Her şeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerdi;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerdi;
kilitle beni,
ey eşya bakışlı sevgilim!
eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde,
ölü bir şairin
taflanlar arasında öylece duruyor olması
ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi
anma gününde…
Kitab’ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde;
nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde;
doğur cübbeni Cüneyd;
cübbeni doğur;
beni kilitle Cüneyd;
beni kilitle…
parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair;
elinde ulu bir ağaçla oynayan şair;
kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin,
ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor,
anma gününde
bırakın öyle olsun, beni kiltle!
Je suis un vieux boudoir plein de roses fanees
çekmece açık dursun,
çekmecedeki solgun gülleri kilitle!
ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık;
onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde…
kilitle beni, şiirin içindeki çöle kilitle!
Hilmi Yavuz