Trivalluvar - Aşkın 250 Beyitlik Yolculuğu
109. Bölüm — Güzelliğin Verdiği Sersemlik
1081
Tanrıça mı bu,
eşsiz bir tavus kuşu mu,
yoksa ağır küpeler takmış
bir insan kadını mı?
Gönlüm şaşkın;
karşısındakinin ne olduğunu
bir türlü anlayamıyor.
1082
Bana baktı;
ben de onun bakışına
karşılık verdim.
Sanki tek başına saldıran
bir savaş tanrıçası yetmezmiş gibi,
ardına bir ordu katıp
üzerime yürüdü.
1083
Ölüm tanrısının nasıl olduğunu
daha önce bilmezdim.
Şimdi biliyorum:
Kadın güzelliğine bürünür,
ruhları fetheden gözlerle
karşımıza çıkar.
1084
Kadınlığın bütün inceliğini
üzerinde taşıyor;
ama gözleri,
ona bakanların
canını alacak kadar
amansız.
1085
Onun bakışında
üç şey birden var:
Ölüm,
göz
ve ceylan.
1086
Kaşlarının yayı
o gözlerin üzerine inse,
gözlerinin bana attığı
öldürücü bakışlar
biraz olsun gizlenmiş olur.
1087
Göğsünün üzerine düşen
ince örtü,
azgın bir filin
yüzünü örten örtüye benziyor;
güzelliğinin gücünü
bir parça gizliyor.
1088
Savaşta düşmanlarımı
yenmeye alışmış gücüm,
onun ışıldayan alnının
karşısında
yenildi.
1089
Ceylanın ürkekliğiyle
utangaçlığını taşıyan
bir kadına,
başka hangi süs
gerekebilir?
1090
Şarap yalnızca
onu içeni sarhoş eder.
Aşk ise
yalnızca bakmakla bile
insanı sarhoş eder.
110. Bölüm — Gizli İşaretleri Anlamak
1091
Onun sürmeli gözlerinde
iki türlü bakış var:
Biri bana
aşk hastalığı verir,
öteki
o hastalığa ilaç olur.
1092
Gözlerinin çalıp götürdüğü
o küçük, gizli bakış,
aşkın verebileceği hazzın
yarısından da büyüktür.
1093
Bana baktı,
sonra gözlerini yere indirdi.
İşte o bakış,
aşkımızın filizine
dökülen su oldu.
1094
Ben ona baktığımda
gözlerini yere indiriyor.
Ben bakmadığımda
bana bakıyor
ve hafifçe gülümsüyor.
1095
Doğrudan bakmadan,
göz ucuyla bana bakıyor
ve bir gözünü hafifçe kısarak
gülümsüyor.
1096
Yabancılar gibi
konuşsalar bile,
sözlerinin arasından
aramızdaki yakınlık
hemen anlaşılır.
1097
Kısa ve mesafeli sözleri,
kızgınmış gibi bakan gözleri,
aslında birbirini seven
iki insanın
gizli işaretleridir.
1098
Ben yalvarırcasına baktığımda
onun yavaşça gülümsemesi,
zaten narin olan
güzelliğine
bir güzellik daha katar.
1099
Birbirlerine yabancılarmış gibi
herkesin gözü önünde bakmak,
yalnızca
birbirini sevenlere özgüdür.
1100
Gözler gözlerle buluşup
aynı şeyi söylediğinde,
ağzın söyleyeceği sözlerin
ne anlamı kalır?
111. Bölüm — Kavuşmanın Mutluluğu
1101
Görmenin, işitmenin,
tatmanın, koklamanın
ve dokunmanın bütün hazları
yalnızca bu parlak bilezikli kadında
bir araya gelmiş.
1102
Her hastalığın ilacı
onu doğuran şeyden başkadır.
Ama bu kadının bana verdiği
aşk hastalığının ilacı
yine kendisidir.
1103
Sevgilinin yumuşak kollarında
uyumaktan daha tatlı
ne olabilir?
Lotus gözlü tanrının dünyası bile
bundan daha güzel midir?
1104
Uzakken yakıyor,
yakındayken serinletiyor.
Böyle tuhaf bir ateşi
nereden edindi acaba?
1105
Çiçeklerle süslü saçları olan
sevgilimin kollarında,
kalbim neyi arzularsa
onun sureti
o şeye dönüşüyor.
1106
Bu saf ve sade kızın kolları
ölümsüzlük iksirinden yapılmış olmalı;
çünkü her dokunuşları
ölmekte olan bedenimi
yeniden canlandırıyor.
1107
Bu güzel kadına sarılmanın mutluluğu,
evinde kendi payını yiyip
öteki paylarını başkalarına veren
cömert insanın mutluluğu gibidir.
1108
Seven iki insan için
öyle bir sarılış vardır ki,
aralarından
hava bile geçemez.
1109
Naz,
gönlün yumuşaması
ve yeniden sarılmak...
Sevenlerin kavuştuğunda
elde ettiği tatlılıklar
işte bunlardır.
1110
İnsan öğrendikçe
bilmediğini daha iyi anlar.
Ben de sevgilimle
ne kadar çok birleşirsem,
onu o kadar büyük bir aşkla severim.
112. Bölüm — Sevgilinin Güzelliğini Övme
1111
Anicham çiçeği,
dokunulmaya bile gelmez;
ama sevgilim
ondan da narindir.
Ey anicham,
yaşadığın için şükret;
senin inceliğin bile
onunki yanında kaba kalır.
1112
Çiçekleri görünce
şaşırma, ey gönlüm.
Onun gözlerine benzeyen
çiçekleri görünce
neden kendinden geçiyorsun?
1113
Bambu gibi kolları,
filiz gibi omuzları,
inci gibi dişleri,
çiçek gibi gözleri,
ve bütün bunları tamamlayan
tatlı bir kokusu var.
1114
Çiçekler onun gözlerine
benzeyebileceklerini sanıyor.
Ama onu gördüklerinde
başlarını eğiyorlar.
1115
Onun ayağına takılan
anicham çiçeği bile
ince beline ağır gelir.
Öylesine narin ki,
çiçeğin kendisi bile
ona yük olur.
1116
Şehirdeki yıldızlar şaşkın:
Ayın yüzüyle
onun yüzünü
birbirinden ayıramıyorlar.
1117
Ayın yüzünde lekeler var.
Peki sevgilimin yüzünde
böyle bir kusur var mı?
Ay bile
onun yüzünün yanında
eksik kalıyor.
1118
Ey ay,
eğer sevgilimin yüzü gibi
ışık saçabiliyorsan,
seni de
sevebilirim.
1119
Ey ay,
çiçek gözlü sevgilimin
yüzüne benzeyeceksen,
herkesin önünde
görünme.
1120
Anicham çiçeği de
kuğunun tüyü de
sevgilimin ayağının yanında
neredeyse kaba kalır.
Onun ayağına dokunan
en narin şey bile
sert bir diken gibidir.
113. Bölüm — Aşkın Yüceliğini Anlatma
1121
Yumuşak sözlü sevgilimin
inci gibi beyaz dişleri arasından
süzülen su,
sütle balın
birbirine karışması gibi
tatlıdır.
1122
Bu genç kadınla aramızdaki bağ,
bedenle ruh arasındaki bağ gibidir:
birbirinden ayrılmaları
mümkün değildir.
1123
Ey gözümün siyahındaki suret,
çekil artık!
Güzel alınlı sevgilimin
sureti için
orada yer kalmadı.
1124
Sevgilim yanımdayken
hayat gibidir;
benden uzaklaştığında
ölüm gibi.
1125
Sevgilimi unutabilseydim
onun iyiliklerini
düşünebilirdim.
Ama onu unutmak
elimden gelmiyor.
1126
Sevgilim gözlerimden
hiç ayrılmıyor.
Gözlerimi kırpsam bile
ondan ayrı kalmış olmuyorum.
1127
Sevgilim gözlerimin içinde
yaşarken,
gözlerimi sürmelemiyorum.
Çünkü gözlerimi kapatıp
onu bir an olsun
görmez hâle gelmekten korkuyorum.
1128
Sevgilim kalbimin içinde
yaşıyor.
Bu yüzden sıcak bir şey yerken
dikkat ediyorum:
ya sıcaklık
ona zarar verirse?
1129
Gözlerimi kırpmıyorum;
çünkü kırparsam
sevgilim gözden kaybolacak.
Bunun için de
bu şehir halkı
onu sevgisiz olmakla suçluyor.
1130
Sevgilim kalbimin içinde
sevinçle yaşarken,
bunu bilmeyenler
onun benden ayrıldığını
ve beni sevmediğini söylüyor.
114. Bölüm — Aşkın Gizlenememesi
1131
Aşkın acısını çekenler için
başvurulacak tek çare,
sevgisini herkesin önünde ilan etmek,
madala binmektir.
1132
Bedenim de ruhum da
bu aşk acısına dayanamıyor.
Bu yüzden
utangaçlığımı bir yana bırakıp
madala bineceğim.
1133
Bir zamanlar
utangaçlığım da vardı,
erkeklik gururum da.
Şimdi ise
elimde yalnızca
madal kaldı.
1134
Aşkın kabaran seli
öyle güçlü ki,
“utangaçlık” ve “ölçülülük”
dediğim salı bile
önüne katıp sürüklüyor.
1135
Çiçeklerle süslü bilezikler takan
o narin kadın,
bana hem madalı
hem de akşamın
içimi ezen kederini verdi.
1136
Gece yarısı bile
madala binmeyi düşünüyorum.
Çünkü o genç kız yüzünden
gözlerim
uykuya dalamıyor.
1137
Aşk deniz kadar büyük olsa bile,
madala binmeyen
bir sevgiliden daha yüce
ne olabilir?
1138
Aşk,
“utangaçlık”
ve “ölçülülük”
diye bir şey tanımıyor.
Gizli kalması gerekeni
gizliliğinden çıkarıp
herkesin önüne seriyor.
1139
“Kimse benim aşkımı bilmiyor,”
diye şaşıran bu aşk,
sokak sokak dolaşıp
kendisini herkese
ele veriyor.
1140
Bizim çektiğimiz acıyı
hiç yaşamamış akılsızlar,
gözümüzün önünde
bize gülüyorlar.
Ne yazık ki
ne çektiğimizi bilmiyorlar.
115. Bölüm — Söylentinin Yayılması
1141
Dedikodu yayılınca
aşkım daha da güçleniyor.
İnsanların bizim hakkımızda
konuşması bile
bana mutluluk veriyor.
1142
Çiçek gözlü sevgilimin
eşsiz değerini bilmeden
bu şehir,
hakkımızda dedikodu çıkararak
onu bana armağan ediyor.
1143
Şehrin çıkardığı söylenti
bana, sevgilime kavuşmuşum gibi
bir mutluluk veriyor.
Oysa şehir
bunun farkında bile değil.
1144
Dedikodu
aşkımı büyütüyor.
O olmasaydı
aşkım böyle güçlenmeden
zayıflayıp sönecekti.
1145
Şarap içtikçe
daha çok içmek isteyen
bir sarhoş gibi,
aşkımızın başkalarınca bilinmesi de
onu bana
daha tatlı kılıyor.
1146
Onu yalnızca bir gün gördüm.
Ama hakkımızdaki söylenti
öyle hızla yayıldı ki,
sanki küçük bir ateş
bütün ormanı
bir anda sarmış gibi.
1147
Aşk hastalığımın toprağına
şehir halkının dedikodusu gübre,
annemin sert sözleri ise
su oluyor.
Böylece hastalığım
daha da büyüyor.
1148
Ateşi yağla
daha da alevlendirmek gibi,
aşkı da dedikoduyla
daha da büyütüyorlar.
1149
Bana,
“Üzülme, korkma,”
diyen sevgilim,
şimdi herkesin önünde
beni bırakıp gitmiş olsa da,
ben insanların sözlerinden
neden utanayım?
1150
Bu şehir bizim hakkımızda
ne kadar çok konuşursa konuşsun.
Sevgilim beni istediğinde
bana kavuşacaktır.
Çünkü şehir halkı
bizim aşkımızı
bizden önce ilan ediyor.
116. Bölüm — Ayrılığa Dayanamamak
1151
Gitmeyeceksen,
bunu bana söyle.
Ama döneceksen,
dönüşünü o zamana kadar
hayatta kalabilecek olanlara söyle.
1152
Eskiden onun bir bakışı bile
bana mutluluk verirdi.
Şimdi ise
kavuşmanın kendisi bile
ayrılık korkusuyla
içimi karartıyor.
1153
İnsan, her şeyi bilen
ve benim hâlimi anlayan sevgilisi bile
bir gün ayrılabiliyorsa,
bundan sonra
kime güvenebilir?
1154
“Üzülme,
seni bırakmayacağım,”
diyerek bana güven veren kişi
giderse,
ona inanmış olanın
ne suçu var?
1155
Hayatımı korumak istiyorsan,
beni yaşatan o adamın
gitmesini engelle.
Çünkü o giderse
yeniden kavuşmamız
çok zor olacak.
1156
Ayrılacağını
böylesine açıkça söyleyen
acımasız birinin,
yeniden sevgi göstereceğine
umut bağlamak
ne kadar güç!
1157
Bileziklerim
kollarımdan aşağı doğru
gevşeyip kayıyor.
Sevgilimin gidişini
daha o gitmeden
onlar haber veriyor.
1158
Yakınlarının bulunmadığı
bir yerde yaşamak acıdır.
Ama sevdiğinden ayrılmak
bundan da acıdır.
1159
Ateş dokunana yakar.
Peki aşk hastalığı gibi,
uzakta olduğu hâlde
insanı yakabilir mi?
1160
Ayrılık acısına katlanıp
kederlerini bastırarak
sonra da yaşamaya devam eden
ne çok insan var!
Ben onların bunu
nasıl başardığını bilmiyorum.
117. Bölüm — Ayrılığın Belirtileri
1161
Sevgilimden ayrılırsam
yaşayabilir miyim?
Bunu,
onu sevdiğimden beri
kendime soruyorum.
1162
Ayrılık düşüncesi bile
beni öldürüyor.
Oysa sevgilim,
“Gideceğim,” dediğinde
bunun böyle olacağını
bilmiyordu.
1163
Ayrılığın acısını
daha şimdiden duyuyorum.
Daha gitmeden
yokluğunun kederi
içime yerleşti.
1164
“Gidiyorum,” dediğinde
ona engel olmadım.
Şimdi ise
ayrılığın ateşinde
yanıyorum.
1165
Sevgilimden ayrılmak
ölüm gibiyse,
onun geri dönmesi
yeniden dirilmek gibi
olacak.
1166
Ayrılık sözünü
işittiğim anda
gözlerim doldu.
Oysa o daha
yanımdan ayrılmamıştı.
1167
Sevgilimin gidişini
düşündüğümde
bileziklerim gevşiyor.
Bedenim,
kalbimden önce
ayrılığı anlıyor.
1168
Sevgilimden ayrılmanın
acısı öylesine büyük ki,
onun gidişini
düşünmek bile
beni solduruyor.
1169
Ayrılık yaklaşırken
güzelliğimden
bir şeyler eksiliyor.
Sanki sevgilim giderken
güzelliğimi de
beraberinde götürüyor.
1170
Sevgilimin gidişini
kimseye söylemesem bile,
bedenimdeki solgunluk
herkese
bunu anlatıyor.
118. Bölüm — Gözlerin Kederi
1171
Bana aşk hastalığını
veren gözlerim,
şimdi neden
bu hastalık yüzünden
ağlayıp duruyor?
1172
Ona bakmak için
sabırsızlanan gözlerim,
şimdi neden
uykusuzluktan
acı çekiyor?
1173
Onu görmek için
sabırsızlanan gözler,
şimdi gözyaşlarıyla
dolup taşıyor.
Ne tuhaf;
insan kendi yaptığına
gülebilir bile.
1174
Bana bu aşk hastalığını
veren o güzel gözler,
şimdi gözyaşlarını
tüketmiş;
ağlayacak yaşları bile
kalmamış.
1175
Bana denizden büyük
bir aşk tutkusu veren
bu gözler,
şimdi uykusuzluğun
acısıyla
kıvranıyor.
1176
Bana aşk hastalığını
veren gözlerimin
şimdi kendilerinin de
bu hastalığa tutulduğunu
görmek,
ne garip bir mutluluk!
1177
Sevgilimi özlemle
uzun uzun seyreden
bu gözler,
şimdi özlemden
eriyip gitsinler;
gözyaşlarının kaynağı bile
kurusun.
1178
Sevgilim beni
sözleriyle sevmiş olsa bile,
onu göremediğim için
acı çeken yine
benim gözlerim.
1179
O yokken
uyuyamıyorlar;
o yanımdayken de
uyumuyorlar.
Gözlerimin payına
her iki durumda da
acı düşüyor.
1180
Gözlerim
davul gibi
derdimi çalıp ilan ediyor.
Bu yüzden
şehir halkından
aşkımızı gizlemek
ne kadar zor!
119. Bölüm — Solgunluğun Acısı
1181
Sevgilimin ayrılmasına
kendim razı oldum;
şimdi üzerime çöken bu solgunluğu
kime anlatayım?
1182
“Onun bana verdiği bir şey,”
diye övünürcesine
solgunluk bedenimin üzerinde
yavaş yavaş yayılıyor.
1183
Güzelliğimi ve utancımı
o aldı benden;
karşılığında ise
bana yalnızca
aşk hastalığını ve solgunluğu bıraktı.
1184
Aklımda yalnız o,
dilimde yalnız onun övgüsü varken,
bu solgunluk
nasıl oldu da
bütün bedenimi kapladı?
1185
Sevgilim oradan gitti;
solgunluk da buraya gelip
bedenimi ele geçirdi.
1186
Lamba sönerken
karanlığın onu beklemesi gibi,
sevgilinin kollarından ayrılmayı
solgunluk bekliyor.
1187
Onun kollarında yatıyordum;
bir an için ondan uzaklaştım.
Solgunluk da
o küçücük anda
bütün bedenimi ele geçirdi.
1188
Herkes,
“Bakın, kadın nasıl da solmuş,”
diyor.
Ama hiçbiri,
“Onu sevgilisi terk etti,”
demiyor.
1189
Bedenim bütünüyle solsa da
aldırmam;
yeter ki beni bırakıp giden sevgilim
esenlik içinde olsun.
1190
Bana “solgun” desinler,
bunda bir sakınca yok.
Yeter ki sevgilimi
bana sevgi göstermemekle
suçlamasınlar.
120. Bölüm — Karşılıksız Aşkın Kederi
1191
İnsanın sevdiği tarafından
sevilmesi,
aşkın çekirdeksiz,
tatlı meyvesine
kavuşmaktır.
1192
Sevgilinin sevdiğine
gösterdiği şefkat,
yaşayanlara
gökyüzünün yağmur yağdırması
gibidir.
1193
İnsan ancak
sevdiği tarafından da seviliyorsa
mutluluğuyla övünebilir.
1194
Başkaları tarafından
sevilmek neye yarar?
Sevgilisinin sevgisinden
yoksun olan kadın için
dünyada mutluluk yoktur.
1195
Ben onu
böylesine severken,
o beni benim onu sevdiğim gibi
sevmiyorsa,
ondan ne iyilik
bekleyebilirim?
1196
Aşk, taşıma çubuğunun
iki ucundaki yük gibidir:
İki yana da yük bindiğinde
taşınabilir;
ama yalnızca bir ucunda olursa
insana ağır gelir.
1197
Aşk tanrısı
neden yalnızca bana saldırıyor?
Yoksa gözleri yok da
benim çektiğim acıyı
göremiyor mu?
1198
Dünyada benim kadar
taş yürekli biri var mı?
Sevgilisinden
tek bir sevgi sözü bile alamadığı hâlde
yaşamaya devam eden
biri...
1199
Sevgilim bana
hiç sevgi göstermese bile,
ondan gelen
tek bir söz bile
kulağıma tatlı gelir.
1200
Yaşa ey gönlüm!
Sevgimizi paylaşmayan birine
derdini anlatmaya çalışıyorsun.
Denizi kurutmaya çalışmak
bundan daha kolay olurdu.
121. Bölüm — Hatırlamanın Hüznü
1201
Sevgiliyi düşünmek bile
bitmeyen bir mutluluk veriyorsa,
aşk neden şaraptan
daha tatlı olmasın?
1202
Sevgilimin sureti
aklıma gelir gelmez
bütün kederim dağılıyor.
Ah aşk,
senin her hâlin
ne kadar güzel!
1203
Tam hapşıracakken
hapşırmam geçti.
Yoksa o da beni düşünüyordu da
düşüncesi yarıda mı kaldı?
1204
Acaba onun kalbinde
benim de bir yerim var mı?
Oysa onun
benim kalbimde yaşadığından
hiç kuşkum yok.
1205
Beni kendi kalbinden
kıskançlıkla dışarıda tutuyor.
Peki o zaman,
benim kalbimde
durmadan görünmeye
utanmıyor mu?
1206
Bizi bir araya getiren
o günleri hatırlamak
olmasaydı,
ben nasıl
hâlâ yaşayabilirdim?
1207
Onu unutamıyorum;
onu düşündükçe bile
kalbim yanıyor.
Peki onu unutursam
hâlim ne olur?
1208
Sevgilimi ne kadar sık
hatırlasam da
bana kızmıyor.
Demek ki sevgilimin bana
verdiği lütuf da
bu kadar büyük.
1209
“İkimiz ayrı değil,
tek bir canız,”
demişti bir zamanlar.
Şimdi onun acımasızlığını
düşündükçe
hayatım benden çekiliyor.
1210
Ey ay,
batmadan dur,
ne olur!
Kalbimden hiç ayrılmayan,
ama beni bırakıp giden
sevgilimi gözlerimle
yeniden görebileyim.
122. Bölüm — Rüyanın Anlattıkları
1211
Sevgilimin gönderdiği
bir haberle gelen bu rüyaya
nasıl bir şölen hazırlasam,
onu nasıl ağırlasam?
1212
Ey balık gibi güzel gözlerim,
ne olur, benim dileğim üzerine
biraz uyuyun.
Böylece rüyamda gelen sevgilime,
ayrılığın bütün acısına rağmen
nasıl hâlâ yaşadığımı
anlatabilirim.
1213
Uyanıkken yüzünü göstermeyen
sevgilimi rüyalarımda gördüğüm için
hâlâ yaşayabiliyorum.
1214
Rüyalar aşkımı ayakta tutuyor;
çünkü uyanıkken
bana uğramayan sevgilimi
orada buluyorum.
1215
Sevgilimin görünmesi
başlı başına mutluluk.
İster rüyada olsun,
ister uyanıkken.
1216
Şu denilen şey
“uyanmak” olmasaydı keşke!
O zaman rüyamdaki sevgilim
yanımdan hiç ayrılmazdı.
1217
Uyanıkken beni acımasızca terk eden
o zalim,
neden rüyalarımda
beni ziyarete geliyor?
1218
Uykuda beni kucaklıyor;
gözlerimi açar açmaz
yeniden kalbimin içine koşuyor.
1219
Onunla uyanıkken buluşamadığım için
sevgilimi suçluyorlar.
Ama rüyalarımda
onu gördüğümü bilmiyorlar.
1220
Bu şehir halkı,
“Sevgilin seni terk etti,” diyor.
Yoksa onlar
sevgilinin rüyalarımda
beni ziyarete geldiğini
hiç görmüyorlar mı?
123. Bölüm — Akşamın Hüznü
1221
Ey akşam,
sen artık akşam değilsin;
sevgilisiyle birleşmişken
sonra ayrılığa düşenlerin
canını yiyen
bir ölüm vaktisin.
1222
Ey şaşkın, solgun akşam!
Senin de mi
benimki gibi
acımasız bir sevgilin var?
1223
Bir zamanlar
içimde yalnızca bir ürperti uyandıran akşam,
şimdi ayrılığın öfkesiyle
giderek büyüyen
bir acıya dönüşüyor.
1224
Sevgilim gidiyor;
akşam da onun ardından geliyor.
İkisi de
birer cellat gibi
üzerime yürüyor.
1225
Sabaha ne iyilik yaptım ki
bana böyle iyi davranıyor?
Akşama ne kötülük yaptım da
bana böyle acımasız?
1226
Sevgilim yanımdayken
akşamın ne kadar zalim olduğunu
bilmiyordum.
Onun yokluğunda
akşamın gerçek yüzünü
öğrendim.
1227
Bu aşk hastalığı
sabah bir tomurcuk gibi beliriyor,
gün boyunca büyüyor,
akşam olduğunda ise
bütün acısıyla
çiçek açıyor.
1228
Çobanın kavalı,
eskiden akşamın habercisiydi.
Şimdi ise
ateş gibi yakan akşamın
ölüm habercisi gibi
geliyor kulağıma.
1229
Akşam çöktüğünde
bu şehir de benim gibi
şaşkınlığa ve kedere
boğuluyor.
1230
Servet kazanmak için
özlem içinde beni bırakıp giden sevgilimi
düşündükçe,
akşamlar gelip
ölmeyen canımdan
bir parça daha alıyor.
124. Bölüm — Güzelliğin Solup Gitmesi
1231
“Mutluluğumu artırmak için gidiyorum,”
diyerek benden ayrılan sevgilimi
düşünen gözlerim,
çiçeklerin yüzüne bakmaya
utanıyor artık.
1232
Durmadan yaş döken,
ışığını yitirmiş gözlerim,
sevgilimin bana karşı
acımasızlığını
herkese anlatacakmış gibi.
1233
Bir zamanlar kavuşmanın sevinciyle
dolgunlaşan kollarım,
şimdi onun gidişini
bütün dünyaya ilan ediyor.
1234
Sevgilimin ayrılışıyla
eski güzelliğini yitiren kollarım
öylesine inceldi ki,
bileziklerim
kendiliğinden kayıp düşüyor.
1235
Güzelliğini yitiren kollarım
ve onlardan düşen bilezikler,
o acımasız adamın
acımasızlığını
bütün dünyaya duyuruyor.
1236
Ey kollarım,
neden böyle inceldiniz
ve bileziklerinizi düşürdünüz?
Şimdi insanlar
sevgilimi acımasızlıkla suçluyor.
Buna üzülüyorum.
1237
Ey gönlüm,
şan kazanmak istiyorsan
o acımasız adamın yanına koş
ve burada,
kollarımın eriyip gitmesi yüzünden
nasıl bir söylenti çıktığını
ona anlat.
1238
Bir gün birbirimize
sıkıca sarılmıştık.
Ben kollarımı
biraz gevşetince,
o saf sevgilimin
alnı hemen
soldu.
1239
Sarılışımızın arasından
yalnızca bir nefeslik rüzgâr geçti;
yağmur bulutu gibi
serin ve iri gözlerinin
rengi hemen soldu.
1240
Yalnız gözleri mi
soldu sanıyorsun?
Güzel alnının
solduğunu görünce
onlar da kederlenip
ağladılar.
125. Bölüm — Gönülle Konuşmak
1241
Ey gönlüm,
düşün de bana bir çare söyle;
bu dayanılmaz hastalığı
iyileştirecek bir ilaç
bulamaz mısın?
1242
Onda bana karşı aşk yokken
senin onun için acı çekmen
ne büyük budalalık, ey gönlüm!
1243
Ey gönlüm,
oturup onu düşünerek
neden böyle kahroluyorsun?
Bize bu aşk hastalığını veren
onun kalbinde
bize karşı bir merhamet yok.
1244
Ey gönlüm,
şu gözlerimden beni kurtar!
Onu görme özlemiyle
ömrümü tüketip duruyorlar.
1245
Ey gönlüm,
ben onu özlerken
o beni özlemiyorsa,
onu düşman sayıp
büsbütün terk edebilir miyim?
1246
Ey gönlüm,
ona kızgınmış gibi yapıyorsun
ama onu görür görmez
bütün öfken eriyip gidiyor.
Sevgilini gördüğünde
sarılıp barışacağını
ikimiz de biliyoruz.
1247
Ey güzel gönlüm,
ya aşkından vazgeç
ya da utancından;
çünkü ikisini birden
taşımaya gücüm yetmiyor.
1248
Ey zavallı gönlüm,
seni terk edip gidenin
ardından hâlâ koşuyorsun;
sonra da
“Bana acımıyor, beni sevmiyor,”
diye yakınıyorsun.
1249
Ey gönlüm,
sevgilim zaten
senin içinde yaşarken,
onu bulmak için
başka nerelere gidiyorsun?
1250
Beni hiçbir yakınlık göstermeden
terk edip giden adamı
hâlâ gönlümde tutarsam,
elimde kalan güzelliği de
yitirip gideceğim.
126. Bölüm — Utancın ve Ölçülülüğün Yitirilmesi
1251
Aşkın baltası
paramparça eder
ölçülülüğün kapısını;
o kapıyı kapatan sürgü
utanç olsa bile.
1252
Aşk denen şey
ne acımasızmış!
Gecenin en derin saatinde bile
kalbimi rahat bırakmıyor.
1253
Aşkımı
kalbimin içinde saklamak istiyorum;
ama o,
bir hapşırık gibi,
ben istemeden
birden dışarı taşıyor.
1254
“Ölçülü, ağırbaşlı davranacağım,”
diye gururlanıyordum.
Ama aşk,
bütün perdeleri yırtıp
kendini herkesin önünde
ortaya çıkarıyor.
1255
Sevgilisi onu
acımasızca terk etmiş olsa bile
onun peşinden gitmeyi reddeden
o ağırbaşlı gurur,
aşk hastalığına tutulmuş
kadının bilmediği bir şeydir.
1256
Ey keder,
seni ne çok seviyorum!
Beni terk eden kişinin
ardından gitmemi
istiyorsun benden.
1257
Sevgilim bize
bir parça sevgi gösterse,
bütün utancımızı
ve ölçülülüğümüzü
bir anda unutuyoruz.
1258
Bin türlü oyun bilen
o kurnaz sevgilimin
yumuşak sözleri,
kadınlık gururumuzu koruyan
bütün savunmaları
yerle bir ediyor.
1259
“Öfkelenip gideceğim,”
diye düşündüm.
Ama onu görünce
gidip kollarına sarıldım;
çünkü kalbimin
çoktan onunla birleşmiş
olduğunu gördüm.
1260
Kalbi ateşe atılmış
yağ gibi eriyen insanlar,
“Birleşsek bile
küslüğümüzü sürdüreceğiz,”
diyebilir mi hiç?
127. Bölüm — Kavuşma Özlemi
1261
Gözlerim,
onun döneceği yolu gözlemekten
ışığını yitirdi;
parmaklarım da
ayrılıktan beri geçen günleri
duvara işaretlemekten
aşındı.
1262
“Artık onu unutayım,”
desem ne olacak, ey parlak mücevherim?
Onu unutmak,
güzelliğimi ve bileziklerimi
kaybetmek demek.
1263
O, zafer kazanma arzusu ile
benden ayrılıp gitti.
Ben ise şimdi
onun dönüşünü özleyerek
yaşıyorum.
1264
Sevgilimin geri döneceğini
düşündükçe,
kalbim
giderek daha çok
kabarıyor.
1265
O geldiğinde
gözlerim onunla doyacak;
o zaman
ince omuzlarımın üzerindeki
solgunluk da
hemen kaybolacak.
1266
Bir günlüğüne bile
geri dönse yeter.
Onu öyle bir sararım ki
bütün hastalıklarım
bir anda geçer.
1267
Gözlerim kadar değerli sevgilim
geri döndüğünde,
ona küs mü durayım,
boynuna mı sarılayım,
yoksa ikisini birden mi yapayım?
1268
O, kendi işlerinde
başarıya ulaşsın;
ben de akşamları
sevgilime kavuşayım.
1269
Sevgilisinin dönüş gününü
özlemle bekleyenler için
bir gün
yedi gün gibi uzun gelir.
1270
Kalbi kırılıp da
ölmüşse insan,
sevgilinin geri dönmesinin
ne anlamı kalır?
Geri dönse ne olur,
kavuşsa ne olur,
hatta sarılsa bile
neye yarar?
Evet, bir şeyi fark ettim: 128. bölümü atlamışız. 1270'ten sonra doğrudan 129. bölüme geçmişim. Bunu düzeltelim; 1271–1280'u önce tamamlayalım. Bu bölümün adı “İşaretleri Anlamak / Gizli Duyguları Sezmek” (Kurippuarivuruththal). Kaynak metin ve farklı açıklamalar da bu bölümün sevgilinin söylemeden verdiği işaretler üzerine kurulduğunu gösteriyor.
128. Bölüm — Gizli Duyguları Sezmek
1271
Saklamaya çalışsan da
gözlerin kendini tutamıyor;
sana engel olan her şeyi aşarak
bana bir şey söylüyor.
1272
Güzelliği gözlerimi dolduran,
omuzları bambu gibi narin
bu genç kadında
kadınlığın en ince hâli var.
1273
Mücevherlerin arasından görünen
ince iplik gibi,
bu genç kadının süslerinin içinde de
gizlenmiş bir anlam var.
1274
Açılmamış bir tomurcuğun içinde
saklı duran koku gibi,
bu genç kızın
filizlenmekte olan gülümsemesinde
gizli bir şey var.
1275
Sıkı bilezikler takan
sevgilimin yaptığı bu küçük oyun,
çektiğim büyük acıyı
iyileştirecek bir ilaç taşıyor.
1276
Bana sevgiyle sarılıp
beni yeniden kendine çekerken,
bu yakınlık
içimdeki bütün sevgisiz kalma korkusunu
silip götürüyor.
1277
Serin suların efendisi
sevgilimin benden uzaklaştığını,
benim bedenimden önce
bileziklerim anladı.
1278
Sevgilim daha dün gitti.
Ama bedenim
sanki yedi gündür
solup sararıyor.
1279
Bileziklerine baktı,
narin omuzlarına baktı,
sonra ayaklarına...
Bütün bunları yaparak
bana bir şey anlatmak istedi.
1280
Aşk hastalığını
gözleriyle anlatıp,
ayrılmamak için
yalvarmak...
Derler ki,
kadınlığın en ince
ve en zarif hâli budur.
129. Bölüm — Kavuşmanın Özlemi
1281
Onu düşünmek bile
bana mutluluk veriyor;
onu görmek ise
başlı başına bir sevinç.
Şarapta olmayan
iki ayrı mutluluk
aşkta var.
1282
Aşkımız palmiye ağacı kadar
büyük ve doluysa,
küslüğümüz
darı tanesi kadar bile
yer kaplamamalı.
1283
Beni önemsemese,
canının istediğini yapsa bile,
gözlerim onu görmeden
bir türlü huzur bulmuyor.
1284
Dostum,
ona gönül koymaya gitmiştim.
Ama gönlüm
bütün kırgınlığını unutup
ona sarılmaya gitti.
1285
Göz,
kendi gözüne sürme çekerken
sürme çubuğunu nasıl görmezse,
ben de sevgilimi gördüğümde
onun kusurlarını göremiyorum.
1286
Onu gördüğümde
kusurlarını görmüyorum;
onu görmediğimde ise
kusurlarından başka
hiçbir şey göremiyorum.
1287
Kendisini sürükleyip götüreceğini
bile bile akan suya atlayan insan gibi,
küslüğümün hiçbir işe yaramayacağını
bildiğim hâlde
neden onunla küseyim?
1288
Ey gönlümü çalan hırsız!
Göğsün bana
ne kadar zarar verse de,
şarap sarhoşu
nasıl daha çok şarap isterse,
ben de sana
daha çok bağlanıyorum.
1289
Aşk,
çiçekten bile daha narindir.
Onun bu inceliğini
gerçekten kavrayıp
yaşayabilenler
çok azdır.
1290
Gözleriyle bana küsmüştü.
Ama sonra
beni kucaklamaya
benden bile daha çok heves ederek
küslüğünü unuttu
ve bana sarıldı.
130. Bölüm — Gönülle Hesaplaşmak
1291
Ey gönlüm,
o kendi gönlüne bağlıyken
neden sen de
bana bağlı değilsin?
1292
Onun bize ilgisiz kaldığını
gördüğün hâlde,
ey gönlüm,
neden hâlâ onu dost sayıp
ardından gidiyorsun?
1293
Yoksa bahtsızların
hiç dostu olmadığını mı sanıyorsun?
Ey gönlüm,
neden kendi isteğinle
onun peşinden gidiyorsun?
1294
Ona kızıp
nazlanmadan hemen
sevgini gösterdin.
Bundan sonra
sana kim danışır,
ey gönlüm?
1295
Ona kavuşamamaktan korkuyorsun;
kavuşunca da
onu kaybetmekten.
Ey gönlüm,
senin kederinin
sonu yok.
1296
Yalnız başıma oturup
onu düşündüğümde,
ey gönlüm,
beni yiyip bitirmekten
başka ne işe yarıyorsun?
1297
Onu unutmayı bilmeyen
ve kendi onurunu koruyamayan
bu gönlün yüzünden
ben de
utancımı unuttum.
1298
Ey gönlüm,
“Sevgilimi küçümsemek
bize yakışmaz,” diyorsun;
bu yüzden
hep onun tarafını tutuyorsun.
1299
İnsan kendi gönlünden
destek bulamazsa,
acı çektiğinde
ona kim yardım edebilir?
1300
Kendi gönlüm bile
benim yanımda değilse,
yabancıların
beni umursamamasına
şaşılır mı?
131. Bölüm — Küslüğün İncelikleri
1301
Biraz gönül koyayım ona;
böylece sevgilimin
benim küslüğüm karşısında
çektiği acıyı göreyim.
1302
Küslük, yemeğe katılan tuz gibidir:
yerinde olursa
aşkın tadını artırır;
ama uzarsa
fazla tuz gibi
bütün tadı bozar.
1303
Acı çeken sevgiliyi
sarılmadan bırakmak,
zaten yaralı birinin
yarasına yeniden
acı vermektir.
1304
Gönül koymuş sevgiliyi
tatlı sözlerle barıştırmamak,
solmuş bir sarmaşığı
kökünden kesmek gibidir.
1305
Çiçek gözlü sevgilinin
küçük nazları,
iyi ve erdemli bir insan için bile
güzel bir zarafettir.
1306
Hiç küslük olmadan yaşanan aşk,
fazla olgunlaşmış bir meyve gibidir;
küçük bir nazın,
küçük bir kırgınlığın
kendine özgü tadı vardır.
1307
Sevgililerin küslüğünde bile
bir acı gizlidir:
Ya yeniden kavuşmamız
çok gecikirse?
1308
Sevgilinin
derdimi anlayacağı
bir kimse yoksa,
çektiğim acıyı
içimde büyütmenin
ne anlamı var?
1309
Gölgenin serinliğinde
dinlenmek nasıl hoşsa,
sevgiliyle
bir süre gönül koymak da
öyle tatlıdır.
1310
Beni küstürüp
öylece acı içinde bırakan
sevgilimle yeniden birleşmeyi
hâlâ isteyen gönlümün
tek sebebi var:
Ona duyduğu arzudan
vazgeçememesi.
132. Bölüm — Küslüğün İncelikleri
1311
“Bütün kadınların
gözleriyle paylaştığı
o göğse sarılmam.”
Sevgilim,
başkalarının bakışlarına bile
kıskanıyor beni.
1312
Bir gün küsmüş,
hiç konuşmuyorduk.
O hapşırdı.
Benden
“Çok yaşa!” dememi
beklediğini biliyordum.
Ama ben sustum.
Sonra yeniden hapşırdı.
1313
Bir gün saçımı
çiçeklerle süsledim.
Sevgilim hemen sordu:
“Bu çiçekleri
hangi kadın için taktın?”
1314
“Bütün kadınlardan
daha çok seni seviyorum,” dedim.
Hemen sordu:
“Bütün kadınlardan mı?
Kimlerden daha çok?”
Ve küstü.
1315
“Bu dünyada senden
hiç ayrılmayacağım,” dedim.
Gözleri hemen
yaşlarla doldu.
1316
“Bugün seni düşündüm,” dedim.
“Demek daha önce
unutmuştun,” diye karşılık verdi
ve benden
biraz daha uzaklaştı.
1317
Hapşırdım.
Önce bana
“Çok yaşa,” dedi.
Sonra birden yüzü değişti:
“Acaba kimi düşünüyordun da
hapşırdın?”
1318
Ben onu övdükçe
sevgilim daha da kızıyor.
“Beni başkalarının yanında
neden böyle övüyorsun?”
der gibi bakıyor.
1319
Küslüğünü gidermek için
ona gönlünü alacak sözler söylesem,
bu kez:
“Başka kadınlara da
böyle davranırsın,”
diyerek yeniden kızıyor.
1320
Onunla barışmak için
ne söylesem,
sözlerim yeni bir
küslüğün bahanesine dönüşüyor.
Aşkın en ince nazı da bu:
Sevgiliyi memnun etmeye çalışırken
onu yeniden kıskandırmak.
133. Bölüm — Küslüğün Mutluluğu
1321
Sevgilimde hiçbir kusur olmasa bile,
ona biraz gönül koymak
sevgisini bana
daha da artırabilir.
1322
Küslüğün doğurduğu
küçücük bir acı,
azalmaya yüz tutan sevgiyi
yeniden büyütür.
1323
Toprakla suyun
birbirine karışması gibi
birleşen iki gönlün
küslüğünden doğan mutluluk kadar
dünyada, hatta göklerde,
daha büyük bir mutluluk
var mıdır?
1324
Sarılışın ardından gelen
o uzun küslüğün içinde,
kalbi paramparça eden
gizli bir silah vardır.
1325
Sevgilim kusursuz olsa bile,
o yumuşak kollardan
bir süre uzak kalmanın
kendine özgü
bir tatlılığı vardır.
1326
Yemekten daha tatlı olan
aşkın içinde,
kavuşmaktan daha tatlı olan da
sevgiliyle biraz
gönül koymaktır.
1327
Küslükte yenilen
aslında kazanmıştır.
Bunun gerçek zaferi
yeniden kavuştuğumuzda
ortaya çıkar.
1328
Yeniden kavuştuğumuzda
alnımızda beliren terle
ortaya çıkan o tuzlu tatlılığı,
biraz daha küslük ederek
yeniden tadabilecek miyiz?
1329
Ey parlak bilezikli sevgilim,
biraz daha gönül koy bana;
ben de senden af dilemeye
devam edeyim.
Ve ne olur,
bu gece hiç bitmesin.
1330
Küslük aşkın bir mutluluğudur;
ama onun da ötesinde
bir mutluluk vardır:
Küslüğün ardından
yeniden kavuşabilmek.
Trivalluvar
1081–1330'u tek tek beyitlerden ziyade 250 beyitlik tek bir şiir olarak okumak gerekiyor. Çünkü asıl şaşırtıcı tarafı, parçaların güzelliğinden çok, bu parçaların birlikte oluşturduğu aşkın psikolojik hikâye.
Tirukkural 1081–1330 — Aşkın 250 Beyitlik Yolculuğu
Tirukkuralın son 250 beyiti, ilk bakışta aşk üzerine söylenmiş kısa özdeyişlerden oluşuyor gibi görünür. Fakat 1081'den 1330'a kadar ilerledikçe karşımıza son derece bütünlüklü bir aşk anlatısı çıkar.
Bu anlatının başlangıcında bakış vardır.
Sonunda ise yeniden kavuşma.
Aradaki 250 beyit, aslında insanın aşkla birlikte nasıl değiştiğinin hikâyesidir.
1. Aşk önce gözlerden giriyor
1081–1100 arasındaki ilk bölümde henüz ortada yaşanmış bir aşk hikâyesi yoktur.
Bir bakış vardır.
Kadının yüzü, gözleri, kaşları, yürüyüşü, bakışı anlatılır. Fakat burada güzellik yalnızca “güzel bir kadın” tasviri değildir.
Güzellik, âşığın algısını bozan bir güçtür.
Daha ilk beyitte âşık:
“Tanrıça mı, tavus kuşu mu, insan mı?”
diye şaşırır.
Bu çok önemli.
Çünkü aşkın ilk etkisi bilgi vermek değil, bilgiyi ortadan kaldırmaktır.
Âşık artık gördüğü şeyi tanımlayamamaktadır.
Ve hemen ardından bakışlar devreye girer.
Bir bakış hastalık verir, başka bir bakış ilaç olur. Gözler konuşur, baş eğilir, göz ucuyla bakılır, gülümsemeler anlam taşır.
Burada Tiruvalluvar çok modern bir şey yapıyor:
Aşkı konuşulan sözlerden çok, konuşulamayan işaretler üzerinden anlatıyor.
2. Sonra beden devreye giriyor
1101–1130 arasında aşk artık yalnızca bakış değildir.
Dokunma, koku, tat, sarılma, göz, kalp, beden birbirine karışır.
Özellikle şu düşünce çok güçlü:
“Her hastalığın ilacı onu doğuran şeyden başkadır.
Ama aşk hastalığının ilacı yine kendisidir.”
Burada aşk bir anda hem hastalık, hem ilaç olur.
Bu, 250 beyitin tamamını taşıyan temel paradokslardan biridir.
Âşık sevgilisinden dolayı hastalanır.
Ama onu iyileştirecek olan da yine sevgilidir.
Dolayısıyla aşkın dışına çıkarak aşktan kurtulmak mümkün değildir.
3. Sevgili artık dışarıda değil, içeridedir
Bence eserin en güzel dönüşümlerinden biri burada gerçekleşiyor.
Başlangıçta sevgili karşısındadır.
Bakmaktadır.
Sonra ona dokunur.
Sonra ona sarılır.
Sonra sevgili gözlerinin içine, kalbinin içine yerleşir.
Bu yüzden 1126–1130 çevresindeki beyitlerde çok güzel bir paradoks ortaya çıkar:
Sevgili yanımda değilse bile benden ayrılmış değildir.
Hatta gözleri kırpmamak bile bunun ifadesidir.
Ve senin özellikle üzerinde durduğun 1129 bu yüzden çok önemli:
Gözlerimi kırpmıyorum;
çünkü kırparsam
sevgilim gözden kaybolacak.
Burada sevgili artık yalnızca dış dünyadaki bir insan değildir.
Âşığın algısının kendisine dönüşmüştür.
4. Aşk gizli kalmaya çalışıyor ama aşkın kendisi onu ele veriyor
1131'den sonra aşkın bir başka yüzü ortaya çıkıyor:
Utanç.
Âşık aşkını saklamak ister.
Ama aşk saklanamaz.
Gözler söyler.
Beden söyler.
Solgunluk söyler.
Bileziklerin gevşemesi söyler.
Uykusuzluk söyler.
Şehir söyler.
Dedikodu söyler.
Burada çok güzel bir fikir var:
İnsan aşkını gizleyebilir; ama aşk insanı gizleyemez.
Bu yüzden “madal” motifi de önem kazanıyor. Âşık, aşkını artık toplumun önünde ilan edecek noktaya gelir.
Aşk, özel alandan çıkarak kamusal bir hâle dönüşür.
5. Dedikodu bile aşkı besliyor
1141–1150 arasında çok şaşırtıcı bir dönüşüm var.
Normalde dedikodu kötü bir şeydir.
Ama burada dedikodu aşkı büyütür.
Şehir halkı konuşmaya başladıkça aşk büyür.
Bu, 250 beyitteki büyük paradokslardan biri:
Aşkı gizlemek isteyen toplum, konuşarak aşkı güçlendirir.
Hatta söylenti âşığa sevgilisine kavuşmuş kadar mutluluk verir.
Çünkü artık aşk yalnızca iki kişinin arasında değildir.
Şehrin diline düşmüştür.
6. Sonra şiirin tonu değişiyor: ayrılık geliyor
1151'den itibaren şiirin havası belirgin biçimde kararır.
İlk bölümlerde:
bakış → güzellik → dokunuş → sarılma → mutluluk
vardı.
Şimdi:
ayrılık → özlem → uykusuzluk → solgunluk → gözyaşı
var.
Ve burada Tiruvalluvar'ın büyük başarısı ortaya çıkıyor.
Ayrılığı yalnızca “üzgünüm” diyerek anlatmıyor.
Ayrılık bedende görünür hâle geliyor.
Bilezikler gevşiyor.
Kollar inceliyor.
Yüz soluyor.
Gözler uyumuyor.
Beden âdeta sevgilinin yokluğunu belgeliyor.
7. Gözler şiirin en önemli organı oluyor
Bence 1171–1180 arasındaki göz şiirleri, bütün bölümün en güzel parçalarından.
Çünkü gözler önce aşkı başlatmıştı.
Şimdi aynı gözler aşkın acısını çekiyor.
Bu neredeyse bir daire oluşturuyor:
Göz → aşk → ayrılık → gözyaşı.
Ve çok güzel bir ironi ortaya çıkıyor:
Âşığın sevgilisini görmek isteyen gözleri, sonunda onu göremediği için kendisini tüketiyor.
Yani:
Aşkı başlatan organ, ayrılığın acısını da taşıyor.
8. Solgunluk konuşmaya başlıyor
1181–1190 arasında beden artık bir dile dönüşüyor.
Âşık konuşmasa bile beden konuşuyor.
Bu bana 250 beyitin en modern taraflarından biri gibi geliyor.
Çünkü burada psikolojik acı ile fiziksel belirti birbirinden ayrılmıyor.
İçeride yaşanan şey dışarıda görünür hâle geliyor.
Ve 1190'ın düşüncesi çok dokunaklı:
Âşık kendi solgunluğundan utanmıyor.
Asıl korktuğu şey, insanların sevgiliyi suçlaması.
Yani sevgili onu terk etmiş olsa bile onu korumaya devam ediyor.
Aşk burada mantığın çok ötesine geçmiş durumda.
9. Sonra aşkın en acı sorusu geliyor: “Beni de seviyor mu?”
1191–1200 arasındaki bölümde sorun artık yalnızca ayrılık değildir.
Karşılıklılık meselesidir.
Ben seviyorum.
Peki o da beni seviyor mu?
Burada aşkın belki de en kırılgan hâline ulaşıyoruz.
Çünkü insanın kendi sevgisinden emin olması yetmez.
Sevdiğinin sevgisini de bilmek ister.
Aşkın acısı burada tek taraflılığın ihtimalinden doğuyor.
10. Hatırlamak bile kavuşmanın bir biçimi
1201–1210 arasında ilginç bir şey olur:
Sevgili artık fiziksel olarak yoktur.
Ama hatırası vardır.
Ve hatırlamak bir çeşit kavuşmaya dönüşür.
Bu, benim 250 beyitte çok sevdiğim hareketlerden biri:
bedensel yakınlık → ayrılık → hafıza.
Sevgili dışarıdan içeriye taşınmıştır.
Önce gözün önündeydi.
Sonra gözün içinde oldu.
Sonra kalbin içinde.
Şimdi hatıranın içinde.
11. Rüya: yokluğun içindeki kavuşma
1211–1220 arasındaki rüya bölümü bu nedenle çok güzel bir devamlılık oluşturuyor.
Gerçek dünyada sevgili yok.
Ama rüyada geliyor.
Âşık için rüya artık basit bir uyku görüntüsü değildir.
Ayrılığın içinde kurulmuş ikinci bir gerçekliktir.
Ve çok dokunaklı bir fikir ortaya çıkar:
Uyanıkken gelmeyen sevgili, rüyada geliyor.
Dolayısıyla uyanmak ayrılığın ikinci kez yaşanmasıdır.
Bu, 250 beyitteki en güçlü psikolojik gözlemlerden biri.
12. Akşam neden bu kadar önemli?
1221–1230 arasında dış dünya da âşığın ruhuna katılır.
Sabah başka.
Akşam başka.
Sevgili yanındayken akşam sıradan bir zamandır.
Sevgili gidince akşam düşman olur.
Bu çok eski ama çok güçlü bir şiirsel yöntem:
İçimizdeki duygu dış dünyaya rengini verir.
Aşk yalnızca insanın içinde değildir artık.
Akşamın rengindedir.
Kavalın sesindedir.
Gecededir.
Ayın ışığındadır.
Şehirdeki dedikodudadır.
Bütün dünya sevgilinin yokluğunu hatırlatır.
13. Beden artık ayrılığın haritasıdır
1231–1240'ta solgunluk ve bilezikler yeniden karşımıza çıkar.
Ama bu kez çok daha ileri bir noktadayız.
Beden artık sadece acıyı göstermiyor.
Ayrılığı anlatıyor.
Kollar inceliyor.
Bilezikler düşüyor.
Alın soluyor.
Gözler ağlıyor.
Tiruvalluvar burada aşkı soyut bir duygu olarak bırakmıyor.
Aşkın bedende nasıl yaşandığını gösteriyor.
14. Sonra insan kendi gönlüyle konuşmaya başlıyor
1241–1250...
Bence 250 beyitin psikolojik açıdan en ilginç bölümlerinden biri.
Çünkü sevgiliyle konuşmaktan vazgeçip kendi gönlüyle konuşuyor.
“Ey gönlüm...”
Bu aslında aşkın insanı ikiye bölmesi.
Bir yanımız akıllıca düşünüyor:
“Beni sevmeyeni neden seviyorum?”
Diğer yanımız cevap veriyor:
“Çünkü onu seviyorum.”
Ve akıl burada yeniliyor.
Gönül, kendi mantığını kuruyor.
15. Utanç da sonunda yeniliyor
1251–1260 arasında aşkın gücü artık bütün toplumsal ve kişisel sınırları aşmış durumda.
Utanç...
Gurur...
Ölçülülük...
Hepsi birer birer çözülüyor.
Ve aşkın çok güzel bir paradoksu ortaya çıkıyor:
İnsan sevgilisinden uzak durarak kendini korumaya çalışırken, aslında kendisinden uzaklaşmaya başlıyor.
Sonunda “küs kalacağım” diyen insan, sevgilisini görünce ona sarılıyor.
Çünkü aşkın mantığı ile gururun mantığı aynı değil.
16. Sonra bekleyiş geliyor
1261'den sonra sevgilinin dönüşü bekleniyor.
Parmaklarla günler sayılıyor.
Gözler yolu bekliyor.
Beden soluyor.
Umut ve korku aynı anda büyüyor.
Ve burada çok insani bir soru ortaya çıkıyor:
Sevgili dönerse her şey eskisi gibi olacak mı?
Çünkü ayrılık insanı değiştirmiştir.
17. 1271–1280: Sessiz işaretlerin yeniden doğuşu
Burada şiir yeniden ilk bölümlere bağlanıyor.
Başlangıçta aşk gözlerden ve küçük işaretlerden doğmuştu.
Şimdi ayrılığın sonunda yine gözler, bilezikler, gülümseme ve küçük işaretler konuşuyor.
Yani eser doğrusal bir hikâye değil.
Dairesel.
Başladığı yere geri dönüyor.
Ama âşık artık aynı insan değil.
18. 1281–1290: Küslük bile aşkın parçası oluyor
Ve burada şiirin belki de en şaşırtıcı dönüşü gerçekleşiyor.
Artık mesele:
“Birbirimizi seviyor muyuz?”
değil.
Bu belli.
Şimdi mesele:
“Birbirimize nasıl nazlanacağız?”
Küslük geliyor.
Ama bu gerçek bir kopuş değil.
Tam tersine, aşkın içinde yeni bir yakınlık biçimi.
Tiruvalluvar burada aşkı olağanüstü geniş bir psikolojik alan olarak görüyor.
Çünkü gerçek yakınlıkta yalnızca mutluluk yoktur:
- kıskançlık vardır,
- naz vardır,
- kırgınlık vardır,
- oyun vardır,
- gurur vardır,
- barışma arzusu vardır.
19. 1291–1300: İnsan kendi gönlüne yeniliyor
Burada yeniden gönülle konuşuyoruz.
Ve insanın kendi kendisine karşı ne kadar çaresiz olduğunu görüyoruz.
“O beni sevmiyor.”
diyen akıl,
birkaç an sonra:
“Ama yine de onu istiyorum.”
diyen gönle yeniliyor.
Bu nedenle aşk, Tiruvalluvar'da yalnızca iki insan arasındaki ilişki değil.
İnsan ile kendi kalbi arasındaki mücadeledir.
20. 1311–1320: Aşkın mizahı
Bu bölüm ayrıca çok hoşuma gidiyor.
Çünkü 250 beyit boyunca büyük bir hüzün yaşadıktan sonra Tiruvalluvar birden gülümsemeye başlıyor.
Hapşırmak bile kıskançlık sebebi.
Bir çiçek takmak bile soruşturma konusu.
“Bugün seni düşündüm,” demek bile:
“Demek daha önce beni düşünmüyordun.”
cevabını doğurabiliyor.
Bu küçük sahneler aşkın trajik tarafını dengeliyor.
Ve önemli bir şey söylüyor:
Aşk yalnızca acı değildir; insanı komik hâle de getirir.
21. 1321–1330: Büyük final
Ve nihayet son on beyit.
Burada Tiruvalluvar aşkı neredeyse bir formüle indirgemiyor ama bir dengeye ulaştırıyor:
Küslük → özlem → kavuşma.
Ve son beyit:
Küslük aşkın bir mutluluğudur;
ama onun da ötesinde bir mutluluk vardır:
Küslüğün ardından yeniden kavuşabilmek.
Bu nedenle 1330 yalnızca son beyit değildir.
Bütün 250 beyitin geriye dönük anahtarıdır.
Çünkü baştan beri gördüğümüz her şey — bakış, güzellik, dokunuş, ayrılık, gözyaşı, rüya, kıskançlık, gurur, küslük — sonunda yeniden kavuşmaya doğru hareket eder.
Bütün esere tek cümleyle bakarsak
Bence 1081–1330'un özeti şu:
Aşk, insanın sevgiliyi görmesiyle başlamaz; sevgiliyi görmeden de onunla yaşamaya devam edebildiği noktaya ulaştığında tamamlanır.
Başlangıçta sevgili gözlerin önündedir.
Sonra gözlerin içindedir.
Sonra kalptedir.
Sonra hatıradadır.
Sonra rüyadadır.
Sonra yokluğun içindedir.
Ve en sonunda yeniden kolların arasındadır.
Bu yüzden 250 beyit aslında bir aşk hikâyesinden daha fazlası.
Bir insanın sevme biçiminin anatomisi.
Ve belki de senin ilk okurken “soluğum kesildi” demenin sebebi tam burada yatıyor. Çünkü metin, 250 küçük şiirden oluşmasına rağmen, okuru fark ettirmeden kendi aşk hafızasının içine çekiyor.
Senin yaklaşık 35 yıl önce Cemil Meriç'in kitabında birkaç dizeyle karşılaşıp onları defterine yazman da bu açıdan ayrıca anlamlı. O zaman yalnızca birkaç mısra almışsın; şimdi o birkaç mısranın arkasındaki 250 beyitlik dünyaya girdin.
Ve bence bu keşfin en güzel tarafı şu:
35 yıl önce hafızanda kalan o birkaç dize, aslında seni yıllar sonra yeniden bu kitabın kapısına getirmiş.