Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim
27 Nisan 2012
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
Pablo Neruda
Aşkın Ardından Kalan Sessizlik
Pablo Neruda’nın “Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim” adlı şiiri, ayrılığın kendisinden çok, bir zamanlar var olmuş aşkın artık geri döndürülemeyeceğini fark etmenin hüznünü anlatır. Şiirin merkezinde terk edilmişlikten ziyade hatırlama vardır. Şair, sevdiği kadını kaybetmiştir; fakat asıl acı, onun artık yanında olmamasından önce, bir zamanlar “yoldaş” olan kişinin şimdi yalnızca bir hatıraya dönüşmüş olmasıdır. Bu nedenle şiir, aşkın bitişinden çok aşkın hafızada sürmeye devam etmesi üzerine kuruludur.
Şiirin ilk dizesi aynı zamanda bütün şiirin hareket noktasıdır:
“Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim”
Bu cümle üç kez tekrarlanır. Fakat her tekrar aynı anlamı taşımaz. İlkinde şair yazmaya karar verir; ikincisinde yokluğu düşünür; üçüncüsünde artık aşkın geçmişte kaldığını kabul etmeye yaklaşır. Böylece tekrar, yalnızca bir nakarat olmaktan çıkar ve duygunun farklı aşamalarından geçişi sağlar.
İlk bölümde doğa olağanüstü geniştir: gece, yıldızlar, gökyüzü, rüzgâr… Fakat bu genişlik şaire ferahlık getirmez. Tam tersine, sevgilinin yokluğu yüzünden gece daha da büyür:
“Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.”
Buradaki “enginlik” önemli bir imgedir. Sevilen kişi varken gece yalnızca gecedir; yokluğunda ise onun bulunmadığı sonsuz bir boşluğa dönüşür. Mekân büyüdükçe insan küçülür. Yıldızlarla dolu gökyüzü, sevgilinin yokluğunu kapatmak yerine daha görünür hâle getirir.
Şiirin en güçlü yanlarından biri, şairin geçmiş zamanı sürekli bugünün içine taşımasıdır. “Sevdim”, “öptüm”, “kollarıma aldım” gibi fiiller geçmişe aittir; fakat bunların hepsi “bu gece” gerçekleşiyormuş gibi yeniden yaşanır. Hatırlamak burada pasif bir eylem değildir. Şair geçmişteki aşkı yeniden kurar, yeniden yaşar ve yeniden kaybeder.
“Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim”
Bu dize özellikle önemlidir. “Bir ara” sözü aşkı küçültmez; aksine onun artık geçmişte kaldığını acımasızca ortaya koyar. Şair, “sevdim” diyerek kendi duygusundan emindir; fakat “bir ara” diyerek o duygunun bugünkü durumunu reddeder. Aşk vardır, ama zamanı geçmiştir.
Bunun hemen ardından gelen:
“O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama”
dizesi geçmişe dönük bir savunma gibidir. Şair sanki kendisine sorar: Böyle gözleri olan biri nasıl sevilmezdi? Burada ayrılıktan sonra bile sevgiliyi suçlama yoktur. Aksine, şair geçmişteki aşkının haklılığını yeniden kanıtlamaya çalışır. Aşk bitmiş olsa bile, aşkın kendisi yanlışlanmaz.
Şiirin ikinci büyük hareketi “yokluk” etrafında oluşur. Artık sevgili yalnızca bulunmayan biri değildir; yokluğuyla geceyi değiştiren bir varlıktır. “Onsuz daha engin gece” ifadesi bu nedenle şiirin temel duygusal düğümlerinden biridir.
“Şiir” de bu noktada ilginç biçimde doğar:
“Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana”
Şiir, şairin seçtiği bir süs değil, acının doğal sonucudur. Nasıl geceleyin ota çiy düşerse, yaşanan kayıp da şiire dönüşür. Burada şiir, acıyı ortadan kaldıran bir araç değildir; acıdan geriye kalan biçimdir.
Fakat şair hemen ardından şiirin çaresizliğini ilan eder:
“Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.”
Bu dize şiirin bütün romantizmini bir anda kırar. Şair sevmiştir, özlemiştir, yazmaktadır; fakat hiçbir şey sevgiliyi geri getirmeye yetmez. Şiirin gücü, hayat karşısında yetersizdir. Şair onu şiirle geri getiremez.
Bundan sonra şiirde çok önemli bir tekrar ortaya çıkar:
“O yoldaş değil bana”
Bu cümle, şiirin en acı kabullerinden biridir. Başlangıçta sevgili “benim” olan kişidir; şimdi ise “yoldaş değil”dir. Yani yalnızca sevgili kaybedilmemiştir; ortak bir hayat ihtimali de kaybedilmiştir.
Ardından şiirin en çarpıcı psikolojik bölümü gelir:
“Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim”
Buradaki “ya” ve özellikle “nasıl, nasıl” tekrarları, mantıklı bir açıklamadan çok şaşkınlığı ve kendisiyle konuşmayı yansıtır. Şair hem “artık sevmiyorum” demek ister hem de geçmişteki aşkın büyüklüğüne şaşırır.
Daha da önemlisi, hemen ardından kesinlik bozulur:
“Artık sevmiyorum ya severim belki yine”
Şiir burada aşkın gerçekten bitip bitmediğini bilinçli olarak belirsiz bırakır. “Artık sevmiyorum” kesin bir hükümdür; “severim belki yine” ise o hükmün hemen geri alınmasıdır. Böylece şiirin duygusal gerçeği ortaya çıkar: İnsan unutmaya karar verebilir, ama kalbin ne zaman unutacağını belirleyemez.
Bu belirsizlik şu dizede doruğa çıkar:
“Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda”
Şiirin belki de en yoğun düşüncesi budur. Sevda yaşanırken kısa olabilir; fakat bittikten sonra unutulması uzun sürer. Aşkın zamanı ile unutmanın zamanı birbirine eşit değildir. Birkaç ayda, birkaç yılda, birkaç gecede yaşanan aşk; hafızada çok daha uzun bir ömür sürebilir.
Şairin “sesim”, “rüzgâr”, “ten”, “bakışlar” gibi duyusal ayrıntılara yönelmesi de bu yüzden önemlidir. Sevgili artık fiziksel olarak yoktur ama bedensel ayrıntıları hâlâ hafızadadır:
“O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla”
Sevgili zihinde parçalar hâlinde yaşamaktadır: ses, ten, bakış. Bu, ayrılığın en acı taraflarından biridir. İnsan kişiyi kaybeder ama onun ayrıntılarını hemen kaybetmez. Tam tersine, bazen ayrıntılar kişiden daha uzun yaşar.
Şiirin sonunda ise bütün bu hatırlama ve unutma çabası birden küçülür ve iki ihtimale bağlanır:
“Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona”
“Belki” kelimesinin iki kez kullanılması finali kesin bir son olmaktan çıkarır. Şair “son acı” diyemez; yalnızca belki son acıdır. “Son şiir” de değildir; yalnızca belki son şiirdir.
Buradaki asıl incelik şudur: Şair sevgiliye yazdığı son şiiri yazarken, aslında sevgiliden ayrılmanın son aşamasına gelmiştir. Şiirin bitmesi, aşkın bitmesi anlamına gelmez; fakat aşkın artık şiir aracılığıyla son kez dile getirilebileceği hissini yaratır.
Bu nedenle şiirin gerçek konusu yalnızca ayrılık değildir. Daha derinde, insanın kendi geçmişindeki bir aşkla vedalaşma çabasıdır. Şair bir yandan “artık sevmiyorum” diyerek bugünü kurmaya çalışırken, diğer yandan “severim belki yine” diyerek geçmişin kapısını açık bırakır. Şiirin hüznü tam olarak bu aralıkta doğar.
Neruda’nın başarısı, ayrılık acısını büyük ve gösterişli sözlerle anlatmak yerine gece, yıldız, rüzgâr, ses, ten, bakış ve hatırlama gibi son derece yalın unsurlarla kurmasındadır. Gökyüzü sonsuzdur; fakat şairin hayatında bir kişi artık yoktur. Yıldızlar hâlâ oradadır; gece devam etmektedir; rüzgâr esmektedir; fakat bütün bu sürekliliğin ortasında bir insanın yokluğu her şeyi değiştirmiştir.
Şiirin sonuna gelindiğinde “en hüzünlü şiir” artık yalnızca yazılmış bir şiir değildir. Şairin unutmak için yazdığı, fakat yazdıkça yeniden hatırladığı şiirdir. Bu yüzden şiir hem bir aşk şiiri hem de bir unutma girişimidir.
Ve belki şiirin en derin paradoksu şudur: Şair sevgiliyi unutmaya çalıştıkça onu yeniden var eder. Şiir, sevgilinin geri dönmesini sağlamaz; fakat onun sesini, tenini, bakışlarını ve birlikte geçirilen geceleri hafızada yeniden yaşatır. Böylece aşk hayatta sona ererken şiirde yaşamaya devam eder.
Finaldeki “belki son şiirdir” sözü bu yüzden gerçek bir vedadan çok, vedayı mümkün kılma arzusudur. Şair henüz kesin olarak veda edememektedir. “Belki”nin bıraktığı küçük açıklık, aşkın da hâlâ tamamen ölmediğini gösterir.