Kendinden nefret eden biri bir başkasını sevebilir mi?

Şair: Erasmus

Kendinden nefret eden biri bir başkasını sevebilir mi? Böyle biri kendiyle kavgalı olan başka biriyle uyum içinde olabilir mi? Kendine eziyet çektirip yine kendi kendine çokbilmişlik taslayan böyle bir insan başka birine huzur verebilir mi? Bu sorulara olumlu yanıt veren varsa, o budalanın dik âlâsıdır.

Ancak: Bana kapıyı gösteren de hiç kimse ile geçinemediği gibi kendi benliği bile ona tiksinti verir, sadece varlığı bile onu iğrendirmeye yeter ve kendi düşmanı olup çıkar. Kimilerine doğadan âlâ başka üvey ana mı var bu fâni dünyada; baksanıza, bazı insanları öyle dertler ve düşkünlüklerle donatmış ki kendilerine dahi hayırları olmayan bu garipler nasıl olup da bir başkasını bulsun ve bir de onunla birlikte hayatı kotarsın? Hâl böyle olunca sinesinde barınan, hayatın üstesinden gelmekte kullanabileceği bir nebze işe yarar malzeme de körelip kötürüm bir hâle gelir zamanla.

Ölümsüzlerin ölümlülere en yüce armağanı olan güzellik de özentiyle karışırsa ne işe yarar? Sen ya da bir başkası hayatın hangi sorununa sadece sanatta değil, yapılabilecek her şeyde 'Nasıl?' sorusunun zevk belirtisi olarak insanı yönlendirdiğinde olduğu gibi ölçülü ve zevkli çözümler üretebilir? Böylesi durumlarda kendi kız kardeşinden öte sevimli bir varlık —kendini beğenmişlik— elinden tutmayacak olsa yandığının resmidir. Peki kendini güzel bulmak, kendine hayran olmak budalalığın zirvesinde olmak değil midir?

Öte yandan şu soruyu da sormak gerekir: Özün sana haz vermiyorsa, o vakit nasıl ortaya şirin, sevecen, güzel bir şey koyabilirsin? Aşkı kanatlandıran iksirim olmaksızın hiçbir ateşli hatip dinleyicilerinde söyleviyle, hiçbir müzisyen ezgileriyle, hiçbir tiyatro sanatçısı sahnede mimikleriyle, hiçbir şair dizelerinde esinleriyle, hiçbir ressam fırçasından dökülen onca renge rağmen kül renginin sefilliğinden kurtulup tablosuyla heyecan uyandıramaz.

Dahası, iksirimi içmeyince ne hekimler dilenmekten, ne Nireus gibi erkek güzelleri Thersites kadar çirkinleşmekten, ne her daim genç kalan Phaon bir Nestor kadar yaşlanmaktan, ne zeki Minerva aptal şabalak bir domuza dönüşmekten, ne ağzı kalabalık bir hatip pepeme bir çocuk gibi laf gevelemekten, görmüş geçirmiş kalender bir adam da köyünden hiç çıkmamış şapşal bir köylüye benzemekten kurtulamaz. İşte bu kadar önemlidir başkalarını kazanmadan önce herkesin kendini pohpohlayıp doğru yolu bulması.

Eğer hâlinden hoşnut olmaksa mutluluk —inanın bana— kendini beğenmişlik insanı en kısa yoldan cennete ulaştıracaktır. Onun hüküm sürdüğü her yerde herkes dış görünüşünden, aklından, kökeninden, bulunduğu mevkiden, gördüğü muameleden, memleketinden hoşnuttur.

Bu diyarlarda hiçbir İtalyan bir İrlandalıyla, hiçbir Trakyalı bir Atinalıyla yer değiştirmek ya da hiçbir Scythialı, bozkırlarını Ruhlar Adası ile değişmek istemez. Bakın da görün, yeryüzünde süregelen bütün eşitsizliklere rağmen doğa her şeyi adil biçimde dengelemek için nasıl emek harcıyor. Ne aptalca bir laf ettim şimdi! Çeyizin en çok göz nuru dökülmüş, en nadide parçası bu değil mi aslında? Ve hepsinden önemlisi – benim rızam olmaksızın kimse boyundan büyük işlere kalkışamaz ve keşfinde önderlik etmediğim hiçbir sanat hayat bulamamıştır.

Erasmus
Deliliğe Övgü


Bu bölüm, Erasmus’un Deliliğe Övgü’sünün en zekice paradokslarından birini kuruyor: İnsanın kendini sevmesi ile kendini beğenmesi arasındaki sınırı bilerek bulanıklaştırıyor. Metin, ilk bakışta kendinden nefret eden insanın başkasını sevemeyeceğini söylerken, ilerledikçe bunun karşısına “kendini pohpohlama”yı koyuyor.

1. “Kendinden nefret eden başkasını sevebilir mi?”

Metnin başlangıcı oldukça sert:

“Kendinden nefret eden biri bir başkasını sevebilir mi?”

Erasmus burada psikolojik bir tez ortaya koymaktan çok insanın kendisiyle ilişkisini bütün ilişkilerinin temeline yerleştiriyor.

Kendisiyle sürekli savaşan, kendi varlığından tiksinen insanın dışarıyla barış kurması güçtür. Çünkü başkasına yönelttiği sevgi, şefkat ve hoşgörünün kaynağı olan içsel bütünlük onda yoktur.

Fakat Erasmus'un asıl amacı “önce kendini sev, sonra başkasını sev” şeklinde basit bir kişisel gelişim öğüdü vermek değil. İnsanların kendi kusurlarını görmezden gelerek yaşayabilmesini sağlayan bir yanılsamayı savunuyor: kendini beğenmişlik.

Ve burada büyük paradoks başlıyor.

2. Kendini beğenmişlik neden “ilaç” hâline geliyor?

Erasmus'un Delilik'i şunu söylüyor:

İnsan kendisi hakkında bütünüyle gerçekçi olsaydı, yaşayamazdı.

İnsan kendi çirkinliğini, aptallığını, başarısızlığını, yetersizliğini, konumunun sıradanlığını bütün çıplaklığıyla görseydi hayatını sürdürmekte zorlanabilirdi.

Bu nedenle “kendini beğenmişlik” insanın kendisiyle barışmasını sağlayan bir yanılsama mekanizması olarak sunuluyor.

Burada çok önemli bir ayrım var:

  • Özsaygı: Kendini kusurlarıyla birlikte kabul etmek.
  • Kendini beğenmişlik: Kendini olduğundan daha değerli görmek.
  • Kendinden nefret: Kendi varlığını değersiz ve katlanılmaz bulmak.

Erasmus üçüncüsünün insanı felç ettiğini, ikincisinin ise insanı harekete geçirdiğini söylüyor.

Ama bunu söylerken ikinciyi gerçekten övmüyor; Delilik'in ağzından övüyor.

Bu ayrım Deliliğe Övgü'yü anlamanın anahtarıdır.

3. “Kendini güzel bulmak budalalığın zirvesi değil midir?”

Metnin en güzel paradokslarından biri burada:

“Kendini güzel bulmak, kendine hayran olmak budalalığın zirvesinde olmak değil midir?”

Normalde cevap “evet” olacaktır.

Fakat Erasmus hemen ardından başka bir soru soruyor:

“Özün sana haz vermiyorsa, o vakit nasıl ortaya şirin, sevecen, güzel bir şey koyabilirsin?”

İşte burada mesele yalnızca narsisizm değildir.

Bir insan kendisini tamamen değersiz görürse yaratma gücü de zedelenebilir.

Bir şair kendi şiirinden hiçbir haz almıyorsa yazmaya nasıl devam edecektir?

Bir ressam yaptığı resmin hiçbir değer taşımadığını düşünüyorsa nasıl yeni bir resim yapacaktır?

Bir konuşmacı kendi sözlerinin hiçbir karşılığı olmadığını düşünüyorsa nasıl insanları etkileyebilir?

Dolayısıyla sanatın ve üretimin içinde belirli miktarda kendine inanma zorunluluğu vardır.

Erasmus'un ironik biçimde “kendini beğenmişlik” dediği şey burada yaratıcılığın yakıtına dönüşüyor.


4. “Nasıl?” sorusu çok önemli

Metindeki şu bölüm özellikle dikkat çekici:

“Hayatın hangi sorununa sadece sanatta değil, yapılabilecek her şeyde ‘Nasıl?’ sorusunun zevk belirtisi olarak insanı yönlendirdiğinde olduğu gibi ölçülü ve zevkli çözümler üretebilir?”

Buradaki “Nasıl?”, yalnızca teknik bir soru değildir.

İnsan bir şeyi yapabileceğine inanmalıdır ki “Nasıl yapabilirim?” diye sorsun.

“Kendimden hiçbir şey olmaz” diyen insanın sorusu çoğu zaman:

“Neden ben?”

olur.

Üreten insanın sorusu ise:

“Nasıl?”

olur.

Bu nedenle metindeki kendini beğenmişlik, paradoksal biçimde eylemin önkoşulu hâline gelir.


5. Nireus, Thersites, Phaon, Nestor, Minerva...

Erasmus burada mitolojik ve edebî göndermelerle düşüncesini mizaha dönüştürüyor.

Nireus güzelliğin, Thersites çirkinliğin; Phaon gençliğin, Nestor yaşlılığın; Minerva ise zekânın simgesidir.

Erasmus'un mantığı şudur:

İnsanların kendileri hakkındaki algısını değiştirdiğinizde, onlar da bambaşka insanlar hâline gelirler.

Çirkin adam kendisini güzel görürse davranışları değişir.

Yaşlı adam kendisini hâlâ genç hissederse hayatla ilişkisi değişir.

Aptal kendisini zeki sanarsa konuşmaya cesaret eder.

Burada Delilik, insanın nesnel gerçekliğinden ziyade kendisi hakkındaki tasavvurunun hayatını belirlediğini ileri sürüyor.

Bu, bugün bile şaşırtıcı derecede güncel bir gözlem.


6. “Kendini pohpohlayıp doğru yolu bulması”

Bence metnin merkez cümlelerinden biri şu:

“Başkalarını kazanmadan önce herkesin kendini pohpohlayıp doğru yolu bulması.”

Burada “pohpohlamak” ilk bakışta olumsuzdur.

Fakat Erasmus onu neredeyse yaşama enerjisi hâline getiriyor.

Çünkü insanın kendisi hakkında taşıdığı hikâye, dünyaya nasıl davranacağını belirler.

“Ben değersizim.”

diyen insan geri çekilir.

“Ben başarabilirim.”

diyen insan dener.

“Ben sevilmeye değerim.”

diyen insan ilişki kurar.

“Ben yaratıcıyım.”

diyen insan üretir.

Dolayısıyla Erasmus'un ironisi bizi çok modern bir soruya getiriyor:

Gerçekçi olmak her zaman iyi midir?

Belki değildir.

Bazen insanı hayatta tutan şey, gerçekliğin kendisi değil, gerçekliğe dayanabilmesini sağlayan yanılsamadır.


7. Ama Erasmus burada tehlikeli bir noktaya da geliyor

Metni yalnızca “kendini sevmenin güzelliği” şeklinde okumak eksik olur.

Çünkü kendini beğenmişlik iki farklı sonuç doğurabilir:

Sağlıklı biçimi:
“Eksiklerim var ama yine de değerliyim.”

Zehirli biçimi:
“Eksiklerim yok; hatta herkesten üstünüm.”

İkincisi artık özgüven değil, kibirdir.

Erasmus'un mizahının gücü de burada.

Delilik konuşurken kendini sürekli övüyor. Fakat onu okuyan insan bir süre sonra şunu fark ediyor:

Delilik'in anlattıkları yalnızca başkalarının aptallıkları değil; bizim de kendimizi kandırma biçimlerimiz.

Bu yüzden kitap aslında okuru başkalarına güldürürken kendisine güldürüyor.


8. Metnin en güçlü paradoksu

Bütün parçayı tek bir çelişkiye indirgersek:

İnsan kendini sevmeden başkasını sevemez; fakat kendini fazla severse de başkasını sevemez.

Çünkü:

Kendinden nefret → içsel düşmanlık → başkalarıyla çatışma

ama

Kendine hayranlık → üstünlük duygusu → başkalarını küçümseme

Dolayısıyla insanın ihtiyacı aslında ne kendinden nefret etmek ne de kendisine tapmaktır.

İhtiyaç duyduğu şey:

Kendisiyle yaşayabilmek.

Erasmus bunu doğrudan söylemek yerine, Delilik'in ağzından “kendini beğenmişlik” diye övüyor.

Ve bence metnin çağımıza taşınabilecek en önemli tarafı tam burada.


9. Şiir Antolojim açısından okunursa

Bu parçanın sizin arşivinizde özellikle “kendinden nefret / kendini beğenme / insanın kendisiyle ilişkisi” ekseninde değerlendirilmesi çok verimli olur.

Çünkü metnin altında şu soru yatıyor:

İnsan kendisiyle nasıl yaşayabilir?

Bu soru, sizin daha önce ele aldığınız “Dönüş”, yabancılaşma, kendinden uzaklaşma ve aşırı düşünme gibi temalarla da güçlü biçimde kesişiyor.

Erasmus'un cevabı ise oldukça şaşırtıcı:

İnsan kendisiyle yaşayabilmek için kendisi hakkında biraz yanılmak zorundadır.

Ama metnin ironisi bize hemen ikinci soruyu sordurur:

Peki, insan kendisi hakkında ne kadar yanılabilir ve yine de kendisini kaybetmez?

Bence Deliliğe Övgü'nün bu bölümünü bugün için değerli kılan asıl soru budur.

Etiketler: ChatGPT
Yayınlanma: 31.07.2026