YALNIZCA KENDİM İÇİN GÜNLÜK

Şair: Tolstoy


29 Temmuz 1910, Yasnaya Polyana

Yeni bir günlüğe, yalnızca kendim için gerçek bir günlüğe başlıyorum.

Bugün yazmam gereken tek bir şey var: Eğer bazı dostlarımın şüpheleri doğru ise, Sofya Andreyevna amaçlarına muhabbet göstererek ulaşmak için bir girişime başladı. Birkaç gündür elimi öpüyor. Bu daha önce hiç olmayan bir şey ve hiçbir tartışma veya umutsuzluk görülmüyor. Eğer yanılıyorsam Tanrı ve iyi insanlar beni affetsin. Ve nezaket ve sevgi konusunda kolaylıkla yanılabilirim. Onu tam bir samimiyetle sevebilirim. Ama bunu Lev hakkında söyleyemem. Andrey, kutsal bir ruha sahip olduklarını düşünmenin güç olduğu insanlardan birisi (ama öyle, bunu unutma). Öfkelenmemeye ve daha çok sessiz kalarak kendimi korumaya çalışıyorum.

Milyonlarca insan belki de ruhları için ihtiyaç duydukları bir şeyden yoksun bırakılmamalıdır. Tekrar ediyorum: "Belki de." Ama eğer yazdıklarımın insanların ruhu için gerekli olduğuna dair en küçük bir ihtimal varsa, o zaman o insanlar bu manevi gıdadan yoksun bırakılmamalı. Ta ki Andrey içebilir ve sefahate dalabilir. Lev ise pisliğe batabilir... Neyse, boşver onları. Kendi işine bak ve başkalarını kınama...

Günüm bir öncekinin aynıydı. Kendimi iyi hissetmiyorum ama kalbimdeki katılık azaldı. Neler olacağını görmeyi bekliyorum ve bu kötü.

Sofya Andreyevna oldukça sakin.


30 Temmuz

Çertkov beni bir mücadelenin içine soktu ve bu mücadele hem çok üzücü hem de benim için hiç hoş değil. Bu mücadeleyi sevgiyle yapmaya çalışacağım (şu anda bundan çok uzakta olduğumu söylemek ne kadar korkunç).

Şimdiki hâlimde, muhtemelen her şeyden önce hiçbir şey yapmamaya ve hiçbir şey söylememeye ihtiyacım var. Bugün yalnızca durumumu daha fazla kötüleştirmemem gerektiğini ve hiçbir şeye, ama hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını açıkça anladım.


5 Ağustos

Düşüncelerim biraz daha netleşti. Çertkov'un dostluğunu bırakmam utanç verici, ayıp, komik ve üzücü.

Dün sabah Sofya Andreyevna acınacak hâldeydi. Buna daima seviniyorum; benim için o başkalarına ıstırap verirken değil, kendisi ıstırap çekerken ona acımak ve onu sevmek çok kolay.


8 Ağustos

Erken kalktım. Birçok fikir var aklımda ama hepsi dağınık. Boşver. Dua ediyorum ve yine ediyorum: "Yardım et bana!" Ve yapamıyorum; mutluluk içinde ölümü dilemekten ve beklemekten vazgeçemiyorum.

Çertkov'dan ayrılığım gittikçe daha fazla üzücü hâle geliyor. Suçlanması gerekenin ben olduğum aşikâr.


13 Ağustos

Her şey aynı ve Sofya Andreyevna'nın durumu aynı şekilde depresyonlu ve tehlikeli.

Çertkov'dan güzel bir mektup aldım. Bana gitmememi öğütlüyor; ama eğer mutlaka gideceksem hoşça kal diyor. Taneçka hoş ve tatlı.


14 Ağustos

Gittikçe daha da kötüleşiyor. Dün gece hiç uyumadı. Sabahleyin yataktan fırladı: "Kiminle konuşuyorsun?" Sonra korkunç bir şeyden söz etti: cinsel heyecan.

Korkunç bir olay; ama Tanrı'ya şükür acınacak hâlde ve ben ona acıyorum. Buna katlanacağım. Tanrım bana yardım et! Herkese, fakat en çok da kendisine işkence ediyor.


17 Ağustos

Bugün güzel bir gün. Sonya gayet iyi. Kederlenmiş olmam da gayet güzel. Ve benim kederim dua ve bilinç olarak dile geliyor.


18 Ağustos

Sofya Andreyevna, Çertkov'a Telyatinki'de yaşama izni verildiğini öğrenince marazî bir ruh hâline büründü: "Onu öldüreceğim."

Böyle konuşmaması için yalvardım ve sessiz kaldım. Bunun iyi bir etkisi olmuş gibi görünüyor.

Bir şeyler olacak. Yardım et bana ey Tanrım! Seninle birlikte olmam ve Senin iradeni yerine getirmem için!


20 Ağustos

Bekçi ile güzel bir sohbet yaptık. Ona durumumu anlatmış olmam kötüydü. At gezintisine çıktım ve bu toprak sahibi görüntüsü beni sıkıyor. Uzaklara kaçmayı ve saklanmayı düşünüyorum.

Bugün evliliğimi ve bunda vahim bir yön olduğunu düşündüğümü anımsadım. Hiçbir zaman âşık olmadım. Ama evlenmekten de geri duramadım.


23–24 Ağustos

Biraz daha canlandım. Sofya Andreyevna, zavallı kadın, sürekli acı çekiyor ve ona yardım etmenin imkânsız olduğunu anlıyorum.

Kızlarıma olan bağlılığımın günahkârlığını hissediyorum.


26 Ağustos

Sofya Andreyevna dün gece Tanya ile hararetli bir şekilde konuştu. Tamamen umutsuz ve fikirleri tutarsız.

Onun tahrik ve yakınmalarına karşılık olarak sessiz kalabildiğime şükrediyorum. Tanrı'ya şükür, en azından kötü duygular beslemiyorum.


27 Ağustos

Korkunç derecede acınacak hâlde ve çok güç durumda. Bu akşam fotoğraflardan söz etmeye başladı; fakat kendi marazî bakış açısından. Meselenin tamamen dışında kalmaya çalıştım ve çıkıp gittim.


28 Ağustos

Sofya Andreyevna ile ilişkilerim gittikçe daha fazla güçleşiyor. Bu aşk değil; nefrete yakın bir aşk talebi ve gittikçe nefrete dönüşüyor.

Evet, egoizm çılgınlıktır. Eskiden çocuklar onu kurtarıyordu. Ama bu sevgi sona erdiğinde geriye kalan yalnızca korkunç bir egoizmdi. Ve egoizm en anormal hâldir: çılgınlık.


2 Eylül

Ondan çok kötü bir mektup aldım. Aynı kuşkular, aynı kötülük, aynı sevgi talebi. Eğer benim için bu kadar korkunç ve ıstırap verici olmasaydı komik bile denilebilirdi.

Schopenhauer: "İnsanları sevmeye zorlamak nefreti tahrik eder..."


3–4 Eylül

Saşa geldi. Kötü haberler getirdi. Her şey aynı. Sofya Andreyevna geleceğini yazıyor. Fotoğrafları yakıyor ve evde bir dua töreni düzenliyor.

Yalnızken ona karşı sağlam durmaya hazır olduğumu hissediyorum; ama onunla birlikteyken gücüm tükeniveriyor.

Onun hasta olduğunu hatırlamaya çalışacağım.

Bugün ayın 4'ü. Melankoli hissediyorum. Ölmek istiyordum, hâlâ da istiyorum.


5–8 Eylül

Sofya Andreyevna geldi. Çok konuşkan. Başlangıçta üzücü hiçbir şey yoktu; ancak dün yeniden başladı: iğnelemeler, eleştirmek için bahane arayışları.

Katlanmaya çalışıyorum ve elimden geldiğince de devam edeceğim. Ona acıyacak ve onu seveceğim.

Tanrım, bana yardım et!


8–10 Eylül

Dün, ayın 9'unda bütün gün histerik bir hâldeydi. Hiçbir şey yemedi ve ağladı. Acınacak hâldeydi. Ama hiçbir ikna çabasını ya da argümanı kabul etmiyor.

Ben iyi değildim; hüzünlü ve umutsuzdum.


11 Eylül

Akşama doğru kavga çıkarmaya başladı. Gözyaşları ve çığlıklar içinde bahçeye koştu. Haykırdı:

"Bu bir canavar, bir katil. Onu görmeye dayanamıyorum."

Sonunda ben de kendimi kaybedip ona düşündüklerimi söylediğimde aniden düzeldi.

Onunla konuşmak imkânsız. Her şeyden önce ne mantık ne de hakikat onu bağlıyor. Ne ona söylenen hakikat dolu sözler ne de kendi söylediği sözler onu ikna edebiliyor.

Kaçmaya çok yaklaştım. Sağlığım iyi değil.


28 Eylül

Çok üzücü. Bu sevgi ifadeleri, bu konuşkanlık ve sürekli müdahale çok üzücü.

Onu aynı şekilde sevmenin mümkün olduğunu biliyorum. Ama yapamıyorum.


29 Eylül

Saşa bir süre evden uzakta yaşamak üzere gitmek istiyor. Onun için korkuyorum.

Bugün ilk kez onu nezaketle, sevgiyle kazanmanın mümkün olduğunu gördüm.

Ah keşke yapabilseydim...


2 Ekim

Sabahleyin ilk sözleri kendi sağlığına ilişkindi. Sonra azarlamaya, hiç susmaksızın konuşmaya başladı.

Bugün edebî çalışmaya şiddetle ihtiyaç hissettim. Ama onun hakkındaki saplantılı duygularım yüzünden kendimi bu işe adamam imkânsız.

Elbette bu mücadele ve bu mücadelede zafer ihtimali, bütün sanat çalışmalarından çok daha önemli.


13 Ekim

Küçük günlüğümü bulduğu ve alıp götürdüğü ortaya çıktı.

Para konusunda ne kadar çok işkence çekiyor ve eserlerime ilişkin kendi edisyonuna müdahale edeceğimden korkuyor.

Gerçekten de her şeyden korkuyor, zavallı yaratık.


25 Ekim

Hâlâ aynı depresyon duygusunu hissediyorum.

Önce uzaklara gitmeyi düşünüyorum; sonra onun durumunu düşünüyor, onun için üzülüyor ve bunu yapamıyorum.


26 Ekim

Bu yaşam gittikçe üzerime bir karabasan gibi çöküyor.

Marya Aleksandrovna bana kaçıp gitmememi öğütlüyor ve vicdanım da bunu yapmama izin vermiyor.

Ona tahammül etmeliyim; dışsal görünümümü değiştirmeksizin, içsel benliğim üzerinde çalışıp ona tahammül etmeliyim.

Yardım et bana ey Rabbim!

Tolstoy


Bu satırlar yalnızca mutsuz bir evliliğin notları değildir. Aynı zamanda Tolstoy'un hayatının son aylarında verdiği ahlaki, ruhsal ve varoluşsal mücadelenin günlüğüdür. Dışarıdan bakıldığında eşi Sofya Andreyevna ile yaşadığı çatışmaları anlatıyor gibi görünür; ama aslında her sayfada asıl savaşın kendi içinde yaşandığını görürüz.

En çarpıcı noktalardan biri, Tolstoy'un sürekli "onu değiştirmeliyim" dememesi, bunun yerine "kendimi değiştirmeliyim", "ona tahammül etmeliyim", "onu sevmeliyim", "Tanrım bana yardım et" demesidir. Günlüğün neredeyse her sayfasında aynı dua tekrar eder. Bu tekrar, çaresizliğin değil; ahlaki ideal ile insani sınırlar arasındaki uçurumun ifadesidir. Ne kadar isterse istesin, sevgiyi iradeyle üretemediğini fark eder.

En sarsıcı cümlelerden biri şudur:

"Onunla konuşmak imkânsız. Çünkü onu ne mantık, ne hakikat, ne kendisinin söylemiş olduğu sözler ne de vicdanı bağlıyor."

Tolstoy burada iletişimin bittiğini söylüyor. Bir insanın düşüncesi değişebilir; ama hakikatin artık hiçbir etkisinin kalmadığı bir ilişki, onun gözünde ortak zeminin tamamen kaybolduğu ilişkidir. Bu yüzden kaçmayı düşünür. Fakat hemen ardından vicdanı onu durdurur. Günlük boyunca bu iki kutup hiç değişmez: kaçmak isteyen insan ile kalmayı görev bilen insan.

Bir başka önemli tema, sevgi ile sevgi talebi arasındaki ayrımdır. Tolstoy'un şu cümlesi çok dikkat çekicidir:

"Bu aşk değil; nefrete yakın bir aşk talebi..."

Ona göre sevgi özgür bırakır; sevgi talebi ise karşı tarafı kuşatır. Zorla istenen sevgi zamanla sevgiyi değil, nefreti doğurur. Hatta Schopenhauer'den yaptığı alıntıyı da bu yüzden kaydeder:

"İnsanları sevmeye zorlamak nefreti tahrik eder."

Bu, Tolstoy'un yalnızca evliliğini değil, insan ilişkilerini de özetleyen bir gözlemidir.

Günlükte dikkat çeken başka bir özellik de Sofya Andreyevna'yı sürekli "zavallı kadın", "acınacak halde", "hasta" diye anmasıdır. En öfkeli olduğu anlarda bile onu yalnızca suçlamaz. Onun acısını da görür. Hatta şu cümle neredeyse Hristiyan ahlakının özeti gibidir:

"Başkalarına ıstırap verirken değil, kendisi ıstırap çekerken ona acımak ve onu sevmek çok kolay."

Yani Tolstoy için gerçek sınav, zarar veren kişiyi de acı çeken biri olarak görebilmektir.

Belki de bütün notlar içinde en trajik olanı şudur:

"Hiçbir zaman âşık olmadım. Ama evlenmekten de geri duramadım."

Bu tek cümle, onlarca yıllık evliliğin geriye dönük muhasebesidir. Tolstoy yaşlılığında kendi hayatını yeniden yargılar ve mutsuzluğun köklerini ilk seçimine kadar götürür. Bu, geçmişi suçlamak değil; hayatını dürüstçe yeniden okumaktır.

Bunun yanında, sanat ile hayat arasında kurduğu ilişki de dikkat çekicidir. Yazamadığı için üzülür; fakat hemen ardından şunu söyler:

"Bu mücadelede zafer ihtimali bütün sanat çalışmalarından çok daha önemli."

Bu cümle, Tolstoy'un son dönem düşüncesini açıklar. Sanat artık onun için en yüksek değer değildir. İnsan kendi ruhunu dönüştüremiyorsa, yazdığı büyük eserlerin de anlamı eksik kalacaktır. İçsel mücadele, edebiyattan daha önemli hâle gelir.

Ve bütün bu notların üzerine sürekli aynı dua düşer:

"Tanrım bana yardım et."

Bu dua sadece dindar bir insanın duası değildir. Bu, kendi iradesinin yetmediğini kabul eden bir insanın duasıdır. Tolstoy artık şunu anlamıştır: İnsan yalnızca doğruyu bilerek doğru yaşayamaz. Bilmek ile yapabilmek arasında büyük bir mesafe vardır.

Bu yüzden Yalnızca Kendim İçin Günlük, büyük bir yazarın eşinden şikâyet ettiği bir metin değildir. Daha çok, kendi ahlakına yetişmeye çalışan bir insanın başarısızlık günlüğüdür. Tolstoy'un büyüklüğü de burada yatar. Kendisini haklı çıkarmaya çalışmaz; sürekli kendi eksikliğini görür. Eşinin hastalığını, kendi öfkesini, kaçma arzusunu, sevemeyişini ve ölüm isteğini aynı dürüstlükle kaydeder.

Belki de bütün bu sayfaların özeti şu cümlede saklıdır:

"Onu aynı şekilde sevmenin mümkün olduğunu biliyorum. Ama yapamıyorum."

Bu, yalnızca Tolstoy'un değil, insan olmanın trajedisidir. Doğruyu görmek başka, onu yaşayabilmek bambaşka bir şeydir. Tolstoy'un son günlüğü, tam da bu iki şey arasındaki acı verici mesafeyi belgeleyen büyük bir insanlık metnidir.

Yayınlanma: 18.07.2026