KÖTÜ HUYLARINDAN BİRİ İNSANIN

Şair: Ahmet Oktay

İsa Mesih de Roma İmparatorluğu'na
ve halkın yoksulluk zamanına rasgeldi;
kötürümü yürütmeye, körü gördürmeye
biraz tansıkla içsel ateş yeterli;
ama açlığın çaresi yok.
Baktıkça alyanak soylulara
bedeni doyuramayan tansığın
iplenmeyeceğim anlamış olmalı İsa da.
Ki çıkmadan Zeytinlik Dağı'na yorgun argm
şunları söyledi on iki inanmışına:
"İnsanoğlu teslim edilecektir
baş rahiplere ve yazıcılara"

Muştucuyu dinleyen Yahuda Iskaryot
herkes gibi yorgunun, yoksulun biri;
içmek istiyor İsa'nın kasesinden elbet
gelgelelim akimdan çıkmıyor bebeleri. Roma valisinin gözünde bu İsa
"çalmayacaksın ve öldürmeyeceksin
ve zina etmeyeceksin" diyen ipsiz sapsız
şüphelinin biri.
Canına tak edince yoksulluk,
göğsünü kanatarak tırnaklarıyla
ve -Ey oğullarım, gariban karım
üç vakte kadar ilk kurbanı olacağım
görülmemiş bir cezanın - diyerek Yahuda
çıktı sabah sabah rahiplerin katma:
"Pazarlığa kısa tutalım,
nedir Mesih'in karşılığı?"
Gözleri harlı meydan ateşi gibi parlayan
bu çulsuza bakıp baş rahip
görünce pazarlığa dermanı olmadığını
"otuz gümüş eder" dedi "etse etse senin adam"
Onayladı Yahuda ve seslendi ağlayarak:
"Duaya çıkacak inanmışlarıyla Mesih
Zeytinlik Dağı'na yarm sabah,
kimi öpersem yanaklarından
odur işte yakalanacak adam"

Ve sabah daha ötmeden horozlar
yola düştü gözü dönmüş kalabalık.
Haçı çoktandır sırtındaymış gibi
dolaşan Nasıralı İsa da
yorgun düşmüştü tepede bütün gece
inanmışların uyuyup uyumadığmı sınamaktan.
Vardı rahipler ve yardakçıları düzlüğe
ve "Ya Rabbi" diyerek Yahuda Iskaryot
cebinde şıngır şıngır otuz gümüş,
öptü muştu getireni yanaklarmdan.
Anlayışla gülümseyip o vakit dülgerin oğlu
"İnsanoğlunu bir öpüşle ele veriyorsun
tek bir öpüşle" dedi.

Ama bir başka metinde
yoksul Yahuda kendini asacak ne var ki.

Ahmet Oktay 


Yoksulluğun İhaneti

Ahmet Oktay’ın bu şiiri, Yahuda’nın ihanetini dinî bir “kötülük” hikâyesi olmaktan çıkarıp yoksulluk, açlık ve çaresizlik üzerinden yeniden kuruyor. Şiirin en sarsıcı tarafı da burada: Yahuda, kötülük yaptığı için değil, insanın ekonomik ve bedensel ihtiyaçları karşısında ahlaki ilkelerin ne kadar kırılganlaşabildiğini gösterdiği için önem kazanıyor.

Şiirin başlığı olan “Kötü Huylardan Biri İnsanın” aslında bütün metnin anahtarını veriyor. Buradaki “kötü huy”, yalnızca ihanet etmek değil; insanın sıkıştığında, aç kaldığında, sevdiklerinin geleceğini düşünmek zorunda olduğunda kendi inançlarına bile sırt çevirebilmesidir.

İsa'nın mucizesi neden yetmez?

Şiirin başlangıcındaki İsa, İncil'deki alışılmış kutsal figürden biraz farklıdır. Roma egemenliği altındaki, yoksulluk içindeki bir toplumun ortasındadır.

“kötürümü yürütmeye, körü gördürmeye
biraz tansıkla içsel ateş yeterli;
ama açlığın çaresi yok.”

Burada çok önemli bir ayrım kuruluyor: mucize ile toplumsal gerçeklik arasındaki ayrım.

Körlüğü gidermek mümkündür; kötürümü yürütmek mümkündür. Fakat açlık, yalnızca bireysel bir hastalık değildir. Açlığın arkasında ekonomi, iktidar, sınıf ve toplumsal düzen vardır. Dolayısıyla mucize, aç insanın temel sorununu çözemez.

Şairin İsa'yı bu noktadan hareketle yeniden yorumlaması çok güçlüdür. İsa'nın öğretileri yoksula umut verebilir ama umut karın doyurmaz.

Bu nedenle şiirde İsa'nın karşısında yalnızca Roma değil, aynı zamanda açlık vardır.

Yahuda'yı şeytan olmaktan çıkarmak

Şiirin en radikal hamlesi Yahuda'yı ele alış biçimidir.

Yahuda:

“herkes gibi yorgunun, yoksulun biri”

olarak tanımlanıyor.

Bu ifade çok önemli. Çünkü Yahuda'yı olağanüstü derecede kötü, açgözlü veya şeytani bir karakter olmaktan çıkarıyor. Onu sıradan bir insan yapıyor.

Üstelik Yahuda'nın aklında “bebeleri” vardır. Yani ihanetinin arkasında yalnızca kişisel çıkar yoktur. Ailesi vardır, çocukları vardır, açlığı vardır, geleceğe ilişkin korkusu vardır.

Şair böylece çok rahatsız edici bir soru soruyor:

Bir insanın ailesini yaşatmak zorunda olması, onun ahlaki sınırlarını ne ölçüde değiştirebilir?

Yahuda'nın otuz gümüşü kabul etmesi bu yüzden basit bir “para hırsı” değildir.

“Otuz gümüş eder”

Şiirin en acı ironilerinden biri burada.

Başrahip Yahuda'ya:

“otuz gümüş eder”

diyor.

İsa'nın değeri böylece bir insanın, hatta bir peygamberin manevi değeri üzerinden değil, pazarlık konusu olan maddi bir değer üzerinden belirleniyor.

Fakat daha önemlisi, Yahuda'nın bu pazarlığa gönüllü olarak girmesine rağmen pazarlık gücünün olmadığının özellikle belirtilmesi:

“pazarlığa dermanı olmadığını”

Bu, Yahuda'nın ahlaki açıdan olduğu kadar ekonomik açıdan da güçsüz olduğunu gösteriyor.

Başrahip zengindir, düzenin içindedir, otorite sahibidir. Yahuda ise “çulsuz”dur.

Dolayısıyla burada iki insan arasında eşit bir pazarlık yoktur. Biri iktidarın, diğeri yoksulluğun tarafındadır.

İsa'nın kendisi de yoksulluğun içindedir

Şiirin çok güzel bir ayrıntısı, İsa'nın da bu dünyanın dışında, dokunulmaz bir figür olarak gösterilmemesidir.

O da yoruluyor.

Hatta şiirin sonunda:

“Haçı çoktandır sırtındaymış gibi
dolaşan Nasıralı İsa”

deniyor.

Bu çok güçlü bir geriye dönük imge. Henüz çarmıha gerilmeden önce bile İsa'nın üzerinde haçın ağırlığı varmış gibi.

Ama aynı anda Yahuda'nın da kendi görünmez haçı vardır: çocukları, yoksulluğu, korkusu ve çaresizliği.

Böylece şiirde iki farklı haç ortaya çıkar.

İsa'nın haçı insanlığın günahı ve kurtuluşu ile ilgilidir.

Yahuda'nın görünmez haçı ise yoksulluğun ve çaresizliğin yüküdür.

Öpüşün anlamı değişiyor

İncil anlatısında Yahuda'nın öpüşü ihanetin sembolüdür.

Ahmet Oktay ise bu sahneyi olağanüstü bir psikolojik gerilimle yeniden kuruyor:

“İnsanoğlunu bir öpüşle ele veriyorsun
tek bir öpüşle”

İsa burada öfkelenmiyor.

“Anlayışla gülümseyip” konuşuyor.

Bu ayrıntı çok önemli.

Çünkü İsa, Yahuda'nın yaptığının arkasındaki insanı görüyor gibidir. Onu yalnızca hain olarak değil, çaresiz bir insan olarak algılıyor.

Dolayısıyla şiirde İsa'nın Yahuda'ya bakışı, geleneksel anlatıdaki lanetleyici bakıştan daha karmaşık.

İsa onu anlıyor.

Ama anlamak, ihaneti ortadan kaldırmıyor.

İşte şiirin trajedisi burada.

Son dize bütün anlatıyı tersine çeviriyor

Şiirin en çarpıcı bölümü son iki dizedir:

“Ama bir başka metinde
yoksul Yahuda kendini asacak ne var ki.”

Bütün şiirin anlamını değiştiren yer burası.

Çünkü Hıristiyan anlatısında Yahuda'nın sonu, otuz gümüşü geri vermesi ve ardından kendisini asmasıyla tamamlanır. Ahmet Oktay ise bu anlatıya yoksulluğun mantığını sokuyor.

Yahuda'nın kendisini asacak bir şeyi bile yoktur.

Bu, hem kelimenin gerçek anlamıyla hem de simgesel anlamıyla müthiş bir cümledir.

İhanet edecek kadar çaresizdir; ama intihar edecek kadar bile imkân sahibi değildir.

Böylece Yahuda'nın trajedisi, dinsel suçtan toplumsal trajediye dönüşür.

Üstelik şiirin sonundaki “başka metin” ifadesi de çok zekice. Şair, İncil'deki Yahuda anlatısının karşısına kendi metnini koyuyor. Kutsal metnin Yahuda'sıyla Ahmet Oktay'ın Yahuda'sı aynı kişi değildir artık.

Birinde:

“Hain Yahuda” vardır.

Diğerinde:

“Yoksul Yahuda” vardır.

Ve şair okuyucuyu bu ikisi arasında seçim yapmaya zorlamaz. Tam tersine, ikisini aynı anda düşünmeye mecbur bırakır.

Şiirin asıl meselesi Yahuda değil

Bence şiirin en güçlü tarafı, aslında Yahuda'yı bile aşması.

Şiir şunu soruyor:

İnsan gerçekten özgürce mi kötülük yapar, yoksa bazı koşullar insanı kötülüğe doğru iter mi?

Açlık, çocuklar, yoksulluk, korku, iktidar ve çaresizlik devreye girdiğinde ahlakın ne kadar dayanabileceği sorgulanıyor.

Ama şiir Yahuda'yı tamamen aklamıyor. Bu da önemli.

Çünkü “Yoksuldu, öyleyse ihaneti haklıydı” demiyor.

Bunun yerine daha zor bir şey söylüyor:

İhaneti yanlıştı; fakat onu ihanete götüren insanlık hâlini anlamadan yalnızca “hain” demek kolaycılıktır.

Bu nedenle şiirde gerçek suçlu yalnızca Yahuda değildir. Roma'nın düzeni, rahiplerin iktidarı, toplumsal eşitsizlik ve insanın açlığı da hikâyenin içindedir.

Ve belki de başlıktaki “kötü huylardan biri insanın” tam olarak bunu ifade eder: İnsan, açlık ve korku karşısında yalnızca başkasına değil, kendi inandığı şeye de ihanet edebilen bir varlıktır.

Şiirin sonunda Yahuda'nın “otuz gümüş” karşılığında İsa'yı satması, sıradan bir İncil sahnesi olmaktan çıkar. İnsanlığın en eski sorularından birine dönüşür: Bir insanın vicdanının fiyatı gerçekten nedir ve o fiyatı belirleyen şey insanın kötülüğü mü, yoksa içinde bulunduğu hayat mı?

Kategori: Şiir Türk Şiiri
Etiketler: ChatGPT Yoksulluk Dua