Umutsuzluktan yaratılmış şair: Edward Stachura ve en güzel sözleri
“Onu tanıyan insanlar, bir yerde bulunduğu zaman orada bütün varlığıyla bulunduğunu söylerlerdi. Ama çok çabuk da çekip gidebilirdi. ‘Ben çıkıyorum, beni durdurmayın’ derdi.” Edward Stachura’nın yeğeni, gazeteci ve Sens dergisinin genel yayın yönetmeni Monika Stachura, onu böyle anlatıyordu. Bu yaklaşımın izlerini eserlerinde de kolayca bulmak mümkün. Kendini yazarlığına öylesine bütünüyle veriyordu ki, eserlerinin yayına hazırlanması sırasında editörlerle tek bir kelime için bile mücadele edebiliyordu. Aynı zamanda onunla da çok çabuk vedalaştı. Zira intihar ederek öldüğünde henüz yalnızca 42 yaşındaydı.
Edward Stachura denince akla gelen ayrılmaz unsurlardan biri kot pantolonu ve kot ceketi; söylenene göre, daha sonra yazar olacak Zyta Oryszyn ile yaptığı düğününde bile kot pantolon giymişti. Eserlerinin ayrılmaz unsuru ise kendi ilkeleri ve kurallarıydı. Edebiyat tarihçisi ve eleştirmen Jakub Beczek, şairin kapsamlı Cała jaskrawość adlı külliyatının girişinde bunu onun “süper gücü” olarak nitelendirmiştir:
“Edward Stachura kendine özgü, son derece özgün ve aynı zamanda son derece bulaşıcı bir üslup yarattı. Öyle ki, birkaç parçasını okuduktan sonra bile Stachura gibi düşünmeye ve konuşmaya başlıyoruz. ‘Cudne manowce’, ‘zjawa realna’, ‘potęga’, ‘zagłada’ ya da ‘Santa Polonia’ gibi pek çok ifade hemen kulağa yerleşiyor. Hatta Stachura’nın kendisi de Jarosław Iwaszkiewicz gibi konuşuyordu. Twórczość dergisinin uzun yıllar genel yayın yönetmenliğini yapan Iwaszkiewicz, onun yazarlığındaki açıklığı, hatta muhtemelen ‘Skamandrit’ yönü, daha ilk anda fark etmiş ve takdir etmişti.”
Stachura’nın eserleri bağlamında “açıklık” pek de kendiliğinden anlaşılır bir nitelik değildir. Bu açıklık her şeyden önce ilk dönem eserlerinde görülebilir; daha sonraki, en çok okunan ve sevilen eserleri ise belirgin bir gölge çizgisiyle örtülüdür. Zaten bütün hayatı, ara durumların bulunmadığı uçlar üzerinde kuruluydu. Henryk Bereza, Stachura’nın yaptığı işe “yaşam-yazımı” (życiopisanie) derdi. Onun eserlerini tanımlamak için bundan daha isabetli bir ifade bulmak gerçekten zordur. Dolayısıyla Stachura’nın yazarlığının özünü anlayabilmek için biyografisinin derinliklerine inmek gerekir. Robert Rient, aşağıda okuyabileceğiniz yazısında onun hayatının çizgilerini çok güzel biçimde ortaya koymuştur.
Şiirler, şarkılar yazıyor, sürekli notlar tutuyordu. Şarkı söylüyor, gitar çalıyor; şiirlerini dost toplantılarında okumayı seviyordu. Eserleri bir yandan lirik, diğer yandan da Monika Stachura’nın yerinde bir ifadeyle “delikanlılık ve gölge çizgisi” taşıyan, bir tür serseri-çapkın havasına sahipti. Robert Rient ise onun için “Umutsuzluktan yapılmıştı” diye yazmıştı.
Ölümünden sonra, dünyada kendisini yalnızca “rahatsız” hisseden biri olarak gençliğin idolüne dönüştü. Bugün eserlerine yeniden döndüğümüzde, onların karmaşıklığı karşısında bir kez daha hayran kalmamak mümkün değil. İşte belleğimizin derinliklerinde tuttuğumuz eserlerinden birkaç alıntı:
“Gerçek hayatın tadını, yalnızlık tünelinden sürünerek geçmemiş olan bilmez.”
“Düşüncelerim seninle ilgileniyor. Senin iznin olmadan da, senin izninle de.”
“Yerinde dururken de yolunu kaybedebilirsin.”
— Edward Stachura, Günlükler. Gezi Defterleri 1
“Aşk hakkında konuşulmaz. Aşk ifade edilir. Sözle de elbette; ama bu, sayısız tezahüründen, sözsel tezahürlerinden yalnızca biridir ve bunun en iyisi olduğunu söylemezdim.”
— Edward Stachura, Günlükler. Gezi Defterleri 1
“Kesinlikle böyledir: Bir başkasıyla, birlikte yaşanan şey, iki kez yaşanır.”
— Edward Stachura, Günlükler. Gezi Defterleri 1
“Yoluna sarsılmaz biçimde devam et, düşleri de bana bırak. Önünde yol olduğu ve sen kendin geride kaldığın sürece hiçbir şey kaybedilmiş değildir, hiçbir şey sona ermiş de değildir.”
— Edward Stachura, Şarkılar
“İnsanlar arasında her ne sona eriyorsa, demek ki hiçbir zaman başlamamıştır. Gerçekten başlamış olsaydı, sona ermezdi. Sona erdi, çünkü başlamadı. Gerçekten başlayan hiçbir şey ise asla sona ermez.”
— Edward Stachura, Fabula rasa. Dağınık Söyleşilerden
“Bırakın herkes kendi aklıyla akıllı olsun; ben de kendi aşkımla aptal olayım.”
— Edward Stachura, Siekierezada
“Sahip olduğum her şey onun içinde âşık.”
— Edward Stachura, Siekierezada
“Tek başımayken kendimi çok güvende hissediyorum. En çok o zaman. Kendi başıma kendimle olmak bana çok iyi geliyor. Beni keşfedecek olana hemen şunu söylerim: Arada sırada biraz çekip gidersem bana kızmasın.”
— Edward Stachura, Öyküler
“Dağların, denizlerin ve nehirlerin olması, binlerce şükür. İlkbaharın, yazın ve sonbaharın olması, binlerce şükür. Kışın olması, binlerce şükür. Tarlaların, ormanların, güneşin ve gölgeli ormanların olması, binlerce şükür. Köpeklerin, ineklerin ve keçilerin olması, binlerce şükür. Yerin ve göğün olması, bulutların olması, binlerce şükür. Belki kar yağacak olması, binlerce, binlerce şükür.”
— Edward Stachura, Cała jaskrawość
“Kısaca söyleyeceğim. Kendimi seviyorum ve olduğum hâliyle hayatımı korkunç derecede, sınırsızca seviyorum. Üzgün olduğumda, başka hiçbir üzüntü onunki gibi değildir. Neşeli olduğumda da başka hiçbir neşe onunki gibi değildir.”
— Edward Stachura, Öyküler
“Bunun tam olarak farkına varsaydın, ucuz, bayağı ya da pahalı, seçkin, incelikli teselliler, zevkler ve avuntular aramayı bırakırdın. Kendini durmadan ve tekrar tekrar herhangi bir şeyle, her şeyle uyuşturmaktan vazgeçerdin; sağa, sola ve ortada savrulup durmayı bırakırdın; durmayı, hareketsizce bütün dünyanın karşısında, yüz yüze, göz göze durmayı ve hiçbir şey beklememeyi denerdin.”
— Edward Stachura, Fabula rasa. Dağınık Söyleşilerden
“Mümkün olan en yumuşak, en uysal ama sonuna kadar giden bir isyancıydım. Sonuna kadar gittim. Fazla mı ileri gittim? İnsanların bütün talihsizliklerini dünyadan kaldırmak istedim. Ve çıldırdım.”
— Edward Stachura, Günlükler. Gezi Defterleri 2
“— Peki ne söylemem gerekiyor?
— Her zaman bir şey söylemek gerekiyor mu? Gürültü etmek gerekiyor mu? Söyleyecek hiçbir şey yoksa ne söylenebilir?”
— Edward Stachura, Fabula rasa
“Gerçekten yaşamak, yaşamak ve buna yaşam adını bile vermemektir. Ne gereği var? Hayatın kendisine hayat demeye ihtiyacı var mı? Ve hayat yaşamak istiyor mu? Hayat ne yaşamak ister ne de istemez. Hayat yaşar.”
— Edward Stachura, Fabula rasa
“Çok uzun zamandır insanın kolayca çıldırabileceğini biliyordum. Hiç de zor değil. Ama bunun böylesine korkunç derecede kolay olduğunu düşünmemiştim. Zamanla bunu gittikçe daha iyi anlamaya başladım. Öyle ki şimdi bir bilmece sorabilirim: Dünyadaki en kolay şey nedir? Çıldırmak! Peki ikinci bilmece: Dünyadaki en zor şey nedir? Çıldırmamak!”
— Edward Stachura, Cała jaskrawość