Ey Yakınan Kişi
Ey yakınan kişi! Neyin var ki böyle sızlanıyorsun?
Gerçekten hasta olsan hâlin nice olurdu?
Yeryüzündeki suçluların en kötüsü,
Daha yolculuk vakti gelmeden ondan korkan nefistir.
Güllerde yalnız dikenleri görür,
Üzerlerini taçlandıran çiğ tanelerini göremezsin.
Hayatı ağır bir yük sanan için,
Hayat gerçekten ağır bir yüke dönüşür.
Ruhu güzellikten yoksun olan,
Varlıkta hiçbir güzellik göremez.
Yaşamı acı sayandan daha bedbaht kim vardır?
Öyle ki sevinçleri bile gereksiz sanır.
Hayatın en bilge insanları,
Onu doğru yorumlayanlardır.
Öyleyse sabahın tadını çıkar; içinde bulunduğun sürece.
Onun bir gün sona ereceğinden korkma; çünkü sen de son bulacaksın.
Başına bir keder çökerse,
Onu fazla kurcalama; yoksa büyür, uzar gider.
Dağ kuşları hayatın sırrını kavramışken,
İnsanın bundan habersiz kalması utançtır.
Bak; tarlalar onların değil,
Yine de orayı oyun ve dinlenme yeri edinmişler.
Şakıyorlar...
Gökyüzüne şahin hâkim olduğu,
Avcılar yollarını tuttuğu hâlde.
Şakıyorlar...
İçlerinden kimileri canlı yakalanıyor,
Kimileri ise vurulup düşüyor.
Şakıyorlar...
Ömürleri bir yılı bile bulmazken;
Sen uzun yıllar yaşayacakken niçin ağlıyorsun?
Şafakta dalların üzerinde,
Sevginin ve vecdin ilahilerini okurlar.
Bazen toprağa iner,
Tane toplarlar yahut kuyruklarını sürüyerek dolaşırlar.
Dallar ne zaman sessizliğe bürünse,
Kanat çırpar; dalları bile sallandırırlar.
Akşam güneşi tepeleri altına boyayınca,
Üzerlerinde durup gün batımıyla söyleşirler.
Öyleyse sen de kuşlar gibi,
Sıcak vakitlerde gölge aradığın gibi neşeyi ara.
Onlardan tabiatı sevmeyi öğren;
İnsanların boş sözlerini bırak.
Çünkü insanların ayıplamasından korkan,
Her yüzde yeni bir ayıplayıcı bulur.
Sen sonunda da başında da toprağın çocuğusun;
İster hükümdar ol, ister hor görülen bir kul.
Göğün altında hiçbir canlı için sonsuzluk yoktur;
Öyleyse neden imkânsızın peşinden koşarsın?
Her yıldızın bir gün batışı vardır;
Yıldızın felaketi, batmaktan korkmasıdır.
Gülün bahçedeki sonu solmaktır;
Öyleyse bilge ol ve solmayı vakti gelmeden kabullen.
Yeryüzünde bir gölge bulursan,
O kayboluncaya kadar serinliğine sığın.
Gökyüzü kapkara bulutlarla örtülse bile,
Ovaları diriltecek yağmuru bekle.
Gözyaşlarını tüketenlere de ki:
"Ağlamak, yüreğinizdeki ateşi söndürdü mü?"
Biz bu dünyaya acı çekmek için gelmedik;
Artık akıl sahiplerinin aklını rahat bırakın.
Kim kederleri yüreğinde biriktirirse,
Sonunda o kederler onu ezip tüketir.
Yuvasında şakıyan bir bülbül ol;
Kafeste bile zincirleri umursamayan.
Toprakta durmadan kurt kovalayan bir karga,
Yahut harabeler için ağlayan bir baykuş olma.
Toprakta berrakça akan bir dere ol;
Geçtiği iki yanı da sulayan.
Yıldızlar onda yıkansın,
Her varlık onda kendi yansımasını bulsun.
Suyu hapseden bir kap olma;
Yoksa o su çamura dönüşür.
Şafakla birlikte çiçekleri okşayan,
Kimi zaman güneş, kimi zaman esinti ol.
Karanlıkta yeryüzünü feryatla dolduran
Yakıcı çöl rüzgârı olma.
Gece olunca ormanlara, nehirlere, tepelere ve ovalara
Yoldaşlık eden bir yıldız ol.
Dünyayı karanlığa boğan,
İnsanların üzerine perde çeken gece olma.
Ey yakınan kişi! Neyin var ki böyle sızlanıyorsun?
Güzel ol ki, varlığı da güzel göresin.
İliyya Ebû Mâdî
Bu şiir, yalnızca "iyimser ol" diyen bir nasihat metni değildir. İlk bakışta öyle görünse de, aslında insanın gerçekliği nasıl algıladığı üzerine kurulmuş felsefî bir şiirdir. İliyâ Ebû Mâdî burada hayatı değil, hayata bakan gözü sorgular.
Şiirin ilk beyti, bütün metnin anahtarını verir:
Ey yakınan kişi! Neyin var ki böyle sızlanıyorsun?
Gerçekten hasta olsan hâlin nice olurdu?
Şair, acıyı küçümsemez. Asıl eleştirdiği, henüz başına gelmemiş felaketleri yaşayarak bugünü tüketen insandır. Hemen ardından gelen:
Yeryüzündeki en büyük suçlu, yolculuk vakti gelmeden yolculuktan korkan nefistir.
beyti, modern psikolojinin "beklenti kaygısı" (anticipatory anxiety) dediği durumu anlatır. İnsan çoğu zaman yaşadığı acılardan değil, yaşayabileceğini düşündüğü acılardan yıpranır.
Gül ve diken
Şiirin en meşhur imgelerinden biri şudur:
Güllerde yalnız dikeni görürsün;
Üzerindeki çiğ tanelerini göremezsin.
Burada diken kötülüğü, çiğ ise güzelliği temsil etmez. Çünkü ikisi de aynı gülün üzerindedir.
Yani dünya aynı dünyadır.
İnsanlardan biri dikeni görür.
Bir başkası çiğ damlasını.
Şair, dünyanın değil, bakışın değişmesi gerektiğini söyler.
"Ruhu güzel olmayan..."
Belki de şiirin en derin beyti şudur:
Ruhu güzellikten yoksun olan,
Varlıkta hiçbir güzellik göremez.
Bu, dış dünyanın insanın iç dünyasından bağımsız algılanamayacağını söyler.
Kıskanç biri herkesin kötü niyetli olduğuna inanır.
Merhametli biri aynı dünyada iyiliği fark eder.
Şüpheci biri herkesi sahtekâr sanır.
Yani insan, dünyayı olduğu gibi değil, kendisi gibi görür.
Bu düşünce hem tasavvufta hem de modern psikolojide güçlü biçimde vardır.
Kuşlar neden şiirin merkezinde?
Şiirin ortasında uzun uzun kuşlardan söz edilir.
İlk bakışta bu bölüm gereksiz gibi görünür.
Oysa şiirin omurgası burasıdır.
Kuşlar;
• avcıların varlığını bilir,
• şahinin gökte dolaştığını bilir,
• ömürlerinin çok kısa olduğunu bilir.
Buna rağmen şarkı söylemeye devam ederler.
Çünkü yaşamayı, ölüm korkusuna feda etmezler.
İnsan ise çoğu zaman tam tersini yapar.
Henüz gelmemiş yarınların korkusuyla bugünü yaşayamaz.
"Her yıldız batar"
Şair ölümü romantikleştirmez.
Tam tersine onu tabiatın değişmez kanunu olarak kabul eder.
Her yıldızın batışı vardır.
Yıldızın felaketi, batmaktan korkmasıdır.
Muhteşem bir benzetmedir.
Batmak yıldızın felaketi değildir.
Çünkü batış zaten kaçınılmazdır.
Felaket, kaçınılmaz olana karşı sürekli korkuyla yaşamaktır.
Bu düşünce, Stoacı filozofların kader anlayışıyla şaşırtıcı derecede örtüşür.
Akan su ile durgun su
Şair sonlara doğru iki insan tipi çizer.
Birincisi:
Berrak bir dere ol.
Dere akar.
Hayat verir.
Başkalarını besler.
İkincisi:
Suyu hapseden kap olma.
Çünkü duran su çamura dönüşür.
Bu yalnızca tabiat benzetmesi değildir.
İnsan sevgisini,
öfkesini,
acısını,
hatıralarını,
hep içinde tutarsa zamanla ruhu da durgun su gibi kokmaya başlar.
Yaşamak biraz da akabilmektir.
Final neden bu kadar güçlü?
Şiir şu dizeyle biter:
كن جميلاً تر الوجود جميلاً
"Güzel ol ki, varlığı da güzel göresin."
Bu dize çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Şair "Dünya güzeldir." demez.
"Dünyada kötülük yoktur." da demez.
Şunu söyler:
Senin ruhun güzellik üretebiliyorsa, dünya sana yalnızca acılardan ibaret görünmeyecektir.
Bu, kör bir iyimserlik değil; insanın algısının ahlâkî ve ruhsal yapısıyla şekillendiğini söyleyen derin bir görüştür.
Şiirin zayıf yönü var mı?
Edebî açıdan şiir çok güçlüdür; ancak düşünsel olarak tek tartışmalı yanı, acının toplumsal ve gerçek nedenlerini zaman zaman geri plana itmesidir. Yoksulluk, savaş, hastalık veya adaletsizlik gibi somut acılar karşısında yalnızca "bakış açını değiştir" demek yeterli değildir.
Yine de Ebû Mâdî'nin amacı bunları inkâr etmek değildir. O, insanın değiştiremeyeceği şeyler karşısında ruhun özgürlüğünü koruyabileceğini savunur. Bu yönüyle şiir, hem romantik bir lirizm hem de Stoacılığa, tasavvufa ve modern psikolojinin bazı yaklaşımlarına yaklaşan evrensel bir hayat felsefesi sunar. Bu yüzden de, aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ en çok okunan Arap şiirlerinden biri olmayı sürdürmektedir.