İYİ, KÖTÜ, ÇİRKİN

Şair: A. Ali Ural

8 Ekim 2026

Tabutunuzu şairler taşıyor. Ölümden en çok onlar söz ettiler çünkü. “Yeter ki gün eksilmesin penceremden,” deseler de şair sözüdür, hayat en çok onları ürküttü. Kıldan ince bir dikkate sahip olmalıydılar kılıçtan keskin bir dil için. İnce bir zekâ ve derin bir anlayışla kavrayabildiğinden marifeti şaire şair dendi.¹ Yoksa “Kıl” demekti “Şa’r.” “Eş’ar” ve “Şuur” kıllar. İştiare ödünç verdi “ince”liği şaire. Kökü “ince ilim” dedi şiirin. “Şın”, “ayn” ve “râ” iki köktü. Birinden “Sebat” dalı uzandı, diğerinden “İlim” ve “İşaret.” Kadim bir lügat fısıldadı kulağımıza: “Leyte şi’rî / Keşke şuurum.” “Keşke bilseydim” demekti.² Hem “Şa’re” keskin bıçak anlamına geliyor. Ne çok şey söylüyordu bu meşin ciltli. “Şair” kelimesi “Yalancı” manasında da kullanıldı cahiliye devrinde. En güzel şiir, en yalan şiirdi. Bu yüzden yalanladılar Hz. Peygamber’i “Şair!” diyerek. Resûl sustu. Cevaplarını Kur’ân-ı Kerîm verdi: “Biz O’na şiir öğretmedik, buna ihtiyacı da yoktur, O’na öğretilen sadece apaçık Kur’ân’dır.” (Yâsin, 69.) Açıklık ve kapalılık iki kutbu oldu kelamın. Kur’ân’ın vasfı açmak, şiirin vasfı örtmekti. “Şiir ve şuur, beyanın zıddıdır,” diyordu İbnü’l-Arabî.

Tabutunuzu şairler taşıyor. Fakat hangileri? Eflatun’un kovdukları mı Devlet’inden, “Bütün iyi ozanlar, sanatçılarıyla değil, tanrısal bir esinlemeyle, ya da esrimeyle yazarlar şiirlerini” diyerek yücelttikleri mi? Belki de ölü bedeninize sıcaklık verenler son gününüzde, bir acıyı omuzlar gibi taşıyorlar şiiri: “Ve acıdan dili tutulunca insanın, bir Tanrı / Çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş.”³ Yoksa sizin tabutunuzu taşıyan şairler, Şuara Suresi’nin çarpık şairi mi “Her vadide şaşkın şaşkın dolaşan.” Mevlûdî’nin tefsiriyle kimlik kontrolü yapalım: “Düşünce ve sözlerinde hiçbir esas tanımazlar. Her vadide başıboş gezinir dururlar. Her yeni dürtü, bunda gerçek payı var mı yok mu diye düşünmeden kendilerini yeni bir konuda söz söylemeye iter. Bir anlık bir dürtüyle bilgece sözler söylerken, bir başka dürtüyle kirli duyguları dile getirmeye başlarlar.” Kim bilir, haksızlık etmeyelim, tabutunuzun altındaki omuz Abdullah b. Revaha’ya aittir, ayetler indiğinde bütün şairler adına ağlayan. Kur’an’ın, “Ancak iman edip salih amel işleyenler, Allah’ı çok ananlar, kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesnadır.” ayetiyle içine su serptiği, bütün şairler adına.

Tabutunuzu şairler taşıyor. Taşımasınlar mı? Tevazu ile ayrılmak mı istiyorsunuz dünyadan. Plastiğe karşı elleriniz ve üstelik. Bulaşık eldivenlerini çıkarsınlar mı? Bir ağıta mı ihtiyacınız var, Rilke’yi çağıralım. “Kim duyar, ses etsem, beni melekler katından / Onlardan biri beni ansızın bassa bile bağrına...” “Genç mi öldünüz, koşun yardımınıza, Eliot çorak Ülke’den: “Ayların en zalimidir Nisan, leylaklar / Açtırır ölü topraktan, yoğurur / Bellekle istedi, diriltir / Ölçün kökleri / Bir bahar yağmurlarıyla.” Demek çok korkuyorsunuz derinlerine düşmekten toprağın, neredesin Cummings! “Böyleydi bir şair ve böyle olacak ve böyledir / ki o çözecektir dehşetin derinliğini savunmak için / kendi hayatıyla bir güneş ışığının mimarisini: / ve kızacaktır umutsuzluğun ölümsüz ormanlarını / tutmak için elinde bir dağın kalp atışlarını.” Sıkıldınız belki de o ahşap dar kutuda. Necip Fazıl dinlemenin zamanı: “Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! / Tabut değildir bu, bir tahta kundak. Bu ağır hediye kime gidecek, / Çakılır çakılmaz üstüne kapak.”

Tabutunuzu şairler taşıyor. Çünkü hatırlamaya ihtiyacınız var ölümü. Tanrılığa mı soyundular. Her şeyi söyleyebileceklerini mi sanıyorlar? Bu yüzden mi şiirlerinde çocuklar oynamıyor, rüzgârlar esmiyor, eksik dişleriyle gülümsemiyor ihtiyarlar? Bu yüzden mi “Şair, eşh-i dildir” diye feryat ederken Şeyh Galib, “Şair ‘Küçük Tanrı’ değildir” diye çığlık atarken Neruda, ellerini çenelerine dayayıp ya da şakaklarına, düşünen adam fotoğrafı çektiriyorlar boyuna? Bu yüzden mi kelimelerin sahibini şiirlerinden çıkartıyorlar ve hayatlarından? Ve tabiatın her köşesinden çıkarılmayı beklerken şiir, yırtık pırtık kelimelerle dolaşıyorlar? Bu yüzden mi ellerinden gıcır gıcır çıkıyor para sayarken? Bu yüzden mi şiirin yolu şiire çıkmıyor?

“Ehli-i aşkım bârem erbâb-ı dile gelmez giran / Ben ölürsem hâmil-i tâbutum olsun şâiran” demiş Muallim Naci. İyi söylemiş söylemesine de bilmiyoruz nasıl defnedildi sözlük sahibi? Şairler omuz verdi mi tabutuna Lügat-ı Naci’nin müellifidir diyerek. Kim bilir, belki de o telaşta meyville beraber gömmüşlerdir kelimeleri.

¹ el-Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât
² Ebu Bekir er-Râzî, Muhtârü’s-Sıhah
³ Goethe

A. Ali Ural