Abdullâh Bin Revaha
Şair
Biyografi / Hayatı
Abdullah b. Revâha: Şiiri İnanca Dönüştüren Sahâbî
Abdullah b. Revâha (عبد الله بن رواحة), Hz. Peygamber'in sahâbîlerinden, Medineli Ensar'ın Hazrec kabilesine mensup şair, hatip, kâtip ve kumandandır. 8/629 yılında Mûte Savaşı'nda şehit olmuş ve savaşta sancağı taşıyan üçüncü kumandan olarak İslâm tarihine geçmiştir. Aynı zamanda Hz. Peygamber'i ve İslâm'ı şiirleriyle savunan üç önemli sahâbî şairden biridir.
Hazrec'in İçinden Gelen Bir Şair
Abdullah b. Revâha, Hazrec kabilesinin Benî Hâris kolundan Revâha b. Sa'lebe'nin oğludur. Künyesi kaynaklarda Ebû Muhammed, Ebû Revâha ve Ebû Amr şeklinde geçer. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Medine'nin İslâm öncesindeki siyasî ve kabilevî hayatının içinde yetişmiş, şiir ve hitabetin toplum üzerindeki gücünü bilen bir çevreden gelmiştir.
Onu döneminin birçok insanından ayıran önemli özelliklerden biri okuma yazma bilmesiydi. Bu niteliği, güçlü hitabeti, şiir yeteneği ve savaşçılığıyla birleşince Abdullah b. Revâha, Hz. Peygamber'in güvendiği isimlerden biri hâline geldi.
Abdullah'ın kız kardeşi Amre bint Revâha da sahâbîlerdendir. Amre, Beşîr b. Sa'd ile evlenmiş; bu evlilikten, daha sonraki dönemde tanınacak olan Nu'mân b. Beşîr dünyaya gelmiştir.
Akabe'den İslâm Toplumunun Merkezine
Abdullah b. Revâha'nın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri İkinci Akabe Biatıdır. Medineli Müslümanlar tarafından seçilen on iki nakibden biri oldu. Nakiblik, yalnızca sembolik bir makam değildi; Medine'deki Müslüman topluluğun Hz. Peygamber'le ilişkisini yürüten, topluluğu temsil eden önemli bir sorumluluktu.
Hz. Peygamber onun yeteneklerine yalnızca bu görevle karşılık vermedi; Abdullah'ı aynı zamanda özel kâtipleri arasına aldı. Böylece onun hayatında şiir ile yazı, savaş ile söz ve siyasî sorumluluk ile dinî bağlılık aynı kişilikte birleşti.
Bu açıdan Abdullah b. Revâha'yı yalnızca "şair sahâbî" olarak görmek eksik kalır. O, erken İslâm toplumunda sözün hem estetik hem de siyasî ve dinî bir güç olduğu dönemin önemli temsilcilerinden biridir.
Bedir'den Hayber'e
Abdullah b. Revâha, Hz. Peygamber'in birçok önemli seferine katıldı. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarında bulundu; Hudeybiye Antlaşması'na ve daha sonra yapılan Umretü'l-kazâ'ya katıldı. Umretü'l-kazâ sırasında Hz. Peygamber'in devesinin yularını tuttuğu da kaynaklarda özellikle belirtilir.
Hayber'in fethinden sonra ise Hz. Peygamber tarafından burada yetiştirilen ürünlerin miktarını belirlemek üzere görevlendirildi. Bu görev, onun yalnızca savaşçı veya şair değil, aynı zamanda güvenilir bir idarî görevli olarak da görüldüğünü gösterir.
Şiirin Yeni Bir Göreve Kavuşması
Abdullah b. Revâha'nın edebî kişiliğini önemli kılan asıl nokta, şiirin işlevini değiştirmesidir.
Câhiliye Arap şiirinde şair, kabilesinin sesi ve hafızasıydı. Övgü, yergi, soy, şeref ve savaş gibi konular şiirin temel alanlarıydı. Abdullah b. Revâha ise İslâm'la birlikte bu güçlü söz geleneğinin imkânlarını yeni bir ahlâkî ve dinî amaç için kullandı.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin belirttiği üzere onun İslâm dönemindeki şiirleri büyük ölçüde Hz. Peygamber'i ve İslâm'ı savunmak, müşriklerin sözlü saldırılarına karşılık vermek amacı taşır. Ancak onu Kâ'b b. Mâlik ve Hassân b. Sâbit'ten ayıran dikkat çekici bir özellik vardır: Abdullah b. Revâha, rakiplerini esas olarak kabilevî veya kişisel kusurları üzerinden değil, iman ve inkâr meselesi üzerinden eleştirir.
Bu değişim önemlidir. Şiirin konusu artık yalnızca "bizim kabilemiz" ile "onların kabilesi" arasındaki üstünlük mücadelesi değildir. Şair, şiiri hak ile bâtıl arasındaki mücadelede bir söz silahına dönüştürmektedir.
Şairlerin Âyetten Sonra Duyduğu Endişe
Abdullah b. Revâha'nın şiir anlayışını anlamak açısından Şuarâ sûresinin 224-227. âyetleriyle ilgili rivayet de dikkat çekicidir.
Şuarâ sûresinde şairlerin eleştirildiği âyetler nâzil olduğunda Abdullah b. Revâha'nın bundan endişe duyduğu ve kendisinin de şair olduğunu söyleyerek üzüldüğü aktarılır. Bunun ardından gelen 227. âyette ise iman eden, iyi işler yapan ve Allah'ı çokça anan şairler istisna edilir.
Bu rivayet, Abdullah'ın şiire bakışındaki temel hassasiyeti gösterir: Şiir kendi başına kurtarıcı veya mahkûm edici değildir; şairin sözü, inancı ve yaptığı işlerle birlikte değerlendirilmelidir.
Böylece onun şiirinde sanat ile ahlâk birbirinden kopmaz. Şairin söylediği ile yaşadığı hayat arasında bir mesafe oluşmaması gerekir.
Hz. Peygamber'in Şairine Güveni
Kaynaklarda Hz. Peygamber'in Abdullah b. Revâha'nın şiir gücünü öven sözleri aktarılır. Bunlardan biri, onun şiirlerinin müşrikler üzerinde okların bıraktığından daha etkili olduğu yönündeki rivayettir. Yine Hz. Peygamber'in, Abdullah hakkında "Kardeşiniz bâtıl ve boş söz söylemez" anlamındaki sözü de nakledilir.
Bu ifadelerin Abdullah'ın şiirinin yalnızca estetik değerine değil, sözünün ahlâkî güvenilirliğine işaret etmesi özellikle önemlidir.
Şiirin etkili olması kadar, o şiiri söyleyen insanın güvenilir olması da önemlidir.
Abdullah b. Revâha'nın şahsiyetinde bu iki unsur birleşmiştir: sözün gücü ve söz sahibinin samimiyeti.
Mûte Yolunda
Abdullah b. Revâha'nın hayatının son bölümü, onun şairlik ile savaşçılığı nasıl aynı inanç dünyasında birleştirdiğini gösterir.
8/629 yılında Hz. Peygamber, Bizans kuvvetleriyle karşılaşmak üzere gönderilen yaklaşık 3000 kişilik ordunun başına önce Zeyd b. Hârise'yi, onun şehit olması hâlinde Ca'fer b. Ebû Tâlib'i, onun da şehit olması durumunda ise Abdullah b. Revâha'yı kumandan tayin etti.
Ordu Mûte'ye doğru ilerlerken karşılarında kendilerinden çok daha büyük bir Bizans kuvvetinin bulunduğu haberi geldi. Askerler arasında geri çekilerek takviye isteme düşüncesi ortaya çıktı.
İşte bu noktada Abdullah b. Revâha'nın sözleri belirleyici oldu.
O, ordunun sayısının azlığının asıl mesele olmadığını; Müslümanların savaş gücünün sayı ve silahtan değil, Allah'ın kendilerine verdiği imandan geldiğini ifade ederek savaşma kararının alınmasında etkili oldu.
Bu hadise, Abdullah'ın şiirlerinde görülen düşüncenin hayatında da aynı biçimde bulunduğunu gösterir. Onun için söz, savaşın dışında kalan bir süs değildir. Söz, insanın kararını değiştirebilecek bir kuvvettir.
Zeyd'den Sonra, Ca'fer'den Sonra
Mûte'de ilk kumandan Zeyd b. Hârise şehit düştü. Ardından sancağı Ca'fer b. Ebû Tâlib aldı ve o da şehit oldu.
Bunun üzerine Abdullah b. Revâha sancağı eline aldı.
Savaşın bu anında onun da tereddüt yaşadığına dair rivayetler, Abdullah'ın insanî tarafını özellikle görünür kılar. Fakat sonunda savaşa girdi ve Mûte'de şehit düştü. Böylece Hz. Peygamber'in önceden belirlediği üç kumandanın üçü de aynı savaşta hayatını kaybetmiş oldu.
Enes b. Mâlik'ten gelen rivayette Hz. Peygamber'in Zeyd, Ca'fer ve Abdullah b. Revâha'nın şehadet haberini verirken gözlerinin yaşardığı aktarılır.
Abdullah b. Revâha'nın hayatı böylece şiir söyleyen bir insanın savaş meydanında ölmesiyle değil, söylediği sözlerin arkasında duran bir insan olarak ölmesiyle tamamlanır.
Şairliği ve Günümüze Ulaşan Şiirleri
Abdullah b. Revâha'nın günümüze ulaşan şiirleri oldukça sınırlıdır. Kendisinin müstakil bir divanının bulunduğuna dair klasik kaynaklarda bilgi yoktur. Şiirleri siyer, megāzî, tarih ve tabakat kitaplarında dağınık hâlde korunmuştur.
Bununla birlikte modern dönemde şiirleri çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Velîd Kassâb tarafından hazırlanan Dîvânü ʿAbdillâh b. Revâḥa ve dirâse fî sîretihî ve şiʿrih adlı çalışma 1402/1982'de Riyad'da yayımlanmıştır. TDV maddesinde bu derlemede 37 şiir parçası ve toplam 217 beyit bulunduğu belirtilmektedir.
Şiirlerinin önemli bir bölümü recez tarzındadır. Dili genellikle sade, doğrudan ve kolay anlaşılırdır. Karmaşık edebî sanatlarla gösteriş yapmak yerine, düşünceyi ve duyguyu doğrudan aktarmayı tercih eder.
Bu nedenle Abdullah b. Revâha'nın şiirlerini değerlendirirken yalnızca estetik incelik açısından değil, erken İslâm toplumunda şiirin gördüğü yeni işlev açısından okumak gerekir.
Onun şiirinde şair, yalnızca güzeli söyleyen kişi değildir. Şair aynı zamanda inancının tanığıdır.
Abdullah b. Revâha'nın Edebî Mirası
Abdullah b. Revâha'nın önemi, geride büyük bir divan bırakmış olmasından kaynaklanmaz. Asıl önemi, Câhiliye'nin güçlü şiir geleneği ile İslâm'ın yeni ahlâk dünyası arasındaki geçişi kendi şahsında göstermesidir.
O, eski Arap şiirinin dilini ve biçimlerini bütünüyle terk etmedi. Fakat şiirin yönünü değiştirdi. Kabile övgüsünün yerine iman bağlılığını, kişisel düşmanlığın yerine dinî mücadeleyi, kabile şerefinin yerine hakikate bağlılığı koydu.
Bu yüzden Abdullah b. Revâha, İslâm tarihinin yalnızca bir savaş kahramanı veya Mûte şehidi değildir. O, sözün sorumluluğunu taşıyan ilk Müslüman şairlerden biridir.
Ve belki de onun hayatındaki en dikkat çekici bütünlük burada ortaya çıkar: Şiirinde savunduğu hakikati, hayatının sonunda kılıcıyla ve canıyla savunmuştur.
Biyografi sayfası için kısa bilgi
Abdullah b. Revâha
Doğum: Tarihi bilinmiyor, Medine
Ölüm: 8/629, Mûte
Kabile: Hazrec – Benî Hâris
Künye: Ebû Muhammed; ayrıca Ebû Revâha ve Ebû Amr
Konumu: Sahâbî, şair, hatip, kâtip ve kumandan
Önemli görev: İkinci Akabe Biatı'nda on iki nakibden biri; Hz. Peygamber'in kâtiplerinden
Katıldığı savaşlar: Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve diğer bazı seferler
Son görevi: Mûte Savaşı'nda üçüncü kumandan
Edebî özelliği: Hz. Peygamber'i ve İslâm'ı savunan şiirleriyle tanınması
Şiirleri: Çeşitli siyer ve tarih kaynaklarında dağınık hâlde korunmuş, modern dönemde divan hâlinde derlenmiştir.
Temel kaynak: Sargon Erdem – Hulusi Kılıç, “Abdullah b. Revâha”, TDV İslâm Ansiklopedisi, I, 129-130.