İnsana Asıl Acı Çektiren Kendi Düşünceleridir
Kabullenmek demek, bu anı olduğu gibi kabul etmek demektir. Oysa ızdıraptan bıkıp usanmadıkça teslim olmayacaksınız. Yeteri kadar acı çekmiş olmalısınız. Öyle bir noktaya gelirsiniz ki, çektiğiniz acıların çoğunu kendinizin yarattığının farkına varırsınız. Bir şeylere direnerek yaratmışsınızdır bunu. Bir şeyleri yorumlayarak yaratmışsınızdır bunu. Var olan bir durumdan değil, bir düşünceden veya bir yorumdan meydana gelmektedir bu acı. Böylece şunun gerçekten farkına varırsınız: “Yeterince acı çektim.” Hayatınızda hakikaten yeterince acı çektiğiniz zaman şunu diyebilirsiniz: “Daha fazla acıya gerek yok.”
Izdırap, harika bir öğretmendir. Izdırap, çoğu insanın tek ruhani öğretmenidir. Izdırap, sizi derinleştirir. Zihnin yarattığı benlik duygusunu, yani egoyu, yavaş yavaş aşındırır. Bazı insanlar yeterince acı çektiklerini anladıklarında bu noktaya varırlar. Mesela, kendi köşesine çekilen hemen her insan için durum bundan ibarettir. Şayet onlara sorarsanız, ızdıraptan kendi paylarına düşeni aldıklarını söylerler. Başka türlü zaten bu mesajı almaya açık hale gelemezlerdi. İnsanların çektiği acılardan paylarına düşeni aldılar ve yaşamanın başka bir yolu olduğunu söyleyen mesajı dinlemeye hazır oldukları bir noktaya vardılar böylece.
Size daha fazla ızdırap doğurmayan bir yaşam sürebileceğiniz başka bir yol daha var. Nihayetinde insan büyük ölçüde kendi ızdırabını kendi yaratır. Böylece bu mesajı duymaya hazır hale gelirsiniz ve aslında bu mesaj, her dinde olan mesajdır. Budizm'in temelindeki mesaj, ızdırabın sona ermesidir. Hatta İsa'nın öğretisinin temelindeki mesaj bile, İsa'nın dediği gibi, burada ve şimdi, içinizdeki o çok değerli inciyi, yani Cennetin Krallığı'nı bulmaktır. Elbette ki bu, acı içinde sürdürülen yaşamın sonu demektir. Dolayısıyla... Artık acı çekmenize gerek olmadığını fark etmeniz için, bir farkındalık noktasına gelmeniz için acı çekmeniz gerektiği söylenebilir tabii.
Burada bir paradoks var. Acı çekmeseydim, bu öğreti de olmazdı. Kısmen yoğun bir ızdırabın sonucu olarak bunun doğduğu söylenebilir. Nihayetinde bir insan olarak, acı çekmemiş olsaydım ruhsal olarak gelişemezdim. Bu sebeple, ızdırap, benim asıl öğretmenimdi ve ızdırap, pek çok insanın da asıl öğretmenidir. Bazı insanlar, hazır olduklarında, ruhani bir öğreti veya öğretmenle temasa geçerler ve bu, artık acı çekmenize gerek olmadığını anlama sürecini hızlandırabilir, çünkü siz artık mesajı dinlemeye hazırsınızdır. Bundan 2600 yıl evvel, Buda'nın bahsettiği şeyler buydu işte. İnsanın kendisine çektirdiği ızdırabın bir sonu olabileceğini söylüyordu.
Şunu aklınızdan çıkarmayın: Size her şeyden çok acı çektiren şey, sizin kendi düşüncelerinizdir. Vuku bulan olaylar değildir çoğunlukla sebep; bu olayların ne denli korkunç olduğuna dair sizin getirdiğiniz yorumdur. Bunu idrak ettiğinizde, olan şeylerle artık zihnen tartışmadığınız başka bir yaşam biçimi olduğunu da idrak edersiniz. Böylece kendinize çektirdiğiniz ızdırabın sonu gelmiş olur. Şayet kendime acı çektirmezsem başkalarına da acı çektirmem. Çünkü bu ikisi daima birlikte hareket eder.
Eckhart Tolle