Elden Geldiğince
18 Aralık 2012
hiç olmazsa şunu dene
elden geldiğince: Rezil etme onu
kalabalığın sürtüşmelerinde
koşuşturmalarda, gevezeliklerde.
Rezil etme onu sürükleyerek,
dolaştırarak, teşhir ederek öyle,
yabancı bir yüke dönüşünceye kadar
o gündelik budalalıklarında
ilişkilerin ve alışverişlerin.
Konstantinos Kavafis
Çeviri: H.Millas-Ö.İnce

Hayatı Kuramıyorsan, Onu Harcama
Kavafis’in bu şiiri ilk bakışta bir hayat tavsiyesi gibi görünür: İnsan hayatını istediği biçimde kuramıyorsa, en azından onu başkalarının gürültüsü içinde tüketmemelidir. Fakat şiirin asıl ağırlığı “nasıl yaşamalı?” sorusundan çok, insanın kendi hayatına karşı taşıdığı sorumluluk üzerindedir. Kavafis burada büyük bir mutluluk reçetesi sunmaz; daha mütevazı, hatta daha acı bir öneride bulunur: Hayatını istediğin gibi biçimlendiremiyorsan bile onu değersizleştirme.
Şiirin başlangıcındaki “Dilediğin gibi kuramıyorsan hayatını” sözü belirleyicidir. Buradaki “kurmak” fiili hayatı yalnızca yaşamak anlamına gelmez. Hayat, kurulabilecek bir yapı olarak düşünülür. İnsan kendi hayatının mimarı olma arzusundadır; fakat her zaman bunu gerçekleştiremez. Koşullar, ilişkiler, zorunluluklar, toplum, ekonomik gerçeklikler ve kişinin kendi zaafları bu kuruluşu engelleyebilir.
Kavafis bu noktada romantik bir özgürlük düşüncesine sığınmaz. “İstediğin gibi yaşa, her şeyi değiştir” demez. Tam tersine, hayat üzerinde mutlak denetimimizin olmadığını kabul ederek başlar. Şiirin olgunluğu biraz da buradadır. İnsan bazen istediği hayatı kuramaz. Fakat bu başarısızlık, hayatının geri kalanını da rastgele tüketmesi için mazeret değildir.
Buradan şiirin en önemli kelimesine geçilir:
“Hiç olmazsa…”
Bu iki kelime şiirin bütün ahlâkını belirler. Büyük olanı gerçekleştiremiyorsan, küçük ama temel bir şeyi koru. Hayatının tamamını istediğin biçimde kuramıyorsan, en azından onu rezil etme.
“Rezil etmek” burada oldukça sert bir ifadedir. Kavafis “zedeleme”, “boşa harcama” ya da “mahvetme” diyebilirdi. “Rezil etmek” ise insanın kendi hayatını başkalarının gözünde küçük düşürmesinden daha fazlasını anlatır: Hayatın kendi öz değerini düşürmek. Kişi, yaşayamadığı hayatın acısıyla baş edemeyip elindeki hayatı da bayağılaştırabilir.
Şairin özellikle seçtiği alan ise “kalabalığın sürtüşmeleri / koşuşturmalarda / gevezeliklerde” ortaya çıkar. Bunlar sıradan hayatın üç farklı biçimidir. “Kalabalık” insanın bireyselliğini eriten toplumsal alanı; “koşuşturma” amaçsız ve sürekli hareket hâlini; “gevezelik” ise anlam üretmeyen söz kalabalığını temsil eder.
Burada Kavafis’in eleştirisi toplum içinde yaşamaya değil, hayatın başkalarının hareketleri tarafından işgal edilmesine yönelir.
İkinci bölümde bu düşünce daha da sertleşir:
“Rezil etme onu sürükleyerek,
dolaştırarak, teşhir ederek öyle…”
Hayat artık kişinin sahip olduğu içsel bir değer olmaktan çıkıp teşhir edilen bir nesneye dönüşür. “Sürüklemek”, kişinin hayatını bilinçli biçimde yönlendirmediğini; “dolaştırmak”, onu sürekli dışarıya açtığını; “teşhir etmek” ise hayatın mahremiyetini ve özgünlüğünü kaybettiğini düşündürür.
Burada çok çağdaş bir anlam da ortaya çıkar. İnsan bazen hayatını gerçekten yaşamaktan çok sergilemeye başlar. Kimlerle görüştüğü, nerelere gittiği, ne yaptığı, ne söylediği, başkaları tarafından nasıl algılandığı giderek hayatın kendisinin önüne geçer. Kavafis'in şiiri sosyal medya çağından çok önce yazılmış olsa da “teşhir” kelimesi bugün olağanüstü güncel bir anlam kazanıyor. İnsan kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp kendi hayatının seyircisi ve vitrini hâline gelebiliyor.
Şiirin en çarpıcı dönüşü ise şurada:
“yabancı bir yüke dönüşünceye kadar”
Hayatın “yabancı”laşması, şiirin en derin psikolojik noktasıdır. İnsan kendi hayatını öylesine başkalarının beklentilerine, gündelik ilişkilerin zorunluluklarına ve anlamsız meşguliyetlere teslim edebilir ki sonunda yaşadığı hayatı kendisine ait hissetmemeye başlar.
Buradaki “yük” de önemlidir. Hayat normalde insanın taşıdığı bir şeydir; fakat kişi onu yanlış biçimde yaşadığında hayat, insanın taşıdığı anlamlı bir varlık olmaktan çıkıp taşımak zorunda kaldığı bir ağırlığa dönüşür.
Ve Kavafis bu dönüşümün kaynağını açıkça gösterir:
“o gündelik budalalıklarında
ilişkilerin ve alışverişlerin.”
“İlişkiler” ve “alışverişler” sözcükleri birlikte kullanıldığında şiirin kapsamı genişler. “Alışveriş” yalnızca ticari alışveriş değildir; insanlar arasındaki bütün karşılıklılıkları, hesapları, beklentileri ve çıkar ilişkilerini çağrıştırır. Böylece insanın hayatı, sürekli bir şeyler aldığı ve verdiği bir sosyal dolaşıma indirgenir.
“Gündelik budalalıklar” ise özellikle acımasız bir ifadedir. Çünkü Kavafis büyük kötülüklerden değil, küçük ve sıradan budalalıklardan söz eder. İnsan hayatını çoğu zaman büyük trajediler yüzünden değil, her gün tekrarlanan önemsiz şeyler yüzünden tüketebilir.
Şiirin trajedisi tam burada ortaya çıkar: Hayatı mahveden şey her zaman büyük bir felaket değildir. Bazen hayat, küçük şeylere sürekli olarak teslim edilerek kaybedilir.
Bu nedenle şiirde büyük bir olay yoktur. Ölüm, aşk acısı, savaş, yoksulluk veya dramatik bir ayrılık anlatılmaz. Bunun yerine kalabalıklar, koşuşturmalar, gevezelikler, ilişkiler ve alışverişler vardır. Kavafis’in dünyasında insanı tüketen şey çoğu zaman hayatın olağan gürültüsüdür.
Fakat şiiri yalnızca bir “kalabalıklardan uzak dur” çağrısı olarak okumak eksik olur. Kavafis insanlara sırt çevirmeyi değil, kendi hayatının merkezini kaybetmemeyi öneriyor. Mesele toplumdan çekilmek değil; insanın kendisini toplumun içinde kaybetmemesidir.
Bu yüzden şiirin temelinde bir tür içsel asalet düşüncesi vardır. Hayat istediğin gibi değilse bile, onu başkalarının beklentileri uğruna ucuzlatma. Mutlu olamıyorsan bile kendini bayağılaştırma. Büyük bir hayat kuramıyorsan bile elindeki hayatı kalabalığın tüketimine bırakma.
Şiirin tonu da dikkat çekicidir: Öğretici olmaktan çok sakin ve hüzünlüdür. Kavafis insana “hayatını mutlaka istediğin gibi kurabilirsin” diye teselli vermez. Aksine, bunun mümkün olmayabileceğini baştan kabul eder. Fakat tam da bu kabulden bir etik çıkarır:
İnsanın özgürlüğü, hayatının bütün koşullarını belirleyebilmesinde değil; koşulların elinden alamadığı şeyi koruyabilmesindedir.
Bu nedenle şiirin en güçlü tarafı, başarısızlık karşısında önerdiği tavırdır. Hayatını istediğin gibi kuramadığında iki seçenek vardır: Ya hayal kırıklığının ardından onu rastgele tüketirsin ya da hiç olmazsa ona sahip çıkarsın. Kavafis ikinci yolu seçer.
Son dizedeki “ilişkilerin ve alışverişlerin” ifadesi de şiiri bireysel bir öğütten daha geniş bir yere taşır. Çünkü insanın kendi hayatını kaybetmesi çoğu zaman başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde gerçekleşir. Başkalarını memnun etmek, onların beklentilerine uymak, sürekli görünür olmak, sürekli konuşmak, sürekli bir şeyler yapmak derken insan kendi hayatının ne olduğunu unutabilir.
Kavafis’in uyarısı bu yüzden son derece yalındır ama serttir:
Hayatını istediğin gibi yaşayamıyorsan bile, onu başkalarının gürültüsüne teslim etme.
Şiirin karanlık tarafı, insanın hayatını her zaman istediği biçimde kuramayacağını kabul etmesidir. Umut veren tarafı ise şudur: Bütün hayatını değiştiremesen bile, onun nasıl değersizleşeceğine dair hâlâ bir seçimin vardır.