Ben sadece, adam gibi özlemek istiyorum

Ben sadece, adam gibi özlemek istiyorum !

                                                                “Teknolojik sabotajlara kurban gidiyor hasretlerimiz..”

Kehanet değil bu.. Eğer, insan aklı ve merakı ,bu kadar hızla ilerlemeye devam ederse, korkarım gün gelecek, özlemek denen o harika duygu, sözlüklerde nostaljik bir kelime olarak yerini alacak..

Belki ben de o gün, -tabii hâlâ şiir yazmakta direniyorsam- A.Haşim’in; ” Melâli anlamayan nesle aşina değiliz” demesi gibi, “yabancısıyız, özlemeyi bilmeyenlerin” diyebilirim..

Geri kafalı (ki bu ne demek, bunu bilemedi benim zavallı aklım ), biri değilim.. Yaşamı kolaylaştıran, bütün gelişmeler başım gözüm üstüne.. Ama yine de..
Yine de itiraf ediyorum işte :
Ben, adam gibi özlemek istiyorum..

Hani O, sevgilinin sesini duyamadığı için, geceleri yatağına sığamayanlardan olmak mesela..
Ya da yüzünü görmek için, kilometrelerce öteden koşup gelenlerden ..
Titrek el yazısıyla yazılmış, iki satırlık mektubu, defalarca koklayıp, koynunda taşıyanlardan..

Efendim?
Çok mu alaturka ?
Eyvallah ! Ama, saygı duyun olur mu? Bu da benim isteğim..

Film :
Sahne 1.
Kadın, başka bir şehirde yaşayan Adamı özlemektedir.. Telefonun ekranı, karanlıkta gözü alan bir ışıkla, yanıp sönmeye başlar.. İşte ordadır.. Oracıkta.. Yanı başında.. Kulağının dibindedir Adam..Adamın sesi..

Sahne 2.
Yüz yirmi beş taksitle, herşeye rağmen edinilmiş, teknolojı harikası telefonunu eline alır Kadın..( ki ona telefon demek hakaret olur artık..)Adamı arar..
Aman Allahım ! Adamda da aynı mucizevi şeyden olmasın mı !!!
3G, 5H,6X,Y,Z,T,…, gibi özellikler sayesinde; Adam, bırakın kulağının dibinde olmayı, çoktan burnunun dibine gelmiştir…

PC başında açılabilen kameraları, saymıyorum bile..
Posta güvercini faslı çoktan kapandı,onu da biliyorum..

Özledin mi ?
Yaz ordan bir elektronik ileti, bas gönder tuşuna … Bu kadar işte..

Yandı, bitti, kül oldu !!!

Hasret ne yada düşer Usta?
Vuslat ne yana ?

Yok artık öyle, insanın mecalini kesecek kadar özlemek..

Şimdi bunun neresi kötü diyeceksiniz?
Hiç bir yanı belki..
Belki de her yanı..

“Açlık” diyorum önce….
Sonra, insan beynindeki milyarlarca hücrenin, yemek yediği anda, o yemegi, enerjiye dönüştürme telaşından başka bir şeyle meşgul olmadığını düşünüyorum..
Ve aç kalmanın, sanılanın tersine, insan beyni için aslında ne büyük bir nimet olduğunu.. ( Bu arada ,açlıktan kastımın, mideyi tam olarak doldurmamak olduğunun altını çizeyim.. Ne olur, ne olmaz..)

Ne alâka mı?
Sizce?
Beş duyumuzun ikisi, alabildiğine tok..
Ne kaldı geriye ?
Üçtane daha..
Işınlama makinasını da buldukları an, hapı yuttuğumuzun resmidir..

Oysa ben, sadece terk etmiş, kavuşulamamış, ya da platonik bir sevgiliyi değil, sevdiğim ve beni seven Adamı da özlemek istiyorum, doya doya..

Kulaklarımda sesinin yankısı ile, sarhoş olmak..
İç çekmek..Oturup, mektuplar yazmak..
El yazısının üzerinde, saatlerce parmaklarımı dolaştırmak..
Yüzünü odamın tavanına gözlerimle çizmek istiyorum..

Özlemeye dair ne varsa, dibine kadar yaşamak istiyorum..

Sevgili!
Unuttuklarımı hatırlat bana!
Özlemeyi öğret !
Öğret ki, karşımda otururken, bir anlık kırptığımda gözlerimi, kirpiklerim bir birinden Aşkla ayrılsın.. Seni karşımda göreyim..
Sonra, bakıp gözünün taa içine;” biliyor musun ,az önce seni o kadar çok özledim ki” diyeyim..

Üryan Cümleler

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.