Muallim Naci’den Aysel Mutlu’ya: Türkçenin Şiir Dili Nasıl Değişti?
Gözler
Mâî, siyah bir nice sevda-efzâ uyên
Etmiş şafak safâsını şevk-âver-ı derûn
Toprak içinde şimdi o çeşmân-ı dil-firûz
Hurşîd zîver-i ufk olmakdadır henûz
Çok çeşm-ı hoş-nigâhı leyâlî-i hoş-nümâ
Etmiş sitâreler ile müstağrak-ı ziya
Hâk etti şimdi onları zulmetle mümteli
Hâlâ nücûm tarz-ı kadîm üzre münceli
Bunlar gidip de terk-i nigâh ettiler mi?
Ah Yok, yok! O dîdeler kalamaz bence bî-nigâh
Bir başka âleme nazarı vardır onların
Görmez o âlemi gözü göz yummayanların
Setr etse de kevâkibini bizden âsmân
Olmaz mı başka âleme onlar ziya-feşân
Gözler de böyledir, ederek bizden istitâr
Olmaktadır cihân-ı digerde ziyâ-nisâr
Çeşmanı sanma hâk tebâb eylemektedir
Onlar cihan-ı gaybe nigâh eylemektedir
Çeviren: Muallim Naci
GÖZLER
Mavi ve ya siyah, hepsi güzel, hepsi sevilmiş,
Gözler, sayılamayacak kadar çok, şafağı görmüş,
Uyuyorlar şimdi kabirlerinde
Ve hala doğuyor güneş.
Geceler, gündüzlerden daha da yumuşak;
Tanışıverince sayısız gözlerle büyülenmiş,
Gökte yıldızlar parlıyor daima
Ve gözler doluyor karanlıkla…
Ah! Ah! Bakışlarını kaybettiler.
Hayır! Hayır! Bu mümkün değil!
Geriye döndüler bazıları.
Görülmez diye bildiğimiz şeye doğru!
Ve tünemiş göktaşları gibi
Bizi terk ediyorlar ama duruyorlar işte,
Gözbebekleri kendi yataklarında
Ama ölüyor oldukları doğru bile değil.
Mavi ve ya siyah, hepsi güzel, hepsi sevilmiş,
Sonsuz şafaklara açık,
Diğer taraftan mezarlarında
Kapattığımız gözler görüyor hala!
Sully Prudhomme
Fransızcadan çeviren:
Aysel Mutlu
Sully Prudhomme'nin "Les yeux" şiirinin yaklaşık bir asır arayla çevrilmiş 2 metni veriyorum. Bu iki çeviri özelinde Türkçenin değişimi üzerine bir değerlendirme yapmanı istiyorum.
SULLY PRUDHOMME’UN “GÖZLER” ŞİİRİ: İKİ ÇEVİRİ, İKİ TÜRKÇE
Sully Prudhomme’un “Gözler” şiirinin yaklaşık bir asır arayla yapılmış iki Türkçe çevirisi, yalnızca iki farklı çevirmenin tercihlerini değil, Türkçenin şiir dilinde geçirdiği önemli dönüşümü de göstermektedir.
Bir tarafta Muallim Naci’nin Osmanlı Türkçesinin imkânlarından yararlanan çevirisi, diğer tarafta Aysel Mutlu’nun modern Türkçeyle yaptığı çeviri vardır.
Bu iki metni yalnızca “hangisi daha iyi çevrilmiş?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalır. Asıl ilginç soru şudur:
Türkçe yaklaşık yarım yüzyıl içinde şiiri nasıl söylemeye başlamıştır?
- AYNI ŞİİR, İKİ AYRI TÜRKÇE DÜNYASI
Muallim Naci:
“Mâî, siyah bir nice sevda-efzâ uyên Etmiş şafak safâsını şevk-âver-ı derûn”
Aysel Mutlu:
“Mavi ve ya siyah, hepsi güzel, hepsi sevilmiş, Gözler, sayılamayacak kadar çok, şafağı görmüş,”
Buradaki fark yalnızca kelime farkı değildir. Cümlenin dünyayı kurma biçimi değişmiştir.
Naci’nin Türkçesinde “mâî”, “sevda-efzâ”, “uyên”, “safâ”, “şevk-âver”, “derûn” gibi kelimeler anlamı yoğunlaştırır. Fakat bu yoğunluk aynı zamanda cümleyi bugünkü okur için uzaklaştırır.
Mutlu ise “mavi”, “siyah”, “güzel”, “sevilmiş”, “çok”, “şafağı görmüş” gibi doğrudan anlaşılabilir kelimeler kullanır.
Böylece şiirselliğin kaynağı sözlükten sözdizimine doğru taşınır.
Naci’de şiirsellik büyük ölçüde kelimelerin kendisindedir.
Mutlu’da ise şiirsellik daha çok cümlenin akışından ve imgelerin birbirleriyle ilişkisinden doğar.
- GÖZ AYNI GÖZ, FAKAT DİLDEKİ YERİ DEĞİŞİR
Muallim Naci:
“Çok çeşm-ı hoş-nigâhı leyâlî-i hoş-nümâ Etmiş sitâreler ile müstağrak-ı ziya”
Aysel Mutlu:
“Geceler, gündüzlerden daha da yumuşak; Tanışıverince sayısız gözlerle büyülenmiş, Gökte yıldızlar parlıyor daima Ve gözler doluyor karanlıkla…”
Naci’nin cümlesi isim ve tamlama merkezlidir.
“Çeşm-ı hoş-nigâh”, “leyâlî-i hoş-nümâ”, “müstağrak-ı ziya” gibi yapılar birbirine eklenen isim ve sıfatlardan oluşur.
Modern Türkçede ise cümle giderek fiil merkezli hale gelir:
görmüş uyuyorlar parlıyor doluyor kaybettiler döndüler terk ediyorlar ölüyorlar görüyor
Bu çok önemli bir değişimdir.
Osmanlı şiir dilinde isim yoğunluğu öne çıkarken modern Türkçede eylem yoğunluğu artmıştır.
Modern Türkçe şiirin hareketini daha doğrudan fiiller üzerinden kurar.
- TAM-LAMADAN CÜMLEYE GEÇİŞ
Muallim Naci’nin:
“Hâlâ nücûm tarz-ı kadîm üzre münceli”
ifadesi birkaç Osmanlıca unsurun tek bir yapı içinde sıkıştırılmasıyla kurulmuştur.
Bugünkü Türkçedeki karşılığı:
“Gökte yıldızlar parlıyor daima”
gibi daha açık bir cümledir.
Burada Türkçenin geçirdiği önemli dönüşümlerden biri görülür:
Anlamı sıkıştırmaktan anlamı açmaya doğru bir hareket vardır.
Naci’nin dili okurdan çözümleme ister.
Mutlu’nun dili ise anlamı okura daha hızlı teslim eder.
Bu nedenle Muallim Naci’nin çevirisinde okur şiirin içine dil aracılığıyla girerken, Aysel Mutlu’nun çevirisinde okur daha doğrudan imgenin içine girer.
- “ÂLEM”DEN “GÖRÜLMEZ”E
İki çevirinin en dikkat çekici farklılıklarından biri burada ortaya çıkar.
Muallim Naci:
“Bir başka âleme nazarı vardır onların Görmez o âlemi gözü göz yummayanların”
Aysel Mutlu:
“Geriye döndüler bazıları. Görülmez diye bildiğimiz şeye doğru!”
Fransızca:
“Vers ce qu’on nomme l’invisible”
Naci bunu “bir başka âlem” şeklinde karşılar.
Mutlu ise “görülmez diye bildiğimiz şey” der.
Bu yalnızca sözcük değişikliği değildir. Aynı zamanda metafizik dilin kullanımındaki farklılaşmayı gösterir.
Naci’nin “âlem” kelimesi belirli bir kültürel ve metafizik söz dağarcığını çağırır.
“Nazarı vardır”, “göz yummayanlar” gibi ifadeler de klasik şiirin düşünme biçimiyle ilişkilidir.
Mutlu’nun “görülmez diye bildiğimiz şey” ifadesi ise daha modern, daha soyut ve daha nötrdür.
Burada “âlem”den “şey”e geçiş bile Türkçedeki zihniyet değişimini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
- GÖZLERİN ÖLÜMÜ DEĞİŞİYOR
Muallim Naci:
“Çeşmanı sanma hâk tebâb eylemektedir Onlar cihan-ı gaybe nigâh eylemektedir”
Aysel Mutlu:
“Gözbebekleri kendi yataklarında Ama ölüyor oldukları doğru bile değil.”
Fransızca:
“Les prunelles ont leurs couchants, Mais il n’est pas vrai qu’elles meurent.”
Naci’nin dili “hâk”, “tebâb”, “cihan-ı gayb”, “nigâh eylemek” gibi ifadelerle ölümü metafizik bir açıklama içinde ele alır.
Mutlu ise:
“Ama ölüyor oldukları doğru bile değil.”
diyerek çok daha konuşma diline yakın bir yapı kurar.
Burada modern Türkçenin önemli özelliklerinden biri ortaya çıkar.
Kesin ve yüksek söyleyiş yerine, konuşma dilinin itiraz ve tereddüt kalıpları da şiire girebilmektedir.
“Doğru bile değil” bunun güzel bir örneğidir.
- “MÂΔNİN “MAVİ”YE DÖNÜŞMESİ
İlk kelimeden başlayarak bile iki Türkçe arasındaki fark görülebilir.
“Mâî”
ve
“Mavi”
aynı renk alanını karşılar; fakat aynı şiirsel atmosferi yaratmaz.
“Mâî” kelimesi Osmanlı şiir dilinin tarihsel ve kültürel çağrışımlarını taşır.
“Mavi” ise modern Türkçede tamamen doğal ve gündelik bir kelimedir.
Dolayısıyla dil sadeleşirken yalnızca anlaşılabilirlik artmamış, kelimelerin taşıdığı kültürel çağrışım yükü de değişmiştir.
- MODERN TÜRKÇENİN KAZANCI VE KAYBI
Aysel Mutlu’nun çevirisinin en belirgin özelliği açıklık ve akıcılıktır.
Kullandığı kelimeler bugünün okuruna daha yakındır. Cümleler daha kolay anlaşılır. Şiirin duygusal hareketi daha doğrudan hissedilir.
Buna karşılık eski şiir dilinin kelime yoğunluğu ve tamlama zenginliği azalır.
Muallim Naci’nin çevirisinde ise güçlü bir şiir dili, yoğun tamlamalar, Arapça ve Farsça kelimelerin ses ve anlam zenginliği ve klasik şiir geleneğiyle güçlü bir bağ vardır.
Ancak bu dil bugünün okuru için daha kapalıdır. Metni anlamak için sözlük ve kültürel birikim gerekebilir.
Dolayısıyla burada “eski kötü, yeni iyi” biçiminde bir değerlendirme yapmak doğru değildir.
İki çeviri iki farklı Türkçenin şiiri nasıl algıladığını göstermektedir.
- ŞİİR DİLİ “YÜKSEK DİL” OLMAKTAN ÇIKIYOR
İki çeviri arasındaki en önemli farklardan biri budur.
Muallim Naci’nin Türkçesinde şiir dili ile gündelik dil arasında belirgin bir mesafe vardır.
Aysel Mutlu’nun Türkçesinde ise şiir dili gündelik Türkçeye çok daha yakındır.
Bunu şöyle özetlemek mümkündür:
Muallim Naci’de dil şiiri yükseltir.
Aysel Mutlu’da şiir dili yükseltir.
Naci’nin çevirisinde şiir olduğu için dil de yüksek ve seçkin olmak zorundadır.
Mutlu’nun çevirisinde ise “mavi”, “siyah”, “gözler”, “güneş”, “uyuyorlar”, “doğru bile değil” gibi sıradan kelimeler şiirin içine girer ve şiir bu sıradan kelimelere olağanüstü bir anlam kazandırır.
Bu, modern şiir anlayışının önemli özelliklerinden biridir.
- MODERN TÜRKÇE SADELEŞİRKEN ŞİİR FAKİRLEŞMİYOR
Modern Türkçenin sadeleşmesi şiirin fakirleşmesi anlamına gelmez.
Sadece şiirin taşıyıcısı değişmektedir.
Naci’nin şiirsel yoğunluğu:
“mâî” “çeşm” “sitâre” “ziya” “cihan-ı gayb” “nigâh”
gibi kelime ve tamlamaların yoğunluğundan gelir.
Mutlu’nun şiirsel yoğunluğu ise:
“gözler” “mezarlar” “güneş” “yıldızlar” “karanlık” “görülmez” “sonsuz şafak”
gibi imgelerin birbirleriyle kurduğu ilişkiden doğar.
Buradan önemli bir sonuç çıkar:
Eski Türkçede şiir kelimelerin içinde daha fazla saklıdır.
Modern Türkçede şiir kelimelerin arasındaki ilişkide daha fazla ortaya çıkar.
SONUÇ
Bu iki metin yan yana konulduğunda Türkçenin yaklaşık yarım yüzyıl içinde yalnızca “sadeleştiğini” söylemek yetersiz kalır.
Daha kapsamlı bir değişim görülmektedir:
Osmanlıca Türkçeden modern Türkçeye
isim yoğunluğundan fiil yoğunluğuna
tamlamalardan cümlelere
soyut kavramlardan daha somut imgelere
yüksek söz varlığından doğal söz varlığına
metafizik terminolojiden daha nötr bir dile
okurun çözmesi gereken anlamdan okura daha doğrudan ulaşan anlama
doğru bir hareket vardır.
Belki de en önemli sonuç şudur:
Muallim Naci’nin çevirisinde Türkçe şiirin giysisidir.
Aysel Mutlu’nun çevirisinde Türkçe, şiirin kendisini taşıyan daha şeffaf bir araç olmaya yaklaşır.
Fakat bu, Naci’nin dilinin “ağır”, Mutlu’nunkinin ise “iyi” olduğu anlamına gelmez.
İki çeviri, iki farklı dönemin Türkçesini ve iki farklı şiir anlayışını temsil etmektedir.
Bu nedenle “Gözler”in bu iki çevirisi, yalnızca Sully Prudhomme’un bir şiirinin Türkçeye iki kez aktarılması olarak değil, Türkçenin şiir dilindeki dönüşümünü gösteren küçük bir edebiyat laboratuvarı olarak da okunabilir.