Oğuz Atay’ın Olric’i: Turgut Özben’in İç Sesi, Öteki Beni ve Edebiyat Tarihindeki Gölgesi

Şairler:


Giriş: Bir romandan çıkıp kültürel bir figüre dönüşen Olric

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında Olric, ilk bakışta Turgut Özben’in hayalî yardımcısı, yol arkadaşı ve sırdaşı gibi görünür. Ancak bu tanım, karakterin edebî işlevini açıklamaya yetmez. Olric, romanda bir “kişi” olmaktan çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir: Turgut’un kendi içinde konuşmaya başlamasının biçim kazanmış hâlidir; bastırdığı, gündelik hayatın içinde susturduğu, Selim Işık’ın ölümünden sonra yeniden harekete geçen tarafının sesidir.

Romanın daha ilk sayfalarında anlatıcı, Olric’in henüz var olmadığı zamanı özellikle belirtir: “O zamanlar daha Olric yoktu.” Bu cümle yalnızca ileride ortaya çıkacak bir roman kişisini haber vermez. Turgut’un zihinsel dönüşümünün de başlangıç noktasını oluşturur. Nitekim akademik çalışmalarda Olric’in ilk kez romanın genelev bölümünde belirgin biçimde ortaya çıkmasının, Turgut’un “tutunan” kimliğinden uzaklaşmaya başladığı kırılma anıyla bağlantılı olduğu vurgulanır.

Bu nedenle Olric’i yalnızca “hayalî arkadaş” olarak adlandırmak eksiktir. Daha doğru bir ifadeyle Olric, Turgut’un kendisini iki ayrı ses hâlinde yaşayabilmesini sağlayan anlatısal bir düzenektir.

Bu düzenek sayesinde Atay, klasik iç monoloğu dramatik diyaloğa dönüştürür. Turgut artık kendi kendine düşünmez; kendisiyle konuşur. Böylece romanın en önemli sorunlarından biri —“Ben kimim ve nasıl yaşayacağım?”— bir kişinin iç dünyasında değil, iki ses arasında gerçekleşen bir konuşmaya dönüşür.


1. Olric ne zaman ortaya çıkar?

Olric’in ortaya çıkışı rastlantısal değildir.

Turgut, Selim Işık’ın ölümünden sonra onun hayatını araştırmaya başlar. Başlangıçta yaptığı şey bir tür araştırmadır: Selim kimdi, neden öldü, nasıl yaşadı, kimlerle ilişki kurdu?

Fakat bu araştırma ilerledikçe Turgut’un aradığı kişinin yalnızca Selim olmadığı anlaşılır. Selim’i araştırdıkça kendi hayatını sorgulamaya başlar.

İşte Olric bu noktada ortaya çıkar.

Araştırmalarda Olric’in ilk kez genelev sahnesinde belirmesi özellikle vurgulanır. Bu sahne aynı zamanda Turgut’un Hamlet, İsa, intikam, delilik ve oyun kavramlarını birbirine bağladığı önemli bir kırılma noktasıdır.

Buradaki ayrıntı önemlidir:

Turgut genelevde yalnızca Selim’in intikamını düşünmez; kendisine yeni bir kimlik kurmaya çalışır.

Eski Turgut, toplumun kurallarına göre yaşayan, ailesi ve mesleği olan, düzenli bir hayat sürdüren mühendistir.

Yeni Turgut ise bu hayatın kendisine yetmediğini fark etmektedir.

Olric tam da bu iki Turgut'un arasındaki çatlakta doğar.

Dolayısıyla Olric'in doğuşunu şöyle düşünmek mümkündür:

Selim’in ölümü → Turgut’un sorgulaması → eski kimliğin çözülmesi → iç konuşmanın başlaması → Olric’in ortaya çıkışı.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bu bir “şema” değil, roman boyunca giderek derinleşen bir ruhsal süreçtir.

Olric, Turgut’un başına dışarıdan gelen bir karakter değildir. Turgut’un içinde zaten bulunan fakat gündelik hayatın bastırdığı sesin görünür hâle gelmesidir.


2. Olric bir “iç ses” midir?

Evet; fakat “iç ses” demek tek başına yeterli değildir.

Akademik çalışmalarda Olric çoğunlukla Turgut’un “öteki beni”, “ikinci benliği”, “bölünmüş kişiliği” veya “iç sesi” olarak değerlendirilmiştir.

Ancak Olric’in işlevi basitçe Turgut’un düşüncelerini yüksek sesle söylemek değildir.

Olric, Turgut’un düşüncelerine karşılık verir.

Turgut:

“Sonu belirsiz bir kavgaya atılıyoruz Olric.”

Olric:

“...”

şeklinde yalnızca bir yankı üretmez. Onu kimi zaman destekler, kimi zaman uyarır, kimi zaman küçümser, kimi zaman da Turgut’un kendi kendisine itiraf edemediği şeyleri onun önüne koyar.

Bu nedenle Olric, Turgut’un zihnindeki bir “kayıt cihazı” değildir.

O, Turgut’un kendisiyle tartışabilmesini sağlayan ikinci kişidir.

Burada Atay’ın olağanüstü buluşu ortaya çıkar.

Normal bir romanda karakter kendi kendine düşündüğünde anlatıcı şöyle diyebilir:

Turgut artık toplumdaki yerinden ve yaşadığı hayattan kuşku duymaya başlamıştı.

Atay ise bunu söylemek yerine düşünceyi sahneye çıkarır.

Turgut konuşur.

Olric cevap verir.

Böylece psikolojik çözümleme, dramatik bir sahneye dönüşür.


3. Olric ile Turgut arasındaki “efendi–uşak” ilişkisi

Olric’in Turgut’a sürekli “efendimiz” diye hitap etmesi karakterin en belirgin özelliklerinden biridir.

Fakat burada basit bir hizmetkâr-efendi ilişkisi yoktur.

Tam tersine, bu hitap biçimi sürekli olarak ironik bir gerilim yaratır.

Turgut kendisini “efendi” olarak görür.

Olric ise ona “efendimiz” der.

Ama konuşmalar ilerledikçe kimin kime hizmet ettiği belirsizleşir.

Turgut Olric’e emir verir.

Olric Turgut’u sakinleştirir.

Turgut Olric’i susturur.

Olric Turgut’un düşüncesini tamamlar.

Turgut Olric’e yol gösterdiğini sanır.

Fakat aslında Olric Turgut’un yolunu bulmasına yardım eder.

Bu nedenle “efendimiz” hitabı yalnızca komik bir unsur değildir. Aynı zamanda Turgut’un kendi benliği üzerindeki hâkimiyetinin giderek zayıfladığını gösterir.

Başlangıçta:

Turgut → Olric

ilişkisi varmış gibi görünür.

Roman ilerledikçe:

Turgut ↔ Olric

ilişkisine dönüşür.

Son aşamada ise bu ikisinin birbirinden tamamen ayrılması mümkün olmaktan çıkar.


4. Olric neden bu kadar sadıktır?

Olric’in Turgut’a sadakati, romanın en dikkat çekici özelliklerinden biridir.

Fakat bu sadakati romantik anlamda “sonsuz dostluk” şeklinde okumak yanlış olur.

Olric Turgut’u terk edemez çünkü Olric, Turgut’un dışındaki bir insan değildir.

Turgut kendisinden kaçmaya çalıştığı sürece Olric de onunla birlikte gider.

Bu nedenle Olric’in sadakati aslında benliğin kendisinden kaçamamasının alegorisidir.

Turgut topluma dönebilir.

Ailesine dönebilir.

Evine dönebilir.

Mesleğine dönebilir.

Ama kendisinden kaçamaz.

Olric oradadır.

Bu açıdan Olric, Turgut'un en sadık arkadaşı olduğu kadar onun en kaçınılmaz refakatçisidir.


5. Olric ve Selim Işık arasındaki ilişki

Olric'i yalnızca Turgut üzerinden okumak da eksik kalır.

Çünkü Olric’in doğuşunda Selim’in ölümü belirleyici rol oynar.

Selim, Turgut’un hayatında bir arkadaş olmanın ötesindedir. Turgut’un daha önce fark etmediği bir imkânı temsil eder: başka türlü yaşamak.

Selim’in ölümünden sonra Turgut’un yaşadığı kriz bu yüzden yalnızca yas değildir.

Turgut, Selim’in ölümünü anlamaya çalışırken kendi hayatının neden bu kadar farklı olduğunu da anlamaya çalışır.

Selim’in bıraktığı boşluk zamanla Turgut’un içinde yeni bir sesin oluşmasına yol açar.

Bu yüzden Olric’i Selim’in yerine geçen kişi olarak görmek doğru değildir.

Daha doğru ifade şudur:

Selim’in ölümü, Turgut’un içinde Olric’in ortaya çıkabileceği psikolojik alanı açar.

Selim dışarıda yoktur.

Olric içeridedir.

Turgut ise ikisinin arasında kalır.

Bu nedenle romanın temel üçgenlerinden biri aslında şudur:

Selim – Turgut – Olric

Selim, Turgut’un olmak istediği insanın imgesidir.

Olric, Turgut’un kendisiyle konuşabilmesini sağlayan sestir.

Turgut ise bu iki uç arasında kendi kimliğini arayan kişidir.


6. Olric neden Don Kişot’un Sanço Panza’sına benzetilir?

Bu bağlantı yalnızca yüzeysel bir benzerlik değildir.

Berna Moran, Turgut-Olric ikilisini Don Kişot-Sanço Panza ikilisiyle ilişkilendirir. Ona göre Turgut da Don Kişot gibi toplumun değerleriyle uyuşamayan, giderek kendi gerçekliğini kurmaya çalışan bir figürdür; Olric ise onun Sanço Panza’sı gibi yol arkadaşıdır.

Ancak Atay burada Cervantes’in modelini değiştirir.

Don Kişot ile Sanço gerçekten iki kişidir.

Turgut ile Olric ise temelde aynı zihinsel alanın iki sesidir.

Bu çok önemli bir farktır.

Sanço Panza Don Kişot’un dışında bulunan bir gerçeklik unsurudur.

Olric ise Turgut’un içinde bulunan gerçeklik unsurudur.

Sanço, Don Kişot'un yanılgılarını dışarıdan gözlemleyebilir.

Olric ise Turgut'un yanılgılarını içeriden tartışır.

Dolayısıyla Olric, Sanço Panza’nın modernist ve psikolojik olarak içselleştirilmiş biçimi gibidir.

Bu nedenle Olric’in “efendimiz” hitabı hem Cervantesçi bir mizah üretir hem de Turgut’un kendi zihnini iki kişiye bölmesine imkân sağlar.


7. Hamlet, Yorick ve Osric: Olric’in adı nereden geliyor?

Olric’in adı konusunda kesin ve tek bir kaynak üzerinde uzlaşılmış değildir.

Bu belirsizlik aslında Atay’ın edebiyat anlayışına da uygundur.

Berna Moran, Olric’i Charles Dickens’ın Great Expectations (Büyük Umutlar) romanındaki Orlick ve Shakespeare’in Hamlet oyunundaki Yorick ile ilişkilendirir.

Orhan Pamuk ise Laurence Sterne’ün Tristram Shandy romanındaki Yorick’e dikkat çeker.

Yıldız Ecevit, bunlara Robert Musil’in Ulrich’i, Oblomov’un Zahar’ı ve Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’indeki sanrısal sesler gibi başka ihtimalleri de ekleyen bir çerçevede değerlendirir.

Üstelik Atay bu tartışmayı romanın içinde bizzat oyuna dönüştürür:

“Yoksa Osric miydin?”

Bu gönderme önemlidir çünkü Hamlet’te Osric, saray çevresinin yapaylığını ve gösterişli nezaketini temsil eden figürlerden biridir. Yorick ise Hamlet’in çocukluk hafızasında yaşayan soytarıdır.

Dolayısıyla “Olric” adı yalnızca bir isim değildir.

İçinde:

Orlick + Yorick + Osric

gibi seslerin ve çağrışımların dolaştığı bir edebiyat düğümüdür.

Bu da Olric’in karakter olarak taşıdığı özelliğe uygundur: O da tek bir kimliğe indirgenemez.


8. Olric’in “soytarı” tarafı

Yorick bağlantısı ayrıca Olric’in mizah işlevini açıklamak açısından önemlidir.

Turgut zaman zaman kendisini son derece önemli bir kahraman gibi görür.

Kendisine büyük görevler yükler.

Selim’in intikamını almak ister.

Toplumu değiştirmek ister.

Yeni bir dil kurmak ister.

Kendini Don Kişot’a, Hamlet’e, İsa’ya yaklaştırır.

Olric ise bütün bu büyüklük iddialarının yanında durur.

Onu pohpohlar gibi görünürken aslında Turgut’un kendisini fazla ciddiye almasını da görünür kılar.

Bu nedenle Olric, Turgut’un içindeki soytarıdır.

Ama burada “soytarı” küçültücü değildir.

Soytarı, kralın söyleyemediği gerçeği söyleyebilen kişidir.

Olric de Turgut’un zihinsel sarayındaki bu işlevi görür.


9. Olric ve “iç mahkeme”

Tutu­namayanlar boyunca Turgut sürekli kendisini yargılar.

Selim’e karşı görevini yapıp yapmadığını düşünür.

Ailesine karşı dürüst olup olmadığını düşünür.

Kendisine ihanet edip etmediğini düşünür.

Okumadığı kitapları düşünür.

Yaşamadığı hayatı düşünür.

Korkaklığını düşünür.

Bu nedenle Olric, Turgut’un iç mahkemesinde hem sanık hem tanık hem de danışman gibi davranır.

Turgut’un “Ben bunu yapabilir miyim?” sorusuna cevap verir.

Ama daha önemlisi, Turgut’un sormaya cesaret edemediği soruları onun adına sorar.

Bu açıdan Olric bir tür vicdan mekanizmasıdır.

Fakat klasik anlamda ahlaki vicdan değildir.

Çünkü Olric her zaman “doğru olanı” söylemez.

Bazen Turgut’un saçmalıklarına eşlik eder.

Bazen onun oyunlarına katılır.

Bazen onu destekler.

Bazen de bu oyunların gülünçlüğünü ortaya çıkarır.

Dolayısıyla Olric, “süper ego”ya indirgenemez.

O daha çok Turgut’un parçalanmış bilincinin diyalog hâline gelmiş biçimidir.


10. Olric’in psikolojik açıklaması: “kişilik bölünmesi”nden fazlası

Olric üzerine yapılan bazı çalışmalarda Freudcu bir çerçeve kullanılarak Turgut’un kişiliğinin bölünmesi ve Olric’in bilinçdışı alanla ilişkisi tartışılmıştır.

Bu yaklaşım açıklayıcıdır fakat tek başına yeterli değildir.

Çünkü Atay'ın yaptığı şey klinik bir “kişilik bölünmesi” anlatmak değildir.

Olric'i psikiyatrik bir belirti gibi okumak, karakterin edebî işlevini küçültür.

Olric, aynı zamanda modern insanın kendi içindeki çoğulluğun edebî biçimidir.

Modern insan artık tek bir sesle konuşmaz.

Toplumun sesi vardır.

Ailenin sesi vardır.

Mesleğin sesi vardır.

Ahlakın sesi vardır.

Okuduğu kitapların sesi vardır.

Geçmişin sesi vardır.

Kendi arzularının sesi vardır.

Ve bunlar birbirleriyle çatışır.

Atay, bütün bu çatışmayı tek bir karakterin zihninde bırakmak yerine Olric’i yaratır.

Böylece psikoloji, romana dönüşür.


11. Olric’in en önemli işlevlerinden biri: Turgut’u “yazara” dönüştürmek

Burada Olric’in belki de en az konuşulan işlevlerinden biri ortaya çıkar.

Turgut başlangıçta okuyan ama yazmayan bir insandır.

Kitapları satın alır.

Kitaplar hakkında konuşur.

Selim’in okuduklarını hatırlar.

Tolstoy’dan Dostoyevski’ye, Goethe’den Kafka’ya, Don Kişot’a kadar uzanan bir edebiyat evreninin içinde dolaşır.

Ama yazma eylemine geldiğinde geri çekilir.

Kendisini sıradan bir insan olarak tanımlar.

“Ben fakir bir Turgut’um” diyerek yazarlık iddiasını reddeder.

Tam bu noktada Olric’in varlığı önem kazanır.

Çünkü Olric ile konuşmak, Turgut’un kendi sesini dışarı çıkarmasının provasıdır.

Yazmak da bir anlamda kendi içindeki Olric’le konuşmaktır.

Bu nedenle romanın sonunda Turgut’un yolculuğa çıkması yalnızca fiziksel bir kaçış değildir.

Aynı zamanda:

yaşamak → düşünmek → konuşmak → yazmak

sürecinin tamamlanmasıdır.


12. Olric ve yolculuk

Romanın sonlarına doğru Turgut’un fiziksel yolculuğu ile içsel yolculuğu birleşir.

Şehirden uzaklaştıkça toplumun hazır rollerinden de uzaklaşır.

Araştırmalar, Turgut’un şehirden ayrılarak Anadolu’da trenlerle dolaşmasını, kendi sesini duyabilmesinin koşullarından biri olarak değerlendirir.

Bu noktada Olric artık yalnızca Turgut’un zihninde konuştuğu bir hayalî arkadaş değildir.

O, yol arkadaşına dönüşür.

Turgut artık dış dünyadan koparak tamamen yalnızlaşmak istemez.

Tam tersine, kendisini yanında taşıyarak yola çıkar.

Olric bu yüzden romanın sonunda yok olmaz.

Çünkü Turgut’un amacı Olric’ten kurtulmak değildir.

Turgut’un amacı Olric’le birlikte yeni bir benlik kurmaktır.


13. “Efendimiz” hitabının ironisi

Olric’in en ünlü kelimesi belki de “efendimiz”dir.

Bu hitap biçimi ilk bakışta komik görünür.

Ama roman boyunca giderek daha karmaşık bir anlam kazanır.

Turgut gerçekten efendi midir?

Olric gerçekten hizmetkâr mıdır?

Yoksa Olric Turgut’un içindeki özgür taraf olduğu için asıl efendi o mudur?

Bu belirsizlik Atay’ın ironisinin merkezindedir.

Turgut kendisini yönetebildiğini düşünür.

Ama hayatının yönünü aslında Olric’in ortaya çıkışı değiştirir.

Turgut Olric’e emir verir.

Ama Olric’in varlığı Turgut’un eski hayatına dönmesini imkânsızlaştırır.

Bu nedenle “efendimiz” hitabı zaman zaman Turgut’un kendi kendisine söylediği ironik bir unvan gibi okunabilir.


14. Olric neden “romantik sevgili”ye dönüştürüldü?

Burada sizin gönderdiğiniz metnin ikinci yarısı özellikle önem kazanıyor.

İnternette Olric’e atfedilen:

“Sevmek nedir Olric?”

“Sevmek sessizliktir efendimiz.”

veya

“Gözden ırak gönülden de ırak olur mu efendim?”

gibi sözler, günümüzde Olric’in en tanınan biçimlerinden birini oluşturuyor.

Fakat bu Olric, Tutunamayanlar’daki Olric değildir.

Sosyal medyada Olric:

  • aşk danışmanı,
  • ayrılık uzmanı,
  • romantik sırdaş,
  • sevgiliye söylenemeyen sözlerin tercümanı,
  • yalnızlığın bilge sesi

hâline getirilmiştir.

Bu dönüşüm son derece ilginçtir.

Çünkü gerçek Olric'in temel problemi aşk değil, varoluştur.

Onun konuştuğu temel meseleler:

  • kimlik,
  • toplum,
  • Selim,
  • ölüm,
  • özgürlük,
  • yabancılaşma,
  • entelektüel sorumluluk,
  • kültür,
  • okuma,
  • yazma,
  • modernleşme,
  • birey olma,
  • yaşama biçimleri

gibi meselelerdir.

İnternet Olric’i ise çoğunlukla:

aşk + yalnızlık + ayrılık + özlem

dörtlüsüne indirger.

Bu, karakterin büyük ölçüde romantikleştirilmesidir.


15. Sahte Olric sözleri meselesi

Bu konuda özellikle dikkatli olmak gerekir.

İnternette Oğuz Atay’a ve Olric’e atfedilen sözlerin çok büyük bir bölümü Tutunamayanlar'da bulunmamaktadır.

Örneğin:

“Biliyor musun Olric, benim birçok dostum var.”

“Görüyorum efendimiz, hepsinin sırtınızda izleri var.”

sözü yıllardır Oğuz Atay’a aitmiş gibi dolaşmaktadır.

Ancak metin karşılaştırmalarına dayanan araştırmalarda bu sözün Tutunamayanlar’da bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Aynı durum “Gözden ırak gönülden de ırak olur mu?”, “Saat kaç Olric?”, “Kolundaki yaralar...” gibi çok sayıda popüler söz için de geçerlidir.

Daha da çarpıcı olanı, bir kaynakta incelenen 36 popüler “Olric sözü”nden yalnızca üçünün romanla ilişkilendirilebilir olduğunun, 33’ünün ise romanda bulunmadığının tespit edilmiş olmasıdır.

Dolayısıyla sizin verdiğiniz son bölümün önemli bir kısmı Oğuz Atay’ın metninden değil, internetin Oğuz Atay imzasıyla ürettiği yeni Olric edebiyatından oluşmaktadır.

Bu ayrım özellikle Şiir Antolojim gibi kaynak göstererek paylaşım yapan bir arşiv için çok önemlidir.


16. Neden sahte Olric sözleri bu kadar inandırıcı?

Asıl ilginç soru budur.

Çünkü bu sözlerin birçoğu kötü yazılmış değildir.

Tam tersine, Atay’ın bazı gerçek cümlelerinin duygusal atmosferini taklit ederler.

Fakat üslup bakımından önemli bir fark vardır.

Gerçek Atay:

  • düşünceyi dağıtır,
  • ironiyi keskinleştirir,
  • cümleyi uzatır,
  • kültürel göndermeler yapar,
  • kendisini de alaya alır,
  • düşünceyi sürekli bozar,
  • yüksek fikirle gündelik ayrıntıyı yan yana getirir.

Sahte Olric ise:

  • kısa konuşur,
  • vecize üretir,
  • doğrudan duyguyu söyler,
  • romantik bir sonuç verir,
  • genellikle tek anlamlıdır.

Örneğin gerçek Olric’in dili çoğu zaman Turgut’un düşüncesini karmaşıklaştırır.

Sahte Olric ise onu basitleştirir.

Gerçek Olric:

Turgut’u düşünmeye zorlar.

Sahte Olric:

Turgut’un ne hissettiğini açıklar.

Bu ikisi arasında çok büyük bir fark vardır.


17. Gerçek Olric’in dili neden “aforizmatik” değildir?

Bu nokta özellikle önemlidir.

Atay’ın Olric diyalogları bağlamdan koparıldığında aforizma gibi görünebilir.

Fakat romanın içinde Olric'in sözleri çoğu zaman başka sözlerle, kitaplarla, düşüncelerle ve Turgut’un psikolojik durumuyla ilişki içindedir.

Örneğin kitapçı sahnesinde Olric’in varlığı yalnızca “zekice sözler söylemek” için kullanılmaz.

Turgut kitapları alırken aynı zamanda:

  • Selim’i hatırlar,
  • kendi kültürel yetersizliğiyle hesaplaşır,
  • Tolstoy ve Dostoyevski’yi tartışır,
  • Don Kişot’u düşünür,
  • yazma fikrinden korkar,
  • kendi sıradanlığını ilan eder,
  • sonunda kâğıt satın alır.

Bu sahne Olric’in gerçek işlevini çok iyi gösterir.

Olric, Turgut’un zihinsel hareketinin eşlikçisidir.


18. Kitapçı sahnesi: Olric’in kültürel hafıza işlevi

Gönderdiğiniz uzun pasajlardan kitapçı bölümü, Olric'i anlamak açısından özellikle değerlidir.

Turgut kitapların arasında dolaşırken Selim’i hatırlar.

Oblomov’u hatırlar.

Tolstoy’u ve Dostoyevski’yi düşünür.

Kafka’yı, Dickens’ı, Goethe’yi, Beethoven’ı, Schiller’i, Don Kişot’u konuşur.

Burada Olric’in işlevi yalnızca “yanındaki kişi” olmak değildir.

Olric, Turgut’un kültürel hafızasının konuşma biçimidir.

Turgut kitapları tek tek eline aldıkça aslında kendi geçmişini de eline alır.

Bu nedenle kitapçı sahnesi basit bir kitap alışverişi değildir.

Turgut’un kendisini yeniden kurmak için bir kültürel araç seti toplamaya başlamasıdır.

Kâğıt istemesi ise daha da önemlidir.

Çünkü kitapları satın almak başka, yazmak başkadır.

Turgut yıllarca okumuş veya okuduğunu sanmıştır.

Artık yazma ihtimaliyle karşı karşıyadır.

Olric burada Turgut’u yazarlığın eşiğine getirir.


19. Olric ve “iyi okuyucu”

Sizin paylaştığınız “İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir” pasajı da bu açıdan önemlidir.

Turgut burada kitapçıları, kitapları ve okuyucuları tartışırken aslında kendi okuma biçimini tartışmaktadır.

“İyi okuyucu” yalnızca çok kitap okuyan kişi değildir.

İyi okuyucu, kitabın karşısında özgür kalabilen kişidir.

Bu fikir Olric açısından da önemlidir.

Çünkü Turgut'un Olric'le konuşması bir bakıma kendi içindeki iyi okuyucuyla konuşmasıdır.

Selim ona kitapları öğretmiştir.

Olric ise o kitapların Turgut’un içinde yarattığı düşünceleri konuşturur.

Dolayısıyla:

Selim → okuma deneyimi

Olric → düşüncenin iç konuşmaya dönüşmesi

Turgut → bu ikisinin taşıyıcısı

hâline gelir.


20. Olric ve “kendi dilini yaratma” meselesi

Gönderdiğiniz şu cümle, Olric'in bütün anlamını özetleyen pasajlardan biridir:

“Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil.”

Bu noktada Olric'in anlamı daha da büyür.

Turgut yalnızca yeni bir hayat aramıyor.

Kendisini anlatabileceği yeni bir dil arıyor.

Çünkü eski dil, eski Turgut’a aittir.

Eski hayatın kelimeleri:

aile,

meslek,

başarı,

ev,

para,

saygınlık,

düzen,

normal hayat

gibi kavramlardan oluşmaktadır.

Olric ise Turgut’un henüz sahip olmadığı yeni dilin ilk biçimidir.

Turgut kendisiyle konuşmaya başladığında aslında yeni bir anlatım biçimi yaratmaktadır.

Bu nedenle Olric'i yalnızca psikolojik bir karakter olarak değil, dilsel bir icat olarak da değerlendirmek gerekir.


21. Olric, Turgut’un “öteki ben”idir; fakat kötü ben değildir

Berna Moran’ın yorumunda önemli bir ayrıntı vardır.

Dickens’ın Büyük Umutlar romanındaki Orlick ile bağlantı kurulabilir; fakat Atay’daki Olric onun kötücül işlevini taşımaz. Turgut’un “öteki beni”dir, fakat kötü tarafını temsil etmek zorunda değildir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Olric, Turgut’un bastırılmış kötülüğü değildir.

Daha çok:

Turgut’un yaşayamadığı tarafıdır.

Turgut’un söyleyemediği.

Turgut’un soramadığı.

Turgut’un düşünmekten korktuğu.

Turgut’un toplum içinde gerçekleştiremediği.

Turgut’un kendisine bile itiraf edemediği.

Bu nedenle Olric'in ortaya çıkışı Turgut’un “kötüleşmesi” değil, çoğullaşmasıdır.


22. Olric ve özgürlük

Romanın ilerleyen bölümlerinde Turgut'un özgürlük düşüncesi değişir.

Başlangıçta özgürlük, toplumun kurallarından kurtulmak gibi görünür.

Fakat daha sonra özgürlüğün çok daha ağır bir sorumluluk olduğu anlaşılır.

Çünkü insan kendi hayatını kendisi belirleyecekse artık suçlayabileceği kimse kalmaz.

Olric bu yüzden yalnızca Turgut'u destekleyen bir ses değildir.

Onun özgürlük korkusuna da tanıklık eder.

Turgut'un gerçek korkusu toplumdan kaçmak değildir.

Kendisinden sorumlu olmaktır.

Bu nedenle Olric, özgürlüğün bedelini temsil eder.


23. Olric ve yalnızlık

Olric’in en güçlü taraflarından biri yalnızlığı görünür hâle getirmesidir.

Turgut yalnızdır.

Ama Olric sayesinde yalnızlığını “iki kişi” olarak yaşar.

Bu paradoks karakterin temelindeki büyük ironidir:

Olric Turgut’u yalnızlıktan kurtarmaz; yalnızlığının konuşulabilir hâle gelmesini sağlar.

Bu yüzden Olric’in varlığı bir teselli olduğu kadar bir kanıttır.

Turgut’un artık eski toplumsal hayatına tam olarak dönemeyeceğinin kanıtıdır.


24. Olric’in gerçekliği: Var mı, yok mu?

Romanın bilinçli olarak açık bıraktığı sorulardan biridir.

Olric gerçekten var mıdır?

Hayır.

Ama yalnızca “hayal” demek de yetersizdir.

Çünkü edebî gerçeklik açısından Olric’in yaptığı şeyler Turgut’un zihinsel dönüşümünü gerçekten etkiler.

Dolayısıyla Olric’in ontolojik statüsü ikincildir.

Asıl önemli olan şudur:

Turgut için Olric gerçektir.

Modernist romanın önemli özelliklerinden biri de budur.

Dış dünyanın gerçekliği ile iç dünyanın gerçekliği aynı ölçütle değerlendirilmez.

Olric fiziksel olarak var olmayabilir.

Ama Turgut’un hayatında yarattığı sonuçlar gerçektir.


25. Olric’in anlatı tekniği açısından önemi

Atay’ın asıl yeniliği burada ortaya çıkar.

Olric, psikolojik içeriği dramatik forma dönüştürür.

Başka bir deyişle:

İç monolog → diyalog

dönüşümü gerçekleşir.

Bu sayede okur Turgut’un zihnini doğrudan seyretmeye başlar.

Bu teknik aynı zamanda bilinç akışı, iç konuşma, ironi, parodi ve metinlerarasılık gibi tekniklerin birbirine bağlanmasını sağlar.

Bir akademik çalışmada da Olric’in Turgut’un içsel çalkantılarını görünür kılan “hayalet/gölge karakter” olarak işlev gördüğü ve onun sayesinde Turgut’un zihninin monolog yerine canlı konuşmalarla izlenebildiği belirtilmektedir.

Bu yüzden Olric yalnızca “karakter” değil, roman tekniğidir.


26. Olric neden başka karakterlerden farklıdır?

Selim'in Turgut üzerinde büyük etkisi vardır.

Fakat Selim dışarıdaki kişidir.

Olric ise içerideki kişidir.

Selim Turgut’u değiştirir.

Olric değişen Turgut’un konuşma biçimidir.

Bu nedenle romanın karakter sisteminde Selim ve Olric birbirinin alternatifi değildir.

Aksine birbirini tamamlarlar.

Selim'in ölümü Turgut'un iç dünyasını açar.

Olric bu açılan iç dünyanın sesidir.


27. Olric’in “felsefi danışman” oluşu

Olric’in Turgut’a verdiği cevapların önemli bir bölümü felsefi tavsiye niteliğindedir.

Fakat Olric hiçbir zaman klasik filozof gibi konuşmaz.

Onun felsefesi gündelik hayatın içinden çıkar.

Para.

Kitap.

Aşk.

Yemek.

Yolculuk.

Yaşlanma.

Ölüm.

Toplum.

İnsanların davranışları.

Bunların hepsi Turgut’un varoluş sorularına dönüşür.

Bu yüzden Olric’in felsefesi soyut değildir.

Gündelik hayatın içindeki varoluş felsefesidir.


28. Olric’in mizahı neden önemlidir?

Atay'ın romanında mizah yalnızca okuru güldürmek için kullanılmaz.

Mizah, Turgut’un trajedisini taşıyabilmesinin koşuludur.

Turgut sürekli olarak çok ciddi meselelerle karşılaşır:

Selim’in ölümü.

Kendi hayatının anlamsızlığı.

Topluma yabancılaşma.

Özgürlük.

Ölüm.

Yazma.

Yalnızlık.

Fakat Atay bunların hiçbirini sürekli yüksek perdeden anlatmaz.

Tam tersine, ciddi olanı gülünçle yan yana getirir.

Olric bu işlevin en önemli aracıdır.

Çünkü Turgut'un kendisini fazla ciddiye aldığı anda Olric'in “efendimiz” hitabı bile sahnenin tonunu değiştirir.

Böylece trajedi melodrama dönüşmekten kurtulur.


29. Gerçek Olric ile sosyal medya Olric’i arasındaki temel fark

Bu ayrım bir tabloyla çok net görülebilir:

Tutunamayanlar’daki Olric Sosyal medyadaki Olric
Varoluşsal Romantik
İronik Duygusal
Kültürel Aforizmatik
Turgut’u sorgulatır Turgut’un duygusunu açıklar
Selim’le bağlantılıdır Çoğunlukla sevgiliyle bağlantılıdır
Kitaplar ve düşüncelerle konuşur Aşk ve ayrılıkla konuşur
Turgut’un iç bölünmesini temsil eder “Bilge dost” gibi sunulur
Cümleleri bağlama bağımlıdır Cümleleri tek başına dolaşır
Çok anlamlıdır Genellikle tek anlamlıdır
İroni üretir Teselli üretir

Bu nedenle internetteki Olric’i bütünüyle değersiz görmek de doğru olmaz.

O, edebî karakterin kültürel yeniden üretimidir.

Ancak akademik bir çalışmada bu yeni figür ile Atay’ın Olric’i kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır.


30. “Olric” artık Oğuz Atay’dan bağımsız bir kültürel simge mi?

Büyük ölçüde evet.

Bunun en ilginç kanıtlarından biri, Tutunamayanlar’ın İngilizce çevirisinin yayımlandığı yayınevinin adının Olric Press olmasıdır. Akademik bir çalışmada bunun Sevin Seydi ile Atay arasındaki metinlerarası ilişkinin bir sonucu olduğu belirtilmektedir.

Bu ayrıntı çok anlamlıdır.

Olric önce roman karakteridir.

Sonra okurun diline girer.

Sonra sosyal medyada bağımsız bir “konuşan figür” hâline gelir.

Sonra yayınevinin adına dönüşür.

Yani Olric, metinden taşarak kültürel bir markör hâline gelmiştir.


31. Olric neden bu kadar sevildi?

Bunun birkaç nedeni vardır.

Birincisi, herkesin kendi içinde konuştuğu fakat bunu ikinci bir kişiyle konuşuyormuş gibi ifade edemediği düşüncesini görünür hâle getirir.

İkincisi, “efendimiz” hitabı karaktere hemen tanınabilir bir ses verir.

Üçüncüsü, yalnızlık duygusunu romantikleştirmeden anlatabilecek bir yapı sunar.

Dördüncüsü, Turgut’un kendisiyle konuşmasını okurun kendi iç konuşmasına benzetmesine imkân verir.

Ve belki en önemlisi:

Olric, insanın kendi kendisine arkadaş olma ihtiyacını temsil eder.

Bu yüzden karakter romandan çıkıp okurun zihnine yerleşmeye çok elverişlidir.


32. Fakat Olric’in popülerleşmesi Atay’ın karakterini değiştirdi

Tam da burada paradoks ortaya çıkar.

Olric’in popülerliği arttıkça Olric’in gerçek karakteri azalmıştır.

Çünkü sosyal medya, Atay’ın karmaşık ve ironik Olric’ini kolay tüketilebilir bir bilgeye dönüştürmüştür.

Bu yeni Olric:

“Seviyorsan bırak.”

“Giden gider.”

“Yalnızlık güzeldir.”

“Aşk acıdır.”

gibi cümlelerle konuşur.

Oysa Atay’ın gerçek Olric’i bu kadar kolay sonuç vermez.

Onun işi cevap vermek değil, soruyu büyütmektir.

Bu nedenle gerçek Olric'in en önemli özelliği “bilgelik” değil, düşünsel huzursuzluktur.


33. Olric’in trajedisi

Olric aslında Turgut’un özgürleşmesinin hem yardımcısı hem de belirtisidir.

Olric ortaya çıktığında Turgut artık eski Turgut değildir.

Bu nedenle Olric’in doğuşu bir zafer değildir.

Aynı zamanda bir kayıptır.

Turgut artık eski hayatına tam olarak dönemeyecektir.

Ailesi vardır ama eski anlamıyla evine ait değildir.

Mesleği vardır ama mesleği onu tanımlamaz.

Kitapları vardır ama artık yalnızca okumak yetmez.

Selim yoktur.

Eski Turgut yoktur.

Olric vardır.

Bu nedenle Olric’in ortaya çıkışı:

uyanış + yalnızlık

anlamına gelir.


34. Olric ve Turgut’un dönüşümü

Romanın başlangıcında Turgut, toplumsal düzenin içinde yaşayan sıradan bir bireydir.

Romanın sonunda ise trenlerde dolaşan, kendi hayatını araştıran, yazma ihtimalini taşıyan, toplumun hazır kimliklerinden uzaklaşmış bir kişidir.

Bu dönüşümün tamamını Olric tek başına gerçekleştirmez.

Fakat Olric bu dönüşümün konuşulabilir biçimini sağlar.

Turgut'un değişimi dışarıdan gözlemlenen bir macera olmaktan çıkar.

Onun zihninde devam eden bir maceraya dönüşür.


35. Olric’in en büyük paradoksu

Olric'in temel paradoksu şudur:

Turgut kendisini bulmak için Olric’i yaratır; Olric ortaya çıktıktan sonra Turgut artık kendisini eskisi gibi bulamaz.

Yani Olric hem kendini bulmanın aracı hem de eski benliğin kaybının işaretidir.

Bu yüzden Olric'i yalnızca “iç ses” diye tanımlamak karakterin trajedisini eksiltir.

Olric, Turgut’un kendisine ulaşırken kaybettiği eski Turgut’un da mezar taşıdır.


36. Sonuç: Olric aslında kimdir?

Olric bir hayalî arkadaş değildir.

En azından yalnızca o değildir.

Olric:

Turgut’un iç sesi,

öteki beni,

Selim’in ölümünden sonra açılan ruhsal boşluğun sesi,

topluma karşı geliştirdiği eleştirel bilincin taşıyıcısı,

kendi kendisiyle tartışabilmesini sağlayan ikinci kişi,

Don Kişot’un Sanço’sunun içselleştirilmiş modern biçimi,

Yorick ve Osric çağrışımlarını taşıyan metinlerarası bir figür,

Turgut’un mizah mekanizması,

yalnızlığının refakatçisi,

özgürlük korkusunun tanığı,

yazma eyleminin provası

ve nihayet Turgut’un kendisini kendisine anlatabilmek için yarattığı dilsel kişidir.

Bu nedenle Olric’in asıl önemi “hayalî olması” değildir.

Asıl önem taşıyan şey, Turgut’un kendi içindeki farklı sesleri tek bir benlik içinde susturmak yerine onları konuşturmasıdır.

Atay’ın büyüklüğü de burada ortaya çıkar.

Turgut’un içinde çatışan düşünceleri açıklamaz.

Onlara karakter verir.

Birinin adı Turgut olur.

Diğerinin adı Olric.

Ve okur bir süre sonra fark eder ki Turgut ile Olric arasındaki konuşmayı okurken aslında bir insanın kendisiyle konuşmasını dinlemektedir.

Bu yüzden Olric, Türk romanında yalnızca unutulmaz bir karakter değil, iç konuşmanın kişileştirilmiş hâlidir.

Kategori: Deneme
Etiketler: ChatGPT Olric