Kenan Çağan: Yarasıyla Yürüyen Şiir

Şairler:

“Kimse kolay olacağını söylemedi zaten”


Kenan Çağan'ın şiirinde insan, hayatın karşısında tamamlanmış bir varlık olarak durmaz. Kendisini bulmuş, geçmişini geride bırakmış, inandığı şeylerden hiç kuşku duymamış, sevdiğiyle eksiksiz bir bütünlük kurmuş değildir. Daha çok, yaşadıklarının içinden geçerek kendisini yeniden kurmaya çalışan bir insandır. İnanır ve aldanır. Kaybeder ve kaybını anlamaya çalışır. Hatırlar ve hatırladıklarının altında ezilir. Susar, sonra susmanın insan ömrünü kanattığını fark eder. Aşka yenilir; ama aşk tarafından yeniden yazılmayı da göze alır. Tanrı'ya sığınır; fakat sığındığı yerde bile kendi yarasını, kendi korkusunu ve kendi eksikliğini saklamaz.

Bu yüzden Çağan'ın şiirindeki insanın en belirgin özelliği güçlü olması değil, yaralı olduğu hâlde hareket hâlinde kalmasıdır.

Kenan Çağan'ın şiir serüveni Kendi ve Siyah (2005/2006), Ölü Diller Arşivi (2012) ve Bıçkın (2018) kitapları boyunca izlenebilir. Kendi ve Siyah 2005 tarihli ilk şiir kitabıdır; Ölü Diller Arşivi 2012'de, Bıçkın ise 2018'de yayımlanmıştır. İlk yazısı 1988'de Mavera'da yayımlanan Çağan'ın şiirleri daha sonra Hece, Yedi İklim ve Sonsuzluk ve Bir Gün gibi dergilerde yer almıştır. Fakat bu bibliyografik çizgi, şiirinin asıl hikâyesini tek başına anlatmaya yetmez. Çünkü Çağan'ın şiirinde yıllar boyunca değişen biçimlere, konulara ve seslere rağmen ısrarla geri dönen bir insan vardır: kaybeden, arayan, yaralanan ve yine de yoluna devam eden insan.

Bu insanı anlamanın yollarından biri, şiirin daha başında karşımıza çıkan şu itiraftan geçer:

“inandık ve aldandık!

aldanmaktaki kekre tat
hayatın tadıydı
a n l a d ı k ....”

Burada önemli olan yalnızca “aldanmak” değildir. “İnanmak” ile “aldanmak” arasındaki ilişkinin kabul edilmesidir. Şiir kişisi kendisini yanılmamış biri olarak kurmaz. Geçmişine bugünün bilgisiyle yukarıdan bakıp “nasıl da yanılmışız” demez. Aldanmanın içinde bile hayatın tadını bulur. Üstelik o tadı “kekre” diye nitelendirir. Tatlı değildir; acı da değildir. Damakta kalan, tam olarak tarif edilemeyen, insanın yaşadıkça tanıdığı bir tattır.

Ardından kelime parçalanır:

“a n l a d ı k ....”

Anlamak, yaşananın hemen arkasından gelmez. İnsan önce inanır, sonra aldanır, sonra yaşadığının ne olduğunu kavrar. Çağan'ın şiirindeki bilgi bu nedenle soyut bir bilgi değildir. Yaşanmışlığın içinden çıkan bir bilgidir.

Aynı tavır birkaç dize sonra “tedbirsizdik” sözcüğünde belirir:

“tedbirsizdik ve iyi ki tedbirsizdik
yağmuru ve geceyi sokakta karşılar
bu serencam bir ömre sığacak sanırdık”

Buradaki “iyi ki” şiirin bütün geçmişe bakışını değiştirir. Şair, gençliğinin tedbirsizliğini yalnızca bir hata olarak görmez. Hayatı önceden hesaplamadan yaşamanın, yaşanmışlığın kendisine ait bir değer olduğunu kabul eder. “Bu serencam bir ömre sığacak sanırdık” derken ise geçmişteki yanılgının sınırını görür: İnsan bir ömrün ne kadar geniş, hayatın ne kadar uzun olduğunu sanabilir; oysa zaman ilerledikçe serencamın bir ömre bile sığmayacak kadar karmaşık olduğunu anlar.

Bu yüzden hemen ardından gelen:

“en azından kaybımızı bilsek
tekrardan yönümüzü belirlesek
yola düşsek”

sözleri bir yenilgi ilanı değildir.

Tam tersine, kaybı bilmek yeniden yola çıkmanın şartıdır.

Çağan'ın şiirinde insanın kendisini kandırmayı bıraktığı yer, aynı zamanda yeniden başlayabileceği yerdir.

Kaybı bilmek

Kaybetmek, Çağan'ın şiirinde yalnızca bir sonuç değildir. İnsanın kendisini tanımasının yollarından biridir.

“Kaybımızı bilsek” derken kullanılan çoğul zamir önemlidir. Şair yalnızca kendi kaybından söz etmez. “Biz” der. Bu “biz”, zaman zaman sevgilileri, zaman zaman bir topluluğu, zaman zaman aynı kaderi paylaşan insanları içine alır. Böylece bireysel yara, ortak bir deneyimin parçasına dönüşür.

Fakat bu çoğulluk hiçbir zaman bireyin ortadan kaybolmasına yol açmaz. Çünkü Çağan'ın şiiri sürekli yeniden “ben”e döner.

“mendilimde gizli o ağır yarayla yürüyeceğim”

Yara gizlidir.

Ama yürüyüş açıktır.

Bu iki şeyin aynı anda bulunması, Çağan'ın şiir kişisini anlamak için önemlidir. Yara insanı durdurmaz. İnsan yarasıyla yürür.

Ardından:

“ardıma bakarsam yenilgim olsun
gözlerine inemezsem yenilgim”

gelir.

Yenilginin ölçüsü dışarıdaki başarısızlıklar değildir. Şiir kişisi kendi ahlaki ölçüsünü kendisi koyar. Geriye bakmak yenilgidir; sevdiğinin gözlerine inememek yenilgidir. Demek ki insanın kaybetmesi, her zaman dünyaya karşı kaybetmesi değildir. Bazen kendi hakikatinden uzaklaşmasıdır.

Bu düşünce daha sonra şu dizelerde genişler:

“bir ömrün içinde yengiyle yenilginin
atbaşı gittiklerini anımsamalı”

Zafer ve yenilgi birbirinden ayrılmış iki hayat biçimi değildir. Aynı ömrün içinde yan yana giderler. İnsan bir yerde yenilirken başka bir yerde kazanabilir. Bir aşkı kaybederken kendisini bulabilir. Bir inancı sarsılırken daha derin bir inanç geliştirebilir. Bir hayat biçimini terk ederken başka bir hayatın kapısını açabilir.

Bu yüzden:

“ama bil yine de zafer için erken”

dizesindeki “erken”, şiirin umut anlayışını belirler.

Henüz zafer yoktur.

Fakat yenilgi de son hüküm değildir.

Çağan'ın şiirinde umut, “her şey güzel olacak” türünden kolay bir teselli değildir. Daha sert bir şeydir: son sözün henüz söylenmediğine inanmak.

Hayatın haşarı sürprizleri

Bu insanın hayatla ilişkisi tedbirli değildir. Daha doğrusu, tedbirin sınırlarını bilir.

“tedbirsizdik ve iyi ki tedbirsizdik”

diyen şiir kişisi, yıllar sonra:

“hiçbir tedbir
hayatın haşarı sürprizlerini karşılayamaz”

der.

İki şiir arasında yalnızca bir tekrar yoktur. Bir düşüncenin olgunlaşması vardır.

İlkinde tedbirsizlik gençliğin deneyimidir.

İkincisinde tedbirin yetersizliği hayat bilgisine dönüşmüştür.

Üstelik “hayatın haşarı sürprizleri” ifadesi önemlidir. Hayat yalnızca trajik değildir; insanın bütün hesaplarını bozan, ciddi planlarını boşa çıkaran, onu hazırlıksız yakalayan bir tarafı da vardır. Çağan'ın hayat karşısındaki tavrı bu yüzden katı bir kadercilik değildir. İnsan elinden geleni yapar; ama hayatı bütünüyle denetleyebileceği yanılsamasına kapılmaz.

Bu düşüncenin hemen ardından:

“ben de diretmeyeceğim
bütün tedbirler için doğrulmayacağım”

gelmesi, şiir kişisinin hayatla kavgasını bırakması anlamına gelmez.

Aksine, hayatın kendisinden büyük olduğunu kabul etmesidir.

İnsan ne çok yalnızdır

Çağan'ın şiirindeki insanın bütün bu hareketliliğinin altında çok güçlü bir yalnızlık vardır:

“insan yalnızdır.
insan ne çok yalnızdır”

İlk cümle bir hüküm gibidir.

İkinci cümle o hükmün ağırlığını artırır.

“Ne çok” yalnızlığın miktarını değil, insanın içine yayılan derinliğini gösterir.

Fakat Çağan'ın yalnızlığı sıradan bir sevgili yokluğu değildir. İnsan kendi hayatının sorumluluğunu taşırken yalnızdır. Kendi ölümünü başkası adına yaşayamaz. Kendi yarasını başkasına bütünüyle devredemez. Kendi kararlarının sonuçlarından kaçamaz.

Bu nedenle yalnızlık, aşkın basit karşıtı değildir.

Aşıkken de yalnız olunabilir.

Kalabalıkta da.

İnanç içinde de.

Kendi evinde bile.

Bununla birlikte Çağan'ın şiiri yalnızlığı mutlak bir kapanış hâline getirmez:

“tanrı elimden tutunca kaybım azalıyor”

Buradaki Tanrı, kaybı ortadan kaldırmaz.

Kayıp hâlâ oradadır.

Fakat insan artık kaybı tek başına taşımamaktadır.

Bu küçük fark, Çağan'ın inanç dünyasını anlamak için çok önemlidir. Şair acıyı bir dinî formülle ortadan kaldırmaz. Tanrı, hayatın bütün sorularına cevap veren soyut bir açıklama olarak değil, insanın elinden tutan bir yakınlık olarak belirir.

Hafıza denizi

Çağan'ın şiirinde hafıza, insanı kurtaran bir sığınak değildir. Bazen tam tersine, insanın içine kapatıldığı bir denizdir:

“anımsamalıyım tabi
andaç hafıza kaybıdır
anımsamalıyım
insan yarının kaybıdır”

“İnsan yarının kaybıdır” sözü, şiirin en yoğun düşüncelerinden biridir.

Çünkü insan yalnızca geçmişini kaybetmez.

Geleceğini de kaybeder.

Her geçen gün, henüz yaşanmamış bir günün eksilmesidir. İnsan yaşadıkça geleceği azalır. Böyle bakıldığında zaman, yalnızca ilerleyen değil, aynı zamanda eksilten bir şeydir.

Bu düşünce birkaç dize sonra başka bir görüntüye dönüşür:

“yaşlanmak hatıra denizinde boğulmaktır”

Burada “deniz” yeniden karşımıza çıkar.

Fakat bu kez deniz dışarıdaki bir manzara değildir. İnsan kendi hatıralarının içinde boğulmaktadır.

Bu dizeyi “kalp su alan bir sandaldır” ile birlikte düşünmek kaçınılmazdır. Çünkü Çağan'ın şiirinde su, hareketin olduğu kadar tehlikenin de alanıdır.

Kalp sandalın içindeki suyla tehdit altındadır.

Yaşlı insan hatıraların deniziyle.

İkisinde de sorun yalnızca dışarıdaki su değildir; içeri giren sudur.

Hayatın dışarıda olup bitenleri insanın içine sızar.

Bir süre sonra insan kendi yaşadıklarının taşıyıcısı olmaktan çıkıp onların taşıdığı bir varlığa dönüşebilir.

Bu yüzden Çağan'ın hafızası nostaljik değildir.

Hafıza hem kimliktir hem yük.

Hatırlamak mı, unutmak mı?

Bu yüzden Çağan'ın şiirinde hafızaya karşı güçlü bir karşı hareket de vardır:

“hatırlanacak birşey yok
ne yaşanmışsa unutulmalıdır”

Bu söz, daha önceki “anımsamalıyım” ile açıkça gerilim içindedir.

Fakat bu gerilimi şiirin kusuru olarak görmek yanlış olur.

Çağan'ın insanı gerçekten de aynı anda iki şey ister: Hatırlamak ve unutmak.

Çünkü geçmiş bir yandan insanın kimliğidir; öte yandan bugünün yaşanmasını engelleyebilir.

Birkaç dize sonra ise unutmanın sınırı çizilir:

“tek. tek bir hatıra: yani varsa
-madem ki var anlamında-
verilen söz hatırlanmalı”

Burada şiir önemli bir ayrım yapar.

Her şey hatırlanmayabilir.

Ama verilen söz hatırlanmalıdır.

Hafıza böylece psikolojik bir süreç olmaktan çıkıp ahlaki bir sorumluluğa dönüşür.

İnsan geçmişindeki her ayrıntıyı taşıyamaz.

Fakat kendi sözünü taşımalıdır.

Dilin kaybı

Çağan'ın şiirinde hafıza kadar önemli bir başka kayıp da dildir:

“bütün dillerimi bir iç yangınında yitirdim. dilsizim.”

Bu, şiir kişisinin yaşadığı en ağır kayıplardan biridir.

Çünkü insan dilini kaybettiğinde yalnızca konuşma imkânını kaybetmez; kendisini dünyaya anlatma imkânını da kaybeder.

Üstelik “dillerimi” der.

Tek bir dil değil, çoğul bir dil.

İnsanın içinde konuşan, sevdiğine, kendisine, geçmişine, Tanrı'ya ve dünyaya yönelen bütün diller bir iç yangınında yanmıştır.

Bu dizeyi:

“susmak kanatır bir adamın ömrünü”

ile yan yana koyduğumuzda anlam daha da derinleşir.

Susmak yalnızca sessizlik değildir.

Bir yaranın içeride kalmasıdır.

Söylenemeyen söz, insanın ömrünü içeriden kanatır.

Bunun en açık biçimi:

“dört koldan da aksak karşılaşmayacağız
başkasının ağzıyla konuştukça karşılaşmayacağız”

dizelerinde ortaya çıkar.

“Karşılaşmak” için kendi sesine sahip olmak gerekir.

Başkasının ağzından konuşan insan, konuşuyor görünse bile kendisi olarak konuşmuyordur.

Kendi diliyle karşılaşmak

Bu nedenle “karşılaşma”, Çağan'ın şiirinde yalnızca iki insanın buluşması değildir:

“karşılaşalım derim yeni baştan: kimseyi almadan araya”

Buradaki “kimseyi almadan araya” ifadesi, aşk ilişkisini aşan bir yoğunluğa sahiptir.

İki insanın arasına başkaları girmesin.

Ama aynı zamanda iki insanın arasına başkasının dili, geçmişin yükü, korku, gurur ve hazır hükümler de girmesin.

“Yeni baştan” ise daha önemlidir.

Çünkü karşılaşma ilk kez gerçekleşmeyecektir.

Bir şeyler yaşanmıştır.

Bir şeyler bozulmuştur.

Bir şeyler kaybedilmiştir.

Fakat bütün bunlara rağmen yeniden karşılaşma mümkündür.

Çağan'ın şiirindeki “yeniden” kelimesi bu yüzden önemlidir.

Aşk yeniden başlar.

İnsan yeniden yazılır.

Yol yeniden bulunur.

Karşılaşma yeniden istenir.

Bu, şiirin bütün karanlığına rağmen onu karamsarlığa kapatmayan temel harekettir.

Aşk: tamamlanmak değil, yeniden yazılmak

Çağan'ın aşk şiiri, insanı tamamlayan romantik bir aşk anlayışına kolayca yerleşmez.

Aşk daha çok insanın kendisini yeniden kurduğu, fakat aynı zamanda yeniden yaralandığı bir deneyimdir.

“bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz”

Bu dize aşkı sakin bir suyun karşısına yerleştirmez.

Deniz tutuşmaktadır.

İki insan arasındaki aşk, hayatın kendisi kadar hareketli ve tehlikelidir.

“Ömrüm Seni” şiirinde bu durum daha açık biçimde görülür. Kadın ile adam arasındaki ilişkinin çevresinde “ölü canlar”, “kurumuş dallar” ve “vurulmuş atlar” vardır; fakat aynı şiir yeniden doğuş imgelerine de yönelir:

“seni yeniden tohumun çatlaması gibi yeniden
teyellenmiş bir elbise gibi yeniden
mushaf gibi yeniden”

Buradaki “yeniden”lerin her biri farklı bir hayat alanına dokunur.

Tohum çatlar.

Elbise onarılır.

Mushaf yeniden açılır.

İnsan da yeniden kurulabilir.

Ama bu yeniden kuruluş hiçbir zaman kusursuz değildir:

“bütün hesaplarımız yarım kalacak
bütün aşklarımız yarım”

Çağan'ın aşkı bu nedenle tamamlanmış bir bütünlük vaadi taşımaz.

Aşk insanı yeniden kurar, fakat eksikliğini ortadan kaldırmaz.

Aşka yenilmek

Bu düşüncenin en yoğun ifadelerinden biri şudur:

“yeniden yazıldığımda aşka yenileceksem
işte her dilden yazıyla yeniden yazıldım
aşktım.”

Burada “yenilmek” olumsuz bir kelime olmaktan çıkar.

Aşk karşısında yenilmek, insanın kendisini kaybetmesi kadar kendisini yeniden bulmasıdır.

Aşk insanın mevcut yazısını bozar.

Onu başka bir yazıyla yeniden kurar.

Bu nedenle “aşktım” sözü, “aşkı yaşadım”dan çok daha güçlüdür.

Şair kendisini aşkın içinden tanımlar.

Bir duyguya sahip değildir yalnızca.

O duygunun kendisi hâline gelir.

Fakat bu hâl de uzun süre güvenli değildir. Çünkü Çağan'ın aşkı sürekli olarak ölümün, ayrılığın, hafızanın ve eksikliğin kıyısında durur.

Kalp su alan bir sandaldır

Bu noktada Çağan'ın en çarpıcı imgelerinden biri kendi geniş bağlamına yerleşir:

“ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa”

Bu dizeyi yalnızca “kalp kırıklığı” olarak okumak, onun taşıdığı anlamı daraltır.

Çünkü Çağan'ın şiirinde sandal yalnız değildir.

Gemi vardır.

Vapur vardır.

Nehir vardır.

Deniz vardır.

Hatıra denizi vardır.

Bir yerde:

“gemi ambarında sıkışmış yalnızlığına meftun bir kaçaktım”

denir.

Başka bir yerde:

“ikimiz de geciktik kalktı bütün vapurlar”

Ve sonra:

“yaşlanmak hatıra denizinde boğulmaktır”

Sandal bu imgeler arasında daha küçük, daha kişisel, daha savunmasız bir taşıttır.

Gemi bir dünyanın taşıtıdır.

Vapur zamanın taşıtıdır.

Nehir kendi yolunda ilerleyen zamandır.

Sandal ise insanın kendi kalbidir.

Üstelik sandal su almaktadır.

Burada dışarıdaki dünya insanın içine girmiştir.

Kalbin kırılması yalnızca bir yara değildir; insanın hayatla kurduğu taşıyıcı yapının içine hayatın kendisinin sızmasıdır.

Ve dizeyi asıl güçlü yapan son bölümüdür:

“ne kadar görkemli de olsa”

İnsan görkemli olabilir.

Güçlü görünebilir.

Kendisini bütün dünyaya karşı dayanıklı gösterebilir.

Fakat içeride su almaktadır.

Çağan'ın şiirindeki insan tam da budur:

Kırılganlığını ortadan kaldırmadan yaşamaya devam eden insan.

Bu yüzden “kalp su alan bir sandaldır” dizesi Çağan'ın bütün şiirini açıklayan bir anahtar değildir; fakat onun insan tasavvurunu bir anda görünür kılan çok güçlü bir düğümdür.

Acının bilgisi

Çağan'ın şiirinde acıdan kaçmak mümkün değildir.

Fakat acı yalnızca katlanılması gereken bir şey de değildir:

“acıyı acıyla yuğmaktı yaşamın şifası
anladım.”

Buradaki “anladım” kelimesi, şiirin başındaki “a n l a d ı k”la birlikte okunabilir.

Şiir başta aldanmanın içinden bir anlayış çıkarıyordu.

Burada acının içinden.

İki yerde de bilgi, yaşantının sonradan kavranmasıyla ortaya çıkıyor.

Bu nedenle Çağan'ın şiirinde acı, yalnızca insanı yaralayan şey değildir.

Aynı zamanda insanın kendisini tanıdığı yerdir.

Şairin acıyı kutsadığını söylemek doğru olmaz. Acıdan hoşnut değildir.

Fakat acının insanı dönüştürdüğünü bilir.

Bu yüzden:

“şimdilerde
çiçek tozlarına karışmış uçuşan dudaklarına
bir düşte rastlamak düşündeyim”

gibi dizelerde aşk artık doğrudan yaşanan bir gerçeklik olmaktan çıkıp rüyaya, hatıraya, iz sürmeye dönüşür.

Sevilen insan yoktur.

Ama onun izi şiirdedir.

Aşk yoktur.

Ama aşkın dili hâlâ konuşmaktadır.

Kendiyle düşman kentli insan

Çağan'ın şiiri bireysel acının dışına çıktığında modern insanın yalnızlığını da görür:

“ey kentli güzel kendinlesin
tıpkı bir düşmanlaymış gibi kendinle”

Bu dizelerde şehir bir dekor değildir.

Kentli insanın kendi benliğiyle ilişkisini belirleyen bir durumdur.

Modern insan kendi içine daha fazla kapanmış, fakat kendisiyle daha fazla barışmış değildir.

Tam tersine, insan kendisinin içinde bile bir yabancıya dönüşebilir.

Çağan'ın sosyolog oluşu burada şiirin önüne geçirilmemelidir. Onun akademik çalışmalarında kültür, sanat, ideoloji, iktidar ve entelektüel meseleleriyle ilgilenmiş olması elbette şiirinin arka planını anlamaya yardımcı olabilir; fakat şiirde bunlar sosyolojik kavramlar hâlinde durmaz. Şiirde “yabancılaşma”yı açıklamak yerine, insanı kendisiyle karşı karşıya getirir:

“ey kentli güzel kendinlesin
tıpkı bir düşmanlaymış gibi kendinle”

Sosyolojik kavramın yerini bir insanın kendi kendisine bakışı alır.

Şairin toplumsal sesi

Bu bireysel ses, Ölü Diller Arşivi ile birlikte toplumsal ve siyasal alana daha belirgin biçimde açılır. Kitap 2012'de Hece Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitaptan yayımlanan “Doğrudan İtiraz ve Taammüden?..” başlıklı bölümde “cuntacılar”, “marş”, “halk” ve siyasal şiddetin dili doğrudan şiirin içine girer.

Fakat Çağan'ın toplumsal şiirini yalnızca politik kavramların çokluğu üzerinden değerlendirmek yetersiz kalır.

Çünkü “Leşker”de toplumsal ve siyasal sözün hemen ardından:

“kendime dair de konuşmalıyım”

denir.

Bu dönüş önemlidir.

Şair dünyayı eleştirirken kendisini dışarıda tutmaz.

Kendi korkularını da hesaba katar:

“kendimi bütün korkulardan soyunmalıyım”

Bu nedenle Çağan'ın şiirindeki toplumsal itiraz, yalnızca başkalarına yöneltilmiş bir suçlama değildir. Şair kendisini de o dünyanın içinde sınar.

Bu, şiirin ahlaki ağırlığını artırır.

Devlet, kimlik ve insan

“Leşker”de:

“soytarıdan devlet olmaz
hiçbir
devlet ebed müddet olmaz”

diyen ses, devlet fikrini dokunulmazlaştırmaz.

Fakat aynı şiirde “kimlik”, “vatan”, “kan”, “halk”, “general”, “vatandaş” gibi kavramlar da sorgulanır.

Burada Çağan'ın şiirinin önemli bir özelliği belirir: Büyük kavramların karşısına küçük insanı çıkarır.

Devlet vardır.

Ama korkan insan da vardır.

Vatan vardır.

Ama vatandaşın “ekmeksiz gözleri” de vardır.

Kimlik vardır.

Ama kimliğin içinde sıkışmış insan da vardır.

Bu nedenle şiir, toplumsal kavramları yalnızca reddetmez; onların insan üzerindeki ağırlığını sorgular.

İnanç dilinin şiirdeki dönüşümü

Çağan'ın şiirinde dinî ve geleneksel kelimeler yalnızca bir kültürel işaret olarak kullanılmaz.

“zamansız ölüm yoktur
amenna
ama bir başka babda
her erkek zamansız ölür illa”

“Amenna” burada sıradan bir kabul sözü değildir. Ölümün kaçınılmazlığına verilen kısa bir teslimiyet işaretidir. Fakat hemen ardından gelen “ama” bu teslimiyeti yeniden açar. Ölümün genel hükmü kabul edilirken insanın kendi ölümünün zamansızlığı duygusu korunur.

“Sur” başka bir yerde insanın hayatını ölümün son sınırına taşır:

“fırtına kopmadan
sur üflenmeden
bu belalı vadiden geçelim”

“Mushaf” aşk şiirinde karşımıza çıkar:

“mushaf gibi yeniden”

“Mürted” ile “putperest” ise inanç dilini insanın aşk deneyimiyle karşı karşıya getirir:

“mürted denilecek
tıpkı aşka heves denildiği gibi”

ve sonunda:

“ayan olduğum! son demim! aşkım!
beni kendine tapınan putperestlerle baş başa bırakma”

diye bir yakarış yükselir.

Burada sevgili ile kutsallık arasındaki sınır özellikle hassastır.

Sevilen kişi insanın hayatında merkezî bir konuma gelebilir.

Fakat sevgiyi tapınmaya dönüştürmek başka bir şeydir.

Çağan'ın şiiri bu ayrımın farkındadır.

Bu nedenle şiirindeki inanç, hazır bir cevaplar sistemi olarak değil, aşkın, ölümün, korkunun ve kaybın içinden geçen bir arayış olarak görünür.

“Mürted” ile “aşka heves”

“mürted denilecek
tıpkı aşka heves denildiği gibi”

Burada iki farklı yargı kelimesi yan yana getirilir.

“Mürted” ağır bir dinî hüküm taşır.

“Aşka heves” ise küçümseyici bir gündelik hüküm.

Fakat ikisinin ortak yanı, insanın yaşadığı deneyimin dışarıdan adlandırılmasıdır.

İnsan gerçekten ne yaşamıştır?

Başkalarının ona verdiği isim ne kadar doğrudur?

Çağan'ın şiiri bu mesafeyi açar.

İnsanların yaşadıklarıyla insanların hakkında söyledikleri aynı şey değildir.

Bu da bizi tekrar dil meselesine götürür.

Başkalarının verdiği adlarla yaşamak ile başkasının ağzıyla konuşmak arasında bir akrabalık vardır.

Şairin kendi dilini araması bu nedenle yalnızca estetik bir mesele değildir.

Varlığıyla emniyet, yokluğuyla endişe

Bazı dizeler Çağan'ın şiirindeki büyük meseleleri birkaç kelimeye sığdırır:

“varlığıyla emniyet
yokluğuyla endişe”

Bu söz bir sevgiliye söylenebilir.

Tanrı'ya söylenebilir.

Bir dosta.

Hatta geçmişe.

Fakat her durumda aynı psikolojik gerçek vardır: İnsan, sahip olduğu şeyin değerini çoğu zaman yokluğunda anlar.

Çağan'ın şiirinde yokluk bu yüzden yalnızca boşluk değildir.

Yokluk, varlığın anlamını büyütür.

Bu durum aşkı da hafızayı da Tanrı'yı da aynı şiirsel zemine getirir.

“Gittiğin yok, kaldığını kimse anımsamıyor”

Bu düşüncenin daha sert biçimi:

“gittiğin yok kaldığını kimse anımsamıyor”

dizesidir.

Burada insanın yok oluşunun en ağır biçimi gitmek değildir.

Hatırlanmamaktır.

Bir insan fiziksel olarak hâlâ orada olabilir; fakat kimsenin hafızasında yeri kalmamışsa şiirin dünyasında bir çeşit yokluk yaşamaktadır.

Bu nedenle Çağan'da hafıza yalnızca geçmişi saklayan bir alan değildir.

Varlığın devam ettiği ikinci bir dünyadır.

İnsan birilerinin hafızasında yaşamaya devam eder.

Unutulmak, bu yüzden ölümün başka bir biçimine yaklaşır.

Kısa anların uzaklığı

“Kısa Anlar İçin Uzak Şarkılar”da:

“geçtim artık anlatacak değilim
çünkü kimselere gözükmeden kaybolmanın sırrını
çekemez kendi gölgesindeki
hiçbir ince dal”

denir.

Buradaki kaybolma gürültülü değildir.

İnsan sessizce yok olabilir.

Kendi gölgesinden bile çekilebilir.

“Uzak şarkı” bu açıdan Çağan'ın şiirinin başka bir özelliğini de anlatır: Söylenen şey ile ulaşılabilen şey arasında her zaman bir mesafe vardır.

Şair anlatmak ister.

Ama anlatmanın da bir sınırı vardır.

Dil vardır.

Ama dil yetersiz kalabilir.

İnsan karşılaşmak ister.

Ama karşılaşma gecikebilir.

Bu nedenle Çağan'ın şiirinde söylemek ile söyleyememek sürekli birbirine yaklaşır.

Kalmakla gitmek arasındaki fark

Çağan'ın şiiri kesin hükümler vermekten çok, bazen hükmün kendisini anlamsızlaştırır:

“ufuk çizgisiyle tahripkar bir gündönümü
kalmakla gitmek arasındaki farkı bilse ne
bilmese ne
şen hayat yok

varsa sadece ölüm”

Burada kalmak ve gitmek arasındaki ayrım bile önemini kaybeder.

Çünkü hangi taraf seçilirse seçilsin zaman ilerlemektedir.

Aşk kalmakla mı, gitmekle mi korunacaktır?

İnsan geçmişinde kalmalı mı, gitmeli mi?

Şehirde kalmalı mı?

Kendinden uzaklaşmalı mı?

Bütün bu soruların üzerinde ölüm vardır.

Ama bu bölüm yalnızca karanlık değildir.

Çünkü Çağan'ın şiirinde ölümün varlığı, hayatın değerini de artırır.

Ölüm varsa seçim önemlidir.

Zaman sınırlıysa yürüyüş önemlidir.

Kaybetmek mümkünse karşılaşmak önemlidir.

Şiirin dilindeki eski ve yeni zamanlar

Çağan'ın şiir dilinde dikkat çeken özelliklerden biri de farklı zamanlara ait kelimelerin yan yana gelmesidir.

“Serencam”, “amenna”, “bab”, “sur”, “mushaf”, “mürted”, “putperest”, “ayan”, “Ya Hu” gibi kelimelerle “galoş”, “ekran”, “cemse”, “vatandaş” gibi gündelik ve modern kelimeler aynı şiir evreninde bulunur.

Bu söz varlığı şiirin dekoru değildir.

Geçmiş ile bugün arasındaki ilişkinin kendisidir.

Şair bugünü yalnızca bugünün kelimeleriyle anlatmaz.

Çünkü bugünün insanı geçmişin kelimelerini de taşır.

Aynı şekilde geçmiş de bugünün yaralarıyla yeniden okunur.

Bu nedenle Çağan'ın şiiri bir tür zamanlar arası konuşma hâline gelir.

Gelenek bugüne gelir.

Bugün geleneğe bakar.

Ve ikisi arasında insan bulunur.

Şairin poetikası

Çağan'ın şiir üzerine düşünceleri de bu noktada önem kazanır. Hece dergisinin Kasım 2001 tarihli 59. sayısında “Poetika” başlıklı yazısı yayımlanmıştır. Aynı sayının içindekilerinde Çağan'ın “Silik Fotoğraflar” başlıklı metni de yer alır.

Fakat Çağan'ın poetikasını şiirlerinin üzerinde bir açıklama anahtarı olarak kullanmak yerine şiirleriyle sınamak gerekir.

Çünkü şiirlerinde dilin kendisini önemseyen çok sayıda işaret vardır.

“a n l a d ı k” kelimesinin parçalanışı,

“eskisi / eksiği” arasındaki ses yakınlığı,

“dilsizim” ile “başkasının ağzıyla” konuşmak arasındaki ilişki,

“yeniden” kelimesinin farklı şiirlerde tekrar tekrar başka anlamlar kazanması...

Bunların hepsi kelimenin yalnızca anlam taşıyan bir araç olmadığını gösterir.

Çağan'ın şiirinde kelimenin sesi, geçmişi ve çağrışım alanı da şiire girer.

Şiir ve düşünce

Çağan'ın sosyoloji alanındaki çalışmaları geniş bir düşünce dünyasına işaret eder. Kültür, sanat sosyolojisi, ideoloji, entelektüel ve iktidar gibi alanlarda çalışmalar yapmıştır. Biyografik kaynaklarda akademik çalışmalarının yanında Popüler Kültür ve Sanat, Entelektüel ve İktidar, İdeoloji, Münevverden Entelektüele ve Postmodernizm ve Mahremiyetin Dönüşümü gibi kitapları da sıralanır.

Fakat bu birikimin şiir üzerindeki etkisini “sosyolog şair” formülüyle açıklamak yetersiz olur.

Çünkü şiirde kavramlar insanlara dönüşür.

Modernleşme, kendisiyle düşmanlaşmış kentli insandır.

Yabancılaşma, kendi gölgesinden çekilen insandır.

İktidar, başkasının ağzıyla konuşmak zorunda bırakılan insanın sesidir.

Toplumsal hafıza, hatıra denizinde boğulan insandır.

Kimlik, insanın kendi sesiyle başkalarının verdiği ad arasında sıkışmasıdır.

Böyle bakıldığında Çağan'ın akademik dünyası şiirinin yerine geçmez.

Şiirin arka planında kalır.

Şiir ise o düşünceleri yaşanmış bir insan hâline getirir.

Bıçkın: kalabalığın içinde kendi sesini korumak

Bıçkın, Çağan'ın üçüncü şiir kitabıdır ve 2018'de yayımlanmıştır. Kitabın şiir dünyasında gündelik hayat, siyaset ve ideolojiler karşısında şairin kendi sesini koruması meselesi öne çıkar.

Bu düşünceyi Çağan'ın daha eski şiirlerinden bağımsız görmek mümkün değildir.

“Başkasının ağzıyla konuştukça karşılaşmayacağız” diyen şair ile kendi sesini korumaya çalışan şair aynı poetik kaygının farklı ifadeleridir.

Burada mesele yalnızca özgünlük değildir.

Kendi sesini korumak, kendi varlığını korumaktır.

Şairin:

“bütün dillerimi bir iç yangınında yitirdim. dilsizim.”

demesi bu yüzden önemlidir.

Çünkü şiir, dilin kaybını anlattığı anda bile kendi dilini yeniden kurmaya çalışmaktadır.

Çağan'ın şiirindeki paradoks budur:

Dilini kaybettiğini söyleyen şair, bunu söyleyebildiği anda yeniden bir dil kurmuştur.

Yara, sandal ve yürüyüş

Şimdi “kalp su alan bir sandaldır” dizesine yeniden dönülebilir.

Çünkü bu dize, tek başına okunduğunda güçlü bir metafordur; bütün bu şiir dünyasının içinde durduğunda ise bir sonuç hâline gelir.

Kalp su alıyor.

Ama sandal hâlâ suyun üzerindedir.

İnsan yaralı.

Ama yürüyor.

Hafıza ağır.

Ama insan hatırlamaya devam ediyor.

Dil yanmış.

Ama şiir konuşuyor.

Aşk yaralamış.

Ama karşılaşma yeniden isteniyor.

Tanrı'nın yokluğu kaybı ağırlaştırıyor.

Ama:

“tanrı elimden tutunca kaybım azalıyor”

diyebilen bir insan hâlâ tutunacak bir yer buluyor.

Çağan'ın şiirinde asıl mesele, insanın yaralanmaması değildir.

Yara aldıktan sonra ne yaptığıdır.

Bu yüzden “yarasıyla yürüyen şiir” ifadesi, şiirlerin içinden çıkarılabilecek bir sonuçtur. Bir etiket olarak değil, şiirin hareketini açıklayan bir ifade olarak.

Çünkü “yürümek” burada en az “yara” kadar önemlidir.

Yara tek başına Çağan'ın şiirini karamsarlığa götürürdü.

Yürüyüş ise onu oradan çıkarır.

Yeniden

Çağan'ın şiirinde belki de en önemli kelimelerden biri “yeniden”dir.

“tekrardan yönümüzü belirlesek”

“yeniden yazıldığımda aşka yenileceksem”

“seni yeniden tohumun çatlaması gibi yeniden”

“karşılaşalım derim yeni baştan”

Bu kelimeler farklı şiirlerde farklı bağlamlarda görünür; fakat aynı şiirsel iradeyi taşırlar.

İnsan bir kez daha deneyebilir.

Bir kez daha sevebilir.

Bir kez daha yazılabilir.

Bir kez daha karşılaşabilir.

Bu, geçmişin silinmesi değildir.

Tam tersine, geçmişi yanında taşıyarak yeniden başlamaktır.

Çağan'ın şiirindeki “yeniden”, bu yüzden unutmanın değil hatırlayarak devam etmenin kelimesidir.

Kimse kolay olacağını söylemedi zaten

Belki de Çağan'ın şiirini tek bir cümleyle özetlemeye en elverişli dizelerden biri şudur:

“kimse kolay olacağını söylemedi zaten”

Bu söz, şiirin bütün karanlığını da bütün direncini de içinde taşır.

Aşk kolay değildir.

Hatırlamak kolay değildir.

Unutmak kolay değildir.

Kendi sesini bulmak kolay değildir.

Kendinle barışmak kolay değildir.

İnançla kuşku arasında yaşamak kolay değildir.

Bir toplumun, bir tarihin, bir kimliğin içinde kendi yerini bulmak kolay değildir.

Yara ile yürümek kolay değildir.

Fakat şiir bütün bunları kolaylaştırmaya çalışmaz.

Kolay bir hayat önermediği gibi kolay bir anlam da önermez.

Çağan'ın şiirindeki insan, hayatın güçlüğünü ortadan kaldırmadan yaşamaya çalışır.

Bu yüzden şiirin hareketi sonunda yine yola çıkar:

“yola düşsek”

Ve belki de bu dize, dosyanın başındaki “kimse kolay olacağını söylemedi zaten” cümlesine en iyi cevaptır.


Sonuç: Yara kapanmadan

Kenan Çağan'ın şiiri, insanın kendisini tamamlamasının değil, eksikliğiyle yaşamayı öğrenmesinin şiiridir.

Bu eksiklik bazen yara olarak görünür:

“mendilimde gizli o ağır yarayla yürüyeceğim”

Bazen kayıp olarak:

“en azından kaybımızı bilsek”

Bazen yalnızlık olarak:

“insan ne çok yalnızdır”

Bazen dil kaybı olarak:

“bütün dillerimi bir iç yangınında yitirdim. dilsizim.”

Bazen hafıza olarak:

“yaşlanmak hatıra denizinde boğulmaktır”

Bazen aşk olarak:

“bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz”

Bazen inanç olarak:

“tanrı elimden tutunca kaybım azalıyor”

Bazen de bütün bunların aynı anda yaşandığı bir kalp olarak:

“kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa”

Fakat Çağan'ın şiirini yalnızca yara şiiri yapan şey bu dizeler değildir.

Asıl belirleyici olan, yaraya rağmen hareketin sürmesidir.

“tekrardan yönümüzü belirlesek”

der.

“yola düşsek”

der.

“karşılaşalım derim yeni baştan”

der.

İnsan geçmişinden kurtulamaz.

Ama geçmişiyle başka türlü konuşabilir.

Aşkın yarasını silemez.

Ama yeniden sevebilir.

Kaybı ortadan kaldıramaz.

Ama kaybını bilerek yönünü bulabilir.

Dili bütünüyle geri getiremez.

Ama kendi sesini yeniden kurabilir.

Ölümü yenemez.

Ama nasıl yaşayacağına karar verebilir.

Çağan'ın şiirindeki direnç tam burada ortaya çıkar. Bu, yüksek sesli bir kahramanlık değildir. Daha sessiz, daha zor ve daha insani bir dirençtir: insanın kendi kırılmışlığına rağmen kendisinden vazgeçmemesi.

Bu yüzden “kalp su alan bir sandaldır” dizesinin gücü, yalnızca kalbin kırılganlığını anlatmasından gelmez. Sandalın hâlâ sandal oluşundan, hâlâ suyun üzerinde bulunmasından gelir. Görkemini kaybetmeden su almaktadır.

Kenan Çağan'ın şiiri de böyledir.

Dünyanın bütün yükünü çözmez.

Hayatın bütün sorularını cevaplamaz.

İnsanı yarasız bırakmaz.

Fakat yarasıyla yürüyebileceği bir dil kurar.

Ve şiirin en sahici hareketi sonunda yine aynı yere varır:

“karşılaşalım derim yeni baştan: kimseyi almadan araya”

Çünkü Çağan'ın şiirinde son söz yalnızca kaybın değildir.

Karşılaşma ihtimali, kaybın içinden geçerek yeniden ortaya çıkar.

İnsan aldanmıştır.

Anlamıştır.

Yaralanmıştır.

Hatırlamıştır.

Unutmak istemiştir.

Susmuştur.

Konuşmuştur.

Âşık olmuştur.

Korkmuştur.

İnanmıştır.

Ve bütün bunların ardından hâlâ yeniden demektedir.

Kenan Çağan'ın şiirinin asıl hareketi burada başlar:

**Yara kapanmadan yol devam eder.**

Kategori: Deneme
Etiketler: ChatGPT Biyografi