Edward Stachura: Babam Dirilecek ve Dünyayı Beraber Gezeceğiz

Şair: Edward Stachura

“Buraya babasının mezarına geleceği düşüncesiyle geliyordu. Bir keresinde babasının ‘dirileceğini ve birlikte dünyayı dolaşacağımızı’ söylemişti.”


Baba: Mezarın Başındaki Babadan “Başlangıç”taki Baba’ya

Edward Stachura'nın son dönemini anlamak için “Baba” kelimesinin izini sürmek, belki de bütün bu dönemin en derin damarlarından birini ortaya çıkarıyor. Çünkü Stachura'nın metinlerinde baba önce biyografik bir kişi, sonra ölümün karşısındaki kayıp, ardından Tanrı'nın bir adı ve nihayet başlangıç ile son arasındaki geçişi sağlayan metafizik bir güç haline geliyor.

Bu dönüşüm birdenbire gerçekleşmiş görünmüyor. Son haftalardaki günlükler, Pogodzić się ze światem (Dünya ile Uzlaşmak) ve ölümünden sonra bulunan List do pozostałych (Geri Kalanlara Mektup) birlikte okunduğunda, “baba” sözcüğünün anlam alanının giderek genişlediği görülüyor.

Ölmüş babanın dirilişi

Stachura'nın 3 Nisan 1979'da Varşova–Toruń trenine binerken taşıdığı düşünceyi annesi Jadwiga şöyle aktarıyor:

“Buraya babasının mezarına geleceği düşüncesiyle geliyordu. Bir keresinde babasının ‘dirileceğini ve birlikte dünyayı dolaşacağımızı’ söylemişti.”

Bu söz, Stachura'nın ölümünden yalnızca birkaç ay önceki ruhsal durumunu anlamak bakımından olağanüstü önemlidir. Çünkü burada ölüm, babayı oğlundan kesin olarak ayıran nihai olay değildir. Tam tersine, diriliş babayla yeniden buluşmanın şartıdır.

Daha da önemlisi, yeniden buluşma tasavvuru durağan değildir. “Babam dirilecek ve onu göreceğim” demez; “birlikte dünyayı dolaşacağız” der.

Bu ifade Stachura'nın bütün hayatını kuşatan yolculuk motifiyle birleşir. Dünya onun için yerleşilecek bir mekândan çok, yürünecek, aranacak, anlamı keşfedilecek bir alandır. Dolayısıyla baba da ölümden sonra yeniden “yol arkadaşı” olacaktır.

Bu açıdan söz, yalnızca babaya duyulan özlem değil, kaybedilmiş bir hayatın ölümden sonra yeniden kurulması hayalidir.

Mezar, baba ve annenin kendi ölümünü göstermesi

3 Nisan'daki olaydan sonra Stachura'nın annesinin yanına, Łazieniec'e dönmesi bu nedenle ayrıca önem kazanır.

30 Mayıs'ta annesiyle Aleksandrów'daki mezarlığa gider. Annesi mezarları tek tek bilir; kim nerede yatıyor, ne zaman ve neden öldü, oğluna anlatır. Sonra kendi mezarını da gösterir:

“Bana nerede yatacağını gösterdi. Kendi annesiyle birlikte. Bütün bunları normal bir şekilde anlattı. Her şeye ve ölüme alışmış.”

Burada Stachura'nın önünde üç kuşaklık bir ölüm manzarası vardır: ölmüş baba, kendi ölümünü bilen anne ve ölümün eşiğinde duran oğul.

Annenin tavrı Stachura'nın tavrından tamamen farklıdır. O ölümden kaçmaya çalışmaz. “Ölümden kimse kendini kurtaramaz; ölüm adildir” diyerek ölümü hayatın doğal düzeni içinde kabul eder.

Stachura ise aynı ölüm karşısında sürekli bir anlam aramaktadır.

Bu nedenle annesiyle mezarlıkta yaşanan sahne, onun son dönemindeki temel soruyu somutlaştırır:

Ölüm ayrılık mıdır, yoksa başka bir buluşmanın başlangıcı mı?

Biyolojik babadan Tanrısal Baba'ya

Stachura'nın son dönem günlüklerinde “Baba” kelimesinin anlamı burada değişmeye başlar.

16 Haziran'da şöyle der:

“Bütün kitaplarım, şiirlerim ve düzyazılarım Tanrı'ya edilmiş dualardı.”

Fakat onun Tanrısı geleneksel teolojik adlarla sınırlı değildir. Tanrı'ya “Cudne manowce”, “Widok nad widoki”, “Zjawa realna”, “Biała lokomotywa”, “Kropka nad ypsylonem” gibi şiirsel adlar verir.

Bu noktada Stachura'nın dünyasında Tanrı, hayatın dışında duran soyut bir yaratıcı olmaktan çıkar; onun bütün hayatı boyunca aradığı, farklı isimlerle çağırdığı “Bilinmeyen”in merkezi haline gelir.

11 Haziran'daki günlükte ise bu arayışın çocukluğa kadar uzandığını söyler:

“İnek güderken önce gündüz gökyüzüne, sonra gece gökyüzüne bakmaya başladım ve içimde sonsuzluk, ebediyet, Bilinmeyen kavramları tohumlandı.”

Dolayısıyla Tanrı'nın Baba olarak belirmesi, son haftalarda ortaya çıkmış basit bir dinî söylem değildir. Çocukluktan beri süren sonsuzluk ve Bilinmeyen arayışının son aşamasıdır.

“Baba beni çekti”

List do pozostałych bu dönüşümü en yoğun biçimine ulaştırır:

“çünkü başlangıçta durdum, çünkü Baba beni çekti ve sonda duracağım ve ölümü tatmayacağım.”

Burada “Baba” artık açık biçimde metafizik bir figürdür.

Dikkat edilirse Baba'nın yaptığı şey “öldürmek” değildir.

“Çekmek”tir.

Lehçedeki pociągnął mnie Ojciec, “Baba beni kendisine doğru çekti” anlamını da taşır. Bu nedenle ölüm, Stachura'nın kendi anlatısında yalnızca kendisinin gerçekleştirdiği bir eylem olarak görünmez; bir çağrının, bir çekimin sonucuna dönüşür.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Şair “ölüme gidiyorum” demekten çok:

“Baba beni çekiyor.”

demektedir.

Böylece intihar düşüncesinin öznel deneyimi, onun zihninde metafizik bir çağrıya dönüştürülür.

“Başlangıç” ve “son”

Bu cümlenin en önemli kelimelerinden biri de “başlangıç”tır.

8 Temmuz'da Stachura şöyle yazar:

“Hiç Kimse İnsan ortadan kayboldu. Büyük Tesellicim ortadan kayboldu. Korkusuz olan ve her şeyi bilen o kişi ortadan kayboldu. Başlangıçta duran kişi ortadan kayboldu.”

İki hafta sonra son şiirde ise:

“başlangıçta durdum, çünkü Baba beni çekti…”

Bu iki kayıt yan yana getirildiğinde çok belirgin bir hareket ortaya çıkar.

Stachura önce “başlangıçta duran kişiyi” kaybeder.

Bu kişi onun “Człowiek-nikt” — Hiç Kimse İnsan dediği varoluş biçimidir. O kişi korkusuzdur, her şeyi bilir ve büyük bir tesellicidir.

Kaybolduğunda Stachura:

“Kim kaldı? Ben kimim?”

diye sorar.

Son şiirde ise “başlangıç” yeniden ortaya çıkar.

Ama bu kez başlangıçta duran Stachura değildir yalnızca.

Baba onu başlangıca çekmektedir.

Dolayısıyla “Baba”, kaybolan Hiç Kimse İnsan'ın yerini dolduran ya da onu yeniden çağıran metafizik merkez gibi görünür.

“Hiç Kimse İnsan” ile Baba arasındaki bağ

Bu noktada Stachura'nın son dönemindeki en önemli dönüşümlerden biri belirginleşir.

“Hiç Kimse İnsan” onun için sıradan bir takma ad değildir. Kendisinin dünyadan bağımsız, korkusuz, her şeyi bilen, varoluşun sırrına yaklaşmış hali gibidir.

8 Temmuz'da:

“Büyük Tesellicim ortadan kayboldu.”

der.

Ve hemen ardından:

“Başlangıçta duran kişi ortadan kayboldu.”

Son şiirde ise:

“Baba beni çekti.”

Bu nedenle şöyle bir okuma yapılabilir:

Hiç Kimse İnsan kaybolduğunda Stachura'nın içindeki eski metafizik bütünlük de kaybolmuştur. “Baba” ise onu yeniden başlangıca çağıran güç haline gelir.

Bu, biyografik babanın Tanrı'ya basitçe dönüştürülmesi değildir. Daha karmaşık bir süreçtir: kaybedilmiş baba imgesi, kaybedilmiş bütünlük ve aranan Tanrı aynı ruhsal alanda birbirine yaklaşmaktadır.

Diriliş fikri

Bu noktada annesinin “babam dirilecek” sözü daha da önem kazanıyor.

Çünkü Stachura'nın son şiirinde ölümün karşısına sürekli dönüşüm ve yeniden doğuş imgeleri çıkar:

“dönüşebilme imkânı”

“eğer tohum ölürse meyve vereceğine dair küçücük bir güven kıvılcımı”

“çarmıha gerildim”

“noli me tangere”

“ölümü tatmayacağım.”

Bunlar birbirinden bağımsız ifadeler gibi görünse de aynı sembolik alanın parçalarıdır.

Özellikle “noli me tangere”, dirilmiş İsa'nın Mecdelli Meryem'e söylediği sözle bağlantılıdır. Böylece Stachura'nın son şiirindeki “çarmıh”, “Baba” ve “ölümü tatmamak” ifadeleri Hristiyan diriliş sembolizmine açık biçimde yaklaşır.

Fakat Stachura'nın Hristiyanlığı geleneksel doktrin halinde yaşadığını söylemek de doğru olmaz.

O, kendi Tanrı dilini kurar.

Tanrı:

Harikulade Çıkmaz Yollar'dır.
Manzaraların Manzarası'dır.
Gerçek Hayalet'tir.
Beyaz Lokomotif'tir.
İpsilonun Üzerindeki Nokta'dır.

Dolayısıyla onun “Baba”sı da kilisenin sistematik teolojisinden çok kişisel bir mistik deneyimin Tanrısıdır.

Gerçek baba ile “Baba” arasındaki mesafe

Burada özellikle dikkatli olmak gerekir.

Stanisław Stachura ile şiirdeki “Ojciec”in aynı kişi olduğunu söylemek için elimizde yeterli kanıt yoktur.

Hatta baba-oğul ilişkisine dair biyografik malzeme, bu ilişkinin karmaşık olduğunu gösterir. Bu nedenle:

“Stachura babasını Tanrılaştırdı.”

demek fazla basit ve kanıtlanamaz bir yorum olur.

Daha doğru olan, biyografik babanın son dönem metafizik Baba imgesinin duygusal arka planlarından biri olabileceğini söylemektir.

Çünkü elimizde aynı anda şu unsurlar bulunuyor:

Stachura'nın babasının mezarına gitmek istemesi,

babasının dirileceğini ve birlikte dünyayı dolaşacaklarını söylemesi,

annesinin kendi mezarını oğluna göstermesi,

Stachura'nın Tanrı'yı baba olarak düşünmeye başlaması,

“Baba beni çekti” demesi,

“başlangıç” kavramının tekrar tekrar ortaya çıkması,

ve sonunda:

“ölümü tatmayacağım.”

demesi.

Bunları birbirinden kopuk görmek zor.

Asıl dönüşüm

Bu yüzden Stachura'nın son dönemindeki “Baba”yı üç katmanlı düşünmek daha doğru görünüyor.

İlk katmanda Stanisław Stachura, ölmüş babadır. Oğul onun mezarına gitmek ister ve onun dirileceğini, yeniden birlikte yürüyeceklerini düşünür.

İkinci katmanda baba, ölümün ayırdığı kişinin yeniden kavuşulabilecek bir figüre dönüşmesidir. Burada “diriliş” düşüncesi ortaya çıkar.

Üçüncü katmanda ise biyografik baba aşılır ve Baba, Stachura'nın bütün varoluşunu kendisine doğru çeken Tanrısal güç haline gelir.

Bu yüzden son şiirde artık:

“Babam dirilecek.”

yoktur.

Bunun yerine:

“Baba beni çekti.”

vardır.

Bu iki cümle arasındaki fark çok büyük.

İlkinde oğul babanın dirilmesini beklemektedir.

İkincisinde Baba oğlunu kendisine çekmektedir.

Yani hareket yönü tersine dönmüştür.

İlkinde oğul babaya kavuşmak için dünyaya gider.

Sonunda Baba oğulu dünyanın ötesine, “başlangıç”a doğru çeker.

Ve Stachura bu hareketin sonucunu:

“ölümü tatmayacağım”

diye adlandırır.

İşte gerçek babadan Tanrısal Baba'ya dönüşümün en yoğun noktası burasıdır.

Fakat trajik çelişkiyi unutmamak gerekir

Bütün bunları yalnızca “Stachura ölümden sonra hayata inanıyordu” diye okumak da eksik kalır.

Çünkü aynı günlüklerde:

“İntiharı cehennemimden kurtuluş olarak sık sık düşünüyorum.”

der.

“Burada, yeryüzünde var olmam için bir neden görmüyorum.”

der.

“Bu tatsızlık, beni bütünüyle ele geçiren bu tatsızlık, en korkuncu.”

der.

Yani metafizik umut ile dayanılmaz dünyevi acı aynı anda vardır.

Stachura'nın trajedisi tam da burada ortaya çıkar.

Bir tarafta:

“Baba beni çekti.”

öte tarafta:

“Burada bana artık ihtiyaç yokmuş gibi görünüyor.”

Bir tarafta:

“ölümü tatmayacağım.”

öte tarafta:

“Ölüme doğru çıkılamaz mı?”

Bir tarafta diriliş umudu, diğer tarafta ölümden kurtuluş arzusu.

Bu nedenle List do pozostałych, basitçe bir “intihar mektubu” değildir. Ölmek isteyen bir insanın, kendi ölümünü anlamlandırmak için kurduğu son metafizik dildir.

Ve “Baba” bu dilin merkezindedir.

Stachura'nın gerçek babasının mezarına gitme düşüncesiyle başlayan yol, son şiirde “Baba beni çekti” cümlesine ulaşır. Biyografik baba böylece ortadan kaybolmaz; fakat “Baba” imgesinin içine çekilerek daha büyük, daha soyut ve daha dinsel bir figüre dönüşür.

Bence Stachura'nın son döneminin en sarsıcı paradoksu da budur: Hayatı boyunca dünyayı dolaşmak isteyen adam, ölümün eşiğinde babasıyla yeniden dünyayı dolaşmayı hayal eder; fakat son şiirinde artık dünyada yürüyen kendisi değil, Baba tarafından “başlangıca” çekilen kişidir.