Cem’in Ardından Semih Gümüş
28 Ekim 2026
Haberi aldıktan sonra sürekli Cem’i düşündüm. Onu kaybetmek gerçekten çok acı. Çünkü onun bende bir yeri vardı. Bundan onlarca yıl önce birileri yüzünden uzak kalmıştık, sonra yeniden yakınlaştık. Ve Cem sevdiğim bir arkadaşım oldu. O da ben de ortalarda pek görünmediğimiz için yazışarak haberleştik, bazen fikir alışverişi, bazen dertler, çokça da edebiyatla ve yayıncılıkla ilgili sorunlar.
Benden uzak romanlar, metinler yazıyordu. Ama onların bizim edebiyatımız içinde çok kendine özgü yerleri olduğunu, onları ondan başka pek kimselerin de yazmayacağını biliyordum, değerliydi.
Editörlük ve yayıncılık sorunları üstüne en çok düşünenlerimizdendi. Düşündüklerini hep yazarak paylaştı. Onun sefinsalatasi.blogspot.com’da yazdıklarını keşke her editör, her yayıncı okusa. Onunla Notos’un 88. sayısında bir söyleşi yapmıştım, orada söyledikleri de önemliydi.
Beş yıldır kanserle uğraşıyor. Kendi içinde, sızlanmadan, dışavurmadan, sessizce. İnsan öyle zamanlarda onun gibi olmalı.
Ve oğlundan hemen sonra, beklemeden, oğlunun acısına dayanamadan gitti.
Cem artık bu hayatta yok. Onun gibi düşünen birisinin yokluğuyla edebiyat ve yayıncılık dünyamız bir eksilmedi, çok eksildi.
Daha çok yeni, on iki gün önce Afiş dergimiz için onunla bir söyleşi yapacaktık, soruları göndermiştim, aynı gün yanıt vermişti, artık şu satırları, adeta son sözlerini saklayacağım:
“Okurken içimi büyük bir sıkıntı kapladı, belki iki gündür çektiğim ağrı yüzünden, belki de gerçekten motivasyonumu yitirdiğim için. Senin suçun değil hiçbir şekilde, ne olur yanlış anlama. İnsan bazen bıkıyor işte –postmodernden de, modernden de, türkünden de yabancısından da. Yılda 4-5 iyi kitap çıktığı sürece bence endişelenecek bir durum yok – daha doğrusu bütün dünya aynı durumda olduğu için ekstradan üzülmeye gerek yok. Ruhundan tırnağına bu kadar uzun süredir bu kadar sert bir cenderede tutulan bir halk ve onun sanatçıları ne yapsın. Senin söylediklerini belki. ‘Benden bu kadar’ noktasına geldiğimi hissediyorum, o da pek birşey değildi herhalde.”
Sonra da, “Bana arada yaz, habersiz bırakma!” diye bitirmişti.
Çok ama çok üzgünüm.