Olric’in Yolculuğu: Tutunamayanlar’da Bir Bilincin Doğuşu
Olric doğmadan önce: Turgut’un henüz tek bir sesi vardır
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ında Olric, romanın en kolay tanınan ama belki de en yanlış anlaşılan karakterlerinden biridir. “Efendimiz” hitabıyla hemen ayırt edilen bu tuhaf yol arkadaşı, okurun zihninde çoğu zaman Turgut Özben’in hayalî uşağı, sırdaşı veya iç sesi olarak yerleşmiştir. Oysa Olric’i yalnızca “Turgut’un iç sesi” diye tanımlamak, Atay’ın yarattığı anlatı imkânını fazlasıyla daraltır. Olric, Turgut’un iç dünyasının kişileştirilmiş biçimi olduğu kadar, onun eski benliğiyle yeni benliği arasındaki çatışmanın, toplumla arasındaki mesafenin ve giderek kendi hayatını sorgulayan bilincinin de taşıyıcısıdır.
Üstelik Olric, romanın başından itibaren hazır bulunan bir karakter değildir. Atay, daha ilk sayfalarda bunun altını özellikle çizer: “O zamanlar daha Olric yoktu.” Bu cümle, basit bir karakter tanıtımı değildir. Turgut’un hayatındaki büyük değişimin henüz başlamadığını haber veren bir eşiktir. Nitekim akademik çalışmalarda da Olric’in Turgut’un “öteki ben”i ve iç konuşmasını somutlaştıran özgün bir anlatı çözümü olduğu vurgulanır.
Dolayısıyla Olric’in hikâyesi aslında Turgut’un hikâyesidir. Daha doğrusu, Turgut’un kendisini eskisi gibi sürdüremediği anda başlayan ikinci hikâyesidir.
Selim’in ölümü Olric’in doğum koşuludur
Turgut’un Selim’i araştırması bir yas sürecidir; ama klasik anlamda bir yas değildir.
Çünkü Turgut, Selim’in arkasından yalnızca ağlamaz.
Onu okumaya çalışır.
Arkadaşlarıyla konuşur.
Günseli’yi dinler.
Selim’in yazdıklarını inceler.
Onun okuduğu kitaplara yönelir.
Ve sonunda fark eder ki Selim’i anlamak için Selim’in hayatına değil, kendi hayatına bakması gerekmektedir.
İşte Olric bu noktada anlam kazanır.
Selim dışarıdaki kişidir.
Olric içerideki kişidir.
Selim’in ölümü Turgut’un dış dünyadaki ilişkisini sarsarken, Olric’in ortaya çıkışı Turgut’un kendi içindeki ilişkiyi değiştirir.
Bu yüzden Olric’i Selim’in yerine geçen bir kişi olarak düşünmek doğru değildir.
Daha incelikli bir ifadeyle:
Selim’in ölümü Turgut’un içinde Olric’in konuşabileceği alanı açar.
Olric’in ortaya çıkışı: İç konuşmanın kişiye dönüşmesi
Atay burada olağanüstü bir anlatı tekniği kullanır.
Bir yazar Turgut’un zihinsel değişimini anlatmak isteseydi, onun düşüncelerini iç monologla aktarabilirdi.
Atay bunu yapmaz.
Turgut’un düşüncesini ikinci bir kişiye verir.
Böylece:
Turgut düşünmez yalnızca; Turgut konuşur.
Daha önemlisi, Turgut kendi kendisiyle konuşur.
Bu noktada Olric’in varlığı anlatısal bir zorunluluk hâline gelir.
Çünkü Turgut’un zihnindeki çatışma tek sesli değildir.
Bir tarafı toplumun içinde kalmak ister.
Bir tarafı kaçmak ister.
Bir tarafı ailesine bağlıdır.
Bir tarafı bu hayatı reddeder.
Bir tarafı Selim’i anlamaya çalışır.
Bir tarafı Selim gibi olmaktan korkar.
Bir tarafı yazmak ister.
Bir tarafı “Ben kim oluyorum?” diye geri çekilir.
Bu çoğulluğu tek bir zihnin içinde bırakmak yerine Atay onu iki kişiye böler:
Turgut ve Olric.
Bu nedenle Olric bir karakter olmaktan önce bir anlatım biçimidir.
Akademik bir çalışmada da Olric, Turgut’un iç konuşmasını “ete kemiğe büründüren” özgün bir kurgu çözümü olarak değerlendirilmiştir.
İlk Olric: Henüz bilge değildir
Bugün sosyal medyada dolaşan Olric imgesinin en büyük yanılgılarından biri, onun başından beri bilge, sakin ve her soruya cevap veren bir figür olduğunu düşünmektir.
Romanın gerçek Olric’i böyle değildir.
Olric’in temel özelliği bilgelik değil, eşliktir.
Turgut nereye giderse o da gider.
Turgut ne düşünürse onu dinler.
Turgut korkarsa yanında bulunur.
Turgut saçmalarsa bazen onunla birlikte saçmalar.
Turgut büyük laflar ederse bazen bu büyük lafların içindeki gülünçlüğü açığa çıkarır.
Bu nedenle Olric'i “Turgut’un akıllı tarafı” olarak görmek de doğru değildir.
Olric bazen Turgut’tan daha akıllıdır.
Ama bazen yalnızca onun düşüncesine eşlik eder.
Bazen de Turgut’un zaten bildiği şeyi ona geri söyler.
Bu, karakteri çok daha insani ve edebî kılar.
“Efendimiz”: Bir hitaptan daha fazlası
Olric’in Turgut’a “efendimiz” diye hitap etmesi, karakterin en tanınabilir özelliğidir.
Fakat bu hitabın altında çok güçlü bir ironi vardır.
Turgut efendi midir?
Olric gerçekten hizmetkâr mıdır?
Yoksa Turgut’un içinde konuşan Olric, aslında Turgut’un sahip olmadığı bir özgürlüğün taşıyıcısı mıdır?
Bu sorular roman boyunca kesin bir cevaba kavuşmaz.
Başlangıçta ilişki açıktır:
Turgut konuşur.
Olric cevap verir.
Turgut emir verir.
Olric yerine getirir.
Fakat zamanla bu düzen bozulur.
Çünkü Olric, Turgut’un düşüncelerine müdahale etmeye başlar.
Turgut artık yalnızca Olric’e konuşmaz.
Olric’in söylediği şeylere göre kendisini yeniden düşünür.
Böylece “efendimiz” hitabı giderek ironikleşir.
Turgut'un efendi olduğu kadar Olric'in de Turgut üzerinde bir iktidarı oluşur.
Olric ve Sanço: Turgut’un yol arkadaşı
Olric’in Don Kişot’un Sanço Panza’sıyla ilişkilendirilmesi edebiyat eleştirisinde önemli bir yer tutar. Olric’in Turgut’un giderek gerçeklikten uzaklaşan düşüncelerine karşı daha gündelik ve sağduyulu bir karşı ses oluşturduğu, bu yönüyle Sanço’yu andırdığı belirtilmiştir.
Fakat Atay’ın asıl yeniliği burada başlar.
Sanço Panza dışarıdaki kişidir.
Olric içeridedir.
Don Kişot ile Sanço aynı dünyada yolculuk eder.
Turgut ile Olric ise aynı bilincin içinde yolculuk eder.
Bu nedenle Olric, Sanço Panza’nın içselleştirilmiş hâli olarak düşünülebilir.
Turgut kendi Don Kişotluğuna doğru ilerlerken yanında Sanço’sunu da taşımaktadır.
Ama bu Sanço dışarıda değil, kafasının içindedir.
Olric ile Yorick ve Osric arasındaki gölge
Olric’in adı da bu çok katmanlı yapıya uygundur.
Olric’in isminin Shakespeare’in Hamlet oyunundaki Yorick ve Osric ile ilişkili olduğu yönünde güçlü bir yorum vardır.
Yorick, Hamlet’in geçmişinden gelen bir figürdür.
Osric ise saray dünyasının yapaylığını ve gösterişli nezaketini temsil eder.
İkisinin çağrışımının Olric’te birleşmesi ilginçtir.
Çünkü Olric de hem gülünç hem trajik hem de sarayın içindeki soytarı gibi davranır.
Turgut’un zihinsel dünyasında herkesin söyleyemediğini söyleyebilecek bir konumdadır.
Olric’in ilk büyük görevi: Turgut’u yalnız bırakmamak
Olric’in en temel işlevlerinden biri budur.
Turgut toplumdan uzaklaşmaya başladıkça yalnızlaşır.
Fakat yalnızlığı daha önceki yalnızlık değildir.
Eskiden yalnız kaldığında televizyonu açabilir, ailesine dönebilir, arkadaşlarıyla görüşebilir, işine gidebilirdi.
Artık bunların hiçbiri yeterli değildir.
Çünkü sorun çevresindeki insanların yokluğu değildir.
Sorun Turgut’un kendisiyle birlikte yaşayamaz hâle gelmesidir.
Olric tam burada devreye girer.
Turgut kendisiyle yaşayabilmek için kendisini ikiye ayırır.
Böylece yalnızlık konuşulabilir hâle gelir.
Bu nedenle Olric Turgut’u yalnızlıktan kurtarmaz.
Onun yalnızlığına bir ses verir.
Olric’in ikinci büyük görevi: Turgut’un kendisini sorgulamasını sağlamak
Olric her zaman Turgut’u onaylayan bir karakter değildir.
Bazen Turgut’un düşüncesini tamamlar.
Bazen ona karşı çıkar.
Bazen de Turgut’un kendisine söylediği mazeretleri bozar.
Bu özellik, Olric’i sıradan bir “hayalî arkadaş”tan ayırır.
Çünkü bir hayalî arkadaş yalnızca rahatlatıcı olsaydı, Turgut’un iç dünyasında gerçek bir dönüşüm gerçekleşmezdi.
Olric’in varlığı Turgut’un kendisiyle tartışmasını mümkün kılar.
Bu yüzden Turgut’un asıl yolculuğu Olric’le birlikte düşünülmelidir.
Turgut Selim’i araştırırken Olric’le konuşur.
Olric’le konuştukça kendisini araştırır.
Kendisini araştırdıkça eski hayatına yabancılaşır.
Kitapçı sahnesi: Olric’in kültürel bilince dönüşmesi
Gönderdiğiniz uzun kitapçı pasajı bu çalışmanın merkezinde mutlaka bulunmalı.
Çünkü burada Olric artık yalnızca psikolojik bir refakatçi değildir.
Turgut’un edebiyatla yeniden ilişki kurmasını sağlayan bir bilinç ortağıdır.
Tolstoy.
Dostoyevski.
Kafka.
Dickens.
Goethe.
Beethoven.
Schiller.
Don Kişot.
Oblomov.
Bunların hepsi Turgut’un zihninde dolaşırken Olric de bu kültürel evrenin içinde konuşur.
Turgut kitapları satın alırken aslında kendisine yeni bir hayatın malzemelerini toplamaktadır.
Fakat sahnenin en önemli ayrıntısı kitaplardan sonra gelen kâğıttır.
Olric:
“Biraz da kâğıt almak istemez misiniz efendimiz?”
diye sorar.
Turgut önce anlamaz.
Kâğıt ne içindir?
Yazmak için.
Peki Turgut ne yazacaktır?
İşte burada romanın önemli bir eşiğine gelinir.
Turgut şimdiye kadar okumuştur.
Selim’i okumuştur.
Selim’in okuduklarını okumuştur.
Başka insanların düşüncelerini düşünmüştür.
Ama artık kendi düşüncesini yazma ihtimaliyle karşı karşıyadır.
Olric, Turgut’u okur olmaktan yazar olma ihtimalinin eşiğine getirir.
“Ben fakir bir Turgut’um”: Olric karşısında savunmasız benlik
Turgut’un yazarlık ihtimalinden korkması çok önemlidir.
Kendisini sıradanlaştırır.
“On ikinci dereceden resmî bir Türk vatandaşı” olduğunu söyler.
Kendisini büyük bir ruh sahibi olmaktan çıkarır.
“Ben fakir bir Turgut’um” der.
Bu savunma, aslında Turgut’un eski kimliğini koruma çabasıdır.
Çünkü yazmak, insanın kendi hayatını ciddiye almasını gerektirir.
Turgut ise kendisini ciddiye almaktan korkmaktadır.
Çünkü ciddiye alırsa, yaşadığı hayatın hesabını vermek zorunda kalacaktır.
Olric tam burada çok önemli bir işlev görür:
Turgut’un mazeretlerini konuşulabilir hâle getirir.
Turgut kendi sıradanlığını savunurken bile Olric’e ihtiyaç duyar.
Olric ve “gülünç olma” korkusu
Turgut’un büyük korkularından biri de gülünç olmaktır.
Kendi hayatını değiştirmeye kalkarsa?
Yazmaya çalışırsa?
Toplumdan ayrılırsa?
Don Kişot gibi davranırsa?
İnsanlar onun hakkında ne düşünür?
Olric’in buna verdiği karşılık son derece önemlidir:
“Gülünç olalım.”
Burada Olric, Turgut’un eski hayatının en önemli zincirlerinden birini kırar.
Çünkü topluma göre yaşamak, sürekli başkalarının gözünden kendini değerlendirmektir.
Gülünç olmaktan korkmamak ise bu bakışı reddetmektir.
Dolayısıyla Olric'in işlevi yalnızca Turgut’u teselli etmek değildir.
Onu toplumsal bakışın egemenliğinden çıkarmaya çalışır.
“Aklın macerası”
Turgut’un Don Kişot’u satın almak istemesi bu nedenle rastlantı değildir.
Don Kişot yalnızca bir roman kahramanı değildir.
Turgut için aklın macerasını temsil eder.
Bu ifade Olric’in yolculuğunun da anahtarıdır.
Çünkü Olric, Turgut’un aklının macerasıdır.
Turgut dışarıda yolculuğa çıkmadan önce zihninde yolculuğa çıkmıştır.
Olric bu zihinsel yolculuğun yol arkadaşıdır.
Bu nedenle romanın fiziksel yolculuğu başladığında Olric’in işlevi tamamlanmaz.
Tam tersine, gerçek anlamına ulaşır.
Olric’in üçüncü görevi: Turgut’u eski Turgut’tan ayırmak
Romanın ilerleyen bölümlerinde Turgut’un kendi eski hâline yabancılaştığını görürüz.
Bir zamanlar toplumun içinde rahatça yaşayan Turgut artık insanların konuşmalarını, davranışlarını ve değerlerini başka gözle görmektedir.
Kendi geçmişine de aynı gözle bakmaktadır.
Bu noktada Olric, Turgut’un eski benliğine karşı bir tanık hâline gelir.
Turgut artık kendi hayatına dışarıdan bakabilmektedir.
İşte Olric’in asıl gücü burada ortaya çıkar:
Olric, Turgut’a kendisini üçüncü şahıs gibi görme imkânı verir.
Bu nedenle “Turgut” adı bile zaman zaman Turgut’un kendi kendisine dışarıdan seslenmesinin aracına dönüşür.
Bu, Olric’in gelişiminin ileri bir aşamasıdır.
Artık yalnızca:
Turgut ↔ Olric
değil,
Turgut ↔ kendi eski Turgut’u ↔ Olric
gibi daha karmaşık bir yapı oluşur.
Olric’in dili neden giderek değişir?
Roman boyunca Olric’i tek bir tonda konuşan bir karakter olarak okumamak gerekir.
İlk dönem Olric daha çok eşlik eder.
Sonraki Olric daha çok tartışır.
Daha sonraki aşamada ise Turgut’un düşünsel dünyasının aktif parçasına dönüşür.
Bu nedenle Olric’in değişimi, Turgut’un değişiminden ayrı düşünülemez.
Turgut ne kadar toplumdan uzaklaşıp kendi iç dünyasına yönelirse Olric de o kadar belirginleşir.
Bu çok önemli bir sonuçtur:
Olric’in büyümesi, Turgut’un dış dünyadaki tutunmasının azalmasıyla doğru orantılıdır.
Olric’in dördüncü görevi: Turgut’un özgürlük düşüncesini taşımak
Turgut sonunda eski hayatından kopma noktasına gelir.
Fakat özgürlük sandığı şeyin ne kadar ağır olduğunu da fark eder.
Çünkü toplumdan uzaklaşmak kolaydır.
Kendi kararının sorumluluğunu taşımak zordur.
Olric burada Turgut’un özgürlük düşüncesinin tanığıdır.
Bu bağlamda romandaki gerçek Olric konuşmaları özellikle önemlidir.
Olric artık yalnızca Turgut’un yardımcısı değildir.
Turgut’un özgürlük ilanının tanığıdır.
Olric ve “gerçek hürriyet”
Buradaki özgürlük, istediğini yapmak değildir.
Turgut’un söylediği özgürlük, başkalarının onu tanımlamasından kurtulma arzusudur.
“Onlar”ın verdiği kimliklerden sıyrılmak.
Kendisine biçilen rolü reddetmek.
Toplumun beklediği Turgut olmamak.
Bu nedenle Olric, özgürlüğün kendisi değildir.
Özgürleşmeye çalışan bilincin tanığıdır.
Turgut’un Olric’e seslenmesi aslında şunu ilan eder:
“Bundan sonra beni başkalarının tarif ettiği kişi olarak yaşamayacağım.”
Olric’in trajik tarafı
Olric’in popüler kültürdeki sevimli görüntüsü, karakterin trajik tarafını büyük ölçüde gizler.
Çünkü Olric’in ortaya çıkması iyi bir şey olmakla birlikte aynı zamanda Turgut’un eski hayatını sürdüremeyeceğinin işaretidir.
Olric ortaya çıktığında:
Turgut artık eskisi gibi değildir.
Selim ölmüştür.
Eski arkadaşlıklar anlamını değiştirmiştir.
Aile hayatı sorgulanmaktadır.
Meslek anlamsızlaşmaktadır.
Toplumun değerleri sorgulanmaktadır.
Okumak yetmemektedir.
Yazmak gerekmektedir.
Ve Turgut artık kendi içinde ikinci bir ses taşımaktadır.
Dolayısıyla Olric’in doğuşu bir bakıma uyanış, başka bir bakıma huzurun kaybıdır.
Olric neden Turgut’u kurtarmaz?
Çünkü Olric’in görevi Turgut’u kurtarmak değildir.
Onun görevi Turgut’un kendisiyle yüzleşmesini mümkün kılmaktır.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Olric modern edebiyattaki klasik “sadık yardımcı” karakterlerden ayrılır.
Bir kahramanı tehlikeden kurtaran yardımcı değildir.
Turgut’un hayatını onun adına düzenlemez.
Sorunlarını çözmez.
Tam tersine, Turgut’un sorunlarını daha görünür hâle getirir.
Bu nedenle Olric bir çözüm değil, bilinçtir.
Olric’in son aşaması: Yol arkadaşı
Turgut’un yolculuğu fiziksel hâle geldiğinde Olric’in anlamı tamamlanır.
Başlangıçta Olric yalnızca Turgut’un zihnindedir.
Sonra konuşmalarına girer.
Sonra kararlarına eşlik eder.
Sonra kitap alışverişlerinde onunla birlikte düşünür.
Sonra özgürlük arayışına eşlik eder.
Ve sonunda Turgut’un yolculuğunun ayrılmaz parçası olur.
Turgut artık yalnızca Selim’i arayan adam değildir.
Kendisini arayan adamdır.
Olric ise bu arayışın yanında yürüyen sestir.
Bu nedenle romanın sonunda Olric’in ortadan kalkmasını beklemek yanlış olur.
Çünkü Turgut’un amacı Olric’ten kurtulmak değildir.
Turgut artık Olric’le birlikte yaşamayı öğrenmektedir.
Asıl dönüşüm: Olric’in yok olması değil, Turgut’un onunla bütünleşmesi
Burada Olric’in bütün yolculuğunun en önemli sonucuna ulaşabiliriz.
Başlangıçta Turgut ile Olric arasında kesin bir ayrım vardır.
Turgut “ben”dir.
Olric “öteki”dir.
Fakat roman ilerledikçe bu sınır bulanıklaşır.
Olric Turgut’un düşüncesini taşır.
Turgut Olric’in sözlerini içselleştirir.
Olric Turgut’un kararlarına katılır.
Turgut Olric’le kendisini sınar.
Sonunda Olric’in amacı Turgut’un yerine geçmek değildir.
Turgut’un kendi içinde Olric’in taşıdığı çoğulluğu kabul etmesidir.
Bu yüzden Olric, “ikinci ben” olduğu kadar Turgut’un tek bir ben olma zorunluluğundan kurtulmasının da aracıdır.
Sosyal medyanın Olric’i neden bu kadar farklı?
Burada ilk çalışmamızda değindiğimiz meseleye yeniden dönmek gerekiyor.
Sosyal medya Olric’i çoğu zaman:
“Sevmek nedir?”
“Aşk nedir?”
“Giden neden gider?”
“Yalnızlık nedir?”
gibi sorulara kısa ve vurucu cevaplar veren romantik bir bilgeye dönüştürdü.
Oysa romandaki Olric’in dünyasında aşk, yalnızca meselelerden biridir.
Asıl büyük mesele insanın kendisiyle ve yaşadığı toplumla hesaplaşmasıdır.
Gerçek Olric’in dili bu yüzden daha karmaşıktır.
Sosyal medya Olric’i cevap verir.
Atay’ın Olric’i ise çoğu zaman daha fazla soru doğurur.
Sosyal medya Olric’i teselli eder.
Gerçek Olric, Turgut’u huzursuz eder.
Sosyal medya Olric’i yalnızlığın dostudur.
Gerçek Olric, yalnızlığın bilincidir.
Olric’in edebî büyüklüğü burada ortaya çıkar
Olric’i unutulmaz yapan “efendimiz” demesi değildir.
Asıl büyük buluş, Atay’ın bir insanın kendi kendisiyle konuşmasını roman karakterleri arasındaki konuşmaya dönüştürmesidir.
Bu teknik sayesinde Turgut’un zihni tek bir merkez olmaktan çıkar.
İçinde başka sesler belirir.
İroni belirir.
Şüphe belirir.
Korku belirir.
Mizah belirir.
Edebiyat belirir.
Selim belirir.
Ve nihayet Olric belirir.
Bu nedenle Olric, yalnızca Turgut’un hayalî uşağı değil, Turgut’un bilincinin dramatik biçimidir.
Sonuç: Olric’in yolculuğu aslında Turgut’un yolculuğudur
Olric’in hikâyesi bir karakterin doğup gelişmesinin hikâyesi değildir.
Bir insanın kendi içine doğru ilerlemesinin hikâyesidir.
Başlangıçta Turgut’un hayatı dışarıdan kurulmuştur.
Selim’in ölümü bu düzeni sarsar.
Turgut Selim’i araştırmaya başlar.
Araştırma kendisine döner.
Kendisine döndükçe kendi içinde konuşmaya başlar.
Kendi içinde konuşmaya başlayınca Olric ortaya çıkar.
Olric’le konuştukça Turgut eski hayatını sorgular.
Kitaplara yönelir.
Yazma ihtimalini düşünür.
Gülünç olmaktan korkar ama sonunda gülünç olmayı göze alır.
Özgürlüğü düşünür.
Yola çıkar.
Ve sonunda Olric, artık Turgut’un kaçmak istediği bir ses değil, kendisini taşıdığı yol arkadaşı hâline gelir.
Bu nedenle Olric’in roman boyunca geçirdiği dönüşümü tek cümleyle özetlemek gerekirse:
Olric, Turgut’un zihninde doğan bir ses olmaktan çıkar; Turgut’un kendisini kurma biçimine dönüşür.
Ve belki de Atay’ın en büyük ironisi şudur:
Turgut kendisini bulmak için Selim’in peşine düşer.
Ama yolun sonunda karşısına Selim değil, Olric olarak kendi iç sesi çıkar.
Olric’in asıl yolculuğu da tam burada başlar.