Düştanbul
“Siz kâinatın etrafınızda dönmesini istiyorsunuz.
Düşünmüyorsunuz ki hayat sizi mahrekinin dışına
atmış. Hayat kimsenin etrafında dönmez, herkesle beraber yürür.”
I
“Serin kuşu sabahın, acılı ve tekdüze,
açılan sessiz bir yaprak gibi gündüze.”
Her kentten içeri, sarı gündüzler
çıldırtıyor insanları. Bir gece
gelir her gündüzle, bitimsiz düşler;
bir kentten içeriye hep girince.
O yaralı ece, çıldırmış gündüz,
İstanbullu o orospu; kirpiğin
her kapanması o, ıslanmış bir düş—
acısıdır haça gerilmiş kentin.
Soluksuz bir gecededir arası
yağmurla düşün; ağacaktır o da
ağmışsa dünyaya ruhu arınmış
İ(n)sa(n); çarmıhlı kentimin acısı,
düşümde gördüm, sarı bir gündüzde
bitmiş.
Uyandım, baktım, güneş doğmuş.
II
Ne san. Bir kentte bir gündüzde
bir düşte. Sarı Japon fincanlarını
diz içine üstüste.
Fincan içre bir iç bu. Fincan içre
bir can. Alttakini çekince,
şan— gırr!
İnsan!
Ne san.
III
İstanbul’a bir düş(üş)—
Çığlık çığırır o türkü değil.
Çığlık çığlığa bir düş,
çığlık çığlığa bir gündüz.
IV
Bir şehrâyinde havaya saçıvermiş eş’arını, melankolik abdal bir şair; havaî fişek olmamışlar. Açılıp saçılmamış—
V
Nazlı için.
Düş—
tü! Yaralı ece, bir yaprak
inceliğinde ve göğsünde
kırmızı çiçekleri, kurak
bir iklimden kopuk, öylece,
Kadıköy’de çingenelerin
çiçek sattıkları meydan-
da öpüşür, sonra ellerin-
den öpüşür ve gider ordan.
Yağmurlu bir gündüzde Mühür-
dar’dan yukarıya öpüşür.
Naz/lı, sessiz, yağmurlu gündüzde.
Deli dışavurum. Oysa düş—
tü!
VI
Ümit için.
Sokaklarında bu şehrin, ölüm
Denizi bu şehrin, ölüm
Göğü ölüm. Sevgisi bu şehrin,
bu şehre sevgi, bir insanına
sevgi bu şehrin,
ölüm. Kostantiniyye, İslâmbol
olup bir vakitte, donanıp
ışıklarını artık bu şehir
Her şeyi ölüm, bu şehrin. Kirpikleri
ölüm. Orası ölüm.
Belalısıyım ben bu şehrin,
ölüyüm
VII
Akşamdüştü. Yağmurun
sokaklarında çılgın
iki gölge. Yaşamayı
habersiz ölüveren.
Kötü bir sinemanın
kapısı. Akşamüstü.
Akşamdüştü. Yağmurla
gelen bungun uzaklık.
İki sigara ve gong!
Karanlıkta ıslanıp
ışıldaması uzak
gözlerin. Akşamüstü.
Akşamdüşü.
VIII
Kırık camlarını topla
Karanlıkta ıslak gözlerimizin
Bir sevginin öyle
Cihannümada otur ve hüzün
Uzun bir takvim—
in
IX
Gecenin içine ürküp düş/müştü,
bir sevgiyi taşırarak fincanda,
bir eli cebinde, ağzında ıslıkla;
düştüğü bir şiire
gece.bir fincan çay.eller.gözler .
sevgi.istanbul.pera.düş.gece
Hepsi, hüzün ve hece.
X
Ampul ve İstanbul
dalınca bir—düşe
ve ansızın gece
solu(yu)nca İstanbul
içinde. Bul
Bu ampul şehrine
dalınca, bir düşe;
geceyi ve şehri
içinden, yerde bul.
Yerinde bul
XI
Düşe—kalka yürüyen gün
elinde bitmiş bir şişe
yüreğine bir çiçek sap—
lı uzanıvermiş yere.
XII
ol düşenler—düşüverenler
kim acısını kışın
ol düşenler—acıverenler
kim gülünü baharın
ol düşenler—gülüverenler
kim sızısını yazın
ol düşenler—sızıverenler
kim düşünü güzün
ol düş/ince
kim gizini sözün
XIII
ıssız bir Nedim olup
eyağına doldurmuş
gizi ve sözü teyelli
oysa kim Çukurbostan’da
yaşıyor şeker şiirlerini
bir kız tıkır da mıkır
ol düş/ince
kim şekerini ve şiirini
XIV
ya da yoksa taş bir plak mı döner sapsarı
ipince bir sesle süzülerek iniyorken yaşlar
masmavi hafız burhan mı ha o mu hafız
burhan mı iki kadeh rakının puslu sularında
kayıklarımızla şıpır şıpır gezerken herkesten
gizli ud damlaları mı düştüler ha ud
damlaları mı düştüler Mı? Raprakı
gözlerden
XV
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu . . .
Birinciliği beyaza verdiler.”
Beyaz beyaz be— (Düşer düşmez
Yazılanların hepsi beyazı ölür:
beyaz beyaz beyaz! İstanbul! Birazı
Kendine âşık biri düş, birazı
biraz. beyaz
beyaz
beyaz!)
XVI
Düştanbul! Cahide Sonku’yu kim öl—
XVII
Ender için.
Zo! Düş—tü ellerim, ölüyorum.
Kar çiziyor göğe eliflerin
kıpkırmızı! Kanamış güllerin,
Hamlet’e soyunuk ağlıyor Nur
sarılıp aynaya. Zo! Kumpanyam
düş—tü, ölüyorum.
XVIII
Bir seyyar satıcı satsın şarkı sözlerini tezgâhında bağıra çağıra; bu şehrin altı otel üstü minare.
XIX
“ Till human voices wake us, we drown.”
Üsküdar’da sucuların.
Gündüzün en orta yerinde
Sevgini naftalinle,
şehre dökül
Susayana su!
İç ve boğul. “Çınçın! Buz iç . . . ”
XX
Dirime yürüyen gün
önü kesilir ikindi
üçündü gider ölümün
içine düşer Geceaydın
vapurlar! Günaydın
Üsküdar—dirilince
XXI
“So we beat on, boats against
the current, borne back ceaselessly into
the past.”
Hey Tanburî Efendi!
Taksim’e çıkmasın bütün yolları bu şehrin;
şahnişinde otur sen de
kırık bir taksim—
in,
Düş İstanbul’u, başlarına ör!
Seyhan Erözçelik