dışarısı kırbaç sesi, içimde bir torino atı
açım. belki de özlemi açlıktan sayıyorum.
toplan dünya. yaşam toplan.
çaresiz sahiplik toplan.
gitmiyorum, hadi bakalım şimdi de gitmiyorum.
aklım tahta bavulların içinde yolculukta.
ben buradayım akılsızlığın başında
hasta bir ruh gibi koşulamıyorum.
dur, bunu anlatamazsam çok ağlayacağım.
ölüm geliyor bir şeyi anlatamamak zira.
tımarlanmıyorum deli atlar gibi
kalbim duracak. vaktin peşindeyim.
bazen de duruyorum saatler gibi
olmaz zamanlarında.
soğuk. soğuktan donuyorum sen anlamayınca.
duydun mu ne diyorum?
soğuk bir ateş kırmızısında, harlı.
hastayım. at gibi bütün yemleri ve suyu bırakarak
yemekten içmekten kesildi anlatacaklarım,
şimdi biraz hasta kalmak istiyorum.
yalnızlanmak,
hayat, yağmur sıkıntısı ve olacaklar,
gözüm yolları isterse bitiriyor. sonuna geliyorum.
sayfaları çabuk çabuk çevirirken ellerim
bitmesin hiç bitmesin istiyorum
şimdi bilmediğin bir yanındayım. seni bulamıyorum.
aklım karışık. atın hüznünden bulaşıyor kapılara.
yine de açıyorum, ben hep açıyorum
kapının kolunu tutuyorum elin gibi
müzik sesi geliyor resimlerden. galiba deliriyorum.
İnsanın saklanacak küçücük bir köşesinin dahi kalmadığını, gidecek yerinin olmadığını anlatan bir tükeniş hikayesi.
Başrolde rüzgar oynuyor, tüm ihtişamıyla. öyle ki sadece onun çığlıkları dört nala koşuyor, Öyle ki 58 yıldır ses çıkardığı söylenen tahta kuruları bile sözü ona devretmişcesine sessizleşiyor. Rüzgar öfkeli, rüzgar tükenen tüm sesleri üzerinde taşıyor. İnsan susuyor, rüzgar konuşuyor. Rüzgar konuştukça tükeniş de başlıyor.
Arttıkça rüzgarın sesi, daha da sessizleşen insan, Pencerenin önüne geçip sadece onu izleyebiliyor, onu dinleyebiliyor ancak ve daha da hissizleşiyor. Ya tekrar hissedebilmek için ya da artık zaten hissedemediği için elleri ve ağzı yana yana haşlanmış patates yiyor. Rüzgar konuştukça, tükeniş devam ediyor, su tükeniyor. O konuşmaya devam ettikçe, atın gücü de tükeniyor. Atın gücü tükendikçe insan da tükeniyor. İnsan, torino atının kaderini yaşıyor.
Gidemeyen, saklanamayan insandan geriye, bir tek olan biteni öylece izleyen insan kaldığı vakit, ışık da tükeniyor. İnsan artık bakamıyor, izleyemiyor, Artık göremiyor. Artık elleri ve ağzı yanmıyor, yiyemiyor, içemiyor. Ve artık rüzgar da susuyor.
Varoluşun tükenişi sadece altı günde gözünüzün önünden akıp geçiyor. “Rahip, cemaate şöyle buyurur: Tanrı sizinle! Gün geceye döner. Ve gece biter.” cümlesine inat, gece bitmiyor.Her şey tükenirken ve hiçleşirken, gece daha yeni başlıyor.