ASHGOD YAKINLARINDA
Bu sabah gelen mektubun, onun girdiği deniz gibi
yırtılarak açılan o mavi kare.
"Tepetaklak uçuyormuş, farkında olmadan.
Geceleri gökyüzü gibi görünürmüş ona deniz."
Sanki onu tanıyormuşum gibi yazmışsın, yirmi beş
yaşında, üniformalı.
Öldüğünde, devinimdi o.
Haykırıyordu suların içinden,
birden dışında kalınca onu canlı tutan öğenin.
Bir motorun kırdığı yerçekimi, hızının ve yüksekliğinin
güvenliği içinde,
sonra karanlıkta bir rengin ona oynadığı oyun.
Pek güvenmeyiz birden bireliğe,
haberlere, anlık kararlara.
İlerleriz kendi doğrultumuzda.
Olaylar gerektiği gibi gerçekleşmiş mi,
gerçekleşmemiş mi, bir gün anlarız.
Bir gün anlarız, dönenip durarak karanlıkta.
Bu sabah bir ışık karesi mutfağın tabanında
Arkamdaki odanın çaydanlığa vuran yansısı.
Yoav, vaktin olmadı.
Yırtarak gökle denizin birleştiği çizgiyi
uçup gittin kaçtığını sandığın bir yere.
Anne Michaels
Çeviren: Cevat Çapan
Gökle Denizin Birleştiği Yerde: Ölümü Anlamaya Çalışmak
Anne Michaels’ın “Ashgod Yakınlarında” şiiri, bir askerin ani ölümü üzerinden ölümün kendisinden çok, geride kalan insanın bu ölümü anlamlandırma çabasını anlatıyor. Şiirde ölüm bir sonuç olarak verilse de zihnin asıl uğraşı “nasıl oldu?” sorusundan çok daha derin: Bir insanın yaşamdan bir anda kopmasını zihnimiz nasıl kavrayabilir?
Şiirin başındaki ithaf:
“Yoav Shapiro'nun anısına”
metni doğrudan kişisel bir yas alanına yerleştiriyor. Ancak şiir, Yoav’ın biyografisini anlatmıyor. Onun hakkında bildiğimiz şeyler birkaç görüntüden ibaret: yirmi beş yaşında, üniformalı, denize ve gökyüzüne karışan genç bir adam. Bu sınırlı bilgi, şiirin önemli bir temasını daha baştan kuruyor: Ölen insan hakkında geride kalanların elinde çoğu zaman yalnızca parçalar kalır.
İlk güçlü imge mektuptadır:
“Bu sabah gelen mektubun, onun girdiği deniz gibi
yırtılarak açılan o mavi kare.”
Mektubun zarfı “yırtılarak” açılır; deniz de şiirde daha sonra benzer bir hareketle karşımıza çıkar. Böylece mektup ile deniz arasında görünmez bir bağ kurulur. Mektup ölüm haberini taşır; deniz ise ölümün gerçekleştiği mekândır.
Üstelik mektup bir “mavi kare” olarak tasvir edilir. Bu, fotoğrafı da çağrıştırır. Mektup, fotoğraf, pencere, yansıma ve ışık şiir boyunca birbirine yaklaşacaktır. Michaels’ın şiirlerinde sıkça gördüğümüz gibi, bir insanın yokluğu görüntüler üzerinden yeniden kurulmaya çalışılır.
Mektuptaki anlatım son derece sarsıcıdır:
“Tepetaklak uçuyormuş, farkında olmadan.
Geceleri gökyüzü gibi görünürmüş ona deniz.”
Burada ölümün kendisi bir algı bozulması üzerinden anlatılır. Yoav için deniz gökyüzüne dönüşmüştür. Yukarı ile aşağı, deniz ile gökyüzü birbirine karışmıştır.
“Tepetaklak” kelimesi özellikle önemlidir. Ölüm anında yalnızca bedenin yönü değil, dünyanın bütün düzeni tersine dönmektedir.
Ve şiirin en acı cümlelerinden biri gelir:
“Sanki onu tanıyormuşum gibi yazmışsın”
Şair aslında Yoav’ı tanımamıştır. Ama ölüm hakkında anlatılan birkaç ayrıntı, onu zihinde tanıdık bir insana dönüştürür.
Bu, yasın ilginç bir özelliğidir: Hiç tanımadığımız bir insanın ölümü bile bize kişisel gelebilir. Çünkü ölen kişinin hayatındaki ayrıntılardan kendimize ait bir insan görüntüsü kurarız.
“Yirmi beş yaşında, üniformalı” ifadesi de bu yüzden çok sade ama etkili. Burada gençlik ve askerlik birlikte verilmiştir. Yirmi beş yaş, geleceğin geniş olması gereken bir yaştır. Ölüm ise o geleceği bir anda kesmiştir.
İkinci bölümde Yoav’ın ölüm anı daha soyut bir dille anlatılır:
“Öldüğünde, devinimdi o.”
Bu çok çarpıcı bir tanımlamadır. Şair onu bir beden olarak değil, hareket olarak görür. Yoav hâlâ hareket hâlindedir: uçmaktadır, hızlanmaktadır, yükselmektedir.
Sonra ölümün paradoksu gelir:
“Haykırıyordu suların içinden,
birden dışında kalınca onu canlı tutan öğenin.”
Onu canlı tutan şey sudur; fakat aynı suyun içinde ölüm gerçekleşmiştir. Yaşam ile ölüm aynı öğenin içinde birleşir.
Bu, şiirin temel mantığını oluşturur: İnsanı yaşatan şey aynı zamanda onu ölüme götürebilir.
Motor, yerçekimi, hız ve yükseklik imgeleriyle ölüm fiziksel bir olaya indirgenmekten çıkar. İnsan, doğanın kuvvetleriyle mücadele eder. Motor yerçekimini “kırar”; hız ve yükseklik güvenlik duygusu yaratır. Fakat bu güvenlik bir anda ortadan kalkar.
Ardından:
“sonra karanlıkta bir rengin ona oynadığı oyun.”
Bu dize ölüm anını açıklamak yerine daha da gizemli hâle getirir. Bir renk, karanlık, deniz ve gökyüzü... Ölüm, anlaşılabilir bir olay olmaktan çıkarak algının son anına dönüşür.
Şiirin üçüncü bölümünde anlatıcı artık yalnızca Yoav’ı değil, ölümün kendisini düşünmeye başlar:
“Pek güvenmeyiz birden bireliğe,
haberlere, anlık kararlara.”
Bu çok insani bir tepki. Ani ölüm haberine inanmak zordur. Zihin, böyle bir olayın gerçekliğini kabul etmek için zamana ihtiyaç duyar.
Çünkü insan zihni olayların bir neden-sonuç zinciri içinde gerçekleşmesini bekler. Ani ölüm ise bu zinciri parçalar. Bir insan sabah hayattadır, kısa bir süre sonra yoktur. Aradaki mesafe zihnin kabul edebileceğinden daha kısadır.
Bu nedenle:
“Olaylar gerektiği gibi gerçekleşmiş mi,
gerçekleşmemiş mi, bir gün anlarız.”
denir.
Buradaki “bir gün” yalnızca gelecekteki bir zaman değildir. Aynı zamanda yasın tamamlanmamışlığını ifade eder. Şair bugün ölümü anlayamaz. Belki ileride, zaman geçtikçe, olayın anlamı zihinde yerini bulacaktır.
Ama hemen ardından:
“Bir gün anlarız, dönüp durarak karanlıkta.”
ifadesi gelir.
Bu çok önemli bir düzeltmedir. İnsan gerçeğe doğrudan ilerleyerek ulaşmaz; karanlıkta dönüp durarak anlamaya çalışır. Yas doğrusal değildir. İnsan aynı anıya tekrar tekrar döner, farklı ihtimalleri düşünür, “şöyle olsaydı” der, ölüm anını zihninde yeniden kurar.
Bu noktada şiir dış dünyadan mutfağa geçer:
“Bu sabah bir ışık karesi mutfağın tabanında
arkamdaki odanın çaydanlığa vuran yansısı.”
Bu küçücük görüntü şiirin en önemli anlarından biridir.
Yoav’ın ölümünün büyük ve korkunç görüntülerinin karşısına mutfaktaki bir ışık yansıması konur. Ölüm uzaklarda, denizde ve gökyüzündedir; yas ise burada, evin içinde yaşanmaktadır.
Çaydanlığın yansıması, ışık karesi, mutfak tabanı... Bunlar sıradan hayatın devam ettiğini gösterir.
İşte Michaels’ın şiirlerindeki önemli özelliklerden biri burada yeniden ortaya çıkar: Büyük acı, küçük gündelik görüntüler aracılığıyla hissedilir.
Şair Yoav’ın ölümünü düşünürken çaydanlığın yansımasını görür. Dünya, ölüm haberinden sonra da ışık üretmeye devam etmektedir.
Ve sonunda Yoav’a doğrudan seslenir:
“Yoav, vaktin olmadı.”
Bu cümle şiirin duygusal merkezidir.
“Vaktin olmadı” ifadesi yalnızca genç yaşta ölmek anlamına gelmez. Aynı zamanda hayatın anlamını kavramaya, dünyayı tanımaya, olayların neden olduğunu anlamaya vakti olmadı demektir.
Şairin üçüncü bölümde söylediği “bir gün anlarız” cümlesi Yoav için mümkün değildir. Yaşayanlar belki zamanla anlamaya çalışacaklardır; fakat ölen kişinin o zamanı yoktur.
Final ise ilk bölümdeki deniz-gökyüzü imgesine geri döner:
“Yırtarak gökle denizin birleştiği çizgiyi
uçup gittin kaçtığını sandığın bir yere.”
Buradaki “birleştiği çizgi”, ufuktur. Ufuk aslında gökyüzü ile denizin gerçekten birleştiği yer değildir; yalnızca öyle görünür. Yoav’ın ölümünde de gerçek ile görünüş, kaçış ile yok oluş birbirine karışır.
“Kaçtığını sandığın bir yere” ifadesi özellikle hüzünlüdür. Yoav belki bir şeyden kaçtığını düşünüyordu; ama vardığı yer artık geri dönüşü olmayan bir yerdir.
“Uçup gittin” ifadesi ise ölümün korkunçluğunu bir an için hafifletir. Ölüm “düştü”, “öldü” ya da “kayboldu” olarak değil, “uçup gitmek” olarak ifade edilir. Fakat hemen ardından “kaçtığını sandığın” denilerek bu özgürlük duygusu bozulur. Çünkü ölüm bir kaçış değildir.
Şiirin bütününde ışık ve karanlık, gökyüzü ve deniz, yaşam ve ölüm, hareket ve duruş birbirine karışıyor. Fakat Michaels bu karşıtlıkları kesin biçimde ayırmıyor. Tam tersine, Yoav’ın ölüm anında olduğu gibi sınırları birbirine geçiriyor.
Özellikle “deniz ona gökyüzü gibi görünürmüş” dizesi bütün şiirin anahtarlarından biri. Çünkü insanın ölümü anlamaya çalışırken yaptığı şey de buna benziyor: Birbirinden ayrı sandığımız şeylerin aslında ne kadar iç içe olduğunu fark etmek.
Şiirin başındaki mektup, ortasındaki mutfak ışığı ve sonundaki ufuk çizgisi arasında da aynı ilişki vardır. Mektup ölüm haberini getirir; evdeki ışık yaşamın sürdüğünü gösterir; ufuk ise ölümün sınırını görünür kılar.
Sonuçta “Ashgod Yakınlarında” bir savaş ya da kaza şiiri olmaktan çok, ani ölümün geride kalan zihinde yarattığı boşluk üzerine bir şiir. Şair Yoav’ın nasıl öldüğünü öğrenebilir, ama bunun ne anlama geldiğini hemen anlayamaz. Çünkü ölümün fiziksel açıklaması ile insanın onu ruhsal olarak kavraması aynı şey değildir.
Şiirin en acı noktası da burada: Ölen kişinin zamanı biter; yaşayanların anlamaya çalışma zamanı ise devam eder. Yoav’ın “vakti olmadı”, fakat geride kalanlar “bir gün anlarız” diyerek yıllarca o karanlığın içinde dönüp duracaklardır.
Ve mutfak tabanındaki küçücük ışık karesi, bu büyük ölümün karşısında şiirin belki de en güçlü görüntüsüdür. Çünkü ölüm dünyayı durdurmaz. Çaydanlık yine ışığı yansıtır, sabah yine olur, ev yine aydınlanır. Fakat artık o ışığın içinde bir yokluk vardır.
Michaels’ın şiiri tam olarak o yokluğu görünür kılıyor.