Denizleri dökülmesin diye, kimim atlasların duvara asılmadığı doğrudur.
Ama sanmıyorum doğru olsun, ağaçların soğuk kış günlerinde, kabuklarının altına pazen giydikleri…
***
Ben de bilmiyorum önümüzdeki şubatın yirmi sekiz mi yirmi dokuz mu çekeceğini… Yirmi dokuz çekecekse, bana da haber ver. Unutmayalım o gün, dört yılda bir doğum günü olan dostumuza, küçük bir hediye göndermeyi.
***
Bana sorup durduğun o iki dizeyi buldum sonunda. Karaşın bir şairmiş, o iki dizenin sahibi:
“Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır/Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek”
Unutmadan, bu iki dizeyi defterine yaz istersen. İstersen ezberine yaz. İstersen unut. Nasılsa daha çok okuyacağız orta ikiden terk çocuklar şairini…
***
Ama mesela şeyi unutma… Neyi unutma biliyor musun, pencereden sokağına bakmayı… Sabahları kalktığında ve o güzelim akşamüstleri…
***
İyi oldu artık mektup yazmayacağını söylemen. Mektup beklemek, bilsen öylesine zor ve öyle güzel ki…
***
Geçenlerde yaşadığım bir şey, şunu öğretti bana: İstese de çok uzağına gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse, içindeki bir istasyona varıyor sonunda. Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor; hangi denize açılsa, yine kendi kıyılarında buluyor kendini…
***
Önüne açacağım her ‘yıldızlı atlas’ta; ama büyük; ama küçük bir deniz olacak mutlaka…
Onları duvara asmamaya çalış n’olur, yere dökülmesin denizleri…
Anlat, kanatlarındaki sarı benekleri geceleyin ay mı bıraktı?
Yağmur yağınca ağırlaşır mı kanatların?
Yokuşta uçarken yorulur musun?
..
Helikopter böceğinin uçamayan böcekleri sırtında taşıdığı doğru mu?
Uçmak mı güzel konmak mı?
Nereye çıkar salyangozların açtıkları gümüşten yollar?
Alçacıktan uçunca kuşlar, sen de heyecanlanır mısın?
…
Parmağıma konan kelebek, n’olur biraz daha kal!
Yıldızlı Atlas/Burhan Eren