Varsın ve Yoksun: Aşkın İçinde Bekleyen Ayrılık

Şairler:

Kollarımda ⁠Varsın ve Yoksun

Kollarımda varsın ve yoksun,
Bu bedende varsın ve yoksun.

Gezgin ruhunla kayboldun;
Tenime dokunuşunda varsın ve yoksun.

Gitmedin, ama kalışın gidiştir;
Sen ahdini bozan birisin, varsın ve yoksun.

Erkekliğimin içinde sıkışıp kaldım;
Sen “kadınım” dedin, varsın ve yoksun.

Ben bugün gidiyorsam,
Yıllardır zaten
benim yanımda varsın ve yoksun.

Afshin Yadollahi


در آغوش من هستی و نیستی


در آغوش ِ من هستی و نیستی

تو در این بدن هستی و نیستی

تو با روح ِ آواره ات گم شدی
که در لمس ِ تن هستی و نیستی

نرفتی ولی ماندنت رفتن است
تو پیمان شکن هستی و نیستی

گرفتار ِ مردانگی مانده ام
تو گفتی که زن هستی و نیستی

من امروز اگر می روم ، سالهاست
که تو پیش ِ من هستی و نیستی

افشین یداللهی


Varsın ve Yoksun: Aşkın İçinde Bekleyen Ayrılık


Şiirin merkezindeki duygu

“Varsın ve yoksun” sözü, şiirin yalnızca tekrarlanan nakaratı değil, sevginin içinde yaşanan en acı paradoksun adıdır. Sevgili fiziksel olarak kolların arasındadır; fakat ilişkinin ruhu orada değildir. Ayrılık burada bir kapının kapanması değil, insanın yanında bulunan kişiye artık ruhsal olarak ulaşamamasıdır.

Şairin yaşadığı şey terk edilmekten daha karmaşıktır: terk edilmenin yıllarca ertelenmiş, görünmez hâlidir. Sevgili tamamen yok olmadığı için bağ da tamamen kopmaz; tam tersine, varlık ile yokluk aynı anda yaşanır.

“Varsın ve yoksun”: şiirin omurgası

“هستی و نیستی” (hasti o nisti) kelimesi kelimesine “varsın ve yoksun” demektir. Bu ifadeyi değiştirmemek önemlidir; çünkü şiirin bütün trajedisi bu iki kelimenin aynı anda gerçekleşmesinde toplanır.

Sevgili vardır: bedeni, dokunuşu, geçmişi ve hatırası vardır.

Ama aynı anda yoktur: ruhu orada değildir, sadakati eksilmiştir, ortak hayatın içinde eskisi gibi bulunmamaktadır.

Şair bu çelişkiyi çözmez; onu olduğu gibi taşır.

Bu nedenle “varsın ve yoksun”, yalnızca sevgilinin durumunu değil, ilişkinin kendisini adlandıran bir teşhis gibidir.

Kollarımda başlayan imkânsızlık

“در آغوش من هستی و نیستی / تو در این بدن هستی و نیستی” dizeleri beden ile ruhu yan yana getirir.

“Kollarımda” fiziksel yakınlığın en yoğun biçimlerinden biridir; buna rağmen hemen ardından “yoksun” gelir.

İnsan birine sarılabilir, onun tenine dokunabilir ve yine de ona erişemeyebilir.

“تو با روح آواره ات گم شدی” — “Gezgin ruhunla kayboldun” dizesi bu yarığı derinleştirir.

Sevgilinin bedeni burada olabilir; fakat ruhu başka bir yerde dolaşmaktadır. Kaybolan kişi fiziksel olarak gitmemiş, ilişki içindeki varlığı kaybolmuştur.

Aşkın en büyük hayal kırıklığı burada ortaya çıkar:

Beklenen şey fiziksel temas değil, temasın ardındaki ruhsal karşılaşmadır.

Ayrılık gitmeden önce başlar

“نرفتی ولی ماندنت رفتن است” — “Gitmedin ama kalışın gidiştir.”

Şiirin en kuvvetli dizelerinden biridir.

Burada ayrılık bir olay olmaktan çıkar ve bir hâle dönüşür.

Sevgili henüz gitmemiştir; fakat kalması artık kalmak değildir. Fiziksel beraberlik sürerken ilişkinin anlamı çoktan çözülmüştür.

Son kıtadaki:

“Ben bugün gidiyorsam,
yıllardır zaten
sen benim yanımda varsın ve yoksun.”

sözü bu nedenle şiirin zamanını tersine çevirir.

Bugünkü gidiş, yıllardır süren duygusal ayrılığın görünür hâle gelmesidir.

Beklemek ve beklemenin yıpratıcı umudu

Şiirde “bekliyorum” denmez; fakat bütün şiir bekleyişin içinden konuşur.

“Varsın ve yoksun” diyebilmek, bir zamanlar “belki yeniden var olursun” ihtimalinin yaşandığını düşündürür.

Beklemek burada pasif bir zaman geçirmek değildir.

Her gün sevgilinin varlığına yeni bir anlam yüklemek, yokluğunu geçici saymak ve ilişkinin yeniden kurulabileceğine inanacak bir sebep bulmaya çalışmaktır.

Umut tamamen öldüğünde insan artık “varsın ve yoksun” demez; yalnızca “yoksun” der.

Şairin çelişkili cümlesi, sevginin hâlâ küçük bir kapıyı açık bıraktığını gösterir.


“Bazen var, bazen yok” aşkı

Kesin bir ayrılıktan çok “bazen var, bazen yok” hâli: yakınlık ile uzaklığın, umut ile hayal kırıklığının aynı anda yaşanması hâlini anlatan “هستی و نیستی” — “varsın ve yoksun” ifadesinin okuyanda güçlü karşılık bulması anlamlıdır.

İfade yalnızca bir sevgilinin yokluğunu değil, bir ilişkinin belirsizliğini anlatır.

“Sevdiğim kişi yok” değil;

“Sevdiğim kişi var, fakat bana ulaşabileceğim biçimde yok.”

Okuyucunun kendi dünyasındaki benzer bir duygunun varlığı şiirin anlamını değiştirmez; fakat hangi dizelerin ona daha güçlü görüneceğini etkileyebilir.

İnsan kendi deneyimindeki bir duygusal örüntüyü başka bir metinde gördüğünde, daha önce fark etmediği bir dize birden merkezî hâle gelebilir. Bu, algıda seçiciliğin doğal bir biçimidir.

Yadollahi’nin “خلاصم کن از عشقایی که گاهی هست و گاهی نیست”“Beni bazen var olup bazen olmayan aşklardan kurtar” dizesi, bu şiirin ana duygusunu başka bir şiirde adlandırır.

“Varsın ve yoksun” sevgilinin yaşattığı durumdur; “bazen var, bazen yok aşk” ise bu durumun adıdır.

En büyük acı mutlak yokluk değil, belirsiz varlıktır.

Tamamen gitmiş biriyle yüzleşmek acı vericidir; fakat bazen gelen, bazen uzaklaşan, bazen sevdiğini hissettiren, bazen de ruhen kaybolan kişi insanı sürekli bekleme hâlinde tutar.

Her “var” anı yeni bir “belki” yaratır; her “yok” anı bir sonraki “var” ihtimalini besler.

Bu yüzden böyle bir aşk insanı yalnızca üzmez.

İnsanı bekletir.

Ve beklemek, kesin bir ayrılıktan daha uzun sürebilir.

Hayal kırıklığı: söz ile gerçek arasındaki mesafe

Burada پیمان‌شکن (peymân-şekan) doğrudan “ahdi bozan, verilen sözü/bağı çiğneyen” anlamına gelir. “Sözünden dönen” anlamı karşılıyor ama daha gündelik ve daha dar bir ifade.

Üstelik “ahdini bozan” burada şiirin duygusunu da güçlendiriyor. Peymân yalnızca söylenmiş bir söz değil, bağ, vaat, ant, verilmiş söz anlam alanına sahip. Dolayısıyla sevgilinin bozduğu şey yalnızca bir cümleyle verilmiş söz değil; ilişkinin kurulmasını sağlayan ahit.

Dizenin önceki kısmıyla da çok güzel birleşiyor:

Gitmedin, ama kalışın gidiştir;
Sen ahdini bozan birisin, varsın ve yoksun.

İlk yarı fiziksel ayrılığın gerçekleşmediğini, ikinci yarı ise ilişkisel/ahlaki ayrılığın çoktan gerçekleştiğini söylüyor.

Hatta burada “varsın ve yoksun”un anlamı daha da belirginleşiyor:

  • Varsın: Bedensel olarak hâlâ buradasın.
  • Yoksun: Verdiğin ahde artık sadık değilsin.
  • Kalışın gidiştir: Fiziksel olarak gitmemiş olsan da ilişkinin içinden çoktan çıkmışsın.

Burada Yadollahi'nin anlattığı yalnızca karşılıksızlık değil; bir zamanlar kurulmuş bir bağın, sevgili hâlâ oradayken bozulması.

Sevgilinin “var” oluşu geçmişte verilmiş sözleri canlı tutar; “yok” oluşu ise o sözlerin artık yaşamadığını gösterir.

Hayal kırıklığı tam olarak bu iki gerçek arasındaki mesafede doğar.

Şairin inandığı şey bütünüyle yalanlanmış değildir.

Geçmişte gerçekten yaşanmış bir yakınlık vardır.

Fakat o yakınlığın bugünde karşılığı kalmamıştır.

“Erkeklik” ve “kadınlık” dizelerindeki kırılma

گرفتارِ مردانگی مانده‌ام
تو گفتی که زن هستی و نیستی

“گرفتارِ مردانگی مانده‌ام” dizesi kelimesi kelimesine “erkekliğin içinde sıkışıp kaldım” anlamına yaklaşır. Buradaki مردانگی (mardânegi), yalnızca biyolojik anlamda erkeklik değildir; erkeğin kendisine yüklediği güç, dayanıklılık, sorumluluk ve ayakta kalma hâlini de çağrıştırabilir.

Şairin söylediği, sevgilinin yokluğu karşısında erkek olarak üstlendiği konumun içinde sıkışıp kalmasıdır. Sevdiği kişi fiziksel olarak hâlâ hayatındadır; fakat ilişkinin gerektirdiği karşılıklılık ortadan kalkmıştır. Böylece şair bir yandan güçlü kalmak, ayakta durmak ve ilişkiyi taşıyan kişi olmak isterken, öte yandan sevgilinin ruhsal yokluğu karşısında ne yapacağını bilemeyen bir hâle düşer.

Ardından sevgiliye:

“Sen kadın olduğunu söyledin; varsın ve yoksun.”

denir.

Buradaki “kadınsın / kadın olduğunu söyledin”, biyolojik bir tanımlama değildir. Sevgilinin ilişkinin içindeki kadın, sevgili ve eşlik eden kişi olarak varlığına işaret eder.

Fakat hemen ardından şiirin temel paradoksu yeniden gelir:

Sen kadınsın / kadın olduğunu söyledin → ama ilişkinin içinde o kadın olarak yoksun.

Yani şair kendi erkeklik konumunda sıkışıp kalırken, karşısındaki kadın da ilişkinin içinde olması gereken biçimde mevcut değildir.

Böylece kıtada iki tarafın da fiziksel varlığı ile ilişkisel varlığı birbirinden ayrılır:

Ben erkeğim, ama erkek olarak bu ilişkinin içinde ne yapacağımı bilemez hâle geldim.
Sen kadınsın, ama kadın olarak bu ilişkinin içinde artık yoksun.

Bu nedenle kıtanın asıl ağırlığı kadınlık ve erkeklik arasındaki basit bir karşıtlıkta değil; birbirine karşı hâlâ belirli konumları bulunan iki insanın, o konumların gerektirdiği birlikteliği artık yaşayamamasındadır.

Ve böylece “varsın ve yoksun” sözü burada da aynı yarayı açar: Sevgili gitmemiştir, kadın olarak hâlâ oradadır; fakat ilişkinin içinde olması gereken biçimde orada değildir. Şairin “erkekliğin içinde sıkışıp kalması” da tam bu imkânsızlığın karşı tarafıdır.

Son kıta: bugünkü gidişin geçmişte başlaması

“من امروز اگر می روم ، سالهاست / که تو پیش من هستی و نیستی”

dizelerinde “bugün” ile “yıllardır” aynı cümlede buluşur.

Fiziksel ayrılık şimdi gerçekleşmektedir; duygusal ayrılık ise yıllardır sürmektedir.

Bu, bekleyişin de sonuna işaret eder.

İnsan bazen yıllarca bir ilişkinin eski hâline dönebileceğini bekler. Sonunda fark eder ki beklediği dönüş artık gerçekleşmeyecektir.

Yine de şair sevgilinin varlığını tamamen silmez.

“Yıllardır benim yanımda varsın ve yoksun.”

der.

Ayrılık kabul edilir; fakat sevginin yaşanmışlığı inkâr edilmez.

Aşkın biçimi: sahip olmak değil, ulaşamamak

“Kollarımda” fiziksel yakınlığı; “yoksun” ise bu yakınlığın yetersizliğini gösterir.

İnsan sevdiği kişiyi yanında tutabilir; fakat onun ruhunu, sadakatini veya geçmişteki hâlini zorla yanında tutamaz.

Bu nedenle şiirde aşk, kavuşmanın verdiği huzurdan çok ulaşamamanın yarattığı gerilimle görünür.

“Şair sevgilisini yalnızca kaybetme ihtimalinden değil, ona ulaşamadığı hâlde hâlâ sevmekten söz eder.”

Ayrılığın en zor biçimi budur:

İnsan kendi gitmesini sağlayabilir; fakat içindeki sevgilinin gitmesi yıllar alır.

Umut neden hâlâ var?

Şiirin sonunda “yoksun” kelimesinin yanında hâlâ “varsın” vardır.

Bu küçük kelime şiiri saf bir ağıda dönüşmekten kurtarır.

Bu, sevgilinin kesin olarak geri döneceği anlamına gelmez.

Daha derin bir umut biçimidir:

Sevginin yaşanmış olmasının inkâr edilememesi.

İlişki bitse bile yaşanan aşk bütünüyle silinmez.

Şairin umut ettiği belki sevgilinin dönüşü değil, kendi içindeki bu büyük sevginin bir anlam taşımasıdır.

Dil ve yapı: iki kelimenin şiiri

Şiirin yapısı “هستی و نیستی” tekrarının üzerine kuruludur.

Aynı ifade her kıtada başka bir bağlama taşınır:

beden → ruh → kalmak/gitmek → söz → kimlik → zaman

Başta:

“Kollarımda varsın ve yoksun.”

bir şaşkınlıktır.

Sonra:

“Kalışın gidiştir.”

dediğinde hayal kırıklığına dönüşür.

En sonunda:

“Yıllardır yanımdasın ve yoksun.”

dediğinde uzun bir bekleyişin ardından gelen kabullenişe yaklaşır.

Böylece tekrar şiiri yerinde saydırmaz; aynı iki kelime her dönüşte yeni bir anlam kazanır.

Sonuç

Bu şiir yalnızca bir ayrılık şiiri değildir.

Daha çok, ayrılığın içinde hâlâ yaşayan aşkın şiiridir.

Aşk burada yakınlıkla başlar; sonra ruhsal uzaklığa, bekleyişe, hayal kırıklığına ve nihayet fiziksel ayrılığa dönüşür.

Fakat bütün bunların altında küçük, inatçı bir umut kalır:

“Varsın.”

Şair “yoksun” diyebilir; ama “varsın”ı silemez.

Şiirin bütün hüznü de bütün güzelliği de bu iki kelimenin yan yana durmasından doğar.

Sevgilinin gitmesi son nokta değildir.

Asıl mesele, onun gitmeden çok önce insanın içinde yok olmaya başlamış olmasıdır.

Ve belki şiirin geriye bıraktığı en önemli duygu şudur:

İnsan sevdiğinden ayrılabilir; fakat onun içinde bıraktığı varlıktan aynı anda ayrılamayabilir.

Şairin bugünkü gidişi uzun bekleyişin sonudur.

“Varsın” ise o bekleyişten geriye kalan son ışıktır.