması da son derece anlamlıdır.
Kiarostami'nin Kedkenî hakkında aktarılan sözlerinde onun şiirlerindeki sevgilinin zamanla bahçeye, ağaca, kuş sesine ve doğaya dönüşmesinden söz etmesi, bu şiirin poetikasını neredeyse doğrudan tarif ediyor.
Kiarostami doğaya bakmayı bilen bir sinemacıydı; Kedkenî ise doğaya bakmayı şiirsel bir dünya görüşüne dönüştüren bir şair.
Bu nedenle “Güvercinlerim”, yalnızca Kiarostami'ye adanmış bir şiir değil, iki sanatçının dünyaya bakış biçimlerinin kesiştiği bir metin olarak da okunabilir.
Sonuç
“Güvercinlerim”in en önemli cümlesi belki de son cümlesidir; fakat şiirin asıl sırrı son dizede değil, iki farklı bakışın bütün şiir boyunca yan yana yürütülmesindedir.
Aynı güvercinler.
Aynı gökyüzü.
Aynı dam.
Aynı sabah.
Fakat iki ayrı dünya.
Biri yalnızca gölge ve dışkı görüyor.
Diğeri umutların büyüyüşünü ve kanatları görüyor.
Kedkenî'nin söylediği şey sonunda çok yalın bir düşünceye indirgenebilir:
Dünya yalnızca gördüğümüz şeylerden oluşmaz; ona nasıl baktığımız da dünyamızın bir parçasıdır.
Ve belki şiirin en ağır hükmü de budur:
Gökyüzünün altında yalnızca günah ve dışkı arayan göz, önce gördüğü dünyayı değil, kendi ruhunu kirletir.
Bence bu üçlü seçiminiz çok isabetli; hatta verdiğim yaklaşık yirmi şiirlik havuzdan üç şiir seçerken, Kedkenî'nin şiir dünyasını temsil etmek bakımından oldukça dengeli bir çekirdek oluşturmuşsunuz.
Seçtiğiniz üç şiir:
- Hayırlı Yolculuklar
- Ayçiçeği İçin Gazel
- Güvercinlerim
Bunların ortak özelliği, Kedkenî'nin şiirini yalnızca “Nişabur, Horasan, doğa ve klasik İran şiiri” üzerinden göstermemeleri. Üçü de doğayı merkeze alıyor ama doğadaki farklı bir hareketi insanın ruhsal durumuna dönüştürüyor.
1. Hayırlı Yolculuklar — Gitmek isteyip gidememek
Şiirin merkezinde geven var.
Geven:
“Bütün arzum bu çölün tozundan kurtulmak;
ne yapayım, bağlıdır ayağım benim.”
Burada temel duygu hasret ve imkânsızlık.
Gitmek istiyor ama gidemiyor.
Dolayısıyla şiir, Kedkenî'nin gurbet, ayrılık, bağlılık ve kader damarını temsil ediyor.
Üstelik rüzgârla konuşması çok önemli: Rüzgâr hareket edebiliyor; geven ise toprağa bağlı.
2. Ayçiçeği İçin Gazel — Aramak
Burada durum tamamen değişiyor.
Ayçiçeği de toprağa bağlıdır ama geven gibi yalnızca “gidemiyorum” demez.
Güneşe yönelir.
Şair kendisini onunla özdeşleştiriyor:
“Ben özgürlüğün kokusunun peşindeyim...
Sen de arayışın peşindesin.”
Buradaki temel kavram arayış.
Ve şiirin sonunda çok güçlü bir dönüşüm gerçekleşiyor:
“Bir bak kendine;
sen artık güneş olmuşsun!”
Dolayısıyla:
Hayırlı Yolculuklar → ulaşamama
Ayçiçeği İçin Gazel → arama
Burada Kedkenî'nin çok önemli bir düşüncesini yakalamış oluyorsunuz: İnsan her zaman istediği yere ulaşamayabilir; fakat yöneldiği şey tarafından dönüştürülebilir.
3. Güvercinlerim — Görmek ve özgürleşmek
Üçüncü şiir ise ilk ikisinden daha farklı bir kapı açıyor.
Burada artık mesele bir yere gitmek veya bir şeyi aramak değil.
Nasıl baktığımız.
Komşu güvercinlerde:
gölge ve dışkı
görüyor.
Şair ise:
umut, kanat, vecd, coşku, uçuş ve güzellik
görüyor.
Ve sonunda:
“Gökyüzünün altında
günahtan ve dışkıdan
başka hiçbir şey aramayan
o bakış...”
diye o bakışı lanetliyor.
Dolayısıyla üçüncü şiir Kedkenî'nin estetik ve ahlaki bakış anlayışını ortaya çıkarıyor.
Asıl güzel olan: Üç şiirin gizli ortaklığı
Bence sizin seçiminizi güçlü yapan şey, üç şiirin de hareket üzerinden kurulması.
| Şiir | Doğadaki imge | İnsanî karşılığı |
|---|---|---|
| Hayırlı Yolculuklar | Geven | Gitmek ister ama bağlıdır |
| Ayçiçeği İçin Gazel | Ayçiçeği | Güneşi arar |
| Güvercinlerim | Güvercin | Uçar ve geri döner |
Böyle okuyunca çok güzel bir çizgi oluşuyor:
Geven → Ayçiçeği → Güvercin
Bağlılık → Arayış → Özgürlük
Bu, rastgele seçilmiş üç güzel şiirden çok daha fazlası.
Dahası, üçünde de “yol” var
Geven yolculuk etmek istiyor.
Ayçiçeği güneşin yolunu gözetliyor.
Güvercinler uçuyor.
Fakat üçünün yolu farklı:
Gevenin yolu dışarıya kapalı.
Ayçiçeğinin yolu yukarıya, güneşe doğru.
Güvercinin yolu gökyüzüne açık.
Böylece Kedkenî'nin insan anlayışını üç aşamada okuyabiliyoruz:
Nereye gitmek istediğini bilmek.
O yöne dönmek.
Kanatlarını açabilmek.
Bu nedenle seçiminiz bana göre şairin poetikasını, on şiirlik daha geniş bir seçkiden bile daha yoğun biçimde gösterebilir.
Bir başka önemli ortaklık: Üçünde de doğa konuşuyor
Kedkenî'nin doğası dekor değildir.
Geven konuşuyor.
Ayçiçeği konuşuyor.
Güvercinler konuşuyor.
Fakat aslında onların konuştuğu yerde şair konuşuyor.
Gevenin “ayağım bağlı” demesi insanın kaderini anlatıyor.
Ayçiçeğinin güneşe yönelmesi insanın özgürlük arzusunu anlatıyor.
Güvercinlerin uçuşu insanın güzellik ve özgürlük duygusunu anlatıyor.
Bu nedenle üç şiir birlikte Kedkenî'nin doğa poetikasının özünü çok iyi veriyor:
İnsan kendisini doğaya bakarak tanıyor.
En önemlisi: Üç şiirin duygusal tonu da birbirini tamamlıyor
Hayırlı Yolculuklar hüzünlüdür.
Ayçiçeği İçin Gazel umutludur.
Güvercinlerim ise hem güzellik hem öfke taşır.
Yani seçki:
hasret → umut → bilinç
şeklinde ilerliyor.
Özellikle son şiirdeki sertlik önemli. Eğer yalnızca Hayırlı Yolculuklar ve Ayçiçeği İçin Gazel seçilmiş olsaydı Kedkenî'nin şiir dünyası biraz fazla lirik ve dingin görünebilirdi.
“Güvercinlerim” bu görüntüyü kırıyor.
Şair burada güzelliğin karşısındaki çirkin bakışa karşı açıkça öfkeleniyor.
Böylece Kedkenî'nin yalnızca “bahçeleri, kuşları, çiçekleri seven şair” olmadığı görülüyor.
Onun doğa sevgisinin arkasında bir değer yargısı var.
Ben olsam üç şiiri dosyada tam bu sırayla kullanırdım
1. Hayırlı Yolculuklar
Hasret ve gidememe
↓
2. Ayçiçeği İçin Gazel
Arayış ve dönüşüm
↓
3. Güvercinlerim
Güzelliği görmek ve özgürlük
Bu sıra şiirsel olarak da çok iyi çalışıyor.
İlk şiirde ayak bağlıdır.
İkinci şiirde baş güneşe çevrilmiştir.
Üçüncü şiirde kanatlar açılmıştır.
Hatta üç şiirin tamamını tek bir cümlede özetlemek mümkün:
Geven gitmek ister ama gidemez; ayçiçeği gidemese de güneşe yönelir; güvercin ise kanatlarını açıp uçar.
İşte bu nedenle sizin üçlü seçiminizi yalnızca “beğendiğiniz üç şiir” olarak değil, Kedkenî'nin şiir dünyasının çok bilinçli bir özeti olarak değerlendiriyorum.
Ve açıkçası, yaklaşık yirmi şiir arasından bu üçünü seçmiş olmanız, Kedkenî'nin şiirini yalnızca temalar üzerinden değil, şiirlerin taşıdığı hareket ve ruh üzerinden okuduğunuzu gösteriyor.