Abdullah b. Revâha Şiirleri: Şiirinde Savaştığı Gibi Mûte'de de Savaşıp Şehit Düşen Şair Sahabe

Şair: Abdullâh Bin Revaha

12 Eylül 2026

Abdullah b. Revâha'nın şiirleri bize bütünlüğünü koruyan müstakil bir divan hâlinde ulaşmamıştır. Şiir ve şiir parçaları siyer, megāzî, tarih, tabakat ve edebiyat kaynaklarına dağılmış durumdadır. Bu sebeple onun şiirlerini ortaya çıkarmak, tek bir divanı okumaktan ziyade farklı kaynaklarda korunmuş mısraları yeniden bir araya getirmeyi gerektirir.

Velîd Kassâb'ın çalışması Abdullah b. Revâha'ya nispet edilen 37 şiir parçasını ve toplam 217 beyti bir araya getirmiştir. Modern şiir kataloglarında ise kayıt sayısı 39'a kadar çıkmaktadır. Aradaki fark, bazı parçaların aynı şiirin farklı rivayetleri olmasından ve bazı şiirlerin başka şairlere de nispet edilmesinden kaynaklanır.

Bu nedenle burada “tamamı” sözü, bütün nispet meselelerinin kesin olarak çözüldüğü anlamında değil, günümüze ulaşmış ve tespit edilebilmiş şiir malzemesinin mümkün olduğunca tamamı anlamında kullanılmaktadır.

Şiirinde Arzuladığı Şehadete Mûte'de Ulaşan Şair

Abdullah b. Revâha'nın şiirlerinde savaş, ölüm ve şehadet yalnızca uzak bir ihtimal olarak geçmez. Şair, nasıl bir ölüm arzuladığını açıkça söyler:

“Ya da kanımı dökecek bir vuruş isterim.
Kılıç ya da mızrakla deşilip çıkmış ciğerim.
Ta ki beni gören samimice desin:
Şu savaşçıya Allah rahmet eylesin...”

Bu sözler, Mûte'deki sonuyla birlikte düşünüldüğünde daha da çarpıcı bir anlam kazanır. Abdullah b. Revâha, şiirinde tasvir ettiği savaşçı ölümünden kaçmamış; cephede savaşırken, kanını dökecek bir darbe ve Allah yolunda bir şehadet arzulayan şair, sonunda gerçekten savaş meydanında şehit düşmüştür.

Üstelik şiirinin sonunda kendi nefsine söylediği sözler, onun ölüm karşısındaki tavrını bütün açıklığıyla ortaya koyar:

“Ey nefis, çarpışmasan da bir gün öleceksin.
İşte ölüm güvercini yaklaşıverdi...”

Ve hemen ardından Mûte'nin en meşhur şehadet tasvirlerinden biri gelir:

“Nefsim, bir isteksizlik var sende,
Savaşacaksın dilesen de dilemesen de.
Hani çoktandır yoktu sende ölüm korkusu,
Ca‘fer, ne güzel geliyor Cennet kokusu...”

Burada şiir ile hayat arasındaki mesafe neredeyse ortadan kalkar. Şiirinde savaştığı gibi cephede de savaştı; şiirinde arzuladığı gibi şehadeti aradı ve Mûte'de şehit oldu. Şairin sözleri, hayatının sonuna gelindiğinde yalnızca bir edebî tasvir olmaktan çıktı; kendi kaderinin ifadesine dönüştü.

Bu yüzden Abdullah b. Revâha'nın şiirlerine bakarken yalnızca “ne söylediğine” değil, söylediği sözlerin sonunda nasıl bir hayat sürdüğüne de bakmak gerekir. Onun şiirini sıra dışı kılan noktalardan biri tam da budur: Sözünü meydanda sınamış, şiirinde taşıdığı ruhu Mûte'de hayatıyla tamamlamıştır.


1. Hidayetin şahidi

Arapça

شَهِدتُ بِإِذنِ اللَهِ أَنَّ مُحَمَّداً
رَسولُ الَّذي فَوقَ السَمَواتِ مِن عَلُ

وَأَنَّ أَبا يَحيى وَيَحيى كِلَيهِما
لَهُ عَمَلٌ في دينِهِ مُتَقَبَّلُ

وَأَنَّ الَّتي بِالجَزعِ مِن بَطنِ نَخلَةٍ
وَمَن دانَها فِلٌّ مِنَ الخَيرِ مَعزِلُ

وَأَنَّ الَّذي عادى اليَهُودَ اِبنُ مَريَمٍ
رَسولٌ أَتى مِن عِندِ ذي العَرشِ مُرسَلُ

وَأَنَّ أَخا الأَحقافِ إِذ يَعذِلونَهُ
يُجاهِدُ في ذاتِ الإِلَهِ وَيَعدِلُ

Çeviri

Allah'ın izniyle şahitlik ederim ki Muhammed,
göklerin üzerindeki Rabbin gönderdiği elçidir.

Ebû Yahyâ ile Yahyâ'nın her ikisinin de
O'nun dininde kabul edilmiş bir ameli vardır.

Nahl Vadisi'nin içindeki Cez‘ mevkiinde bulunan kimseye gelince,
onun çevresindekiler hayırdan uzak bir topluluktur.

Yahudilere karşı çıkan Meryem oğlu da
Arş'ın Sahibinin katından gönderilmiş bir elçidir.

Ahkāf'ın adamı ise, onu kınadıkları hâlde
Allah uğrunda savaşır ve adaletle hareket eder.

Açıklama

Beş beyitlik bu parça, Abdullah'ın şiirindeki iman ve şehadet dilinin belirgin örneklerinden biridir. Şiir, bir inanç bildirisi gibi ilerler; Hz. Muhammed, Hz. Îsâ ve Allah yolunda mücadele eden mümin aynı inanç dünyasında buluşur.


2. Allah'ın vaadi

Arapça

شَهِدتُ بِأَنَّ وَعدَ اللَهِ حَقٌّ
وَأَنَّ النارَ مَثوى الكافِرينا

وَأَنَّ العَرشَ فَوقَ الماءِ طافٍ
وَفَوقَ العَرشِ رَبُّ العالَمينا

وَتَحمِلُهُ مَلائِكَةٌ كِرامٌ
مَلائِكَةُ الإِلَهِ مُقَرَّبينا

Çeviri

Şahitlik ederim ki Allah'ın vaadi gerçektir
ve ateş, inkârcıların barınağıdır.

Arş suyun üzerindedir;
Arş'ın üzerinde ise âlemlerin Rabbi vardır.

Onu şerefli melekler taşır;
onlar Allah'ın kendisine yakın kıldığı meleklerdir.

Açıklama

Üç beyitlik bu parçada şiir doğrudan itikadî bir beyan hâline gelir. Ahiret, Arş, Allah ve melekler birkaç kısa beyitte bir inanç bütünü oluşturur.


3. Peygamberin getirdiği aydınlık

Arapça

وَفينا رَسولُ اللَهِ يَتلو كِتابَهُ
إِذا اِنشَقَّ مَعروفٌ مِنَ الصُبحِ ساطِعُ

أَرانا الهُدى بَعدَ العَمى فَقُلوبُنا
بِهِ موقِناتٌ أَنَّ ما قالَ واقِعُ

يَبيتُ يُجافي جَنبَهُ عَن فِراشِهِ
إِذا اِستُثقِلَت بِالكافِرينَ المَضاجِعُ

أَلا إِنَّ تَقوى اللَهِ أَفضَلُ مَكسَبٍ
وَخَيرُ جَزاءِ اللَهِ لِلمَرءِ صانِعُ

Çeviri

Aramızda Allah'ın Resulü vardır;
kitabını okur.

Sabahın aydınlığı ortaya çıktığında
karanlığı yarıp gelen ışık gibi görünür.

Bizi körlükten sonra hidayete ulaştırdı.
Kalplerimiz ona kesinlikle inanıyor;
söylediğinin gerçekleşeceğini biliyor.

Geceyi yatağından uzak geçirir;
kâfirler yataklarında ağırlaşırken
o Rabbine yönelir.

Bilin ki Allah'a karşı takva, kazanılabilecek en değerli şeydir.

Açıklama

Bu şiirde Hz. Peygamber bir ışık olarak tasvir edilir. Karanlık yalnızca gece değildir; insanın hakikati göremediği hâlidir. Peygamberin gelişiyle bu karanlık hidayete dönüşür.


4. Peygambere duyulan güven

Arapça

إِنّي تَفَرَّستُ فيكَ الخَيرَ أَعرِفُهُ
وَاللَهُ يَعلَمُ أَن ما خانَني البَصَرُ

أَنتَ النَبِيُّ وَمَن يُحرَم شَفاعَتَهُ
يَومَ الحِسابِ فَقَد أَزرى بِهِ القَدَرُ

فَثَبَّتَ اللَهُ ما آتاكَ مِن حَسَنٍ
تَثبيتَ موسى وَنَصراً كَالَّذي نُصِروا

يا آلَ هاشِمَ إِنَّ اللَهَ فَضَّلَكُم
عَلى البَرِيَّةِ فَضلاً ما لَهُ غِيَرُ

وَلَو سَأَلتَ أَوِ اِستَنصَرتَ بَعضَهُمُ
في جُلِّ أَمرِكَ ما آوَوا وَلا نَصَروا

فَخَبِّروني أَثمانَ العَباءِ مَتى
كُنتُم بَطاريقَ أَو دانَت لَكُم مُضَرُ

نُجالِدُ الناسَ عَن عُرضٍ فَنَأسِرُهُم
فينا النَبِيُّ وَفينا تَنزِلُ السُوَرُ

وَقَد عَلِمتُم بِأَنّا لَيسَ يَغلِبُنا
حَيٌّ مِنَ الناسِ إِن عَزّوا وَإِن كَثُروا

Çeviri

Sende hayrı sezdim; onu tanıyorum.
Allah biliyor ki gözüm beni yanıltmadı.

Sen peygambersin.
Hesap gününde senin şefaatinden mahrum kalan kimse
büyük bir mahrumiyete uğramıştır.

Allah sana verdiği güzellikleri sabit kılsın;
Mûsâ'yı desteklediği gibi seni de desteklesin.

Ey Hâşimoğulları!
Allah sizi bütün yaratılmışlara üstün kılmıştır.

Siz ne zaman hükümdarlar oldunuz?
Ne zamandan beri Mudar size boyun eğdi?

Biz insanlarla şerefimiz için savaşır
onları esir alırız;
çünkü Peygamber bizim aramızdadır
ve sûreler bizim aramızda inmektedir.

Siz de bilirsiniz ki
insanlardan hiçbir topluluk,
ister güçlü ister kalabalık olsun,
bizi yenemez.

Açıklama

Peygamber sevgisi burada yalnızca duygusal bir övgü değildir. Abdullah, Hz. Peygamber'in aralarında oluşunu topluluğun kimliğini belirleyen temel unsur olarak görür.


5. Allah'ın adıyla başlayan yol

Arapça

بِاِسمِ الإِلَهِ وَبِهِ بَدينا
وَلَو عَبَدنا غَيرَهُ شَقينا
فَحَبَّذا رَبّاً وَحَبَّ دينا

Çeviri

Allah'ın adıyla başladık,
O'nun adıyla yola koyulduk.

O'ndan başkasına kulluk etseydik
bedbaht olurduk.

Ne güzel Rabdir O,
ne güzel dindir bu din!

Açıklama

Kısa olmasına rağmen Abdullah'ın dinî yönelişini özetleyen bir metindir: başlangıç Allah'ın adıyladır ve kulluk yalnız O'nadır.


6. Âhiret hayatı

Arapça

لَاهُمَّ إِنَّ العَيشَ عَيشُ الآخِرَةِ
فَاِرحَمِ الأَنصارَ وَالمُهاجِرَةِ

وَاِلعَن إِلَهي عَضَلاً وَالقارَةِ
هُم كَلَّفونا ثِقَلَ الحِجارَةِ

Çeviri

Allah'ım! Asıl hayat âhiret hayatıdır.

Ensar'ı ve muhacirleri rahmetinle kuşat.

Allah'ım, Adal ve Kāre'ye lanet et;
onlar bize ağır taşların yükünü yüklediler.

Açıklama

Savaş ve sıkıntı içindeki müminlere dünyanın geçici olduğu hatırlatılır. Âhiret düşüncesi, savaşın zorluğunu aşan temel teselli kaynağıdır.


7. Allah olmasaydı hidayet olmazdı

Arapça

تَاللَهِ لَولا اللَهُ ما اِهتَدَينا
وَلا تَصَدَّقنا وَلا صَلَّينا

الكافِرونَ قَد بَغَوا عَلَينا
إِذا أَرادوا فِتنَةً أَبَينا

إِنّا إِذا صيحَ بِنا أَتَينا
وَبِالصِياحِ عَوِّلوا عَلَينا

فَاِغفِر فِداءٌ لَكَ ما اِقتَفَينا
وَثَبِّتِ الأَقدامَ إِن لاقَينا

وَأَنزِلَن سَكينَةً عَلَينا
وَنَحنُ عَن فَضلِكَ ما اِستَغنَينا

Çeviri

Allah'a yemin olsun ki Allah olmasaydı hidayete eremezdik;
sadaka veremez, namaz kılamazdık.

Kâfirler üzerimize azgınlıkla geldiler;
bir fitne çıkarmak istediklerinde
biz buna boyun eğmedik.

Bize çağrı geldiğinde hemen geliriz.

Peşinden gittiğimiz kusurları bağışla;
karşılaştığımızda ayaklarımızı sağlamlaştır.

Üzerimize sekînet indir;
biz Senin lütfundan hiçbir zaman müstağni değiliz.

Açıklama

Bu şiir Abdullah b. Revâha'nın en tanınmış ve en güçlü nispet edilen metinlerindendir. Hadis kaynaklarında onun bu sözleri Hz. Peygamber'le birlikte yapılan bir yolculuk sırasında söylediği aktarılır.


8. Allah'ın dinine bağlılık

Arapça

بِسمِ الَّذي لا دينَ إِلّا دينُهُ
بِسمِ الَّذي مُحَمَّدٌ رَسولُهُ
أَنا الشَهيدُ أَنَّهُ رَسولُهُ

Çeviri

O'nun dininden başka din yoktur.

O'nun adıyla başlarım;
Muhammed O'nun elçisidir.

Ben şahidim ki o, gerçekten O'nun elçisidir.

Açıklama

Şehadet fikri burada en yalın biçimine ulaşır.


9. Peygamberin yolundan çekilin

Arapça

خَلّوا بَني الكُفّارِ عَن سَبيلِهِ
خَلّوا فَكُلُّ الخَيرِ في رَسولِهِ

قَد أَنزَلَ الرَحمَنُ في تَنزيلِهِ
في صُحُفٍ تُتلى عَلى رَسولِهِ

بِأَنَّ خَيرَ القَتلِ في سَبيلِهِ
يا رَبُّ إِنّي مُؤمِنٌ بِقيلِهِ

أَعرِفُ حَقَّ اللَهِ في قَبولِهِ
نَحنُ ضَرَبناكُم عَلى تَأويلِهِ

كَما ضَرَبناكُم عَلى تَنزيلِهِ
ضَرباً يُزيلُ الهامَ عَن مَقيلِهِ

وَيُذهِلُ الخَليلَ عَن خَليلِهِ
أَو يَرجِعَ الحَقُّ إِلى سَبيلِهِ

Çeviri

Ey kâfirlerin oğulları, onun yolundan çekilin!
Çekilin; çünkü bütün hayır Allah'ın Resulü'ndedir.

Rahmân'ın indirdiği kitapta,
Resulü'ne okunan sahifelerde
Allah yolunda öldürülmenin
en hayırlı öldürülme olduğu bildirilmiştir.

Rabbim!
Ben onun söylediğine inanıyorum.

Allah'ın hakkını tanıyor
ve onun çağrısını kabul ediyorum.

Biz sizi onun getirdiği hakikate dayanarak vurduk;
tıpkı vahyin inişine dayanarak sizinle savaştığımız gibi.

Öyle darbeler vururuz ki
başları yerinden eder,
dostu dostundan şaşırtır;
ta ki hak yeniden kendi yoluna dönsün.

Açıklama

Şiir, savaşın Abdullah'ın zihnindeki dinî anlamını açık biçimde ortaya koyar. Savaş yalnızca kabileler arası bir çatışma değil, hakkın yerini yeniden bulması için verilen mücadeledir.


10. Yaralı parmak

Arapça

هَل أَنتِ إِلّا إِصبَعٌ دَميتِ
وَفي سَبيلِ اللَهِ ما لَقيتِ

يا نَفسُ إِلّا تُقتَلي تَموتي
هَذا حِمامُ المَوتِ قَد صَليتِ

إِن تَسلَمي اليَومَ فَلَن تَفوتي
أَو تُبتَلي فَطالَما عوفيتِ

وَما تَمَنَّيتِ فَقَد أُعطيتِ
إِن تَفعَلي فِعلَهُما هُديتِ

وَإِن تَأَخَّرتِ فَقَد شَقيتِ

Çeviri

Sen yalnızca yaralanmış bir parmaksın;
Allah yolunda başına gelen de bundan ibaret.

Ey nefsim!
Öldürülmezsen bile öleceksin.

Bugün kurtulsan bile
ölümden kaçamayacaksın.

Ne dilediysen sana verildi.
Zeyd ile Cafer'in yaptığını yaparsan doğru yolu bulursun.

Ama geri kalırsan
bedbaht olursun.

Açıklama

Abdullah kendi bedenindeki yarayı küçültürken aslında ölüm korkusunu küçültmektedir. Ölüm kaçınılmazdır; önemli olan onun Allah yolunda karşılanmasıdır.


11. Nefse verilen yemin

Arapça

أَقْسَمْتُ يَا نَفْسُ لَتَنْزِلِنَّهْ
طَائِعَةً أَوْ لَا لَتُكْرَهِنَّهْ

إِنْ أَجْلَبَ النَّاسُ وَشَدُّوا الرَّنَّهْ
مَا لِي أَرَاكِ تَكْرَهِينَ الْجَنَّهْ

Çeviri

Yemin ettim sana ey nefsim:
ister gönüllü olarak, ister zorla, mutlaka ineceksin.

İnsanlar toplanıp savaş naralarını yükseltseler de,
sana ne oluyor ey nefsim,
neden cenneti istemiyorsun?

Açıklama

Abdullah'ın nefsine hitap ettiği bu şiir, savaş öncesi psikolojinin son derece canlı bir belgesidir.


12. Allah'tan mağfiret ve şehadet

Arapça

لَكِنَّني أَسأَلُ الرَحمَنَ مَغفِرَةً
وَضَربَةً ذاتَ فَرغٍ تَقذِفُ الزَبَدا

أَو طَعنةً بِيَدَي حَرّانَ مُجهِزَةً
بِحَربَةٍ تُنفِذُ الأَحشاءَ وَالكَبِدا

حَتّى يُقالَ إِذا مَرّوا عَلى جَدَثي
أَرشَدَهُ اللَهُ مِن غازٍ وَقَد رَشَدا

Çeviri

Fakat ben Rahmân'dan mağfiret isterim;
köpükler savuran güçlü bir darbe isterim.

Ya da iki eliyle vuran birinin
mızrağıyla gerçekleştirdiği,
iç organlara kadar ulaşan
öldürücü bir saplama isterim.

Ta ki mezarımın yanından geçtiklerinde
şöyle desinler:

“Allah, savaşmaya çıkan
ve doğru yolu bulmuş bu adamı hidayete erdirdi.”

Açıklama

Şehadet arzusu burada soyut bir düşünce değildir. Abdullah, ölümünün nasıl gerçekleşmesini istediğini bile tasvir eder. Bunun karşılığında istediği şey dünyadaki zafer değil, mağfirettir.


13. Mu'te'ye giden atlar

Arapça

جَلَبنا الخَيلَ مِن أَجَأٍ وَفَرعٍ
تُغَرُّ مِنَ الحَشيشِ لَها العُكومُ

حَذَوناها مِنَ الصَوّانِ سِبتاً
أَزَلَّ كَأَنَّ صَفحَتَهُ أَديمُ

أَقامَت لَيلَتَينِ عَلى مُعانٍ
فَأُعقِبَ بَعدَ فَترَتِها جُمومُ

فَرُحنا وَالجِيادُ مُسَوَّماتٌ
تَنَفَّسُ في مَناخِرِها السَمومُ

فَلا وَأَبي مَآبُ لَنَأتِيَنها
وَإِن كانَت بِها عَرَبٌ وَرومُ

فَعَبَّأنا أعِنَّتَها فَجاءَت
عَوابِسَ وَالغُبارُ لَها بَريمُ

بِذي لَجَبٍ كَأَنَّ البَيضَ فيهِ
إِذا بَرَزَت قَوانِسُها النُجومُ

فَراضِيَةُ المَعيشَةِ طَلَّقَتها
أَسِنَّتُها فَتَنكِحُ أَو تَئيمُ

Çeviri

Atları Ece ve Fer‘den getirdik.

Mu‘ân'da iki gece konakladılar;
dinlenmelerinin ardından yeniden güçlendiler.

Yola çıktık;
işaretlenmiş atlar vardı,
burunlarından sıcak nefesler yükseliyordu.

Babamın üzerine yemin olsun,
oraya mutlaka varacağız;
orada Araplar da olsa, Rumlar da.

Dizginlerini hazırladık;
atlarımız yüzleri asık,
üzerlerinde toz bulutlarıyla geldi.

Öyle bir gürültü içindeydiler ki
miğferleri göründüğünde
sanki yıldızlar beliriyordu.

Hayatından memnun olan kadın,
mızraklarımız onu boşarsa
ya dul kalacak ya da yeniden evlenecek.

Açıklama

Şiir savaşın kendisinden önceki hareketi anlatır. Atlar, toz, sıcak nefes ve miğferler şiire güçlü bir hareket duygusu kazandırır.


14. Leylâ'nın ardından

Arapça

أَشاقَتكَ لَيلى في الخَليطِ المُجانِبِ
نَعَم فَرَشاشُ الدَمعِ في الصَدرِ غالِبي

بَكى إِثرَ مَن شَطَّت نَواهُ وَلَم يَقِف
لِحاجَةِ مَحزونٍ شَكا الحُبَّ ناصِبِ

لَدُن غُدوَةٍ حَتّى إِذا الشَمسُ عارَضَت
وَراحَ لَهُ مِن هَمِّهِ كُلُّ عازِبِ

تَبَيَّن فَإِنَّ الحُبَّ يَعلَقُ مُدبِراً
قَديماً إِذا ما خُلَّةٌ لَم تُصاقِبِ

كَسَوتُ قُتودي عِرمِساً فَنَصَأتُها
تَخُبُّ عَلى مُستَهلِكاتٍ لَواحِبِ

تُباري مَطايا تَتَّقي بِعُيونِها
مَخافَةَ وَقعِ السَوطِ خوصَ الحَواجِبِ

إِذا غُيِّرَت أَحسابُ قَومٍ وَجَدتَنا
ذَوي نائِلٍ فيها كِرامَ المَضارِبِ

نُحامي عَلى أَحسابِنا بِتِلادِنا
لِمُفتَقِرٍ أَو سائِلِ الحَقِّ راغِبِ

وَأَعمى هَدَتهُ لِلسَبيلِ حُلومُنا
وَخَصمٍ أَقَمنا بَعدَ ما لَجَّ شاغِبِ

وَمُعتَرَكٍ ضَنكٍ تَرى المَوتَ وَسطَهُ
مَشَينا لَهُ مَشيَ الجِمالِ المَصاعِبِ

بِخُرسٍ تَرى الماذِيَّ فَوقَ جُلودِهِم
وَبيضاً نِقاءً مِثلَ لَونِ الكَواكِبِ

فَهُم جُسُرٌ تَحتَ الدُروعِ كَأَنَّهُم
أُسودٌ مَتى تُنضَ السُيوفُ تُضارِبِ

مَعاقِلُهُم في كُلِّ يَومِ كَريهَةٍ
مَعَ الصَبرِ مَنسوبُ السُيوفِ القَواضِبِ

فَخَرتُم بِجَمعٍ زارَكُم في دِيارِكُم
تَغَلغَلَ حَتّى دوفِعوا بِالرَواجِبِ

أَباحَ حُصوناً ثُمَّ صَعَّدَ يَبتَغي
مَظِنَّةَ حَيٍّ في قُرَيظَةَ هارِبِ

Çeviri

Leylâ'nın uzaklaşan topluluğu
seni özleme mi düşürdü?

Evet; göğsümde gözyaşlarının serpişi bana hâkim oldu.

Uzak diyarlara gidenlerin ardından ağladım;
ama onlar, aşkını dile getiren kederli bir âşığın
feryadına dönüp bakmadılar.

Sabahın ilk vaktinden
güneş yükselene kadar
hüzün onun bütün dünyasını kapladı.

Bil ki aşk, insan uzaklaşırken bile
kalpte tutunur.

Yüklerimi bir deveye yükledim
ve onu uzak yollar boyunca sürdüm.

Bir kavmin şerefi değiştirildiğinde
bizde o şerefi taşıyacak
cömert ve soylu insanlar bulursun.

Muhtaç olanı ve hakkını isteyen kimseyi geri çevirmeyiz.

Aklını kaybetmiş olanı bile
aklımızla doğru yola getiririz;
azgınlaşan hasmı da durdururuz.

Ölümü ortasında göreceğin
dar ve sıkıntılı bir savaş meydanına
zorlu develer gibi yürürüz.

Zırhların altında
sanki savaş için bekleyen aslanlardır;
kılıçlar çekildiğinde birbirleriyle çarpışırlar.

Her zor günün savunma kaleleri onlardır;
sabırla birleşmiş keskin kılıçlar gibidirler.

Siz yurdunuza gelen büyük bir toplulukla övündünüz;
ama sonunda karşı koymak zorunda kaldılar.

Kaleleri ele geçirdiler;
sonra kaçan topluluğu
Kurayza'daki sığınaklarında aradılar.

Açıklama

Bu şiirin ilk kısmı klasik Arap aşk şiirinin ayrılık ve gözyaşı dilini taşır. Fakat şiir orada kalmaz. Leylâ'nın ardından başlayan yolculuk, kabile şerefi ve savaş anlatısına dönüşür.


15. Ayrılıktan kabile şerefine

Arapça

تَذَّكَرَ بَعدَما شَطَّت نَجودا
وَكانَت تَيَّمَت قَلبي وَلِيدا

كَذي داءٍ يُرى في الناسِ يَمشي
وَيَكتُمُ داءَهُ زَمَناً عَميدا

تَصَيَّدُ عَورَةَ الفِتيانِ حَتّى
تَصيدَهُمُ وَتَشنَأُ أَن تَصيدا

فَقَد صادَت فُؤادَكَ يَومَ أَبدَت
أَسيلاً خَدَّها صَلتاً وَجيدا

تُزَيِّنُ مَعقِدَ اللَبّاتِ مِنها
شُنوفٌ في القَلائِدِ وَالفَريدا

فَإِن تَضنُن عَلَيكَ بِما لَدَيها
وَتَقلِب وَصلَ نائِلِها جَديدا

لَعَمرُكَ ما يُوافِقُني خَليلٌ
إِذا ما كانَ ذا خُلفٍ كَنودا

وَقَد عَلِمَ القَبائِلَ غَيرَ فَخرٍ
إِذا لَم تُلفِ ماثِلَةً رَكودا

إِذا ما واجِبُ الأَضيافِ أَمسى
وَكانَ قِراهُمُ غَثّاً فَصيدا

بِأَنّا تَخرُجُ الشَتَواتُ مِنّا
إِذا ما اِستَحكَمَت حَسَباً وَجودا

قُدورٌ تَغرَقُ الأَوصالُ فيها
خَضيبٌ لَونُها بيضاً وَسودا

وَإِن رَسَلٌ تَرَفَّعَ بَعدَ طُعمٍ
فَعادَ لِكَي يُعادَ لَهُ أُعيدا

مَتى ما تَأتِ يَثرِبَ أَو تَزُرها
تَجِدنا نَحنُ أَكرَمَها وُجودا

وَأَغلَظَها عَلى الأَعداءِ رُكناً
وَأَليَنَها لِباغي الخَيرِ عودا

وَأَخطَبَها إِذا اِجتَمَعوا لِأَمرٍ
وَأَقصَدَها وَأَوفاها عُهودا

إِذا نُدعى لِثَأرٍ أَو لِجارٍ
فَنَحنُ الأَكثَرونَ بِها عَديدا

مَتى ما تَدعُ في جُشَمِ بنِ عَوفٍ
تَجِدني لا أَغَمَّ وَلا وَحيدا

وَحَولي جَمعُ ساعِدَةَ بنَ عَمرٍو
وَتَيمُ اللاتِ قَد لَبِسوا الحَديدا

زَعَمتُم أَنَّما نِلتُم مُلوكاً
وَنَزعُمُ أَنَّما نِلنا عَبيدا

وَما نَبغي مِنَ الأَحلافِ وِتراً
وَقَد نِلنا المُسَوَّدَ وَالمَسودا

وَكانَ نِساؤُكُم في كُلِّ دارٍ
يُهَرِّشنَ المَعاصِمَ وَالخُدودا

تَرَكنَ جَحجَبى كَبَناتِ فَقعٍ
وَعَوفاً في مَجالِسِها قُعودا

وَرَهطَ أَبي أُمَيَّةَ قَد أَبَحنا
وَأَوسَ اللَهِ أَتبَعنا ثَمُودا

وَكُنتُم تَدَّعونَ يَهُودَ مالاً
أَلانَ وَجَدتُمُ فيها يَهُودا

وَقَد رَدّوا الغَنائِمَ في طَريفٍ
وَنَحّامٍ وَرَهطِ أَبي يَزيدا

تَرَكنَ مُجَمَّعاً وَبَني أَبيهِ
إِماءً يَحتَلِبنَ الضانَ سودا

Çeviri

Uzaklaştıktan sonra onu hatırladı;
o, daha çocukluğumdan beri kalbimi kendisine bağlamıştı.

İnsanların arasında görülen bir hastalık gibi
uzun zaman gizlenen bir dertti bu.

Gençlerin açığını kollardı;
onları kendine düşürürdü.

O gün yanağını ve güzel boynunu gösterdiğinde
senin kalbini de avladı.

Eğer sahip olduklarını senden esirger
ve verdiği yakınlığı geri çevirirse,

ömrüme yemin olsun,
sözünde durmayan bir dost
bana uygun değildir.

Kabileler de bilir,
biz övünmek için söylemiyoruz:

Misafirlerin hakkı geldiğinde
sofraları kıt olsa bile
bizim evlerimizde yiyecek bulunur.

Kışların bütün şiddetiyle geldiği günlerde bile
bizden cömertlik eksilmez.

Yathrib'e gelir veya onu ziyaret edersen
orada cömertlik bakımından en önde bizi bulursun.

Düşmana karşı en sert dayanak biziz;
iyilik isteyen için ise en yumuşak dal biziz.

Bir iş için toplandıklarında
en iyi konuşan,
en doğru hüküm veren
ve sözünde en sadık olanlarız.

Bir intikam veya komşuyu koruma çağrısı geldiğinde
sayı bakımından en kalabalık olan biziz.

Çevremizde Sâide b. Amr'ın topluluğu vardır;
Teymü'l-Lât da zırhlarını kuşanmıştır.

Siz krallar kazandığınızı söylediniz;
biz ise aldığımız şeyin köleler olduğunu söylüyoruz.

Müttefiklerden intikam istemiyoruz;
çünkü zaten efendiyi de köleyi de ele geçirdik.

Kadınlarınız evlerinde
kollarını ve yanaklarını tırmalıyordu.

Cahcaba'yı ve Avf'ı
meclislerinde oturur hâlde bıraktık.

Ebû Ümeyye'nin topluluğunu da ele geçirdik;
Evs'i de Allah'ın izniyle
Semûd'un akıbetine uğrattık.

Siz Yahudileri mal sahibi olarak görüyordunuz;
şimdi onların içinde
gerçekten Yahudiler buldunuz.

Tarîf, Nəhham ve Ebû Yezîd'in toplulukları
ganimetleri geri çevirdiler.

Mücemmi‘ ve oğullarını da
kara koyunları sağan cariyeler hâlinde bıraktık.

Açıklama

Yirmi altı beyitlik bu şiir, Abdullah'a nispet edilen en uzun şiirlerden biridir. Başlangıçtaki aşk ve ayrılık bölümü kısa süre içinde kabile şerefi ve savaş anlatısına dönüşür. Böylece Câhiliye kasidesinin yapısı İslâmî dönemde de yaşamaya devam eder.


16. Kays'a karşı hiciv

Arapça

يا قَيسُ أَنتُم شِرارُ قَومِكُمُ
قِدماً وَأَنتُم أَغَثُّهُم نَسَبا

حالَفتُمُ الفُحشَ وَالخِيانَةَ وَال
بُخلَ جَميعاً وَاللُؤمَ وَالكَذِبا

يا قَيسُ إِنَّ الأَسلابَ أَحرَزَها
مَن كانَ يُغشي الذَوائِبَ القُضُبا

وَأَنتَ في الدارِ غَيرُ مُحتَضِرٍ
حَرباً وَتَدعو قِتالَنا لَعِبا

لَو كُنتَ فيهِم وَالحَربُ لاقِحَةٌ
لَكُنتَ فيهِم مُغَلَّباً ذَنَبا

نَحنُ اِستَبَحنا ما في دِيارِكُمُ
يَومَ صَبَحناكُمُ بِها حُصَبا

نَحنُ حُماةُ الأَطامِ في سالِفِ ال
دَهرِ وَقِدماً سُقناكُمُ حَنَبا

Çeviri

Ey Kays!
Siz kavminizin eskiden beri
en kötülerisiniz.

Çirkinliği, ihaneti, cimriliği,
alçaklığı ve yalanı
hep birlikte kendinize yoldaş edindiniz.

Sen ise evinde savaştan uzaksın
ve bizim savaşımızı oyun sanıyorsun.

Savaş kızıştığında onların arasında olsaydın
en geride kalanlardan biri olurdun.

Biz sizin yurtlarınızdaki her şeyi
sabah üzerinize geldiğimiz gün
ele geçirdik.

Biz eskiden beri kalelerin koruyucularıyız.

Açıklama

Bu parça Abdullah'ın hiciv yönünü gösterir. Muhatabın yalnızca soyunu değil, cesaretini ve savaş karşısındaki tutumunu da hedef alır.


17. İslâm'ın verdiği izzet

Arapça

فَلَم أَرَ كَالإِسلامِ عِزّاً لِأُمَّةٍ
وَلا مِثلَ أَضيافِ الأَراشِيِّ مَعشَرا

نَبِيٌّ وَصِدّيقٌ وَفاروقُ أُمَّةٍ
وَخَيرُ بَني حَوّاءَ فَرعاً وَعُنصُرا

فَوافَوا لِميقاتٍ وَقَدرِ قَضِيَّةٍ
وَكانَ قَضاءُ اللَهِ قَدراً مُقَدَّرا

إِلى رَجُلٍ نَجدٍ يُباري بِجودِهِ
شُموسَ الضُحى جوداً وَمَجداً وَمَفخَرا

وَفارِسِ خَلقِ اللَهِ في كُلِّ غارَةٍ
إِذا لَبِسَ القَومُ الحَديدَ المُسَمَّرا

فَفَدّى وَحَيّا ثُمَّ أَدنى قِراهُمُ
فَلَم يَقرِهِم إِلّا سَميناً مُتَمَّرا

Çeviri

İslâm'ın bir ümmete verdiği izzet gibi
bir izzet görmedim.

Bir peygamber, bir sıddîk,
bir ümmetin Fârûk'u
ve Âdemoğullarının en hayırlıları...

Belirlenmiş vakitte
takdir edilmiş bir iş için geldiler.

Necid'deki bir adama geldiler;
o adam cömertliğiyle kuşluk güneşleriyle yarışıyordu.

O, Allah'ın kulları arasında
her baskında savaşan bir süvariydi.

Onları karşıladı, selamladı
ve ikramlarını önlerine koydu;
onlara semiz et ikram etti.

Açıklama

Şiir, İslâm'ın kazandırdığı izzet ile cömertlik ve savaşçılık erdemlerini aynı çerçevede ele alır.


18. Hamza'nın ardından

Arapça

بَكَت عَيني وَحُقَّ لَها بُكاها
وَما يُغني البُكاءُ وَلا العَويلُ

عَلى أَسَدِ الإِلَهِ غَداةَ قالوا
أَحَمزَةُ ذاكُمُ الرَجُلُ القَتيلُ

أُصيبَ المُسلِمونَ بِهِ جَميعاً
هُناكَ وَقَد أُصيبَ بِهِ الرَسولُ

أَبا يَعلى لَكَ الأَركانُ هُدَّت
وَأَنتَ الماجِدُ البَرُّ الوَصولُ

عَلَيكَ سَلامُ رَبِّكَ في جِنانٍ
مُخالِطُها نَعيمٌ لا يَزولُ

أَلا يا هاشِمَ الأَخيارِ صَبراً
فَكُلُّ فِعالِكُم حَسَنٌ جَميلُ

رَسولُ اللَهِ مُصطَبِرٌ كَريمٌ
بِأَمرِ اللَهِ يَنطِقُ إِذ يَقولُ

أَلا مَن مُبلِغٌ عَنّي لُؤَيّاً
فَبَعدَ اليَومِ دائِلَةٌ تَدولُ

وَكانَ لِقَبلِ اليَومِ ما ذاقوا
وَقائِعَنا بِها يُشفى الغَليلُ

نَسيتُم ضَربَنا بِقَليبِ بَدرٍ
غَداةَ أَتاكُمُ المَوتُ العَجيلُ

غَداةَ ثَوى أَبو جَهلٍ صَريعاً
عَلَيهِ الطَيرُ حائِمَةً تَجولُ

وَعُتبَةُ وَاِبنُهُ خَرّا جَميعاً
وَشَيبَةُ عَضَّهُ السَيفُ الصَقيلُ

وَمَترَكَنا أُمَيَّةَ مُجلَعِبّاً
وَفي حَيزومِهِ لَدنٌ نَبيلُ

وَهامَ بَني رَبيعَةَ سائِلوها
فَفي أَسيافِنا مِنها فُلولُ

أَلا يا هِندُ فَاِبكي لا تَمَلّي
فَأَنتِ الوالِهُ العَبرى الهَبولُ

أَلا يا هِندُ لا تُبدي شِماتاً
بِحَمزَةَ إِنَّ عِزَّكُمُ ذَليلُ

Çeviri

Gözüm ağladı; ağlaması da hakkıdır.
Ama ağlamak neye yarar, feryat neyi geri getirir?

Allah'ın aslanının ardından,
“Hamza, işte o öldürülen adam!”
dedikleri o gün...

Bütün Müslümanlar onun ölümüyle yara aldı;
orada Resûlullah da
onun kaybıyla yaralandı.

Ey Ebû Ya‘lâ!
Senin ölümünle direkler yıkıldı.

Rabbinin selâmı üzerine olsun
ebedî nimetlerle dolu cennetlerde.

Ey seçkin Hâşimoğulları, sabredin!

Bedir'de yaşananları unuttunuz mu?

Ey Hind!
Ağla, bıkmadan ağla.

Hamza için sevinç gösterme;
sizin izzetiniz artık zayıflamıştır.

Açıklama

Bu mersiyenin Abdullah b. Revâha'ya nispeti klasik kaynaklarda tartışmalıdır. İbn İshak Abdullah'a nispet ederken, İbn Hişâm şiiri Ka'b b. Mâlik'ten nakleden bir rivayeti de aktarır. Bu nedenle şiir korunmalı, fakat kesin nispetli metin olarak sunulmamalıdır.


19. Ebû Süfyân'a verilen söz

Arapça

وَعَدنا أَبا سُفيانَ بَدراً فَلَم نَجِد
لِميعادِهِ صِدقاً وَما كانَ وافِيا

فَأُقسِمُ لَو وافَيتَنا فَلَقِيتَنا
لَأُبتَ ذَميماً وَاِفتَقَدتَ المَوالِيا

تَرَكنا بِهِ أَوصالَ عُتبَةَ وَاِبنَهُ
وَعَمراً أَبا جَهلٍ تَرَكناهُ ثاوِيا

عَصَيتُم رَسولَ اللَهِ أُفٍّ لِدينِكُم
وَأَمرِكُمُ السَيِّءِ الَّذي كانَ غاوِيا

فَإِنّي وَإِن عَنَّفتُموني لَقائِلٌ
فِدىً لِرَسولِ اللَهِ أَهلي وَمالِيا

أَطَعناهُ لَم نَعدِلهُ فينا بِغَيرِهِ
شِهاباً لَنا في ظُلمَةِ اللَيلِ هادِيا

Çeviri

Ebû Süfyân'la Bedir'de buluşmak üzere sözleşmiştik;
ama verdiği sözde doğruluk görmedik.

Yemin ederim,
eğer bize gelip karşımıza çıksaydın,
geceyi rezil olmuş hâlde geçirirdin.

Orada Utbe'nin ve oğlunun parçalarını bıraktık;
Amr'ı, yani Ebû Cehil'i de
orada cansız bıraktık.

Allah'ın Resulü'ne karşı geldiniz.

Beni azarlasanız da yine söyleyeceğim:
Ailem ve malım Allah'ın Resulü'ne feda olsun!

Ona itaat ettik;
aramızda onun yerine hiç kimseyi koymadık.
O, karanlık gecede bize yol gösteren bir ışık gibidir.

Açıklama

Altı beyitlik bu şiir Abdullah b. Revâha'ya nispet edildiği gibi Ka'b b. Mâlik'e de aynen nispet edilmiştir. Nispeti ihtilaflıdır.


20. Savaş değirmeni

Arapça

لَعَمري لَقَد حَكَّت رَحى الحَربِ بَعدَما
أَطارَت لُؤَيّاً قَبلُ شَرقاً وَمَغرِبا

بَقِيَّةَ آلِ الكاهِنَينِ وَعِزَّها
فَعادَ ذَليلاً بَعدَما كانَ أَغلَبا

فَطاحَ سَلامٌ وَاِبنُ سَعيَةَ عَنوَةً
وَقيدَ ذَليلاً لِلمَنايا اِبنُ أَخطَبا

وَأَجلَبَ يَبغي العِزَّ وَالذُلَّ يَبتَغي
خِلافُ يَدَيهِ ما جَنى حينَ أَجلَبا

كَتارِكِ سَهلِ الأَرضِ وَالحَزنُ هَمُّهُ
وَقَد كانَ ذا في الناسِ أَكدى وَأَصعَبا

وَشَأسٌ وَعَزّالٌ وَقَد صَلِيا بِها
وَما غُيِّبا عَن ذاكَ فِيمَن تَغَيَّبا

وَعَوفُ بنُ سَلمى وَاِبنُ عَوفٍ كِلاهُما
وَكَعبٌ رَئيسُ القَومِ حانَ وَخُيِّبا

فَبُعداً وَسُحقاً لِلنَضيرِ وَمِثلُها
إِن أُعقِبَ فَتحٌ أَو إِنِ اللَهُ أَعقَبا

Çeviri

Ömrüme yemin olsun,
savaş değirmeni dönüyor;
daha önce de Lüey'i doğuya ve batıya savurmuştu.

Kâhinlerin soyundan geriye kalanları
ve onların izzetini de öğüttü;
güçlü iken sonunda zelil hâle geldiler.

Selâm ve İbn Sa‘ye yere serildi;
İbn Ahtab ise ölüme doğru sürüklendi.

İzzet aramak için adamlarını topladı;
oysa yaptıkları
aradığı izzetin tersine zilleti getirdi.

Şe's ve Azzâl da
bu savaşın ateşine girdiler.

Avf b. Selmâ, Avf'ın oğlu
ve kavmin reisi Ka'b da
sonlarına eriştiler.

Nadîr'e uzaklık ve kahır olsun!

Açıklama

Şiir Benî Nadîr bağlamında değerlendirilir. Ancak klasik kaynaklarda Ka'b b. Mâlik ile Abdullah b. Revâha arasında nispet farklılığı bulunduğundan ihtiyatlı biçimde sunulmalıdır.


21. Nâfi‘ b. Bedîl'in ardından

Arapça

رَحِمَ اللَهُ نافِعَ بنَ بُدَيلٍ
رَحمَةَ المُبتَغي ثَوابَ الجِهادِ

صابِرٌ صادِقٌ وَفِيٌّ إِذا ما
أَكثَرُ القَومِ قالَ قَولَ السَدادِ

Çeviri

Allah, Nâfi‘ b. Bedîl'e rahmet etsin;
cihadın karşılığını arayan kimseye yaraşan
bir rahmetle.

Sabırlıydı, doğru sözlüydü, vefalıydı;
insanların çoğu konuştuğunda bile
o doğru sözü söylerdi.

Açıklama

İki beyitlik bu mersiye, Abdullah'ın savaş arkadaşlarına duyduğu bağlılığın küçük fakat güçlü bir örneğidir.


22. Savaş dalgasına doğru

Arapça

فَسِرنا إِلَيهِم كافَةً في رِحالِهِم
جَميعاً عَلَينا البيضُ لا نَتَخَشَّعُ

وَجِئنا إِلى مَوجٍ مِنَ البَحرِ زاخِرٍ
أَحابيشَ مِنهُم حاسِرٌ وَمُقَنَّعُ

Çeviri

Hepsine doğru yürüdük;
hepimizin üzerinde beyaz parlayan kılıçlar vardı
ve hiç çekinmiyorduk.

Kabarmış bir deniz dalgasına benzeyen
bir topluluğun üzerine geldik;

içlerinde başı açık olan da vardı,
zırh ve örtü içinde bulunan da.

Açıklama

Düşman topluluğunun kalabalığı deniz dalgasına benzetilir. Şiirde korku değil, doğrudan ilerleme duygusu hâkimdir.


23. Peygamberi taşıyan deve

Arapça

تَحمِلُهُ الناقَةُ الأَدماءُ مُعتَجِراً
بِالبُردِ كَالبَدرِ جَلّى لَيلَةَ الظُلَمِ

وَفي عِطافَيهِ أَو أَثناءِ بُردَتِهِ
ما يَعلَمُ اللَهُ مِن دينٍ وَمِن كَرَمِ

Çeviri

Alaca renkli deve onu taşır;
örtüsüne bürünmüş hâliyle
karanlık geceyi aydınlatan ay gibidir.

Örtüsünün kıvrımlarında
Allah'ın bildiği nice din ve nice cömertlik vardır.

Açıklama

Hz. Peygamber'in görüntüsü ay ve ışık imgesiyle yüceltilir. Din ve cömertlik, peygamber tasvirinin iki temel niteliği olarak belirir.


24. Sabahın gelişi

Arapça

عِندَ الصَباحِ يَحمَدُ القَومُ السُرى
وَتَنجَلي عَنهُم غَياباتُ الكَرى

Çeviri

Sabah olduğunda insanlar
gece yolculuğunun değerini över;
uykunun karanlığı
üzerlerinden kalkıp gider.

Açıklama

Tek beyitlik bu parçada gece yolculuğu sabahın gelişiyle anlam kazanır.


25. Savaş tozunun içinden

Arapça

عَدِمتُ بُنَيَّتي إِن لَم تَرَوها
تُثيرُ النَقعَ مِن كَنَفَي كُداءِ

Çeviri

Beni, ey kızım, görmezsen
yok olmuş say;

çünkü onları Kudâ'nın iki yanından
tozu dumana katarak gelirken göreceksin.

Açıklama

Tek beyitlik parçada “nak‘”, savaşçıların ve atların hareketiyle yükselen tozdur.


26. Zeyd'e sesleniş

Arapça

يا زَيدُ زَيدَ اليَعمَلاتِ الذُبَّلِ
وَزَيدَ داوِيَّ الفَلاةَ المَجهَلِ

تَطاوَلَ اللَيلُ هُديتَ فَاِنزِلِ
فَاِنقَضَّ زَيدٌ كَاِنقِضاضِ الأَجدَلِ

Çeviri

Ey Zeyd,
zayıflamış yük develerinin Zeyd'i,
çöllerin bilinmez yollarını aşan Zeyd!

Gece uzadı;
hidayet bulasın, artık in!

Ve Zeyd,
doğan şahinin saldırışı gibi
birden atıldı.

Açıklama

Erken kaynaklarda bu şiirin yalnızca ilk iki mısraı korunmuştur. Dört mısralık biçim daha sonraki derlemelerde görülür.


27. Geri dönmeyen yol

Arapça

إِذا أَدَّيتِني وَحَمَلت رَحلي
مَسيرَةَ أَربَعٍ بَعدَ الحِساءِ

فَشَأنُكِ أَنعُمٌ وَخَلاكِ ذَمٌّ
وَلا أَرجِع إِلى أَهلي وَرائي

وَجاءَ المُسلِمونَ وَغادَروني
بِأَرضِ الشامِ مُشتَهِيَ الثَواءِ

وَرَدَّكِ كُلُّ ذي نَسَبٍ قَريبٍ
إِلى الرَحمَنِ مُنقَطِعَ الإِخاءِ

هُنالِكَ لا أُبالي طَلعَ بَعلٍ
وَلا نَخلٍ أَسافِلُها رِواءِ

Çeviri

Beni götürdüğünde
ve yükümü taşıdığında,
Hısâ'dan sonra dört günlük yolculuk...

Ben artık geride bıraktığım aileme dönmeyeceğim.

Müslümanlar geldiler
ve beni Şam topraklarında bıraktılar;
orada kalmayı arzuluyordum.

Her yakın akrabanı
Rahmân'a yönelmek üzere geride bırak.

Orada artık eski yurdu ve hurmalıkları umursamam.

Açıklama

Şiirde yolculuk, yalnızca coğrafî bir hareket değildir. Eski hayattan kopuşun da ifadesidir.


28. Ficâr günlerinin yarası

Arapça

رَمَينَاكَ أَيّامَ الفِجارِ فَلَم تَزَلْ
حَمِيّاً فَمَن يَشرَب فَلَستَ بِشارِبِ

Çeviri

Ficâr günlerinde seni yaraladık;
sen yine de ateşler içinde kaldın.

Kim su içerse içsin,
sen içmeyeceksin.

Açıklama

Tek beyitlik bu parça Abdullah'ın İslâm öncesi şiir hayatına dair önemli örneklerden biri olarak aktarılır.


29. Yurt ve zillet

Arapça

كَذَبتَ لَقَد أَقَمتَ بِها ذَليلاً
تُقيمُ عَلى الهَوانِ بِها وَتَسري

Çeviri

Yalan söyledin!
Orada zelil bir hâlde kaldın;

aşağılanmış olarak orada duruyor,
sonra yine o hâlde yola çıkıyorsun.

Açıklama

Tek beyitlik bir hiciv parçasıdır. Muhatabı ve bağlamı kesinleştirilmeden genişletilmemelidir.


30. Ece ve Selmâ'dan gelen atlar

Arapça

جَلَبنا الخَيلَ مِن أَجَأٍ وَسَلمى
تَخُبُّ تَرائِباً خَبَبَ الرِكابِ

Çeviri

Atları Ece ve Selmâ'dan getirdik;
develerin hızlı yürüyüşü gibi
hızla koşuyorlardı.

Açıklama

Tek beyitlik savaş parçasında atların hareketi ve uzak coğrafyadan getirilişi öne çıkar.


31. Gelen haber

Arapça

أَتاني الَّذي لا يَقدِرُ الناسُ قَدرَهُ
لِزَينَبَ فيهِم مِن عُقوقٍ وَمَأثَمِ

Çeviri

Bana, insanların değerini kavrayamayacağı
bir haber geldi Zeyneb hakkında;
onların yaptığında
isyan da vardı, günah da.

Açıklama

Bu şiir modern kataloglarda Abdullah b. Revâha'ya nispet edilir. Ancak klasik siyer rivayetlerinde şiir Ebû Hayseme'ye de nispet edilmiştir. Dolayısıyla kesin nispetli şiirlerden biri olarak gösterilmemelidir.


32. Peygamberin dili

Arapça

يا رَسولَ المَليكِ إِنَّ لِساني
راتِقٌ ما فَتَقتُ إِذ أَنا بورُ

Çeviri

Ey Melik'in Resulü!
Benim dilim, açtığım yaraları kapatan bir dildir;
ben ise bunun öncesinde kusurlu ve verimsizdim.

Açıklama

Bu tek beyit modern kataloglarda Abdullah b. Revâha'ya nispet edilse de klasik kaynaklarda Abdullah b. ez-Ziba‘râ'ya nispet edilmiştir. Bu nedenle Abdullah'a ait olduğu kesin kabul edilmemelidir.


33. Hassân'ın uğradığı sınav

Arapça

لَقَد ذاقَ حَسّانُ الَّذي هُوَ أَهلُهُ
وَحَمنَةُ إِذ قالوا هَجيراً وَمِسطَحُ

تَعاطَوا بِرَجمِ الغَيبِ زَوجَ نَبِيِّهِم
وَسَخطَةَ ذي العَرشِ الكَريمِ فَأُترِحوا

وَآذَوا رَسولَ اللَهِ فيها فَجُلِّلوا
مَخازِيَ تَبقى عُمِّموها وَفُضِّحوا

وَصُبَّت عَلَيهِم مُحصَداتٌ كَأَنَّها
شَآبيبُ قَطرٍ مِن ذُرا المُزنِ تَسفَحُ

Çeviri

Hassân, kendisine düşen acıyı tattı;
Hamne ve Mıstah da
çirkin sözler söylediklerinde
aynı akıbete uğradılar.

Peygamberlerinin eşine
bilmeden, zanla dil uzattılar;
böylece Arş'ın yüce Rabbinin gazabına uğradılar.

Allah'ın Resulü'nü onun hakkında incittiler;
böylece üzerlerine kalıcı rezillikler yayıldı.

Üzerlerine biçip kesen darbeler yağdı;
sanki yağmur yüklü bulutların tepelerinden
boşalan sağanaklar gibiydi.

Açıklama

Şiir İfk hadisesiyle ilgilidir. Nispeti ayrıca ihtiyat gerektiren metinlerden biridir.


Nispeti tartışmalı metinler

Abdullah b. Revâha'nın şiirlerini toplarken en önemli mesele, şiirlerin gerçekten ona ait olup olmadığının belirlenmesidir. Özellikle şu metinler tek kaynaklı ve kesin nispetli kabul edilmemelidir:

“بكت عيني وحق لها بكاها” — Hamza mersiyesi; Abdullah b. Revâha ve Ka'b b. Mâlik nispetleri vardır.

“وعدنا أبا سفيان بدراً فلم نجد” — Abdullah b. Revâha ve Ka'b b. Mâlik'e nispet edilir.

“لعمري لقد حكت رحى الحرب بعدما” — Abdullah b. Revâha ve Ka'b b. Mâlik nispetleri bulunmaktadır.

“أتاني الذي لا يقدر الناس قدره” — Abdullah b. Revâha'ya nispet edildiği gibi Ebû Hayseme'ye de nispet edilir.

“يا رسول المليك إن لساني” — modern kataloglarda Abdullah b. Revâha adına yer almakla birlikte klasik kaynaklarda Abdullah b. ez-Ziba‘râ'ya nispet edilir.

Bu ayrımların korunması, dosyanın güvenilirliği açısından önemlidir. Erken dönem şiirlerinin önemli bir kısmı sözlü aktarım yoluyla nakledilmiş, zaman içinde farklı raviler tarafından farklı şairlere nispet edilmiştir.

Son söz

Abdullah b. Revâha'nın şiirleri hacim bakımından büyük bir külliyat değildir. Fakat erken İslâm şiirinin geçirdiği dönüşümü görmek bakımından olağanüstü önem taşır.

Onun şiirlerinde Câhiliye'nin Leylâ, ayrılık, kabile, şeref, hiciv ve savaş dünyası bütünüyle kaybolmaz. Fakat bu eski şiir dünyasının içine yeni bir merkez yerleşir: Allah, vahiy, Hz. Peygamber, hidayet, âhiret ve şehadet.

Belki de onun şiirini en iyi açıklayan şey, şiir ile hayat arasındaki mesafenin neredeyse ortadan kalkmış olmasıdır. Mu'te'ye giderken kendi nefsine:

“Ey nefsim! Öldürülmezsen öleceksin.”

der.

Bu söz, bir şairin yalnızca ölüm hakkında yazdığı bir mısra değildir. Şair, şiirin söylediği şeyi yaşamaya doğru yürümektedir.

Abdullah b. Revâha'nın bugün bize ulaşan şiir parçaları bu yüzden yalnızca edebiyat tarihinin kalıntıları değildir. Onlar, Câhiliye'den İslâm'a geçen bir şairin zihnindeki büyük dönüşümün mısralarıdır.