HAYRETÎ DİVANI’NDA GEÇEN “GAM” KELİMESİNİN TASARIMLARI
Gam, insanları üzüntüye, karamsarlığa, kaygı ve tasaya sevk eden hâl ve hâlleri ifade eden bir kelimedir. Şüphesiz bu çağrışım ve anlam değerleriyle olumsuz bir kavram alanına sahiptir. Sevinç ve neşenin tam karşısında yer alan gam, aynı zamanda hayatın bir gerçeğidir. Zira dünya hayatının bir tarafı gam, diğer tarafı mutluluktur. Hayatı anlamlı kılan da aslında bu karşıtlıktır.
İnsanın mizacı şüphesiz yolu taşsız, gülü dikensiz, hayatı kedersiz ister. Lakin bu durum yaratılış gerçeğine de aykırıdır. Çünkü varlık zıtlıklar üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla zıtlıklar olmasa varlığı algılamak ve idrak etmek de söz konusu olamazdı. Kaldı ki gülü dalında anlamlı ve değerli kılan, onun etrafındaki dikenlerdir. Bu bağlamda insanların hayatlarının bir kesitinde bu hâli tecrübe etmemesi mümkün değildir. Bazen bir gün, hatta bir saat içerisinde bile insanların keder ve sevince dair farklı ruh hâllerini yaşaması mümkündür.
Klasik şairlerimizin, felekten kaynaklandığı düşüncesiyle, bir şikâyet üslubunun olduğunu biliyoruz. Kadere isnat edilemeyen bütün olumsuzluklar feleğe yüklenir. Tabiri caizse felekten şikâyet etmek, klasik şairlerimizin olmazsa olmazlarındandır. Dünyevî saltanat ve nimetlere gark olmuş sultanlardan aç ve sefil dervişlere kadar bütün şairlerin ortak ve benzer dertlenmelerine sık sık rastlamaktayız.
Şair mutlaka âşıktır; sevgili mutlaka âşığa yüz vermemektedir ve âşık mutlaka bunu felekten bilerek şikâyet etmelidir. Dolayısıyla şairin gamdan, kederden, belalardan bahsediyor olması, o hâli mutlaka yaşamış veya yaşıyor olduğu anlamına gelmemektedir.
Şiir, döneminin birtakım hadiselerini anlatan bir tarih vesikası değildir. Ancak şiir, malzemesini ve kurgusunu şüphesiz kendi döneminin coğrafi, siyasi, askerî, sosyal ve kültürel yapısından alacaktır. Bu bağlamda dönemin cihan devleti Osmanlı'nın ihtişamının sanata ve şiire de yansıması kaçınılmazdır. Saltanat, sultan, köle, ülke, asker, kale, silah, taht, taç, kaftan vb. pek çok kelimenin şiir diline girmesi tabiidir. Gücün, otoritenin, kuşatmanın, çokluğun, zorlama ve tahakkümün göstergesi olan bu ve benzeri kelimelerin, gam gibi olumsuz bir kavram alanına sahip kelimeyi zihinlerde çağrıştırmada oldukça verimli sonuçlar doğuracağı açıktır.
Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi
Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî
(K3/23)
“Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı. Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.”
Asker, çokluğun, gücün, tahakkümün ve bir şeyin üzerine üşüşmenin göstergesidir. Gamın bu kelimeyle ifade edilmesi, ondan kurtulmanın ne derece zor olduğu düşüncesini zihinde canlandırmaktadır.
Gam leşkerinden ister isen olasın emîn
Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr
(K14/16)
“Eğer gam askerlerinden kurtulmak istiyorsan, Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.”
Asker, sığınmak, kapı ve kale gibi kelimeler ortak bir kavram alanı meydana getirmektedir.
Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı
Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana
(G12/4)
“Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım. Senin ayağının toprağı, benim talihsiz başımda bir devlet tacıdır.”
Gamın ülke tasarımıyla verilmesi, gama dair ne varsa hepsini kuşatmayı ve dolayısıyla gamın derecesine göndermede bulunmayı amaçlamaktadır. Üstelik o ülkenin sultanı olmak, bütünüyle bir felaketler silsilesini yaşamak anlamına gelmektedir.
Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam
Ey gözüm sakkâlık it ey âh ferrâş ol bana
(G13/4)
“Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık. Ey gözyaşlarım, sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol; ey ahımın dumanı, sen de bu ülkenin yaygıcısı/hizmetçisi ol.”
Ben nâ-tüvânı asker-i gam eyledi zebûn
At sal meded dön üstüme cür’et zamânıdur
(G68/10)
“Gam askerleri, ben zayıf ve çaresiz zavallının üzerine çullandı. Ey sevgili (Hz. Ali), beni bu gam askerlerinden kurtarmak için üzerlerine at sal; cesaret zamanıdır.”
Muhtemelen buradaki “gam askerleri” nefisle ilgili hususları da içermektedir. Kibir, hırs, tamah, öfke, kin ve gazap gibi olumsuz hâller; bir asker topluluğunun çokluğu, gücü, tahakkümü, zapt etmesi ve yaralaması gibi çağrışım değerleriyle karşımıza çıkmaktadır.
Tîğ-i gam yaralarından ana dil kan ağlar
Ol şeker-hande ile yaramıza tuz urur
(G73/2)
“Gönül, gam kılıcının yaralarından kan ağlamakta; sevgili ise şeker çiğneyerek/gülerek yaramıza tuz basmaktadır.”
Kılıç olumsuz bir kavram alanına sahip olmakla birlikte aynı zamanda sevgilinin bakışını ifade etmektedir. Âşıklar sevgilinin kılıç, ok veya mızrak gibi kesici ve öldürücü bakışlarından çekinir, korkar ve sakınırlar. Ancak aynı zamanda bu bakışları isterler; zira vuslat, öldürücü de olsa sevgilinin bakışlarıdır. “Yaraya tuz basmak” şekere nispetle olumsuz gibi görünse de yaranın iyileşmesine vesile olması bakımından farklı bir çağrışım da taşımaktadır.
Şöyle şâd olur gönül gam hil'atinden kim gören
Bir yetîm oğlan libâs-ı dil-güşâ geymiş sanur
(G104/6)
“Bir yetim çocuğun çok güzel bir elbise giydiğinde sevindiği gibi, gönlüm de gam kaftanını giydiğinde öyle sevinir.”
“Hilat” olumlu kavram alanına sahip bir kelimedir; ancak ona izafe edilen olumsuzluk “gam” kelimesinden kaynaklanmaktadır. Burada tasavvufî algıyı da belirtmek gerekir. Zira tasavvufî anlayışta nefse zor gelen, sıkıntılı ve meşakkatli hâller, hakikat ehlinin nazarında bir nimet ve rahmet olarak görülmektedir.
Nice yazam bildürem ben bende sana arz-ı hâl
Ben gedâ-yı kûy-ı gam sen şâh-ı iklîm-i cemâl
(G249/1)
“Sen güzellik ülkesinin şahı, bense gam köşesinin kölesiyim; hâlimi sana nasıl arz edip bildireyim?”
Dil şehrini sipâh-ı gam itdiydi top harâb
Meyhâne künci olmasa muhkem hisârumuz
(G129/4)
“Meyhane köşesi gibi sağlam kalelerimiz olmasaydı, gam süvarileri gönül şehrini toplarıyla harap etmişlerdi.”
Asker, kale, top, hisar, yıkmak ve saldırmak gibi ortak kavram alanlarına sahip kelimelerden kurgulanan bu beyit hem hakikat hem de mecaz yönüyle anlaşılabilecek niteliktedir. Gam ve kederi içki içerek dağıtma yeri olan meyhanenin yanı sıra, hakikatin idrak edildiği ve dolayısıyla dünyevî gam ve kederin gönülden tecrit edildiği bir mekâna da gönderme söz konusudur.
Kul oldum hâce-i aşka acâyib beğlüğüm vardur
Benümdür ser-te-ser gam milketi bir pâdişâyam
(G373/2)
“Bir aşk beyine kul oldum, şaşılacak bir beyliğim var benim; baştan başa gam ülkesinin sahibi bir padişahım.”
Aşk bir sıkıntı ve meşakkattir. Dolayısıyla aşka talip olmak, derde ve sıkıntıya talip olmaktır. Âşıklar da aşktan kaynaklanan dert ve sıkıntılardan zahiren şikâyet ederler. Ancak gamın “ülke” tasarımı içinde verilmesi, bütüncül bir kuşatmayı anlatmaktadır. Bu tasarım hem uçsuz bucaksız ve sınırsız olmayı hem de bütün değişik ve farklı türleri kapsamayı çağrıştırmaktadır. Yani sınırsız ve türlü türlü dertlerin sahibi olmak söz konusudur.
Eğnüme bir hil'at-i gam geydürüp hayyât-ı aşk
İtdi zencîr-i belâ tavk-ı girîbânum benüm
(G294/4)
“Aşk terzisi sırtıma bir gam elbisesi giydirip yakamı bela zinciri etti.”
Yine aşktan kaynaklanan sıkıntılar söz konusu edilmiştir. Gamı bir elbise gibi bürünmüş olmak, sıkıntıların âşığı ne derecede sarıp sarmaladığını ve onu nasıl tahakkümü altına aldığını çağrıştırmaktadır. Bunun yanı sıra “hilat” kelimesinin olumlu anlamı düşünüldüğünde, aşk terzisinin giydirdiği elbise her ne kadar gamdan olsa da, nihayetinde haşmetlilerin giydiği kaftanlar gibi olması yönüyle imrenilecek değerleri de çağrıştırmaktadır.
Gamın Çöl Tasarımı
Gam gibi olumsuz bir kelimenin somut karşılıklarının daha çok onun çağrışım değerlerine uygun olması tabiidir. Bu çerçevede dönemin ulaşım imkânları da göz önünde bulundurulduğunda çöl coğrafyasının gam kelimesiyle paydaş kılınması tesadüf değildir. Özellikle hac farizası dolayısıyla da karşımıza sık sık çıkan çöl kavramı; mahrumiyetin, çaresizliğin, yalnızlığın, ulaşılmazlığın, sonsuzluğun, susuzluğun ve tehlikenin tasarımlarını zihnimize yoğun bir şekilde yaymaktadır. Aşktan kaynaklanan sıkıntıların üstesinden gelmenin nasıl bir şey olduğunu en iyi anlatan kurgu, yalnız başına yapılan uçsuz bucaksız bir çöl yolculuğu olsa gerektir.
Aşk-ı dilber bir nefes benden nice olsun cüdâ
Gam beyâbânında hem yoldaş u hem kardaşıyam
(G306/3)
“Sevgilinin aşkı benden bir an bile ayrı olamaz; zira o, gam çöllerinde benim hem yoldaşım hem kardeşimdir.”
Gam beyâbânında kimden bâküm olsun Hayretî
Var iken aşk adlu bir dîvâne yoldaşum benüm
(G307/5)
“Yanımda aşk adlı deli yoldaşım olduktan sonra, ey Hayretî, gam çölünde kimden korkarım?”
Gam beyâbânında kaldum yalınuz ey Hayretî
Hey meded gel kandasın yoldaş u kardaş ol bana
(G13/5)
“Ey Hayretî, gam çölünde yapayalnız kaldım. Medet! Neredesin? Gel, bana yoldaş ve kardeş ol.”
Âşıkların hercai, rakiplere meyleden ve acımasız sevgili karşısındaki tavrı kararsızlıktır. Kararsızlık ise âşığı huzursuz eder, yerinde duramaz hâle getirir. Neticede bu ve benzeri durumlarda âşıklar başlarını alıp giderler. Gidilen yollar ve varılan yerler doğal olarak sıkıntılı ve meşakkatli yerlerdir. Yolda belki de yoldaştan önce gerekli olan şey yol azığıdır. Azık olumlu bir kavramdır; ancak böyle olumlu bir kavramın gama bağlanarak olumsuz kılınması, anlatımın etkisini daha da çarpıcı hâle getirmektedir:
İtdüm diyâr-ı gurbete gerçi sefer dirîğ
Zâdum gam oldı ince bu yol mâ-hazar dirîğ
(Mus2-III/1)
“Gurbet ellere sefere çıktım; yazık ki bu yolda hazırlanmış azığım gamdı.”
Çek gam yükini dönme ki bu yolda kişinün
Cânı kavî olur çü teni nâ-tüvân ola
(G8/4)
“Aşk yolunda bu gam yükünü taşı; bu yolda âşıkların bedeni zayıf olsa da canı, yani manevî hâli, kuvvetlidir.”
Yük olumsuz bir kavram alanına sahiptir. Ancak söz konusu aşk olduğunda bu yükü çekmenin bir zarureti vardır. Hatta bu yük, bilakis olumlu bir hüviyete bürünmektedir.
Gamın Kapalı ve Dar Mekânlarla Tasarımı
Gam kelimesi kapalı ve dar mekânlarla birlikte de sıklıkla kullanılmaktadır. Kasvetli, karanlık, sıkıcı ve bunaltıcı yerlerin gam gibi olumsuz bir kelimeyle aynı tamlama içinde kullanılması gayet tabiidir. Bu mekânlar bazen uzlet köşesi, bazen bir tekke, bazen bir meyhane ve bazen de bir meclis olabilmektedir.
Yine bu mekânlara tasavvufî boyutuyla bakmak gerekecektir. Zira bu mekânlar, ruhî erginleşme ve soyutlanmanın gerçekleştiği eşiklerdir. Ancak bunlar zahirî boyutuyla olumsuz görünen yerlerdir.
Umaram kim ‘âlem-i ma‘nîde ola rûhı şâd
Gam bucağında şunı kim derd-i sevdâ öldürür
(G71/4)
“Gam bucağında sevda derdinden ölenlerin, umarım ki mana âleminde ruhları şad olur.”
Benüm senden ırağ olsun durağum gam bucağı ko
Senün yirün tek ey serv-i revânum bâğ u râğ olsun
(G382/3)
“Ey sevgili, bırak benim yerim senden uzak gam bucağı olsun; yeter ki senin yerin bağ ve bahçe olsun.”
Hicrân odiyle uyarımaz dil çerâğını
Gam tekyesinde Hayretî gibi bir ihtiyâr
(G86/5)
“Gam tekkesinde Hayretî gibi bir ihtiyar, ayrılık ateşiyle gönül çırasını yakamaz.”
Gam degüldür âşık-ı sermest olanlar ağlamak
Bezm-i gam içinde gülmekdendür ey yâr ağlamak
(G186/1)
“Ey sevgili, sarhoş âşıkların ağlamaları gam değildir; zira gam meclisinde ağlamak gülmekten sayılır.”
İçelüm câm-ı gam tolularını
Mey-i zevk u safâdan el yuyalum
(G330/7)
“Zevk ve safa meclisinden çıkıp gam kadehini yudumlayalım.”
Gel berü meyhâne-i aşka kadem-rencîde kıl
Câm-ı gam nûş itmede bir yâr-ı evbâş ol bana
(G13/3)
“Ey sevgili, aşk meyhanesine lütfedip gel; gam kadehini içmede bana bir yoldaş ol.”
Gam Pazarı
Pazar yerleri yalnızca metaların değil, insanlık adına aslında her şeyin ortaya döküldüğü yerlerdir. Dolayısıyla tek başlarına olumlu veya olumsuz bir anlam taşımazlar. Bütün maharetlerin ve ustalıkların sergilendiği ve takdir gördüğü yerler de oralardır. Yine alışverişe bağlı olarak hile ve aldatmanın en çok yaşandığı yerler de buralardır.
Âşığın canıyla oynaması hasebiyle cambaza benzetilen sevgilinin âşığa iltifat etmediği bu gösteri yeri, tabii ki gam pazarı olacaktır. Aşk aynı zamanda ustalık ve maharet isteyen inceliklerle dolu bir sanattır. Her kişi bu sanatı icra edemez. Lakin yine de gam pazarının dört bir yanı bu ustalarla doludur:
Çünki ol cânbâza devrân içre oldun bî-nevâ
Yiridür bâzâr-ı gam olsa dilâ yirün senün
(G217/4)
“Ey gönül, o cambaz gibi sevgiliden bir nasibin olmadı; senin yerin gam pazarı olsa yeridir.”
Yalınuz Ferhâd bilmez fenn-i aşkı hâsılı
Tolıdur bâzâr-ı gam üstâdlarla çâr sû
(G389/5)
“Aşkın inceliklerini yalnızca Ferhat bilmez; gam pazarının dört bir tarafı ustalarla doludur.”
Burada Ferhat’ın taş ustası oluşuna yapılan göndermeyi de hatırlamak gerekir.
Gamın Somut Unsurlarla Tasarımı
Gam kelimesinin olumsuz kavram alanına sahip yara, gece, ateş, sıtma, hırsız, avare ve boyun zinciri gibi kelimelerle bir araya gelmesi eşyanın tabiatına uygundur. Zira gam gibi soyut bir kavramın daha somut bir şekilde canlandırılması ve cisme büründürülmesi, zihnimizde pek çok tasarım ortaya koymaktadır:
Mâh-ı muharrem irdi yakup dâğ-ı gam gönül
Kan akıdur bu dîde-i giryân yâ Hüseyn
(K./8)
“Ey Hüseyin, Muharrem ayı gelince bu gönül gam ateşleri yakar; gözlerim ise kanlı gözyaşları döker.”
Hayretî'yem gam şebinde koyasız lâyık mıdur
Olmayasız ol garîbe mihribân abdâllar
(K8/31)
“Ey abdallar, sevgi göstermeyerek Hayretî’yi gam gecesinde bırakmanız uygun mudur?”
Demidür ey şeb-i gam rûz-ı îd ol
Zamânıdur gel ey tâli‘ saîd ol
(G263/1)
“Ey gam gecesi, zamanı geldi; bayram sabahı ol. Ey talih, zamanı geldi; sen de kutlu ol.”
Dilersen hâra geçmek Hayretîveş bezm-i mihnetde
Döne döne gam odına kebâb ol ey dil-i şeydâ
(G10/5)
“Ey çılgın gönül, sıkıntı meclisinde Hayretî gibi itibar görmek istiyorsan, döne döne gam ateşinde kebap ol.”
Ey cân tabîbi yakdı teb-i tâb-ı gam beni
Ger hazretünden olmaya bana devâ-yı cev
(K18/14)
“Ey can tabibi, eğer yüce makamından bana arpa devası/yardımı olmazsa gam sıtması beni yakar.”
Komayup burç-ı nuhûsetde murâdum necmini
Gam husûfından berî eyle meh-i tâbânumı
(G475/2)
“İstek yıldızımı uğursuzluk burcunda bırakmayıp, o ay gibi parlak sevgilimi gam tutulmasından koru.”
Cân-ı miskînüme emân virsün
Gam dinen nâbekâra yalvarayın
(G348/7)
“Gam denen avare, işe yaramaza yalvarayım da şu miskin canımı bağışlasın.”
Düzd-i gam yıkdı idi zevk u safâ dükkânın
Olmasa aşk gönül şehrinün ey cân asesi
(G441/2)
“Ey sevgili, aşk gönül şehrinin bekçisi olmasaydı, gam hırsızı zevk ve safa dükkânımı yağmalardı.”
Bend-i gam komadı boynuma tolandurdı benüm
Pîre-zen dehr yine sünbül-i pür-tâb gibi
(G454/2)
“Felek kocakarısı, gam boyunduruğunu taze sümbül gibi boynuma doladı.”
Gamın Deniz ve Rüzgâr Tasarımları
Gelenekte deniz, tehlikenin ve güvenilmezliğin göstergelerinden biri olmuştur. Deniz aynı zamanda uçsuz bucaksızlığın, sonsuzluğun, büyüklüğün ve enginliğin göstergesidir. Bir şeyin çokluğu ve büyüklüğü söz konusu edilecekse başvurulan metaforların başında deniz kavramı gelir. Aşkın âşık üzerindeki sıkıntıları her zaman abartılı ifadelerle anlatılmıştır. Dolayısıyla âşığın battığı deniz ancak bela ve gam denizi olabilirdi:
Garka-i bahr-i gam olanlara olgıl dest-gîr
Sâkiyâ sîmîn ayağ ile iriş gel Hızrvâr
(K16/30)
“Ey saki, gam denizine batmışların elinden tut; onlara elinde gümüş kadehi olan Hızır gibi yetiş.”
Eski bir inanca göre varlık âlemindeki her şey su, ateş, toprak ve havadan oluşmaktadır. Var olduğu kabul edilen bu unsurlar, her varlıkta bir özelliğiyle daha çok kendisini belli eder. İnsanda da bazen su, bazen ateş, bazen hava, bazen de toprak unsuru ön plana çıkar. Rüzgârın fırtına olarak düşünülmesi, insanı istediği yere savurması, karşısında durulamaz olması ve toz taşıması gibi olumsuz tasarımlar, onu gamla ilgili kılmaktadır:
Hâk koysun bâd-ı gam ol ayna kim ahıtmaz âb
Oda yansun yiridür bir dil ki olmaya harâb
(G18/1)
“Gam rüzgârı gözyaşı akıtmayan o göze toz toprak doldursun; aşk ile harap olmayan gönül, ateşlere yansın.”
Gamın Orman Tasarımı
Müstakil olarak olumsuz olmayan, hatta olumlu bir kavram alanına sahip orman, diğer bağlantılarıyla birlikte olumsuz bir kurgulamayla karşımıza çıkmaktadır. Buradaki olumsuzluk, ormanda yaşayan hayvanların vasıflarına bağlı olarak oluşmuştur. Zira tilki aldatmanın, kurnazlığın, kısacası bencilliğin ve güvenilmezliğin göstergesidir. Arslan ise mertliğin, dürüstlüğün ve zoru başarmanın timsalidir:
Bu rûbeh-i zemâneye aldanmaz ise ger
Gam pîşesinde bir kagan arslan durur gönül
(G258/4)
“Gönül, şu zamane tilkilerine aldanmazsa gam ormanının arslan kralıdır.”
Gamın Divan Tasarımı
Kitap, öğrenmenin doğrudan göstergesi olması bakımından olumlu bir kelimedir. Şairlerin şiir kitaplarının adı olan divanlar ise aşkı içermesi yönüyle ayrıca olumlu bir kavram alanına sahiptir. Ancak yine aşktan kaynaklanan sıkıntıların aşk yolunda olmazsa olmaz niteliği burada da devreye girmekte; olumlu olumsuza, olumsuz da olumluya dönüşmektedir. “Gam divanı” tamlaması, divanların içinde aşka ve onun dertlerine dair ifadelerle dolu olduğunu çağrıştırmaktadır:
Bu muallim-hâne-i mihnetde yine pîr-i aşk
Turmadın ta‘lîm ider dil tıflına dîvân-ı gam
(G302/3)
“Bu sıkıntı okulunda aşk hocası, gönül çocuğuna sürekli gam divanı okutmaktadır.”
Gam Sofrası
“Gam sofrası” tamlaması da alışılmamış bir bağdaştırmadır. Zira sofra; bereketi, rızkı, ünsiyeti, paylaşmayı, dirliği ve düzeni çağrıştırmaktadır. Sofranın bu çağrışımların aksine gamla anılması, şüphesiz o sofrada sunulan veya yenilenlerle alakalıdır. Yiyeceği zehir olan bir sofra, tabii ki gam sofrası olacaktır.
Bazı tarikatlarda dervişlerin esrar çektiği, bunun zuhuratının ise hayranlık veya hayret kelimesiyle anlatıldığı bilinmektedir. Esrarın acı tadını azaltmak için de akabinde tatlı şeyler yenirmiş. Bu beyit söz konusu hâlleri de anlatmaktadır:
Müstedâm ol Hayretî'ye hân-ı gam çekdün bu gün
Yine kan hayrân iken halvâya duş itdün beni
(G473/5)
“Ey sevgili, Hayretî’ye gam sofrasında sürekli esrar çektirdin; kendinden geçmişken beni yine helvaya düşürdün.”
Gamın Avcı Kuş Tasarımı
Yırtıcı ve avcı kuşlardan olan ukâb; kartal veya karakuş anlamına gelen bir kelimedir. Çaresiz ve zayıf âşığın karşısında sevgili, bu gönül kuşunu avlayan bir avcı kuş pozisyonundadır. Bazen yalnızca sevgilinin öldürücü bakışları için de bu kullanım tercih edilir. Âşıklar gönül kuşlarının sevgili atmacası tarafından avlanmasına dünden razıdırlar.
Avcı kuşlar, leşçil kuşlarla kıyaslandığında üstün ve olumlu vasıflarla kullanılırlar. Avcı kuşun gamla birlikte kullanılması ise onun yukarıdan aniden gelmesini, buna karşı yapılacak hiçbir şey olmamasını ve bu kuşların etkin, dinamik ve saldırgan yönlerini farklı tasarımlarla zihnimize çağrıştırmaktadır:
Nâgehân cân u dil kebûterini
Yine ukkâb-ı gam şikâr itdi
(G479/4)
“Yine gam kartalı, can ve gönül güvercinini aniden avladı.”
Sonuç
Klasik şiirimiz her ne kadar bir geleneğin şiiri olsa da kullanılan malzemeleri, benzetmeleri, kurguları ve zihniyeti büyük ölçüde birbirine benzese de yine de küçük ayrıntı ve farklılıkları bünyesinde barındırmaktadır. Şüphesiz bu küçük ayrıntıları ortaya çıkarmak oldukça güçtür. Ancak klasik şiirimiz ve şairlerimiz tamamen aynıdır demek de hiçbir zaman doğru değildir.
Klasik şiirimizde şairlerin bireysel duygulanımlarından ve psikolojilerinden pek bahsedilmez. Oysa her insan bir âlem olmak yönüyle çevreyi, nesneleri ve kavramları kendi ruh ve zihin dünyasında yeniden kurar. İşte bu açıdan bakıldığında klasik şairlerin, geleneğin bu dayatmasının yanı sıra özgün ve farklı algı ve kurgularının varlığı da bir gerçektir.
Bu bağlamda Hayretî Divanı'ndaki “gam” kelimesinin ilgilerine, bağlamlarına ve tasarımlarının nasıl oluşturulduğuna baktığımızda, şairimize has üslup özelliklerinin varlığına şahit olmaktayız. Bir çölün, tehlikeli bir denizin, karanlıkların ve gecenin, yaranın, öldürücü nesnelerin gam ile olan ilişkilerinin mantıklı bir tarafı vardır. Bu kurgular, insanların ortak duygulanımlarının göstergeleridir.
Ancak gamın kartal, orman, sofra, hırsız, divan ve pazar gibi kelimelerle bir araya getirilmesi, tamamen şairin kişisel tasarrufu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayretî Divanı'nda yalnızca gam kavramının kurgulanışına ve çeşitli tasarımlarına baktığımızda bile diğer şairlerden farklı olarak Hayretî'ye ait izlerin bulunduğu görülmektedir. Bu durum, klasik şiirde gelenek ile bireysel yaratıcılığın birbirini dışlamadığını; aksine şairin, ortak bir şiir dilini kendi hayal ve tasarım dünyasında yeniden kurabildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Prof. Dr. Ali Yıldırım
Metnin Analizi
Bu çalışma, görünüşte “gam” kelimesinin Hayretî Divanı’ndaki kullanımlarını inceleyen bir kelime ve kavram araştırmasıdır. Ancak metin dikkatle okunduğunda, bundan daha geniş bir iddia taşıdığı görülür: Klasik şiirde geleneksel ve ortak bir mazmun olan gamın, Hayretî’nin şiir dünyasında hangi somut nesne, mekân, varlık ve durumlarla yeniden tasarlandığını ortaya koymak. Bu bakımdan metnin asıl değeri, “gam”ın ne anlama geldiğini açıklamasından çok, soyut bir kavramın şiir içerisinde nasıl somutlaştırıldığını, görselleştirildiğini ve farklı kavram alanlarına taşındığını göstermesidir.
1. Metnin temel hareket noktası: Gamı yalnızca “üzüntü” olarak görmemek
Metnin en önemli taraflarından biri, gamı basitçe “üzüntü, keder, sıkıntı” anlamlarına indirgememesidir. Çalışmanın başlangıcında gamın olumsuz kavram alanı ortaya konuluyor; ardından bu olumsuzluğun şiirde farklı nesne ve durumlar aracılığıyla nasıl biçim değiştirdiği gösteriliyor.
Bu yöntem oldukça yerinde. Çünkü klasik şiirde “gam” yalnızca psikolojik bir hâl değildir. Gam bir asker, ülke, sultan, çöl, deniz, gece, ateş, hırsız, zincir, sofra, pazar, orman, kartal, divan olabilir. Böylece soyut bir duygu, şiirsel tahayyülde adeta fiziksel bir varlığa dönüşür.
Burada metnin en başarılı kavramsal tespiti şudur: Hayretî, “gam”ı sadece nitelememekte, ona bir mekân, hareket, güç, saldırı biçimi ve toplumsal düzen kazandırmaktadır.
Örneğin:
“Gam leşkeri”
ifadesinde gam artık hissedilen bir duygu değil, saldıran ve kuşatan bir güçtür.
“Gam ülkesi”nde ise gamın sınırları vardır; bir coğrafyası, hükümdarı ve yönetimi vardır. “Gam sultanı” ifadesiyle âşık, bu ülkenin hükümdarı hâline gelir. Böylece şiirsel bir paradoks doğar: İnsan normalde kurtulmak istediği şeyin sultanı olur.
Bu, klasik şiirin önemli bir özelliğini de gösterir: Olumsuzluk yalnızca şikâyet konusu değildir; şiir onu dönüştürerek estetik bir değere çevirebilir.
2. Metnin en güçlü yönü: “Kavram alanı” yaklaşımı
Çalışmanın akademik açıdan en dikkat çekici tarafı “kavram alanı” üzerinden düşünmesidir.
Gam → asker → kale → hisar → top → saldırı
Gam → ülke → sultan → devlet → saray düzeni
Gam → çöl → yalnızlık → susuzluk → tehlike → yolculuk
Gam → gece → karanlık → sıkıntı → yalnızlık
Gam → deniz → derinlik → sonsuzluk → boğulma
Gam → ateş → yanmak → yara → acı
şeklinde bir çağrışım zinciri kurulmaktadır.
Bu zincirler bize Hayretî'nin şiirinde gamın tek başına duran bir kelime olmadığını gösteriyor. Kelime, çevresindeki başka kelimelerle birlikte anlamını genişletiyor.
Örneğin “gam denizi” yalnızca “çok gam” demek değildir. Deniz, derinlik, büyüklük, sonsuzluk ve içine düşüldüğünde kurtulmanın zorluğu gibi anlamları da beraberinde getirir. Dolayısıyla “gam denizi”, gamın miktarını artırmanın yanında onun kuşatıcılığını ve kurtulunamazlığını da ifade eder.
Aynı şekilde “gam çölü” yalnızca geniş bir gam alanı değildir. Çöl; yalnızlık, susuzluk, yönünü kaybetme, tehlike, mahrumiyet ve uzun yolculuk gibi çağrışımlarıyla gamın niteliğini belirler.
Bu nedenle çalışmanın asıl başarısı, kelimelerin sözlük anlamlarından çok birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden şiirsel anlamı açıklamasıdır.
3. Hayretî'nin şiirindeki önemli gerilim: Gam hem olumsuz hem olumlu
Metnin belki de en ilginç sonuçlarından biri, gamın her zaman olumsuz kalmadığını göstermesidir.
Örneğin:
“gam hil'ati”
“gam kadehi”
“gam sofrası”
“gam divanı”
ifadelerinde gam, normalde olumlu çağrışımlara sahip kelimelerle birleşmektedir.
“Hilat” bir ödül ve ihtişam nesnesidir. “Sofra” bereketi ve paylaşmayı; “kadeh” zevk ve içkiyi; “divan” bilgi ve şiiri çağrıştırır. Fakat bunların başına “gam” geldiğinde anlam alanı tersine çevrilir.
Daha ilginci, bu tersine dönüş her zaman olumsuzluk yönünde değildir. Özellikle tasavvufî bağlamda sıkıntı, çile, aşk derdi ve nefse ağır gelen hâller birer olgunlaşma vasıtası hâline gelebilir.
Dolayısıyla metnin altında çok önemli bir düşünce bulunuyor:
Gam, klasik şiirde yalnızca kaçılması gereken bir duygu değildir; bazen âşığın kimliğini kuran, onu olgunlaştıran ve aşkının gerçekliğini kanıtlayan bir değerdir.
Bu nedenle âşık için “gamdan kurtulmak” ile “gamı istemek” arasında paradoksal bir ilişki ortaya çıkar.
Aşk varsa gam vardır. Gam varsa âşığın aşkı vardır.
Böylece gam, aşkın karşıtı olmaktan çıkarak aşkın kanıtına dönüşür.
4. Metin Hayretî'yi gelenekten ayırmaya çalışıyor
Çalışmanın son bölümünde yapılan en önemli teorik hamle budur.
Klasik şiir çoğu zaman birbirine benzeyen mazmunlar, semboller ve kalıplardan oluşan kapalı bir gelenek olarak değerlendirilir. Bu bakış açısında şairler arasındaki farkları görmek kolay değildir. Metin ise buna karşı çıkıyor.
Şu düşünce çalışmanın merkezinde yer alıyor:
Gelenek ortak olabilir; fakat aynı geleneğin içindeki her şair aynı şeyi aynı biçimde tasarlamaz.
Bu çok önemli bir tespittir.
Çünkü “gam çölü” veya “gam denizi” gibi kullanımlar ortak şiir mantığı içerisinde kolaylıkla açıklanabilir. Fakat “gam kartalı”, “gam hırsızı”, “gam sofrası”, “gam pazarı”, “gam divanı” gibi örnekler çoğaldıkça Hayretî'nin kişisel hayal dünyası daha görünür hâle gelir.
Dolayısıyla çalışma aslında yalnızca “gam kelimesi nasıl kullanılmış?” sorusunu sormuyor.
Daha önemli bir soru soruyor:
Bir şair, kendisinden önce var olan şiir dilini ne ölçüde kendi hayal dünyasına dönüştürebilir?
Bu nedenle metin, klasik şiirde gelenek ile bireysellik arasındaki ilişki açısından da değerlidir.
5. Metnin dikkat çeken ikinci boyutu: Gamın askerî ve siyasî dili
“Gam askeri”, “gam sultanı”, “gam ülkesi”, “gam şehri”, “gam hisarı” gibi örneklerin özellikle Osmanlı dünyasının siyasal ve askerî atmosferiyle ilişkilendirilmesi önemli.
Burada metin, şiirin tarih kitabı olmadığını özellikle vurguluyor. Bu doğru ve gerekli bir uyarı. Çünkü bir divan şiirinde “asker”, “sultan”, “kale”, “taht”, “ülke” gibi kelimelerin bulunması, doğrudan tarihsel bir olayın anlatıldığı anlamına gelmez.
Fakat şiirin yaşadığı kültürden bağımsız olmadığı da açık.
Bu nedenle Osmanlı'nın askerî, idarî ve hiyerarşik dünyası, şairin soyut bir kavramı tasarlarken kullanabileceği hazır bir imge deposu oluşturmuştur.
“Gam ordusu” bu bakımdan çok güçlüdür. Çünkü ordu yalnızca çokluğu ifade etmez; kuşatma, saldırı, güç, tahakküm, yenilgi ve direnme anlamlarını da beraberinde getirir.
Böylece “üzülüyorum” gibi psikolojik bir durum, şiirde adeta savaş hâline dönüşür.
Bu, klasik şiirin soyut duyguları somutlaştırma gücünü çok iyi gösteren örneklerden biridir.
6. Metnin tasavvufî boyutu daha da derinleştirilebilir
Metinde tasavvufa birkaç yerde değiniliyor ve özellikle “gam hilatı”, “gam tekkesi”, “gam meclisi” gibi kullanımların tasavvufî anlamları belirtiliyor.
Ancak bence çalışmanın geliştirilmesi gereken en önemli taraflarından biri burası.
Çünkü gamın klasik şiirdeki anlam dünyasının önemli bir bölümü, yalnızca “âşık acı çekiyor” düzeyinde açıklanamaz. Çile, bela, nefis terbiyesi, sabır, aşk yolunda sınanma ve olgunlaşma gibi kavramlar gamın anlamını değiştirmektedir.
Dolayısıyla şu ayrım daha açık biçimde yapılabilir:
- Psikolojik gam: Üzüntü, ayrılık, yalnızlık.
- Aşkî gam: Sevgiliden uzaklık ve vuslat arzusu.
- Tasavvufî gam: Hakikate ulaşma yolundaki çile.
- Varoluşsal gam: Dünyanın geçiciliği ve insanın çaresizliği.
- Estetik gam: Acının şiirsel güzelliğe dönüştürülmesi.
Bu ayrım yapılırsa Hayretî'deki gam kavramının çok daha geniş bir semantik yapı oluşturduğu görülebilir.
7. Metnin yöntem bakımından bir sınırı
Çalışmanın güçlü olmasına rağmen bir noktada dikkatli olunması gerekiyor: Her “gam + X” birleşimini mutlaka şairin tamamen özgün tasarrufu olarak kabul etmek mümkün değildir.
Klasik şiir geleneğinde bazı tamlamalar ve imge ilişkileri Hayretî'den önce de kullanılmış olabilir. Bu nedenle “gam kartalı”, “gam hırsızı”, “gam çölü” gibi kullanımların Hayretî'ye özgü olduğunu ileri sürmek için başka divanlarla karşılaştırma yapmak gerekir.
Dolayısıyla sonuç bölümündeki:
“tamamen şairin kişisel tasarrufu”
ifadesi biraz fazla kesin duruyor.
Akademik açıdan daha güçlü ifade şu olurdu:
“Bu kullanımların Hayretî'nin şiir dünyasında belirginleştiği ve onun bireysel tasarım gücünü yansıttığı söylenebilir.”
Çünkü özgünlük iddiasının kanıtlanabilmesi için Hayretî'nin kullandığı her önemli tasarımın Fuzûlî, Bâkî, Necâtî, Ahmed Paşa, Zâtî vb. şairlerdeki karşılıklarıyla karşılaştırılması gerekir.
Böyle bir karşılaştırma yapılırsa çalışma yalnızca bir “gam incelemesi” olmaktan çıkar ve Hayretî'nin şiir dilindeki özgünlüğünü kanıtlayan karşılaştırmalı bir araştırmaya dönüşür.
Genel değerlendirme
Metnin esas başarısı, “gam” gibi son derece geleneksel ve sık kullanılan bir kelimenin aslında ne kadar geniş bir hayal ve tasarım ağı oluşturabileceğini göstermesidir.
Çalışmanın sonunda ortaya çıkan tabloyu şöyle özetlemek mümkün:
Gam, Hayretî'de yalnızca hissedilen bir şey değildir; saldırır, kuşatır, yakar, yaralar, boğar, çalar, giydirir, yönetir, besler, öğretir, yolculuk ettirir ve hatta kendi ülkesini kurar.
Bu bakımdan gam adeta şiirin içinde bağımsız bir karakter hâline gelir.
Daha da önemlisi, Hayretî bu karakteri bazen düşman, bazen hükümdar, bazen yol arkadaşı, bazen öğretmen, bazen hırsız, bazen avcı kuş olarak karşımıza çıkarır. Bu çeşitlilik, şairin gamı tek bir duygusal kategoriye hapsetmediğini gösterir.
Dolayısıyla metnin en önemli sonucu bence şudur:
Hayretî'nin özgünlüğü, yeni bir “gam” kavramı icat etmesinde değil; gelenekten devraldığı gam kavramını farklı nesne, mekân, canlı ve toplumsal düzenlerle yeniden ilişkilendirerek kendi şiirsel dünyasında çoğaltmasındadır.
Bu açıdan çalışma, yalnızca Hayretî Divanı'ndaki “gam” kelimesini açıklayan bir araştırma değil; klasik şiirde soyut duyguların nasıl somut imgelere dönüştürüldüğünü gösteren başarılı bir poetika çalışması olarak da okunabilir.
Ve bence metnin en kuvvetli cümlesi sonuç bölümündeki temel düşüncenin kendisidir: Klasik şiirde gelenek vardır ama gelenek, şairin bireysel hayal gücünü tamamen ortadan kaldırmaz. Hayretî'nin “gam” etrafında kurduğu bu geniş tasarım ağı da bunun somut örneklerinden biridir.